Secde 30 Ayet Mekke · السجدة
32

Secde

Secde · Mekke
32
Secde · Mekke
السجدة
30
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓـمٓ۠ ١
Elif lâm mîm.
Elîf, Lâm, Mîm.— İ. Yakıt
32:1
2
تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ٢
Tenzîlul kitâbi lâ reybe fîhi min rabbil âlemîn(âlemîne).
İçinde kesin gerçeği veren [lâ reybe fihi]¹ Kitab’ın indirilişi, âlemlerin Rabbi tarafındandır. 1 “Kesin gerçek” anlamında tercüme ettiğimiz “lâ reybe fihi” ifâdesinin gerekçeli açıklaması için bkz. Bakara, 2/2 dipnot.— İ. Yakıt
32:2
3
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۚ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْماً مَٓا اَتٰيهُمْ مِنْ نَذ۪يرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ٣
Em yekûlûnefterâh(yekûlûnefterâhu), bel huvel hakku min rabbike li tunzire kavmen mâ etâhum min nezîrin min kablike leallehum yehtedûn(yehtedûne).
Yoksa onu “(Muhammed) uydurdu” mu diyorlar?² Bilakis o, senden önce bir uyarıcı gelmemiş olan bir topluluğu [kavm]³, doğru yolu bulsunlar diye uyarman için Rabbinden gelen bir gerçektir/hakikattir. 2 Krş. Yûnus, 10/38 3 Bu ve Yâsin, 36/6’da geçen ifade ile İsrâ, 17/15 ve Fâtır, 35/24 ayetleri arasında bir çelişki var gibi gözükür ama aslında bir çelişki yoktur. Bunun birkaç izahı vardır:1) İsrâ, 15 de “Biz bir elçi göndermedikçe azap edici değiliz”; Fâtır, 24’de: “Hiçbir ümmet yoktur ki, kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olsun” demektedir. Bu ayette toplum olarak “ümmet” kelimesi geçmektedir. Secde, 3’te ise, “Kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş olan kavmi doğru yolu bulsunlar diye uyarman için” şeklinde gelmektedir. Burada ise toplum karşılığı “kavm” kelimesi geçmektedir. Bunlar arasında aslında bir çelişki yoktur. Zaten bir toplumun ümmet olabilmesi için onların daha önce uyarılmış olması ve bir kitaba sahip olması gerekiyor. Bunlar imanı ve ahlakı koruyabilirler veya bozulup yoldan çıkarlar. O halde yeniden peygamber gelir veya kendi devrinde başka bir peygambere tabi olurlar. Kavimler ise kendilerine peygamber gelmiş olsa bile aradan çok uzun bir zaman geçmişse, o zaman yakın ataları uyarılmamış bir kavim olurlar. Nitekim Araplara Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’den beri peygamber gelmedi ve aradan da çok uzun bir süre geçtiği için, ayeti “yakın ataları uyarılmamış” veya “babaları/ataları uyarılmamış bir kavmi/topluluğu uyarman için” şeklinde anlamak gerekir. 2) Araplar Sami kavimlerindendirler. Samilerden olan İbranilere çok peygamber gelmiştir, yine Samilerden olan Aramilere de Hz. İsa gelmiştir. Dolayısıyla bunlar birbirlerinin amca çocuklarıdırlar ve peygamberleri gelmiştir ama Araplar da aynı ırktan olmalarına rağmen o zamana kadar uyarılmamışlardır veya uyarılmış olsalar bile yapılan uyarılar onları etkilememiş veya onlar tarafından reddedilmiş olabilir. Dolayısıyla Tevrat-İncil vahyi kendilerine ulaşmadığından “ataları uyarılmamış” tabiri kullanılmıştır. Kısaca Hz. Peygamber’in gelmesiyle de onlar da uyarılmış oldular. 3) Buna rağmen hiçbir uyarıcı gelmemiş veya geleli çok olmuş, gelse de kulak vermemiş veya fetrette kalmış toplumlar, Mülk, 67/10-11 ayetlerine göre akıllarından sorumludurlar. Çünkü burada “Ya vahye kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık” ifadesi geçer. Kısaca vahiy yerine akıldan sorumludurlar. Dolayısıyla konuyu Kur’an’ın bütünlüğü içinde ele alınca herhangi bir çelişkinin söz konusu olmadığı görülür.— İ. Yakıt
32:3
4
اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا شَف۪يعٍۜ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ ٤
Allâhullezî halakas semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arş(arşi), mâ lekum min dûnihî min veliyyin ve lâ şefîi(şefîin), e fe lâ tetezekkerûn(tetezekkerûne).
Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı evrede [yevm] yaratan sonra Arş’a yönelen/hükmeden Allah’tır.⁴ Sizin için O’ndan başka ne bir dost ve ne de bir şefaatçi vardır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız? 4 Krş. A’râf, 7/54; Yûnus, 10/3; Hûd, 11/7; Furkân, 25/59; Kâf, 50/38; Hadîd, 57/4— İ. Yakıt
32:4
5
يُدَبِّرُ الْاَمْرَ مِنَ السَّمَٓاءِ اِلَى الْاَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ اِلَيْهِ ف۪ي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُٓ اَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ٥
Yudebbirul emre mines semâi ilel ardı summe ya’rucu ileyhi fî yevmin kâne mıkdâruhu elfe senetin mimmâ teuddûn(teuddûne).
O, gökten yere kadar bütün işleri düzenler. Sonra, işler/ olup bitenler, sizin hesabınızla miktarı bin yıl olan bir günde O’na yükselir.— İ. Yakıt
32:5
6
ذٰلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُۙ ٦
Zâlike âlimul gaybi veş şehâdetil azîzur rahîm(rahîmu).
İşte (o Allah) algılanamayan [ğayb] ve algılanabilen âlemleri bilendir. O, Azîz’dir, Rahîm’dir.— İ. Yakıt
32:6
7
اَلَّـذ۪ٓي اَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَاَ خَلْقَ الْاِنْسَانِ مِنْ ط۪ينٍۚ ٧
Ellezî ahsene kulle şey’in halakahu ve bedee halkal insâni min tîn(tînin).
O, yarattığı her şeyi güzel yaptı ve insanı yaratmaya da çamurdan [tîn] başladı.⁵ 5 Krş. En’âm, 6/2— İ. Yakıt
32:7
8
ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۚ ٨
Summe ceale neslehu min sulâletin min mâin mehîn(mehînin).
Sonra, onun neslini hakir [mehîn] bir sudan alınan bir özden [sulâle] yaptı.⁶ 6 Krş. Mürselât, 77/20;— İ. Yakıt
32:8
9
ثُمَّ سَوّٰيهُ وَنَفَخَ ف۪يهِ مِنْ رُوحِه۪ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلاً مَا تَشْكُرُونَ ٩
Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra onu tesviye etti⁷ ve ona ruhundan üfürdü.⁸ Böylece sizin için kulaklar, gözler ve kalpler var etmiştir⁹. Ne kadar az şükrediyorsunuz! 7 Krş. Kehf, 18/37; İnfitâr, 82/6-8 8 Ruh üfürme, insana akıl ve idrak yeteneği verilmesinin sembolik bir ifadesidir. Üfürülen ruh, cansızı canlı yapmıyor, canlı varlığı düşünen, idrak eden, temyiz eden, vicdan ve basiret sahibi bir varlık yapıyor. Çünkü ayet, ruh üflenene kadar insanı maddi bir varlık olarak görüyor ve onun için üçüncü tekil zamiri kullanırken, ruhu üfürüldükten sonra onu anlayan ve idrak eden bir varlık olarak ele alıyor ve muhatap sıgasıyla/ kipiyle, ikinci çoğul zamirle hitap ediyor. Ruhun üfürülmesi ile ilgili geniş bilgi için Bkz. “Kur’an’ı Anlamak” isimli kitabımız s. 60. 9 Krş. Nahl, 16/78— İ. Yakıt
32:9
10
وَقَالُٓوا ءَاِذَا ضَلَلْنَا فِي الْاَرْضِ ءَاِنَّا لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۜ بَلْ هُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّهِمْ كَافِرُونَ ٠١
Ve kâlû e izâ dalelnâ fîl ardı e innâ le fî halkın cedîd(cedîdin), bel hum bi likâi rabbihim kâfirûn(kâfirûne).
Dediler ki: “Bizler arzda/toprağın içinde kaybolup gittikten [dalalnâ] sonra yeni bir yaratılış içinde mi olacağız?”¹⁰ Bilakis onlar Rablerine kavuşmayı inkâr edenlerdir. 10 Krş. En’âm, 6/29; Ra’d, 13/5— İ. Yakıt
32:10
11
قُلْ يَتَوَفّٰيكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذ۪ي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ۟ ١١
Kul yeteveffâkum melekul mevtillezî vukkile bikum summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne).
De ki: “Üzerinize vekil kılınan/görevlendirilen ölüm meleği¹¹ canınızı alır, sonra da Rabbinize döndürülürsünüz.” 11 Kur’an’da Azrail adı geçmez. Sadece onun için “ölüm meleği” ifadesi kullanılır. Krş. En’âm, 6/61— İ. Yakıt
32:11
12
وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا رُؤُ۫سِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ رَبَّـنَٓا اَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَـالِحاً اِنَّا مُوقِنُونَ ٢١
Ve lev terâ izil mucrimûne nâkısû ruûsihim inde rabbihim, rabbenâ ebsarnâ ve semi’nâ ferci’nâ na’mel sâlihan innâ mûkinûn(mûkinûne).
(Ey Peygamber!) Günahkârların/suçluların Rablerinin katında boyun bükerek, “Rabbimiz! Gördük ve işittik. Bizi (tekrar dünyaya) döndür ki, iyi ve yararlı iş [sâlih] yapalım. Biz kesin olarak inandık” diyecekleri günü bir görsen!¹² 12 Krş. En’âm, 6/27— İ. Yakıt
32:12
13
وَلَوْ شِئْنَا لَاٰتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدٰيهَا وَلٰكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنّ۪ي لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَ ٣١
Ve lev şi’nâ le âteynâ kulle nefsin hudâhâ ve lâkin hakkal kavlu minnî le emleenne cehenneme minel cinneti ven nâsi ecmaîn(ecmaîne).
Biz dileseydik, herkese elbette hidâyetini verirdik.¹³ Fakat (insanları yoldan çıkarmaya yeminli şeytana karşı) Benim şöyle bir sözüm var: “Andolsun cehennemi (sana uyan) cinler ve insanlarla tamamen dolduracağım.”¹⁴ 13 Krş. Mülk, 67/2 14 Krş. A’râf, 7/18; Sâd, 38/85. Bu ayetler ışığında konuya baktığımızda, cehenneme girecek olanlar; gerek insanlardan ve gerekse cinlerden olsun, şeytana ve şeytan tabiatlı kimselere tabi olan, günah bataklığına batmış, haktan yüz çevirmiş inkârcılar olduğunu görürüz.— İ. Yakıt
32:13
14
فَذُوقُوا بِمَا نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۚ اِنَّا نَس۪ينَاكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٤١
Fe zûkû bi mâ nesîtum likâe yevmikum hâzâ, innâ nesînâkum ve zûkû azâbel huldi bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
“O hâlde bu gününüze kavuşmayı unutmanızdan dolayı cezasını tadınız. Muhakkak biz de sizi unuttuk. Yaptıklarınıza karşılık sürekli azabı tadınız!” (denilir.)— İ. Yakıt
32:14
15
Secde
اِنَّمَا يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّداً وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ۩ ٥١
İnnemâ yu’minu bi âyâtinellezîne izâ zukkirû bihâ harrû succeden ve sebbehû bi hamdi rabbihim ve hum lâ yestekbirûn(yestekbirûne).
Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamadan Rablerini övgüyle/hamd tesbih edenler inanırlar.¹⁵ 15 Bu ayet secde ayetidir.— İ. Yakıt
32:15
16
تَتَجَافٰى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفاً وَطَمَعاًۘ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ٦١
Tetecâfâ cunûbuhum anil medâcıi yed’ûne rabbehum havfen ve tamaan ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
(Onlar), korku ve ümit ederek (geceleyin) yataklarından kalkarak/uzaklaşarak Rablerine yalvaranlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar [yunfikûn].— İ. Yakıt
32:16
17
فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَٓا اُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ اَعْيُنٍۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٧١
Fe lâ ta’lemu nefsun mâ uhfiye lehum min kurreti a’yun(a’yunin), cezâen bi mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Onların yaptıklarına karşılık olarak, kendileri için saklı tutulan göz aydınlığı şeyleri hiçbir kimse bilemez.— İ. Yakıt
32:17
18
اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِناً كَمَنْ كَانَ فَاسِقاًۜ لَا يَسْتَوُ۫نَ ٨١
E fe men kâne mu’minen ke men kâne fâsikâ(fâsikan), lâ yestevun(yestevune).
Hiç inanan bir kimse, yoldan çıkmış [fâsık] bir kimse gibi olur mu? Elbette eşit olamazlar.— İ. Yakıt
32:18
19
اَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَأْوٰىۘ نُزُلاً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٩١
Emmellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe lehum cennâtul me’vâ nuzulen bi mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İnanıp iyi ve yararlı işler yapanlara [sâlihât] gelince, onlar için yaptıklarına karşılık varıp konacakları [nuzulen] Me’vâ cennetleri vardır.— İ. Yakıt
32:19
20
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ فَسَقُوا فَمَأْوٰيهُمُ النَّارُۜ كُلَّمَٓا اَرَادُٓوا اَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَٓا اُع۪يدُوا ف۪يهَا وَق۪يلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ ٠٢
Ve emmellezîne fesekû fe me’vâhumun nâr(nâru), kulle mâ erâdû en yahrucû minhâ uîdû fîhâ, ve kîle lehum zûkû azâben nârillezî kuntum bihî tukezzibûn(tukezzibûne).
Yoldan çıkanlara gelince, işte onların sığınacakları yer ateştir. Ne zaman oradan çıkmayı arzu etseler geri çevrilirler ve onlara, “Yalanlayıp durduğunuz ateşin azabını tadınız!” denir.— İ. Yakıt
32:20
21
وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْاَدْنٰى دُونَ الْعَذَابِ الْاَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ١٢
Ve le nuzîkannehum minel azâbil ednâ dûnel azâbil ekberi leallehum yerciûn(yerciûne).
Biz onlara büyük azaptan önce mutlaka yakın/dünya azabı da tattırırız. Belki dönerler.— İ. Yakıt
32:21
22
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ ثُمَّ اَعْرَضَ عَنْهَاۜ اِنَّا مِنَ الْمُجْرِم۪ينَ مُنْتَقِمُونَ۟ ٢٢
Ve men azlemu mimmen zukkire bi âyâti rabbihî summe a’rada anhâ, innâ minel mucrimîne muntekimûn(muntekimûne).
Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra ondan sırtını dönen/yüz çeviren kimseden daha zalim kim vardır? Muhakkak ki Biz, günahkârlardan/suçlulardan [mucrimûn] intikam alıcıyız.— İ. Yakıt
32:22
23
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَلَا تَكُنْ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْ لِقَٓائِه۪ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۚ ٣٢
Ve lekad âteynâ mûsel kitâbe fe lâ tekun fî miryetin min likâihî ve cealnâhu huden li benî isrâîl(isrâîle).
Andolsun Biz Musa’ya Kitab’ı verdik. Sakın sen de ona/ böyle bir kitaba kavuşacağından bir kuşku/tereddüt [mirye] içinde olma! Biz onu İsrailoğulları için bir doğru yol rehberi yaptık.— İ. Yakıt
32:23
24
وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُواۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يُوقِنُونَ ٤٢
Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
Sabredip/göğüs gerip ayetlerimize kesin olarak inandıkları zaman, onların içlerinden emrimizle doğru yola ulaştıran önderler çıkardık.— İ. Yakıt
32:24
25
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ٥٢
İnne rabbeke huve yafsilu beynehum yevmel kıyâmeti fîmâ kânû fîhi yahtelifûn(yahtelifûne).
Muhakkak ki senin Rabbin, kıyamet günü üzerinde ayrılığa düştüğü konularda onların aralarında ayırıcı [yafsılu] hükmünü verecektir.— İ. Yakıt
32:25
26
اَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ ف۪ي مَسَاكِنِهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍۜ اَفَلَا يَسْمَعُونَ ٦٢
E ve lem yehdi lehum kem ehleknâ min kablihim minel kurûni yemşûne fî mesâkinihim, inne fî zâlike le âyât(âyâtin), e fe lâ yesmeûn(yesmeûne).
(Ey Peygamber!) Yurtlarında gezip dolaştıkları nice nesilleri kendilerinden önce helak etmiş olmamız onları yola getirmedi mi? Muhakkak ki bunda ibretler [âyât] vardır. Hâlâ dinlemiyorlar mı?— İ. Yakıt
32:26
27
اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا نَسُوقُ الْمَٓاءَ اِلَى الْاَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِه۪ زَرْعاً تَأْكُلُ مِنْهُ اَنْعَامُهُمْ وَاَنْفُسُهُمْۜ اَفَلَا يُبْصِرُونَ ٧٢
E ve lem yerev ennâ nesûkul mâe ilel ardıl curuzi fe nuhricu bihî zar’an te’kulu minhu en’âmuhum ve enfusuhum e fe lâ yubsirûn(yubsirûne).
Kuru arza/toprağa suyu akıttığımızı ve onunla hem kendilerinin hem de hayvanlarının yediği ekini bitirdiğimizi görmüyorlar mı? Hâlâ görmeyecekler mi?— İ. Yakıt
32:27
28
وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْفَتْحُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٨٢
Ve yekûlûne metâ hâzel fethu in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
(Onlar alay ederek), “Eğer sözünüzde doğruysanız bu fetih/hüküm ne zamanmış?” diyorlar.— İ. Yakıt
32:28
29
قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لَا يَنْفَعُ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا ا۪يمَانُهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ ٩٢
Kul yevmel fethi lâ yenfeullezîne keferû îmânuhum ve lâ hum yunzarûn(yunzarûne).
(Onlara) de ki: “Hükmün verileceği gün/fetih günü, inkârcıların imanlarının fayda vermeyeceği ve yüzlerine bakılmayacağı gündür.”— İ. Yakıt
32:29
30
فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَانْتَظِرْ اِنَّهُمْ مُنْتَظِرُونَ ٠٣
Fe a’rıd anhum ventezır innehum muntezırûn(muntezırûne).
(Ey Peygamber!) Sen onlardan yüz çevir [fa’rıd] ve bekle/gözetle. Muhakkak onlar da beklemektedirler/gözetlemektedirler.— İ. Yakıt
32:30
Secde
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle