قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ٣٢
Kâle fir’avnu ve mâ rabbul âlemîn(âlemîne).
Firavun, “Âlemlerin Rabbi nedir?”¹¹ dedi.
11 Maturidî, Firavun’un Rabbin mahiyetini yani O’nun “ne olduğunu” sorduğunu ve Hz. Musa’nın da fiilleriyle cevap verdiğini, dolayısıyla mahiyetle ilgili bir soruya cevap vermede yan çizdiğini söylüyor. (Bkz. Te’vilat, Terc. Diyanet Neşri, 10/ 334). Maturidî’nin bu ince tespiti müthiş bir tespittir. Daha sonra Fahreddin Razî, mahiyet görüşüne örneklerle açıklamalar getiriyor. (Tefsir, 17/313-317). Elmalılı da aynı görüşe katılıyor. (Hak Dini Kur’an Dili 5/3623, Tespit edebildiğimiz kadarıyla, bunu tefsirde ilk defa söyleme şerefi Maturidî’ye aittir. Gerçekten Maturidî ve Razî gibi, İslam felsefesi ve kelamının konularına vakıf olanlar bu gerçeği görmüşlerdir. Nitekim öğrencilik yıllarında Ankara İlahiyat’ta Kelam dersleri hocamız Hüseyin Atay Bey bu konuda bize ayrı bir ders yapmış açıklamıştı. Gerçekten Firavun Hz. Musa’ya zekice bir soru soruyor. Diyor ki: “Ve mâ Rabbu’l-âlemîn” (Âlemlerin Rabbi nedir?) Buradaki “mâ” Türkçede “nedir?” sorusu olan “mahiyet” sorusudur. Bir diğer ifadeyle mahiyet “O nedir?” sorusunun cevabıdır. Burada, Allah’ın ne tür bir varlık olduğunun sorusudur. (Yani, O, dağ mıdır, taş mıdır, güneş midir, yıldız mıdır, ağaç mıdır, insan mıdır vb gibi) benzerleri olan ve onlarla tanımlanan varlıkların sorusudur. Yani mahiyet sorusu, tür/cins sorusudur. Türü, cinsi olanın mahiyetinden bahsedilebilir. Felsefede tek olan varlıkların mahiyeti olmaz. Allah tek ve Bir varlık olduğu, eşi ve benzeri olmadığı için mahiyetinden bahsedilemez. Mahiyeti tasavvur bile edilemez. Bu sebeple O’nun mahiyeti yerine felsefede “Vâcibu’l-Vücûd, kelam’da ise “İlahî Zat” tabiri kullanılır. O’nun hakkında “mahiyet” tabiri kullanılmaz. Allah’ın zatını kendinden başka tam olarak bilen yoktur. Dolayısıyla peygamberler bile bilemez. Nitekim Hz. Musa, sıfatlarıyla, fiilleriyle cevap vermiştir ki bu cevaplar mahiyetin cevabı değildir. Çünkü Allah’ın varlığından, hakikatinden bahsedilebilir ama mahiyeti tasavvur olunamaz. Bu sebeple Hz. Musa’nın cevabı, Allah’ın varlık ve hakikatinin kozmolojik delillerine yani O’nun sıfat ve fiillerine dayanıyor. Yani Hz. Musa doğrudan cevap vereceği yerde Allah’ın sıfatlarıyla cevap vermiş oluyor. Buradan da “Allah’ın mahiyeti” ile ilgili, daha ziyade “Allah’ın Zatı” ile ilgili bir soruya peygamberlerin bile cevap veremeyeceğini anlıyoruz. Birçok meâl ve tefsirlerde gözüken “Âlemlerin Rabbi de kim?, o da neymiş? O kim oluyor? Neyin nesi?” gibi meydan okuma, O’nu tanımama gibi çevirilerin ayette kastedilen anlamla bir alakası yoktur.— İ. Yakıt