İsra 111 Ayet Mekke · الإسراء
17

İsra

Gece Yürüyüşü · Mekke
17
Gece Yürüyüşü · Mekke
الإسراء
111
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
سُبْحَانَ الَّـذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ١
Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilel mescidil aksallezî bâreknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr(basîru).
Kulunu bir gece Mescid-i Harâm’dan, kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya¹ götüren Allah noksanlıktan münezzeh olandır [subhân]. Muhakkak ki o Semî’dir, Basîr’dir.² 1 Mescid-i Aksâ, “en uzak mescid” demektir. Bu Kudüs olamaz. Çünkü orada Mescid yoktu. Süleyman Mabed’i tamamen yıkılmış ve sadece yıkık bir duvarı vardı. Mescid-i Aksa, Cenab-ı Hakk’ın katındaki Mescid’dir. Yani “Beyt-i Ma’mûr” dur. Allah, kulunu kendi katındaki mescide getirmek için manevi bir seyahat yaptırmıştır. Daha sonraları buranın Kudüs olarak tefsir edilmesinin, Kudüs’ün stratejik öneminden dolayı siyasi bir yorum olduğunu düşünüyoruz. 2 Mirac’ın bedenen mi yoksa ruhen mi gerçekleştiği çok tartışılmış ve bu konuda Kur’an dışı anlatımlarla muazzam bir edebiyat oluşturulmuştur. Yine bu sûrenin 60’ıncı ayetine göre, onun bir “rüya” olduğu dikkate alınırsa, bunun ruhen yapılan manevî bir yolculuk olduğu anlaşılır. Başta Hz. Ayşe olmak üzere pek çok sahabe bu görüşte idiler.— İ. Yakıt
17:1
2
وَاٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اَلَّا تَتَّخِذُوا مِنْ دُون۪ي وَك۪يلاًۜ ٢
Ve âteynâ mûsel kitâbe ve cealnâhu huden li benî isrâîle ellâ tettehızû min dûnî vekîlâ(vekîlen).
Musa’ya Kitab’ı verdik ve onu, “Ben’den başkasını vekil edinmeyin!” diyerek İsrailoğullarına bir yol gösterici/ rehber kıldık.— İ. Yakıt
17:2
3
ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۜ اِنَّهُ كَانَ عَبْداً شَكُوراً ٣
Zurriyyete men hamelnâ mea nûh(nûhin), innehu kâne abden şekûrâ(şekûren).
(Ey!) Nûh’la beraber kendilerini (gemiyle) taşıdıklarımızın çocukları [zurriyye]! Muhakkak ki o/Nûh çok şükreden bir kuldu.— İ. Yakıt
17:3
4
وَقَضَيْنَٓا اِلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الْاَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْـلُنَّ عُـلُواًّ كَب۪يراً ٤
Ve kadaynâ ilâ benî isrâîle fîl kitâbi le tufsidunne fîl ardı merreteyni ve le ta’lunne uluvven kebîrâ(kebîren).
Biz Kitap’ta İsrailoğullarına, “Siz yeryüzünde iki defa bozgunculuk yapacaksınız, kibir ve gurura kapılıp azgınlık edeceksiniz” diye hükmettik.— İ. Yakıt
17:4
5
فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ اُو۫لٰيهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَاداً لَنَٓا اُو۬ل۪ي بَأْسٍ شَد۪يدٍ فَجَاسُوا خِلَالَ الدِّيَارِۜ وَكَانَ وَعْداً مَفْعُولاً ٥
Fe izâ câe va’du ûlâhumâ beasnâ aleykum ibâden lenâ ulîbe’sin şedîdin fe câsû hılâled diyâr(diyâri), ve kâne va’den mef’ûlâ(mef’ûlen).
Nihayet (bozgunculuktan) ilkinin zamanı gelince (cezalandırmak için) üzerinize çok güçlü kullarımızı gönderdik; onlar evlerin içlerine kadar girip araştırdılar. Bu gerçekleşen bir vaat idi.³ 3 Ayette belirtilen ilk bozgunculuklarının/fesatlarının cezası, muhtemelen MÖ 7. yüzyılda Filistin’i işgal eden ve İsrailoğullarının on kabilesini kılıçtan geçiren Asurluların saldırısıdır veya MÖ 6. yüzyılda da Babillilerin Süleyman Mabedi’ni yıkıp geri kalan İsrâillileri de tutsak edip götürmeleri yani yurtlarından sürmeleridir.— İ. Yakıt
17:5
6
ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَاَمْدَدْنَاكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَن۪ينَ وَجَعَلْنَاكُمْ اَكْثَرَ نَف۪يراً ٦
Summe redednâ lekumul kerrete aleyhim ve emdednâkum bi emvâlin ve benîne ve cealnâkum eksere nefîrâ(nefîren).
Sonra tekrar size, onları yenme imkânı verdik ve sizi mallarla, oğullarla destekledik ve sayınızı artırdık.⁴ 4 Babil sürgününden sonra tekrar Filistin’e dönüp örgütlendiler ve Mabed’i yeniden inşa ettiler.— İ. Yakıt
17:6
7
اِنْ اَحْسَنْتُمْ اَحْسَنْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ وَاِنْ اَسَأْتُمْ فَلَهَاۜ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ الْاٰخِرَةِ لِيَسُٓؤُ۫ا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْب۪يراً ٧
İn ahsentum ahsentum li enfusikum ve in ese’tum fe lehâ, fe izâ câe va’dul âhıreti li yesûu vucûhekum ve li yedhulûl mescide kemâ dehalûhu evvele merretin ve li yutebbirû mâ alev tetbîrâ(tetbîren).
Eğer iyi işler yaparsanız kendinize iyilik edersiniz; kötülük ederseniz yine kendinize edersiniz. Artık diğer/ ikinci bozgunculuğunuzu cezalandırma zamanı gelince, sizi rezil ve rüsva etmeleri, [li-yesû’u vucûhekum]⁵ daha önce girdikleri gibi tekrar Mabed’e [mescîd] girmeleri ve ele geçirdikleri her şeyi yerle bir etmeleri için (üzerinize başka düşmanlar gönderdik).⁶ 5 “Yüzünüzü kara etmeleri” demek olup Arapça bir deyimdir: “onurunuzu kırmak, sizi ayaklar altına almak” demektir. Nitekim Tükçe’de “dünyasını zindan etmek” diye bir deyim vardır. 6 İkinci cezaları ise, muhtemelen Roma Kralı Titus’un MS 70 yılında ordularıyla Kudüs’ü yerle bir etmesi Mabed’i tekrar yıkıp İsrailoğullarını da sürgüne göndermesidir. Bunun anısına Titus, Roma’da günümüze kadar ayakta kalmış görkemli ve taş işlemeli bir “zafer takı” yaptırmıştır. Tefsirler, bu cezaları peygamberlerini katletmeleri sebebiyle onların hak ettiklerini beyan ediyorlar.— İ. Yakıt
17:7
8
عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يَرْحَمَكُمْۚ وَاِنْ عُدْتُمْ عُدْنَاۢ وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ حَص۪يراً ٨
Asâ rabbukum en yerhamekum, ve in udtum udnâ, ve cealnâ cehenneme lil kâfirîne hasîrâ(hasîren).
Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Eğer siz eski duruma/bozgunculuğa dönerseniz Biz de (cezaya) geri döneriz. Biz cehennemi kâfirler için bir zindan yaptık.— İ. Yakıt
17:8
9
اِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَهْد۪ي لِلَّت۪ي هِيَ اَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْراً كَب۪يراًۙ ٩
İnne hâzel kur’âne yehdî lilletî hiye akvemu ve yubeşşirul mu’minînellezîne ya’melûnes sâlihâti enne lehum ecren kebîrâ(kebîren).
Muhakkak ki bu Kur’an, en doğruya iletir ve iyi ve yararlı işler [sâlihât] yapan Mü’minlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu da müjdeler.— İ. Yakıt
17:9
10
وَاَنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً۟ ٠١
Ve ennellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti a’tednâ lehum azâben elîmâ(elîmen).
Ahirete inanmayanlara/nankörlere de can yakıcı bir azap hazırlamışızdır.— İ. Yakıt
17:10
11
وَيَدْعُ الْاِنْسَانُ بِالشَّرِّ دُعَٓاءَهُ بِالْخَيْرِۜ وَكَانَ الْاِنْسَانُ عَجُولاً ١١
Ve yed’ul insânu biş şerri duâehu bil hayr(hayri), ve kânel insânu acûlâ(acûlen).
İnsan hayra dua eder gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan çok acelecidir.— İ. Yakıt
17:11
12
وَجَعَلْنَا الَّيْلَ وَالنَّهَارَ اٰيَتَيْنِ فَمَحَوْنَٓا اٰيَةَ الَّيْلِ وَجَعَلْـنَٓا اٰيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً لِتَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّن۪ينَ وَالْحِسَابَۜ وَكُلَّ شَيْءٍ فَصَّلْنَاهُ تَفْص۪يلاً ٢١
Ve cealnel leyle ven nehâre âyeteyni fe mehavnâ âyetel leyli ve cealnâ âyeten nehâri mubsıraten li tebtegû fadlen min rabbikum ve li ta’lemû adedes sinîne vel hisâb(hisâbe), ve kulle şey’in fassalnâhu tafsîlâ(tafsîlen).
Biz geceyi ve gündüzü iki alâmet/sembol [âyeteyn] yaptık. Rabbinizden lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye, gece alâmetini [âyet] giderip gündüz alâmetini aydınlatıcı kıldık. Biz her şeyi ayrıntılarıyla açık açık anlattık.— İ. Yakıt
17:12
13
وَكُلَّ اِنْسَانٍ اَلْزَمْنَاهُ طَٓائِرَهُ ف۪ي عُنُقِه۪ۜ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ كِتَاباً يَلْقٰيهُ مَنْشُوراً ٣١
Ve kulle insânin elzemnâhu tâirehu fî unukıh(unukıhî), ve nuhricu lehu yevmel kıyâmeti kitâben yelkâhu menşûrâ(menşûren).
Biz her insanın amelini [tâ’ir]⁷ kendi boynuna bağladık. Kıyamet günü onun için, açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız.⁸ 7 “Tâ’ir” kelimesi Arapçada kuş veya uçan şey demektir. Cahiliye döneminde Araplar, kuşun uçuş tarzına bakarak hayır şer yorum üretirlerdi. Zamanla; doğmak, yükselmek, görünmek anlamında olan “tale’a” fiilinden galat-ı meşhur olarak “talih”, “talih kuşu” deyimi ortaya çıktı. İyi veya kötü olarak kişinin kaderi anlamında kullanılmaya başlandı. Kadim Arap kültüründe kuş ile kader-kısmet arasında da bir ilişki vardır. Bu deyimden hareketle bu ayeti “Kişinin amelini boynuna astık” veya “Kaderini kendi gayretine bağladık” şeklinde de tercüme edebiliriz. Çünkü her insan yaptığı şeylerden sorumludur demektir. 8 Krş. Kehf, 18/49; Yâsin, 36/12; Câsiye, 45/28; Kıyâmet, 75/13; İnfitâr, 82/10-12;— İ. Yakıt
17:13
14
اِقْرَأْ كِتَابَكَۜ كَفٰى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَس۪يباًۜ ٤١
Ikra’ kitâbek(kitâbeke), kefâ bi nefsikel yevme aleyke hasîbâ(hasîben).
(Ona) “Oku kitabını! Bugün nefsin sana hesap sorucu olarak yeter!” deriz.— İ. Yakıt
17:14
15
مَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۜ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَمَا كُنَّا مُعَذِّب۪ينَ حَتّٰى نَبْعَثَ رَسُولاً ٥١
Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).
Kim doğru yolu bulursa, ancak kendi lehine bulmuş olur. Kim de saparsa ancak kendisi aleyhine sapmış olur. Hiçbir kimse/günahkâr, bir başkasının günah yükünü yüklenmez.⁹ Biz elçi göndermedikçe azap edecek değiliz.¹⁰ 9 Burada Hıristiyanların “Hz. İsa’nın, insanların kurtuluşu için günahlarını yüklenip çarmıha gerilmeye razı olduğu” inancı yıkılmaktadır. 10 Krş. Nisâ, 4/165; Hicr, 15/4; Şuarâ, 26/208; Fâtır, 35/24— İ. Yakıt
17:15
16
وَاِذَٓا اَرَدْنَٓا اَنْ نُهْلِكَ قَرْيَةً اَمَرْنَا مُتْرَف۪يهَا فَفَسَقُوا ف۪يهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْم۪يراً ٦١
Ve izâ erednâ en nuhlike karyeten emernâ mutrafîhâ fe fesekû fîhâ fe hakka aleyhel kavlu fe demmernâhâ tedmîrâ(tedmîren).
Biz bir beldeyi yok etmek istediğimiz zaman, oranın ileri gelen şımarık zenginlerini [mutraf] uyarırız [emernâ]. Buna rağmen onlar kötülüğe devam ederler. Böylece (azap) sözü onlara hak olur. Biz de orayı darmadağın ederiz.— İ. Yakıt
17:16
17
وَكَمْ اَهْلَكْنَا مِنَ الْقُرُونِ مِنْ بَعْدِ نُوحٍۜ وَكَفٰى بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِه۪ خَب۪يراً بَص۪يراً ٧١
Ve kem ehleknâ minel kurûni min ba’di nûh(nûhin) ve kefâ bi rabbike bi zunûbi ıbâdihî habîren basîrâ(basîren).
Nitekim Biz, Nûh’tan sonra nice beldeleri helak ettik. Kullarının günahlarından haberdar ve onları gören olarak Rabbin yeter!— İ. Yakıt
17:17
18
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ ف۪يهَا مَا نَشَٓاءُ لِمَنْ نُر۪يدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُ جَهَنَّمَۚ يَصْلٰيهَا مَذْمُوماً مَدْحُوراً ٨١
Men kâne yurîdul âcilete accelnâ lehu fîhâ mâ neşâu li men nurîdu summe cealnâ lehu cehennem(cehenneme), yaslâhâ mezmûmen medhûrâ(medhûren).
Her kim buranın (geçici zevklerini) hemen isterse, Biz de hem ona hem de dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını vermekte acele ederiz. Sonunda da cehennemi ona mekân yaparız. O oraya kınanmış ve kovulmuş olarak yaslanır/girer [yaslâhâ].— İ. Yakıt
17:18
19
وَمَنْ اَرَادَ الْاٰخِرَةَ وَسَعٰى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَاُو۬لٰٓئِكَ كَانَ سَعْيُهُمْ مَشْكُوراً ٩١
Ve men erâdel âhırete ve saâ lehâ sa’yehâ ve huve mu’minun fe ulâike kâne sa’yuhum meşkûrâ(meşkûren).
Kim de ahireti ister ve mü’min olarak ona yaraşır biçimde gayret ederse/çalışırsa, işte onların gayretleri şükür olarak kabul görür [meşkûren].— İ. Yakıt
17:19
20
كُلاًّ نُمِدُّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ مِنْ عَطَٓاءِ رَبِّكَۜ وَمَا كَانَ عَطَٓاءُ رَبِّكَ مَحْظُوراً ٠٢
Kullen numiddu hâulâi ve hâulâi min atâi rabbik(rabbike), ve mâ kâne atâu rabbike mahzûrâ(mahzûren).
Rabbinin lütfundan [atâ’i] her birine, bunlara da onlara da veririz. Rabbinin lütfu hiç kimseye yasaklanmış değildir.— İ. Yakıt
17:20
21
اُنْظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ وَلَلْاٰخِرَةُ اَكْبَرُ دَرَجَاتٍ وَاَكْبَرُ تَفْض۪يلاً ١٢
Unzur keyfe faddalnâ ba’dahum alâ ba’d(ba’dın), ve lel âhıretu ekberu derecâtin ve ekberu tafdîlâ(tafdîlen).
(Rızık bakımından) onların kimini kimine üstün kıldığımıza bir bak! Ahiret ise elbette hem dereceler bakımından daha üstündür hem de faziletler/lütuf ve ihsanlar bakımından daha büyüktür.— İ. Yakıt
17:21
22
لَا تَجْعَلْ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُوماً مَخْذُولاً۟ ٢٢
Lâ tec’al meallâhi ilâhen âhare fe tak’ude mezmûmen mahzûlâ(mahzûlen).
O hâlde (Ey insan!) Allah’la beraber sakın başka bir tanrı edinme! Yoksa kınanmış bir vaziyette yalnız başına oturur kalırsın.— İ. Yakıt
17:22
23
وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّٓا اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناًۜ اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَٓا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَر۪يماً ٣٢
Ve kadâ rabbuke ellâ ta’budû illâ iyyâhu ve bil vâlideyni ihsânâ(ihsânen), immâ yebluganne indekel kibere ehaduhumâ ev kilâ humâ fe lâ tekul lehumâ uffin ve lâ tenher humâ ve kul lehumâ kavlen kerîmâ(kerîmen).
Rabbin ancak kendisine kulluk etmenizi ve anaya-babaya iyilikte bulunmanızı kesin emretmektedir [kadâ]. İkisinden birisi veya her ikisi, senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa sakın onlara “öf”¹¹ bile deme, onları azarlama! Onlara yüce [kerîm] sözler söyle!¹² 11 “Öf” bilindiği üzere, bıkkınlık, nefret ve tiksinme ifadesidir. Nasıl ki anne baba evlatlarını büyütürken onların her işini görüyor ve onlardan tiksinmiyorsa, evlatlar da ileride anne babasına bıkkınlık ve tiksinti göstermeden bakmalıdır. Bu ve devamındaki ayet bunu öğütlüyor. 12 Onlara tatlı, yumuşak ve onur verici sözler söyle!— İ. Yakıt
17:23
24
وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَان۪ي صَغ۪يراًۜ ٤٢
Vahfıd lehumâ cenâhaz zulli miner rahmeti ve kul rabbirhamhumâ kemâ rabbeyânî sagîrâ(sagîren).
Onlara merhamet ederek tevazu kanatlarını ger ve de ki: “Rabbim o ikisi tıpkı beni küçükken şefkatle terbiye edip yetiştirdikleri gibi, Sen de o ikisine rahmetinle muamele eyle!”— İ. Yakıt
17:24
25
رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ي نُفُوسِكُمْۜ اِنْ تَكُونُوا صَالِح۪ينَ فَاِنَّهُ كَانَ لِلْاَوَّاب۪ينَ غَفُوراً ٥٢
Rabbukum a’lemu bi mâ fî nufûsikum, in tekûnû sâlihîne fe innehu kâne lil evvâbîne gafûrâ(gafûren).
Rabbiniz nefislerinizde/içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi ve yararlı işler yapan kişilerden [sâlihîn] olursanız, biliniz ki kendisine yönelenler [ evvâbîn] için O Gafûr’dur.— İ. Yakıt
17:25
26
وَاٰتِ ذَا الْقُرْبٰى حَقَّهُ وَالْمِسْك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِ وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذ۪يراً ٦٢
Ve âti zel kurbâ hakkahu vel miskîne vebnes sebîli ve lâ tubezzir tebzîrâ(tebzîren).
Akrabaya, yoksula/düşküne ve yolcuya hakkını ver! Amaçsız, boş yere saçıp savurma!— İ. Yakıt
17:26
27
اِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُٓوا اِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّه۪ كَفُوراً ٧٢
İnnel mubezzirîne kânû ihvâneş şeyâtîn(şeyâtîni), ve kâneş şeytânu li rabbihî kefûrâ(kefûren).
Muhakkak ki saçıp savuranlar şeytanın kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.— İ. Yakıt
17:27
28
وَاِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ابْتِغَٓاءَ رَحْمَةٍ مِنْ رَبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُلْ لَهُمْ قَوْلاً مَيْسُوراً ٨٢
Ve immâ tu’ridanne anhumubtigâe rahmetin min rabbike tercûhâ fe kul lehum kavlen meysûrâ(meysûren).
Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için, (ihtiyaç sahiplerinden) yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak söz söyle.¹³ 13 Bazı yoksul sahabiler Hz. Peygamber’in yardımlarıyla geçinirlerdi. Hz. Peygamber’in de eli dar olduğu günlerde onlara gerekli yardımı yapamadığı için çok üzülürdü, onları görünce mahcubiyetinden başka tarafa bakardı. Bu ayet böyle bir durumda güzel sözlerle gönüllerini almasını ve onlar için de dua etmesini tavsiye etmektedir.— İ. Yakıt
17:28
29
وَلَا تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً اِلٰى عُنُقِكَ وَلَا تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُوماً مَحْسُوراً ٩٢
Ve lâ tec’al yedeke maglûleten ilâ unukıke ve lâ tebsuthâ kullel bastı fe tak’ude melûmen mahsûrâ(mahsûren).
Ne elini boynuna bağla ne de büsbütün açık tut.¹⁴ Yoksa kınanır ve çaresizlik/hasret içinde kalırsın. 14 “Elini boynuna bağlamak” ve “büsbütün açık tutmak” Arapçada iki de yimdir. Birincisi cimriliğe ikincisi ise, müsrifliğe işarettir. Türkçede ilkine “eli sıkı” ve diğerine de “savurgan” denir.— İ. Yakıt
17:29
30
اِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ اِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِه۪ خَب۪يراً بَص۪يراً۟ ٠٣
İnne rabbeke yebsutur rızka li men yeşâu ve yakdir(yakdiru), innehu kâne bi ibâdihî habîran basîrâ(basîran).
Rabbin dilediğine rızkı genişletir ve bir ölçüye göre verir [yukaddir]¹⁵. Muhakkak ki O, kullarından her an haberdardır ve onları en iyi görendir. 15 “Yukaddiru” fiiline genelde bütün meâlciler “daraltır” şeklinde, bir önceki “genişletir”in zıddı olarak anlam vermişlerdir. Bu anlama bir itirazım yok. Kanaatimizce burada Allah, genişlettiği rızkı bile bir ölçüye göre genişlettiğini beyan ediyor. Tabi ki daralttığı rızkı da bir ölçüye göre daraltır.— İ. Yakıt
17:30
Yükleniyor...
İsra
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle