1
سُبْحَانَ الَّـذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ١
Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilel mescidil aksallezî bâreknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr(basîru).
Kulunu bir gece Mescid-i Harâm’dan, kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya¹ götüren Allah noksanlıktan münezzeh olandır [subhân]. Muhakkak ki o Semî’dir, Basîr’dir.²
1 Mescid-i Aksâ, “en uzak mescid” demektir. Bu Kudüs olamaz. Çünkü orada Mescid yoktu. Süleyman Mabed’i tamamen yıkılmış ve sadece yıkık bir duvarı vardı. Mescid-i Aksa, Cenab-ı Hakk’ın katındaki Mescid’dir. Yani “Beyt-i Ma’mûr” dur. Allah, kulunu kendi katındaki mescide getirmek için manevi bir seyahat yaptırmıştır. Daha sonraları buranın Kudüs olarak tefsir edilmesinin, Kudüs’ün stratejik öneminden dolayı siyasi bir yorum olduğunu düşünüyoruz. 2 Mirac’ın bedenen mi yoksa ruhen mi gerçekleştiği çok tartışılmış ve bu konuda Kur’an dışı anlatımlarla muazzam bir edebiyat oluşturulmuştur. Yine bu sûrenin 60’ıncı ayetine göre, onun bir “rüya” olduğu dikkate alınırsa, bunun ruhen yapılan manevî bir yolculuk olduğu anlaşılır. Başta Hz. Ayşe olmak üzere pek çok sahabe bu görüşte idiler.— İ. Yakıt
17:1