Mümin 85 Ayet Mekke · غافر
40

Mümin

Bağışlayan · Mekke
40
Bağışlayan · Mekke
غافر
85
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
حٰمٓۜ ١
Hâ mîm.
Hâ, Mîm.— İ. Yakıt
40:1
2
تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِۙ ٢
Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil alîm(alîmi).
Bu Kitab’ın indirilişi Azîz ve Alîm olan Allah tarafındandır.— İ. Yakıt
40:2
3
غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَد۪يدِ الْعِقَابِ ذِي الطَّوْلِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ اِلَيْهِ الْمَص۪يرُ ٣
Gâfiriz zenbi ve kâbilit tevbi şedîdil ikâbi zît tavl(tavli), lâ ilâhe illâ hûve, ileyhil masîr(masîru).
(O) Günahları bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı şiddetli ve lütuf sahibi/kudret sahibi [zu’t-tavl] olandır. O’ndan başka tanrı yoktur. Dönüş/varış ancak O’nadır.— İ. Yakıt
40:3
4
مَا يُجَادِلُ ف۪ٓي اٰيَاتِ اللّٰهِ اِلَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَلَا يَغْرُرْكَ تَقَلُّبُهُمْ فِي الْبِلَادِ ٤
Mâ yucâdilu fî âyâtillâhi illellezîne keferû fe lâ yagrurke tekallubuhum fîl bilâd(bilâdi).
Allah’ın ayetleri hakkında inkâr edenlerden başkası mücadeleye/tartışmaya girişmez.¹ Onların beldeleri (rahat rahat) dolaşmaları sakın seni aldatmasın.² 1 Krş. Hac, 22/3, 8; Lokmân, 31/20; Mü’min, 40/35, 55, 69; Şûrâ, 42/35 2 Krş. Âl-i İmrân, 3/196— İ. Yakıt
40:4
5
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَالْاَحْزَابُ مِنْ بَعْدِهِمْۖ وَهَمَّتْ كُلُّ اُمَّةٍ بِرَسُولِهِمْ لِيَأْخُذُوهُ وَجَادَلُوا بِالْبَاطِلِ لِيُدْحِضُوا بِهِ الْحَقَّ فَاَخَذْتُهُمْ۠ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ ٥
Kezzebet kablehum kavmu nûhın vel ahzâbu min ba’dıhım ve hemmet kullu ummetin bi resûlihim li ye’huzûhu ve câdelû bil bâtılı li yudhıdû bihil hakka fe ehaztuhum, fe keyfe kâne ıkâb(ıkâbi).
Onlardan önce Nûh kavmi ve onlardan sonra gelen gruplar [ahzâb] da yalanlamışlardı. Her ümmet kendi elçilerini yakalayıp öldürmeye kastetmiş ve hakkı batılla yok etmek için mücadele vermişlerdi. Bu yüzden onları yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış (gördüler).— İ. Yakıt
40:5
6
وَكَذٰلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّهُمْ اَصْحَابُ النَّارِۢ ٦
Ve kezâlike hakkat kelimetu rabbike alellezîne keferû ennehum ashâbun nâr(nâri).
Rabbinin inkâr edenler hakkındaki, “Muhakkak ki onlar ateş ehlidirler” sözü böylece gerçekleşmiş oldu.³ 3 Krş. Yûnus, 10/33; Yâsin, 36/7; Zümer, 39/71— İ. Yakıt
40:6
7
اَلَّذ۪ينَ يَحْمِلُونَ الْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِه۪ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚ رَبَّـنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَيْءٍ رَحْمَةً وَعِلْماً فَاغْفِرْ لِلَّذ۪ينَ تَابُوا وَاتَّبَعُوا سَب۪يلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ الْجَح۪يمِ ٧
Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke vekıhim azâbel cahîm(cahîmi).
Arş’ı taşıyanlar⁴ ve çevresinde bulunanlar Rablerini övgüyle/hamdle tesbih ederler. O’na inanırlar ve inananlar için de “Ey Rabbimiz! Sen’in rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır, tevbe edip yolundan gidenleri bağışla ve onları cehennemin [cahîm] azabından koru” diyerek bağışlanma dilerler. 4 Krş. Hâkka, 69/17— İ. Yakıt
40:7
8
رَبَّنَا وَاَدْخِلْهُمْ جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدْتَهُمْ وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۚ ٨
Rabbenâ ve edhilhum cennâti adninilletî vaadtehum ve men salaha min âbâihim ve ezvâcihim ve zurriyyâtihim inneke entel azîzul hakîm(hakîmu).
“Rabbimiz! Onları da onların babalarından/atalarından, eşlerinden ve soylarından iyi ve yararlı [salaha] olanları cennetlerine dâhil eyle! Muhakkak ki Sen Azîz’sin, Hakîm’sin.”— İ. Yakıt
40:8
9
وَقِهِمُ السَّيِّـَٔاتِۜ وَمَنْ تَقِ السَّيِّـَٔاتِ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمْتَهُۜ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ۟ ٩
Vekıhimus seyyiât(seyyiâti), ve men tekıs seyyiâti yevme izin fe kad rahimteh(rahimtehu) ve zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).
“Kötülüklerden onları koru. O gün sen kimi kötülüklerden korursan, ona gerçekten rahmet etmiş olursun. İşte büyük kurtuluş budur.”— İ. Yakıt
40:9
10
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُنَادَوْنَ لَمَقْتُ اللّٰهِ اَكْبَرُ مِنْ مَقْتِكُمْ اَنْفُسَكُمْ اِذْ تُدْعَوْنَ اِلَى الْا۪يمَانِ فَتَكْفُرُونَ ٠١
İnnellezîne keferû yunâdevne le maktullâhi ekberu min maktikum enfusekum iz tud’avne ilel îmâni fe tekfurûn(tekfurûne).
İnkâr edenlere şöyle seslenilir: “Muhakkak ki Allah’ın öfkesi [maktu], sizin kendinize olan öfkenizden daha büyüktür.⁵ Çünkü siz imana çağrılıyordunuz (ama hep) inkâr ediyordunuz.” 5 Krş. Ahzâb, 33/67; Nebe, 78/40— İ. Yakıt
40:10
11
قَالُوا رَبَّنَٓا اَمَتَّنَا اثْنَتَيْنِ وَاَحْيَيْتَنَا اثْنَتَيْنِ فَاعْتَرَفْنَا بِذُنُوبِنَا فَهَلْ اِلٰى خُرُوجٍ مِنْ سَب۪يلٍ ١١
Kâlû rabbenâ emettenesneteyni ve ahyeytenesneteyni fa’terefnâ bi zunûbinâ fe hel ilâ hurûcin min sebîl(sebîlin).
Onlar da, “Rabbimiz bizi iki kez öldürdün, iki kez de dirilttin/hayat verdin.⁶ Biz de günahlarımızı kabul ettik/ itiraf ettik.⁷ Artık çıkış için bir yol var mı?” (diye sorarlar). 6 Ayette geçen “iki kez öldürme, iki kez diriltme” ifadesi, bazılarının iddia ettiği gibi, tenasüh veya reenkarnasyona delil teşkil etmez. Tefsirlere göre; insanoğlu iki kez ölür, iki kez dirilir; Ana karnında ölüdür, dünyaya gelince diridir. Dünya hayatı sonlandığı zaman tekrar ölür, ahirette tekrar dirilir. Buradaki ana karnında ölüdür ifadesi onun biyolojik olarak ölü olduğu değil, metafizik olarak ölü olduğu anlamındadır. Krş. Bakara, 2/28; Tâhâ, 20/55 7 Krş. Mülk, 67/10-11— İ. Yakıt
40:11
12
ذٰلِكُمْ بِاَنَّـهُٓ اِذَا دُعِيَ اللّٰهُ وَحْدَهُ كَفَرْتُمْۚ وَاِنْ يُشْرَكْ بِه۪ تُؤْمِنُواۜ فَالْحُكْمُ لِلّٰهِ الْعَلِيِّ الْكَب۪يرِ ٢١
Zâlikum bi ennehû izâ duiyallâhu vahdehu kefertum, ve in yuşrek bihî tu’minû, fel hukmu lillâhil aliyyil kebîr(kebîri).
(Onlara denilecek ki) Bütün bunlar, bir tek olan Allah’a çağrıldığınız zaman, inkâr etmeniz ve O’na ortak koşulunca da (onlara) inanmanız sebebiyledir. Artık Hüküm, Aliy ve Kebîr olan Allah’a aittir.— İ. Yakıt
40:12
13
هُوَ الَّذ۪ي يُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ وَيُنَزِّلُ لَكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ رِزْقاًۜ وَمَا يَتَذَكَّرُ اِلَّا مَنْ يُن۪يبُ ٣١
Huvellezî yurîkum âyâtihî ve yunezzilu lekum mines semâi rızkâ(rızkan), ve mâ yetezekkeru illâ men yunîb(yunîbu).
O size ayetleri gösteren ve sizin için gökten rızık indirendir. O’na yönelen kimseden başkası düşünüp öğüt almaz.— İ. Yakıt
40:13
14
فَادْعُوا اللّٰهَ مُخْلِص۪ينَ لَهُ الدّ۪ينَ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ ٤١
Fed’ûllâhe muhlisîne lehud dîne ve lev kerihel kâfirûn(kâfirûne).
O hâlde inkâr edenler hoşlanmasa da siz dini Allah’a has kılarak [muhlisîn] O’na kulluk ediniz.— İ. Yakıt
40:14
15
رَف۪يعُ الدَّرَجَاتِ ذُوالْعَرْشِۚ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِۙ ٥١
Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı).
Dereceleri yükselten⁸, Arş’ın sahibi olan Allah, kavuşma/ kıyamet [telâk] günü konusunda uyarmak için, kullarından dilediğine buyruğuyla vahyi [ruh]⁹ indirir [yulki]. 8 Âl-i İmrân, 3/163; Nisâ, 4/96; En’âm, 6/83, 165; Enfâl, 8/4; Yûsuf,12/76; İsrâ, 17/21; Tâhâ, 20/75; Zuhruf, 43/32; Ahkâf, 46/19; Mücâdele,58/11 9 Burada “ruh” kelimesi “vahiy” anlamında kullanılmıştır. Başka ayetlerde kullanıldığı da vakidir. Bkz. Şûrâ, 42/52— İ. Yakıt
40:15
16
يَوْمَ هُمْ بَارِزُونَۚ لَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْهُمْ شَيْءٌۜ لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَۜ لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ ٦١
Yevme hum bârizûn(bârizûne) lâ yahfâ alâllâhi min hum şey’un, li menil mulkul yevm(yevme), lillâhil vâhidil kahhâr(kahhâri).
O gün onlar ortaya çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. Bugün hükümranlık/mülk kimindir? Vâhid ve Kahhâr olan Allah’ındır.— İ. Yakıt
40:16
17
اَلْيَوْمَ تُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْۜ لَا ظُلْمَ الْيَوْمَۜ اِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ٧١
El yevme tuczâ kullu nefsin bimâ kesebet, lâ zulmel yevm(yevme), innallâhe serîul hisâb(hisâbi).
Bugün, herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün zulüm/haksızlık yoktur. Muhakkak ki Allah hesabı çabuk görendir.— İ. Yakıt
40:17
18
وَاَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْاٰزِفَةِ اِذِ الْقُلُوبُ لَدَى الْحَنَاجِرِ كَاظِم۪ينَۜ مَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ حَم۪يمٍ وَلَا شَف۪يعٍ يُطَاعُۜ ٨١
Ve enzirhum yevmel âzifeti izil kulûbu ledel hanâciri kâzımîn(kâzımîne), mâ liz zâlimîne min hamîmin ve lâ şefîin yutâu.
(Ey Peygamber!) Yaklaşan gün [yevme’l-âzife] konusunda onları uyar. O gün yürekler ağızlara gelir, yutkunur dururlar. Zalimler için artık ne bir dost bulunur ne de sözü dinlenir bir şefaatçi.— İ. Yakıt
40:18
19
يَعْلَمُ خَٓائِنَةَ الْاَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ ٩١
Ya’lemu hâinetel a’yuni ve mâ tuhfîs sudûr(sudûru).
Allah gözlerin hain bakışlarını¹⁰ da bilir, göğüslerin [sudûr] gizlediğini de¹¹. 10 Gözlerin hain bakışlarından; kin, nefret gibi düşmanlık ve art niyet içeren her türlü bakış kastedilmektedir. 11 Allah’ın kalplerde olanları bildiğini ifade eden ayetler: Krş. Âl-i İmrân, 3/29, 119, 154; Mâide, 5/7; Enfâl, 8/43; Hûd, 11/5; Lokmân, 31/23; Fâtır, 35/38; Zümer, 39/7; Şûrâ, 42/24; Hadîd, 57/6; Teğâbun, 64/4; Mülk, 67/13.— İ. Yakıt
40:19
20
وَاللّٰهُ يَقْض۪ي بِالْحَقِّۜ وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَقْضُونَ بِشَيْءٍۜ اِنَّ اللّٰهَ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ۟ ٠٢
Vallâhu yakdî bil hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yakdûne bi şey’in, innallâhe huves semîul basîr(basîru).
Allah hak/adalet ile hükmeder. O’ndan başka çağırdıkları/taptıkları¹² ise hiçbir şeye hükmedemezler. Muhakkak ki Allah, Semî’dir, Basîr’dir. 12 Ayet burada sadece “ellezine” zamiri kullanıyor. Bu zamir Arapçada canlı ve akıl sahipleri için kullanılır. O zaman Allah’tan başka yardıma çağırdıkları, dua ettikleri, aracı yaptıkları hatta tapındıkları ifadesiyle melekleri, velileri, azizleri, şeyh ve şıhları vb kastediliyor anlamındadır.— İ. Yakıt
40:20
21
اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ كَانُوا مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُوا هُمْ اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاٰثَاراً فِي الْاَرْضِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ وَاقٍ ١٢
E ve lem yesîrû fîl ardı fe yenzurû keyfe kâne âkibetullezîne kânû min kablihim, kânû hum eşedde min hum kuvveten ve âsâran fîl ardı fe ehazehumullâhu bi zunûbihim ve mâ kâne lehum minallâhi min vâk(vâkın).
Onlar yeryüzünde gezip dolaşarak, kendilerinden önce gelip geçenlerin sonlarının nasıl olduğuna bakmıyorlar mı? Onlar kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki bıraktığı eserler bakımından daha üstün idiler. Allah onları günahları yüzünden yakaladı. Onları Allah’ın azabından bir koruyan olmadı.— İ. Yakıt
40:21
22
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانَتْ تَأْت۪يهِمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَكَفَرُوا فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُۜ اِنَّهُ قَوِيٌّ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ٢٢
Zâlike bi ennehum kânet te’tîhim rusuluhum bil beyyinâti fe keferû fe ehazehumullâh(ehazehumullâhu), innehu kaviyyun şedîdul ikâb(ikâbi).
Bu, kendilerine apaçık delillerle gelen elçilerini inkâr etmelerindendi. Bu yüzden Allah onları yakaladı. Muhakkak ki O, çok güçlüdür ve azabı şiddetli olandır.— İ. Yakıt
40:22
23
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُب۪ينٍۙ ٣٢
Ve lekad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ ve sultânin mubîn(mubînin).
Andolsun Biz Musa’yı mucizelerimizle [âyât] ve apaçık bir delil [sultân] ile gönderdik;¹³ 13 Krş. A’râf, 7/103— İ. Yakıt
40:23
24
اِلٰى فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَقَارُونَ فَقَالُوا سَاحِرٌ كَذَّابٌ ٤٢
İlâ fir’avne ve hâmâne ve kârûne fe kâlû sâhirun kezzâb(kezzâbun).
Firavun’a, Hâmân’a ve Karun’a¹⁴. Onlar ise (Musa’ya); “Çok yalancı bir sihirbaz”¹⁵ dediler. 14 Krş. Kasas, 28/76. Bir önceki ayetle birlikte okunmalıdır. 15 Krş. A’râf, 7/109; Şuarâ, 26/34— İ. Yakıt
40:24
25
فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْحَقِّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُوا اقْتُلُٓوا اَبْنَٓاءَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَعَهُ وَاسْتَحْيُوا نِسَٓاءَهُمْۜ وَمَا كَيْدُ الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ ٥٢
Fe lemmâ câehum bil hakkı min indinâ kâlûktulû ebnâellezîne âmenû meahu vestahyû nisâehum, ve mâ keydul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).
Musa katımızdan onlara gerçeği/hakkı getirince, “Kendisiyle birlikte inananların oğullarını öldürünüz, kadınlarını sağ bırakınız”¹⁶ dediler. Oysa inkâr edenlerin tuzağı/ planı sapıklıktan başka bir şey değildir. 16 Krş. Bakara, 2/49; A’râf, 7/127, 141; İbrâhim, 14/6; Kasas, 28/4— İ. Yakıt
40:25
26
وَقَالَ فِرْعَوْنُ ذَرُون۪ٓي اَقْتُلْ مُوسٰى وَلْيَدْعُ رَبَّهُۚ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اَنْ يُبَدِّلَ د۪ينَكُمْ اَوْ اَنْ يُظْهِرَ فِي الْاَرْضِ الْفَسَادَ ٦٢
Ve kâle fir’avnu zerûnî aktul mûsâ vel yed’u rabbeh(rabbehu), innî ehâfu en yubeddile dînekum ev en yuzhire fîl ardıl fesâd(fesâde).
(Firavun) “Bırakın beni! Musa’yı öldüreyim de o Rabbini çağırsın bakalım. Çünkü ben onun sizin dininizi değiştirmesinden yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum” dedi.— İ. Yakıt
40:26
27
وَقَالَ مُوسٰٓى اِنّ۪ي عُذْتُ بِرَبّ۪ي وَرَبِّكُمْ مِنْ كُلِّ مُتَكَبِّرٍ لَا يُؤْمِنُ بِيَوْمِ الْحِسَابِ۟ ٧٢
Ve kâle mûsâ innî uztu bi rabbî ve rabbikum min kulli mutekebbirin lâ yû’minu bi yevmil hisâb(hisâbi).
(Musa da) “Ben hesap gününe inanmayan bir kibirliden, benim de Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığınırım” dedi.— İ. Yakıt
40:27
28
وَقَالَ رَجُلٌ مُؤْمِنٌۗ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَكْتُمُ ا۪يمَانَهُٓ اَتَقْتُلُونَ رَجُلاً اَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللّٰهُ وَقَدْ جَٓاءَكُمْ بِالْبَيِّنَاتِ مِنْ رَبِّكُمْۜ وَاِنْ يَكُ كَاذِباً فَعَلَيْهِ كَذِبُهُۚ وَاِنْ يَكُ صَادِقاً يُصِبْكُمْ بَعْضُ الَّذ۪ي يَعِدُكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ مُسْرِفٌ كَذَّابٌ ٨٢
Ve kâle raculun mû’minun min âli fir’avne yektumu îmânehû e taktulûne raculen en yekûle rabbiyallâhu ve kad câekum bil beyyinâti min rabbikum, ve in yeku kâziben fe aleyhi kezibuh(kezibuhu), ve in yeku sâdikan yusibkum ba’dullezî yeidukum, innallâhe lâ yehdî men huve musrifun kezzâb(kezzâbun).
Firavun ailesinden, imanını gizlemekte olan bir adam şöyle dedi: “Rabbim Allah’tır diyor diye bir adamı öldürecek misiniz? Hâlbuki o, size Rabbinizden apaçık belgeler/deliller [beyyinât] getirmiştir. Eğer yalan söylüyorsa, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, size vaat ettiklerinin bir kısmı başınıza gelir.¹⁷ Muhakkak ki Allah aşırı giden [musrif] ve çok yalan söyleyen kimseyi doğru yola iletmez.”¹⁸ 17 Peygamberlerin vaat ettiklerinin hepsi gerçekleşir. Hâlbuki burada “bir kısmı” deniyor. Zamahşerî’ye göre bu, Firavun ve adamlarını tamamen kızdırmamak içindir. Maturidî, öldürülmekten korktuğu için imanını gizleyen bu adam, Hz. Musa’nın da öldürüleceğini duyunca, bir peygamberi ölümden kurtarmak için kendi can korkusunu hiçe saymıştır demektedir. Buhari’nin anlattığına göre, Resulullah Kâbe’de namaz kılarken, müşriklerden Ukbe bin Ebu Muayt gelir ve hırkasıyla boynuna dolar ve şiddetle sıkar. Hemen Hz. Ebu Bekir görür ve Ukbe’yi omuzlarından kuvvetle çeker ve geriye iter sonra da “Rabbim Allah dediği için onu öldürecek misiniz? Oysa o size Rabbinizden ayetler getirmiştir” ayetini okur. İşte bu ayet de o zamanlar nazil olmuştur. (Buhari, Fezâilu’l-Ashâbı’n-Nebi, 5) 18 Hz. Peygamber, “Cihadın en faziletlisi, zalim sultanın karşısında hakkı ve adaleti söylemektir” buyurmuştur. (Ebu Davud, Melâhim, 17; Tirmizî, Fiten, 13).— İ. Yakıt
40:28
29
يَا قَوْمِ لَكُمُ الْمُلْكُ الْيَوْمَ ظَاهِر۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ فَمَنْ يَنْصُرُنَا مِنْ بَأْسِ اللّٰهِ اِنْ جَٓاءَنَاۜ قَالَ فِرْعَوْنُ مَٓا اُر۪يكُمْ اِلَّا مَٓا اَرٰى وَمَٓا اَهْد۪يكُمْ اِلَّا سَب۪يلَ الرَّشَادِ ٩٢
Yâ kavmi lekumul mulkul yevme zâhirîne fîl ardı fe men yensurunâ min be’sillâhi in câenâ, kâle fir’avnu mâ urîkum illâ mâ erâ ve mâ ehdîkum illâ sebîler reşâd(reşâdi).
“Ey kavmim! Bugün yeryüzünde (üstünlüğü) görünen kişiler olarak hükümranlık sizindir. Eğer (başımıza) gelirse Allah’ın azabına karşı bize kim yardım eder?” Firavun da dedi ki: “Ben size kendi görüşümden başka bir şey söylemiyorum ve sizi doğru yoldan [reşâd] başka bir yola da sevk etmiyorum.”¹⁹ 19 Hz. Peygamber bir hadislerinde şöyle demiştir: “Cenâb-ı Hakk’ın yönetici yaptığı bir kimse, yönettiği insanları aldatarak öldürürse, Allah Teâlâ ona cennet yüzü göstermez.” (Buhari, Ahkâm, 8; Müslim, İman, 227-228).— İ. Yakıt
40:29
30
وَقَالَ الَّـذ۪ٓي اٰمَنَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ مِثْلَ يَوْمِ الْاَحْزَابِۙ ٠٣
Ve kâlellezî âmene yâ kavmi innî ehâfu aleykum misle yevmil ahzâb(ahzâbi).
O inanan kişi de şöyle dedi: “Ey kavmim! Muhakkak ki ben sizin hakkınızda o halkların/toplulukların [ahzâb] (başlarına gelen azap) gününün benzerinden korkuyorum.— İ. Yakıt
40:30
Yükleniyor...
Mümin
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle