وَاَنْ لَوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّر۪يقَةِ لَاَسْقَيْنَاهُمْ مَٓاءً غَدَقاًۙ ٦١
Ve en levistekâmû alât tarîkati le eskaynâhum mâen gadekâ(gadekan).
Ey resulüm! işte bunlar sizin bilmediğiniz yabancı toplulukların konuşmalardır. Onlar hac mevsiminde Mekke’ye geldiklerinde senin ayetlerimizi okumanı dinlediler. Kalplerinde inanç oluştu. Onlar ayetlerimizi senden işitip aralarında konuşarak Müslim oldular. İnkâr edenler seni yalnız bıraktıklarını sanıyorlar. Tanıdıklarını sana düşman etmeye çalışıyorlar. Böyle yaparak senin önünü kestiklerini, toplumun içinde küçük düşürdüklerini sanıyorlar. İşte bak! Senin bilmediğin onların da bilmediği yabancı bir topluluk Müslim oldu. Şimdi ne yapacaklar? Sana da soramıyorlar. Kim bunlar? Sorsalar ne olacak? Sen de kim olduklarını bilmiyorsun ki! Aralarında tartışıp duruyorlar. Kim bunlar? Bilseler üzerlerine saldırarak zulmedecekler. Hikmetimiz gereği onları senden ve onlardan gizledik! Böylece rahat rahat inançlarını pekiştiriyorlar. İnkâr edenler Rabbinin nimetlerini bilmezler. İnkâr edenlerin bilmediği, senin de bilmediğin kendini gizleyen birçok Müslim var. İnkâr edenler istiyor ki; bütün Müslimler ortaya çıksın! Onlara dersini verelim. Yok öyle, artık ipler onların elinde değil! Şimdi onlar kara kara düşünüyorlar. Rabbin onlara müthiş bir ceza verdi. Artık onlar kendilerinden habersiz Müslim olanları bilemiyor, bilip üzerlerine gidemiyor. Dostlarını Müslimlere karşı kışkırtamıyorlar. İnkâr edenler bunları yapmayıp gönderdiğimiz ayetlere inansalar, doğru yolumuzdan gitseler, onları bolca nimetlendirir, bol sularla destekleriz.— M. Çoban