Sebe 54 Ayet Mekke · سبإ
34

Sebe

Sebe · Mekke
34
Sebe · Mekke
سبإ
54
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي الْاٰخِرَةِۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ ١
El hamdu lillâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı ve lehul hamdu fîl âhireh(âhireti), ve huvel hakîmul habîr(habîru).
Bütün övgüler/hamd, göklerde ve yerdeki her şey kendisinin olan Allah’a mahsustur. Ahirette de bütün övgüler/hamd O’na mahsustur. Zira O, Hakîm’dir¹, Habîr’dir. 1 Krş. Hadîd, 57/4— İ. Yakıt
34:1
2
يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا يَعْرُجُ ف۪يهَاۜ وَهُوَ الرَّح۪يمُ الْغَفُورُ ٢
Ya’lemu mâ yelicu fîl ardı ve mâ yahrucu minhâ ve mâ yenzilu mines semâi ve mâ yarucu fîhâ, ve huver rahîmul gafûr(gafûru).
O, yerin içine gireni ve oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Zira O, Rahîm’dir, Gafûr’dur.— İ. Yakıt
34:2
3
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَأْت۪ينَا السَّاعَةُۜ قُلْ بَلٰى وَرَبّ۪ي لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِۚ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَلَٓا اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرُ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍۙ ٣
Ve kâlellezîne keferû lâ te’tînes sâah(sâatu), kul belâ ve rabbî le te’tiyennekum âlimil gayb(gaybi), lâ ya’zubu anhu miskâlu zerretin fîs semâvâti ve lâ fîl ardı ve lâ asgaru min zâlike ve lâ ekberu illâ fî kitâbin mubîn(mubînin).
İnkâr edenler, “Kıyamet [es-sâ’at] bize gelmeyecektir” dediler. De ki: “Bilakis, algılanamayan gerçeği [ğayb] bilen Rabbime andolsun ki, o mutlaka size gelecektir?” Göklerde ve yerde zerre kadar bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve büyük bir şey yoktur ki, hepsi apaçık bir kitapta olmasın.² 2 Krş. Âl-i İmrân, 3/5; En’âm, 6/59; Yûnus, 10/61— İ. Yakıt
34:3
4
لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ ٤
Li yecziyellezîne âmenû ve amilûs sâlihât(sâlihâti), ulâike lehum magfiretun ve rızkun kerîm(kerîmun).
O, böylece, inanıp iyi ve yararlı işler [sâlihât] yapanları mükâfatlandırır. İşte onlar için bir bağışlanma ve bolca [kerîm] bir rızık vardır.— İ. Yakıt
34:4
5
وَالَّذ۪ينَ سَعَوْ ف۪ٓي اٰيَاتِنَا مُعَاجِز۪ينَ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ اَل۪يمٌۗ ٥
Vellezîne seav fî âyâtinâ muâcizîne ulâike lehum azâbun min riczin elîm(elîmun).
Ayetlerimizi geçersiz/âciz kılmak için koşuşturanlara gelince, işte onlar için iğrenç [ricz] can yakıcı bir azap vardır.— İ. Yakıt
34:5
6
وَيَرَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ الَّـذ۪ٓي اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ هُوَ الْحَقَّۙ وَيَهْد۪ٓي اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِ ٦
Ve yerellezîne ûtûl ılmellezî unzile ileyke min rabbike huvel hakka ve yehdî ilâ sırâtıl azîzil hamîd(hamîdi).
Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilenin gerçek/hak olduğunu ve Azîz ve Hamîd olan (Allah’ın) yoluna ilettiğini görürler.— İ. Yakıt
34:6
7
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا هَلْ نَدُلُّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ يُنَبِّئُكُمْ اِذَا مُزِّقْتُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍۙ اِنَّكُمْ لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۚ ٧
Ve kâlellezîne keferû hel nedullukum alâ raculin yunebbiukum izâ muzzıktum kulle mumezzekın innekum le fî halkın cedîd(cedîdin).
İnkâr edenler (birbirlerine), “Çürüyüp dağıldıktan sonra sizin mutlaka yeni bir yaratma içinde olacağınızı/dirileceğinizi, haber veren bir adamı size gösterelim mi?” derler.— İ. Yakıt
34:7
8
اَفْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً اَمْ بِه۪ جِنَّةٌۜ بَلِ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ فِي الْعَذَابِ وَالضَّلَالِ الْبَع۪يدِ ٨
Efterâ alâllahi keziben em bihî cinneh(cinnetun), belillezîne lâ yûminûne bil âhireti fîl azâbi ved dalâlil baîd(baîdi).
“O, Allah’a karşı yalan mı uyduruyor yoksa onda bir delilik mi var?” Bilakis ahirete inanmayanlar azapta ve derin bir sapıklık içindedirler.— İ. Yakıt
34:8
9
اَفَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ اِنْ نَشَأْ نَخْسِفْ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفاً مِنَ السَّمَٓاءِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِكُلِّ عَبْدٍ مُن۪يبٍ۟ ٩
E fe lem yerev ilâ mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum mines semâi vel ard(ardı), in neşe’nahsif bihimul arda ev nuskıt aleyhim kisefen mines semâ(semâi), inne fî zâlike le âyeten li kulli abdin munîb(munîbin).
Onlar, kendilerini önlerinden ve arkalarından (kuşatan) gökyüzünde ve yeryüzünde neler var görmüyorlar mı? Eğer dilersek onları yerin dibine geçiririz veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz/göğü başlarına yıkarız. Muhakkak ki bunda Allah’a yönelen her bir kul için ibret [âyet] vardır.— İ. Yakıt
34:9
10
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ مِنَّا فَضْلاًۜ يَا جِبَالُ اَوِّب۪ي مَعَهُ وَالطَّيْرَۚ وَاَلَنَّا لَهُ الْحَد۪يدَۙ ٠١
Ve lekad âteynâ dâvûde minnâ fadlâ(fadlen), yâ cibâlu evvibî meahu vet tayr(tayre), ve elennâ lehul hadîd(hadîde).
Andolsun, Biz Davud’a tarafımızdan bir üstünlük [fadl] verdik. “Ey dağlar ve kuşlar! (Davud) tesbih ettikçe siz de onu tekrarlayınız”³ (dedik). Demiri [hadîd]⁴ de onun için yumuşattık/eritmesini öğrettik.⁵ 3 Yani sizler de ona katılın ve onu yankılayın. Krş. Enbiyâ, 21/79; Sâd,38/18 4 Hadîd, demir anlamında olduğu gibi, keskin sert olan anlamı da vardır. 5 Buradaki “yumuşattık” sözü, Kur’an üslûbu açısından ele alındığında, “yumuşatma veya eritme bilgisini verdik” anlamındadır.— İ. Yakıt
34:10
11
اَنِ اعْمَلْ سَابِغَاتٍ وَقَدِّرْ فِي السَّرْدِ وَاعْمَلُوا صَالِحاًۜ اِنّ۪ي بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ١١
Enimel sâbigâtin ve kaddir fîs serdi va’melû sâlihâ(sâlihan), innî bimâ tamelûne basîr(basîrun).
Ona, “Rahat/geniş zırhlar yap, yapımında ölçü kullan, iyi ve yararlı iş [sâlih] yapınız. Çünkü Ben sizin ne yaptığınızı hakkıyla görüyorum”⁶ (dedik). 6 Krş. Enbiyâ, 21/79-82— İ. Yakıt
34:11
12
وَلِسُلَيْمٰنَ الرّ۪يحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌۚ وَاَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِۜ وَمِنَ الْجِنِّ مَنْ يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِاِذْنِ رَبِّه۪ۜ وَمَنْ يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ اَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ السَّع۪يرِ ٢١
Ve li suleymâner rîha guduvvuhâ şehrun ve revâhuhâ şehr(şehrun), ve eselnâ lehu aynel kıtr(kıtri), ve minel cinni men ya’melu beyne yedeyhi bi izni rabbih(rabbihî), ve men yezıg minhum an emrinâ nuzıkhu min azâbis saîr(saîri).
Süleyman’ın emrine de sabah gidişi bir ay, akşam gelişi de bir ay olan rüzgârı verdik⁷ ve onun için erimiş bakırı kaynağından sel gibi akıttık. Rabbinin izniyle cinlerden onun önünde çalışanlar da vardı. Onlardan kim emrimizden çıksa, biz ona çılgın alevli azabı tattırırdık. 7 Bu ayette anlatılmak istenen, Hz. Süleyman’ın halı üzerinde rüzgârla çok hızlı seyahat ettiği, bir aylık yolu bir anda katettiği değildir. Bu anlayış mitolojik bir anlayıştır. Hâlbuki ayette kastedilen, Hz. Süleyman’ın meşhur ticaret gemilerinden oluşan filosudur. Güçlü rüzgârlarla hiç ara vermeden uzun mesafeleri kısa sürede katettiğidir. Bir diğer ifadeyle, hayvan sırtında bir ayda gidilebilen mesafelere bu şekilde o bir günde gidebiliyordu demektir. Bu yoruma biz de katılıyoruz. Bu anlatımlar sembolik bir üslûp içerir.— İ. Yakıt
34:12
13
يَعْمَلُونَ لَهُ مَا يَشَٓاءُ مِنْ مَحَار۪يبَ وَتَمَاث۪يلَ وَجِفَانٍ كَالْجَوَابِ وَقُدُورٍ رَاسِيَاتٍۜ اِعْمَلُٓوا اٰلَ دَاوُ۫دَ شُكْراًۜ وَقَل۪يلٌ مِنْ عِبَادِيَ الشَّكُورُ ٣١
Ya’melûne lehu mâ yeşâu min mehârîbe ve temâsîle ve cifânin kel cevâbi ve kudûrin râsiyât(râsiyâtin), i’melû âle dâvûde şukrâ(şukren), ve kalîlun min ibâdiyeş şekûr(şekûru).
Onlar Süleyman’a mabetler [mehârib]⁸, heykeller, havuzlar kadar geniş leğenler/tekneler, sağlam/devasa kazanlardan ne/nasıl isterse yaparlardı. (Ey Davud ailesi!) Şükrediniz, kullarımdan şükredenler pek az. 8 “Meharib”, uğruna harp edilen demektir. Mabetler kastedilir. 12 ve 13. ayetlerin sembolik anlamlar içerdiğine dair bazı görüşler de vardır. Nitekim Ömer Rıza Doğrul’a göre Süleyman’ın dayandığı değnek onun saltanatıdır. Değneğini kemiren kurt da onun oğlunun beceriksizliği ve zayıf yönetimidir. Cinler de, Süleyman’ın buyruğu altında çalışan köleler veya yabancılardır. Süleyman’ın ölümünden sonra tahta geçen oğlu (Bu olay Tevrat’ta da geçer (I. Krallar, Bab/12-15). Tevrat’taki adı Rehoboam’dır. Ayrıca bkz. II. Tarihler, Bab 4/1-6), zevk ve sefahat içinde yaşadığından, onun saltanatını kemirdi, çürüttü. İsrailoğullarına boyun eğen kabileler birer birer dağıldı ve Süleyman’ın krallığı yıkıldı. (Bkz. Tanrı Buyruğu:2/679 dipnot).— İ. Yakıt
34:13
14
فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلٰى مَوْتِه۪ٓ اِلَّا دَٓابَّةُ الْاَرْضِ تَأْكُلُ مِنْسَاَتَهُۚ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ الْجِنُّ اَنْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا لَبِثُوا فِي الْعَذَابِ الْمُه۪ينِ ٤١
Fe lemmâ kadaynâ aleyhil mevte mâ dellehum alâ mevtihî illâ dâbbetul ardı te’kulu minseeteh(minseetehu), fe lemmâ harre tebeyyenetil cinnu en lev kânû ya’lemûnel gaybe mâ lebisû fîl azâbil muhîn(muhîni).
Nihayet Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü onlara ancak değneğini kemirmekte olan bir ağaç kurdu [dabbetu’l-arz] gösterdi.⁹ O yere yıkılınca cinler için şu gerçek ortaya çıktı: Eğer onlar algılanamayan gerçeği [ğayb] bilselerdi¹⁰ o alçaltıcı [muhîn] azap içinde kalmazlardı. 9 Süleyman’ın devlet yönetimindeki disiplini ve kuralları onun başarılı yönetiminin dayanağı idi. Ancak oğlu, babasının yolundan gitmeyerek bu kuralları ve disiplini bozdu. Böylece devlet içinden çürümeye başladı. Yani bir ağaç kurdu ile sembolize edilen bu çürümeyi zamanında göremediler. 10 Cinler gaybı bilmedikleri için, Süleyman’ın oğlunun ülkeyi nasıl yöneteceği ve onu yıkılışa götüreceğini de bilemediler. Çünkü onlar, sanatsal yapılar, dev eserler yapmakla meşguldüler. Buradan çıkaracağımız ders sanıyorum; sanatkârlık, mimarlık ve müteahhitlik vb ile uğraşanlar ve sadece bu anlayışa önem veren yönetimler, devletin içten çürüdüğünü, ahlaki zaaflarla ve zulümlerle yıkıldığını önceden göremiyorlar. Bayındırlık bir ülke için ne kadar önemli olsa da adalet, ehliyet, eğitim, ahlak ve ilim çok daha önemlidir.— İ. Yakıt
34:14
15
لَقَدْ كَانَ لِسَبَأٍ ف۪ي مَسْكَنِهِمْ اٰيَةٌۚ جَنَّتَانِ عَنْ يَم۪ينٍ وَشِمَالٍۜ كُلُوا مِنْ رِزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُۜ بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ ٥١
Lekad kâne li sebein fî meskenihim âyeh(âyetun), cennetâni an yemînin ve şimâl(şimâlin), kulû min rızkı rabbikum veşkurû leh(lehu), beldetun tayyibetun ve rabbun gafûr(gafûrun).
Andolsun, Sebe halkının oturduğu yerde ibret [âyet] vardır. Sağda ve solda iki bahçe vardı. (Onlara), “Rabbinizin rızkından yiyiniz ve O’na şükrediniz. Ne güzel/temiz bir belde ve ne çok bağışlayıcı bir Rab!” (dendi).— İ. Yakıt
34:15
16
فَاَعْرَضُوا فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ الْعَرِمِ وَبَدَّلْنَاهُمْ بِجَنَّتَيْهِمْ جَنَّتَيْنِ ذَوَاتَيْ اُكُلٍ خَمْطٍ وَاَثْلٍ وَشَيْءٍ مِنْ سِدْرٍ قَل۪يلٍ ٦١
Fe a’radû fe erselnâ aleyhim seylel arimi ve beddelnâ-hum bi cenneteyhim cenneteyni zevâtey ukulin hamtın ve eslin ve şeyin min sidrin kalîl(kalîlin).
Ne var ki onlar yüz çevirdiler/söz dinlemediler. Bunun üzerine Biz de onların üzerine Arim¹¹ selini gönderdik. Sonuçta onların iki bahçesini, acı meyveli çalı ve ılgınlarla kaplı ve biraz da sedir bulunan çorak iki bahçeye döndürdük. 11 Arim: Şiddetli yağmurlardan oluşan ve önündeki her seddi yıkan sele denir.— İ. Yakıt
34:16
17
ذٰلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِمَا كَفَرُواۜ وَهَلْ نُجَاز۪ٓي اِلَّا الْكَفُورَ ٧١
Zâlike cezeynâhum bimâ keferû, ve hel nucâzî illel kefûr(kefûra).
İşte Biz, nankörlük etmelerinden dolayı onları böyle cezalandırdık. Biz nankörlük yapanlardan başkasını cezalandırır mıyız?— İ. Yakıt
34:17
18
وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْقُرَى الَّت۪ي بَارَكْنَا ف۪يهَا قُرًى ظَاهِرَةً وَقَدَّرْنَا ف۪يهَا السَّيْرَۜ س۪يرُوا ف۪يهَا لَيَالِيَ وَاَيَّاماً اٰمِن۪ينَ ٨١
Ve cealnâ beynehum ve beynel kurelletî bâreknâ fîhâ kuren zâhireten ve kaddernâ fîhes seyr(seyre), sîrû fîhâ leyâliye ve eyyâmen âminîn(âminîne).
Biz, (bu felaketten önce) onlarla, bereketli kıldığımız beldeler arasında birbirine nâzır beldeler var ettik ve aralarında geliş gidişi düzenledik. “Geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezin dolaşın” (demiştik).— İ. Yakıt
34:18
19
فَقَالُوا رَبَّنَا بَاعِدْ بَيْنَ اَسْفَارِنَا وَظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَجَعَلْنَاهُمْ اَحَاد۪يثَ وَمَزَّقْنَاهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ ٩١
Fe kâlû rabbenâ bâidbeyne esfârinâ ve zalemû enfusehum fe cealnâhum ehâdîse ve mezzaknâhum kulle mumezzak(mumezzakın), inne fî zâlike le âyâtin li kulli sabbârin şekûr(şekûrin).
Onlar ise, “Rabbimiz! Seferlerimizin arasındaki mesafeyi uzat!” dediler ve böylece kendilerine zulmettiler. Biz de onları efsaneleştirdik/dillere destan yaptık [ehâdis]. Kendilerini darmadağın ettik. Muhakkak ki bunda çok sabreden/göğüs geren ve çok şükreden herkes için ibretler [âyât] vardır.— İ. Yakıt
34:19
20
وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ اِبْل۪يسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ اِلَّا فَر۪يقاً مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ٠٢
Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mûminîn(mûminîne).
Şüphesiz İblis onlar hakkındaki zannını doğru çıkarmış¹², inananlardan sadece belli bir grup [ferîk] hariç hepsi ona tabi olmuştu. 12 Krş. A’râf, 7/14; İsrâ, 17/62; Hicr, 15/39-40— İ. Yakıt
34:20
21
وَمَا كَانَ لَهُ عَلَيْهِمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يُؤْمِنُ بِالْاٰخِرَةِ مِمَّنْ هُوَ مِنْهَا ف۪ي شَكٍّۜ وَرَبُّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ حَف۪يظٌ۟ ١٢
Ve mâ kâne lehu aleyhim min sultânin illâ li na’leme men yû’minu bil âhireti mimmen huve minhâ fî şekk(şekkin), ve rabbuke alâ kulli şeyin hafîz(hafîzun).
Hâlbuki (İblis’in) onlar üzerinde zorlayıcı bir gücü [sultân] yoktu.¹³ Ancak ahirete inananları, onun hakkında ikilemde [şekkin] bulunanlardan ayırt edelim diye (ona izin verdik). Zira senin Rabbin her şeyi Hafîz’dir.¹⁴ 13 Krş. Hicr, 15/36-38 14 El-Hafîz: Koruyan, muhafaza eden, gözetim altında tutan, dengede tutan, nezaret eden anlamındadır.— İ. Yakıt
34:21
22
قُلِ ادْعُوا الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِۚ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِ وَمَا لَهُمْ ف۪يهِمَا مِنْ شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُمْ مِنْ ظَه۪يرٍ ٢٢
Kulid’ûllezîne zeamtum min dûnillâh(dûnillâhi), lâ yemlikûne miskâle zerretin fîs semâvâti ve lâ fîl ardı ve mâ lehum fîhimâ min şirkin ve mâ lehu minhum min zahîr(zahîrin).
(Ey peygamber!) De ki: “Allah’tan başka tanrı edindiğiniz şeyleri çağırın bakalım! Onlar göklerde ve yerde zerre kadar bir şeye sahip olmadıkları gibi, oralarda ne bir ortaklıkları vardır ne de Allah’ın onlardan bir destekçiye/ yardımcıya [zahîr] ihtiyacı.”— İ. Yakıt
34:22
23
وَلَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ عِنْدَهُٓ اِلَّا لِمَنْ اَذِنَ لَهُۜ حَتّٰٓى اِذَا فُزِّعَ عَنْ قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَاۙ قَالَ رَبُّكُمْۜ قَالُوا الْحَقَّۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ ٣٢
Ve lâ tenfeuş şefâatu indehû illâ li men ezine leh(lehu), hattâ izâ fuzzia an kulûbihim kâlû mâzâ kâle rabbukum, kâlûl hakk(hakka), ve huvel aliyyul kebîr(kebîru).
O’nun katında kendisinin izin verdikleri dışında hiç kimsenin şefaati fayda vermez. Sonunda kalplerindeki korku giderilince (birbirlerine), “Rabbiniz ne buyurdu?” derler. Onlar da: “Hakkı/gerçeği” derler. Zira O, Aliy’dir, Kebîr’dir.— İ. Yakıt
34:23
24
قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلِ اللّٰهُۙ وَاِنَّٓا اَوْ اِيَّاكُمْ لَعَلٰى هُدًى اَوْ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٤٢
Kul men yerzukukum mines semâvâti vel ard(ardı), kulillâhu ve innâ ev iyyâkum le alâ huden ev fî dalâlin mubîn(mubînin).
(Ey Peygamber!) De ki: “Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kimdir? De ki: “Allah’tır. Muhakkak ki ya biz doğru bir yol üzerindeyiz ya da siz! Ya siz apaçık bir sapıklık içindesiniz ya da biz!”— İ. Yakıt
34:24
25
قُلْ لَا تُسْـَٔلُونَ عَمَّٓا اَجْرَمْنَا وَلَا نُسْـَٔلُ عَمَّا تَعْمَلُونَ ٥٢
Kul lâ tus’elûne ammâ ecremnâ ve lâ nus’elu ammâ ta’melûn(ta’melûne).
De ki: “Bizim işlediğimiz suçtan/günahtan [ecremnâ] siz sorumlu değilsiniz, sizin yaptıklarınızdan da biz sorumlu değiliz.”— İ. Yakıt
34:25
26
قُلْ يَجْمَعُ بَيْنَنَا رَبُّنَا ثُمَّ يَفْتَحُ بَيْنَنَا بِالْحَقِّۜ وَهُوَ الْفَتَّاحُ الْعَل۪يمُ ٦٢
Kul yecmeu beynenâ rabbunâ summe yeftehu beynenâ bil hakk(hakkı), ve huvel fettâhul alîm(alîmu).
De ki: “Rabbimiz bizleri bir araya toplayacak ve aramızdaki (sorunu) hakkıyla açacaktır/çözecektir. Zira O, Fettâh’tır, Alîm’dir.”¹⁵ 15 El-Fettâh: Açan, zorlukları kolaylaştıran, gizli olanları açığa çıkaran, sorunları çözen, hüküm verendir.— İ. Yakıt
34:26
27
قُلْ اَرُونِيَ الَّذ۪ينَ اَلْحَقْتُمْ بِه۪ شُرَكَٓاءَ كَلَّاۜ بَلْ هُوَ اللّٰهُ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٧٢
Kul erûniyellezîne elhaktum bihî şurekâe kellâ, bel huvallahul azîzul hakîm(hakîmu).
De ki: “O’na ilhak ettiğiniz ortakları bana gösteriniz.” Asla! Bilakis O Allah, Azîz’dir, Hakîm’dir.— İ. Yakıt
34:27
28
وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا كَٓافَّةً لِلنَّاسِ بَش۪يراً وَنَذ۪يراً وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ٨٢
Ve mâ erselnâke illâ kâffeten lin nâsi beşîren ve nezîren ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
(Ey Peygamber!) Biz seni bütün insanlara ancak bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.¹⁶ Fakat insanların pek çoğu bilmezler. 16 Krş. Bakara, 2/119; En’âm, 6/19— İ. Yakıt
34:28
29
وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٩٢
Ve yekûlûne metâ hâzel va’du in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
“Eğer doğru sözlü iseniz bu vaat ne zamandır?” diyorlar.— İ. Yakıt
34:29
30
قُلْ لَكُمْ م۪يعَادُ يَوْمٍ لَا تَسْتَأْخِرُونَ عَنْهُ سَاعَةً وَلَا تَسْتَقْدِمُونَ۟ ٠٣
Kul lekum mîâdu yevmin lâ teste’hirûne anhû sâaten ve lâ testakdimûn(testakdimûne).
De ki: “Sizin için belirlenen bir gün vardır. Ondan ne bir an [es-sâ’at] geri kalabilirsiniz ne de ileri geçebilirsiniz.”— İ. Yakıt
34:30
Yükleniyor...
Sebe
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle