اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۚ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْماً مَٓا اَتٰيهُمْ مِنْ نَذ۪يرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ٣
Em yekûlûnefterâh(yekûlûnefterâhu), bel huvel hakku min rabbike li tunzire kavmen mâ etâhum min nezîrin min kablike leallehum yehtedûn(yehtedûne).
Yoksa onu “(Muhammed) uydurdu” mu diyorlar?² Bilakis o, senden önce bir uyarıcı gelmemiş olan bir topluluğu [kavm]³, doğru yolu bulsunlar diye uyarman için Rabbinden gelen bir gerçektir/hakikattir.
2 Krş. Yûnus, 10/38 3 Bu ve Yâsin, 36/6’da geçen ifade ile İsrâ, 17/15 ve Fâtır, 35/24 ayetleri arasında bir çelişki var gibi gözükür ama aslında bir çelişki yoktur. Bunun birkaç izahı vardır:1) İsrâ, 15 de “Biz bir elçi göndermedikçe azap edici değiliz”; Fâtır, 24’de: “Hiçbir ümmet yoktur ki, kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olsun” demektedir. Bu ayette toplum olarak “ümmet” kelimesi geçmektedir. Secde, 3’te ise, “Kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş olan kavmi doğru yolu bulsunlar diye uyarman için” şeklinde gelmektedir. Burada ise toplum karşılığı “kavm” kelimesi geçmektedir. Bunlar arasında aslında bir çelişki yoktur. Zaten bir toplumun ümmet olabilmesi için onların daha önce uyarılmış olması ve bir kitaba sahip olması gerekiyor. Bunlar imanı ve ahlakı koruyabilirler veya bozulup yoldan çıkarlar. O halde yeniden peygamber gelir veya kendi devrinde başka bir peygambere tabi olurlar. Kavimler ise kendilerine peygamber gelmiş olsa bile aradan çok uzun bir zaman geçmişse, o zaman yakın ataları uyarılmamış bir kavim olurlar. Nitekim Araplara Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’den beri peygamber gelmedi ve aradan da çok uzun bir süre geçtiği için, ayeti “yakın ataları uyarılmamış” veya “babaları/ataları uyarılmamış bir kavmi/topluluğu uyarman için” şeklinde anlamak gerekir. 2) Araplar Sami kavimlerindendirler. Samilerden olan İbranilere çok peygamber gelmiştir, yine Samilerden olan Aramilere de Hz. İsa gelmiştir. Dolayısıyla bunlar birbirlerinin amca çocuklarıdırlar ve peygamberleri gelmiştir ama Araplar da aynı ırktan olmalarına rağmen o zamana kadar uyarılmamışlardır veya uyarılmış olsalar bile yapılan uyarılar onları etkilememiş veya onlar tarafından reddedilmiş olabilir. Dolayısıyla Tevrat-İncil vahyi kendilerine ulaşmadığından “ataları uyarılmamış” tabiri kullanılmıştır. Kısaca Hz. Peygamber’in gelmesiyle de onlar da uyarılmış oldular. 3) Buna rağmen hiçbir uyarıcı gelmemiş veya geleli çok olmuş, gelse de kulak vermemiş veya fetrette kalmış toplumlar, Mülk, 67/10-11 ayetlerine göre akıllarından sorumludurlar. Çünkü burada “Ya vahye kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık” ifadesi geçer. Kısaca vahiy yerine akıldan sorumludurlar. Dolayısıyla konuyu Kur’an’ın bütünlüğü içinde ele alınca herhangi bir çelişkinin söz konusu olmadığı görülür.— İ. Yakıt