Kehf 110 Ayet 15. Cüz الكهف
18

Kehf

— Mağara
110 Ayet 15. Cüz
الكهف
18
Kehf
110 Ayet
الكهف
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْـكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِـوَجا۔ًۜ ١
El hamdulillâhillezî enzele alâ abdihil kitâbe ve lem yec'al lehu ıvecâ(ıvecen).
Bütün övgüler, her şeyin gerçeğini anlatan Kitabı gönderen Allah’a aittir.— M. Çoban
18:1
2
قَيِّماً لِيُنْذِرَ بَأْساً شَد۪يداً مِنْ لَدُنْـهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْراً حَسَناًۙ ٢
Kayyimen li yunzire be'sen şedîden min ledunhu ve yubeşşirel mu'minînellezîne ya'melûnes sâlihâti enne lehum ecren hasenâ(hasenen).
Kitap Allah tarafından gönderilmiştir. Ayetlerimiz ve yasalarımıza uymayanların cezalandırılacağının haberini, yasalarımıza uyanların mükâfatlandırılacağının müjdesini verirsin! Bunlar açıklanan gerçeklerdir.— M. Çoban
18:2
3
مَاكِث۪ينَ ف۪يهِ اَبَداًۙ ٣
Mâkisîne fîhi ebedâ(ebeden).
Cezaya çarptırılan inkârcılar şiddetli ateşin içinde kalakalırlar.— M. Çoban
18:3
4
وَيُنْذِرَ الَّذ۪ينَ قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَداًۗ ٤
Ve yunzirellezîne kâlûttehazellâhu veledâ(veleden).
"Allah çocuk edindi!" diyenleri kitabımızdaki gerçeklerle uyarıyoruz.— M. Çoban
18:4
5
مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِاٰبَٓائِهِمْۜ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۜ اِنْ يَقُولُونَ اِلَّا كَذِباً ٥
Mâ lehum bihî min ilmin ve lâ li âbâihim, keburet kelimeten tahrucu min efvâhihim, in yekûlûne illâ kezibâ(keziben).
Bu konuda kendilerinin ve atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz Allah’a büyük bir iftiradır. Onlar ancak yalan söylüyorlar.— M. Çoban
18:5
6
فَلَعَلَّكَ بَاخِـعٌ نَفْسَكَ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ اِنْ لَمْ يُؤْمِنُوا بِهٰذَا الْحَد۪يثِ اَسَفاً ٦
Fe lealleke bâhiun nefseke alâ âsârihim in lem yu'minû bi hâzel hadîsi esefâ(esefen).
Sen bildirdiğimiz gerçeklere inanmadıklarından dolayı üzüleceksin öyle mi? İftiralarından dolayı kendini tüketeceksin öyle mi? Hayır! Sakın onların yalanlarına, iftiralarına, gerçekleri inkârlarına üzülme! Çünkü sen dâhil herkes imtihandadır. Onların imtihanı kaybetmelerinden sana ne? Sen kendi imtihanına bak!— M. Çoban
18:6
7
اِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى الْاَرْضِ ز۪ينَةً لَهَا لِنَبْلُوَهُمْ اَيُّهُمْ اَحْسَنُ عَمَلاً ٧
İnnâ cealnâ mâ alel ardı zîneten lehâ li nebluvehum eyyuhum ahsenu amelâ(amelen).
İnsanların nasıl davranacaklarını görmek için bir hayat verdik! Yeryüzünde yaşamalarına izin verdik! Yeryüzündeki nimetlerle onları destekledik! Bu onların imtihanıdır. İster kaybederler ister kazanırlar. Seni ilgilendirmez. Sen sana düşen görevleri yerine getir. Başka şeye karışma! Tebliğini yap yeter.— M. Çoban
18:7
8
وَاِنَّا لَجَاعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَع۪يداً جُرُزاًۜ ٨
Ve innâ le câilûne mâ aleyhâ saîden curuzâ(curuzen).
Elbette imtihanın süresi bitince yeryüzündeki her şeyi kuru toprak haline getireceğiz. İnsana sınav salonu olan dünya hayatı bitecek!— M. Çoban
18:8
9
اَمْ حَسِبْتَ اَنَّ اَصْحَابَ الْكَهْفِ وَالرَّق۪يمِ كَانُوا مِنْ اٰيَاتِنَا عَجَباً ٩
Em hasibte enne ashâbel kehfi ver rakîmi kânû min âyâtinâ acabâ(acaben).
Allah çocuk edindi diyenler Ashab-ı kehf, Ashabı-ı Rakim topluluğu hakkında uydurdukları hikâyeleri anlatırlar. Yoksa sen onların anlattıkları hikâyeleri bizim ders verici ayetlerimizden mi sandın? Bilmiyor musun? Onlar kendi kafalarına göre hikâye uydurup duruyorlar.— M. Çoban
18:9
10
اِذْ اَوَى الْفِتْيَةُ اِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَٓا اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَداً ٠١
İz evel fityetu ilel kehfi fe kâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ reşedâ(reşeden).
Biz sana onların anlattığı hikâyelerin gerçeğini anlatalım! Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı: "Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver! İçinde bulunduğumuz şu durumdan kurtar! Senin doğru yolunda, yasalarına uyarak yaşamak için şartları kolaylaştır!" demişlerdi.— M. Çoban
18:10
11
فَضَرَبْنَا عَلٰٓى اٰذَانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِن۪ينَ عَدَداًۙ ١١
Fe darabnâ alâ âzânihim fîl kehfi sinîne adedâ(adeden).
Onlar inanmış insanlardı. Bu nedenle toplumdan tepki gördüler. Toplumun yöneticileri tarafından tehdit edildiler. Yaşamları tehlikeye girdi. Onlar da toplumlarından kaçarak bir mağaraya sığındılar. Yıllarca toplumdan uzak, gelişmelerden habersiz yaşadılar. Böylece terk ettikleri toplumda neler oldubitti görmediler, duymadılar. Onların durumu: Terk etmek zorunda kaldıkları, toplumlarının akıp giden yaşamlarına, hayatlarına, onların dünyalarına karşı bir ilgisizlik ve uyku haliydi. Mağaradaki hayatlarına devam ediyorlar, terk ettikleri topluma karşı uyuyanlar gibi kör sağır dilsiz oluyorlardı. Terk ettikleri toplum onlardan habersiz kendi yaşamlarını devam ettiriyordu.— M. Çoban
18:11
12
ثُمَّ بَعَثْنَاهُمْ لِنَعْلَمَ اَيُّ الْحِزْبَيْنِ اَحْصٰى لِمَا لَبِثُٓوا اَمَداً۟ ٢١
Summe beasnâhum li na'leme eyyul hızbeyni ahsâ limâ lebisû emedâ(emeden).
Uzun bir müddet sonra kendi kendilerine sormaya başladılar. Acaba terk ettiğimiz toplumda neler oldu? Onlardan ayrıldıktan sonra ne kadar süre geçti? Onlar bizi unuttu mu? Doğup büyüdüğümüz, yaşayıp terk ettiğimiz yerlerin şartları değişti mi? Bu sorular kafalarını karıştırmaya başladı. Aradan geçen zamanı merak ediyorlardı. Yaşadıkları yerden ne kadar ayrı kaldıklarını bile unutmuşlardı. Belki toplumlarında onların kendilerinden ne kadar uzak kaldıklarını bilenler vardı. Meraklarını gidermek için araştırma ihtiyacı duydular.— M. Çoban
18:12
13
نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَاَهُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّهُمْ فِتْيَةٌ اٰمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًىۗ ٣١
Nahnu nakussu aleyke nebeehum bil hakk(hakkı), innehum fityetun âmenû bi rabbihim ve zidnâhum hudâ(huden).
Sen onlar hakkında uydurulan yalanları bir kenara bırak! Şimdi biz sana onların gerçek haberlerini anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rabbine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.— M. Çoban
18:13
14
وَرَبَطْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَنْ نَدْعُوَ۬ا مِنْ دُونِه۪ٓ اِلٰهاً لَقَدْ قُلْـنَٓا اِذاً شَطَطاً ٤١
Ve rabatnâ alâ kulûbihim iz kâmû fe kâlû rabbunâ rabbus semâvâti vel ardı len ned'uve min dûnihî ilâhen lekad kulnâ izen şetatâ(şetaten).
Onların kalplerini güçlendirmiştik. Ayağa kalkıp dediler ki: "Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Biz ondan başkasına ilah demeyiz. Yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz!"— M. Çoban
18:14
15
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمُنَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ لَوْلَا يَأْتُونَ عَلَيْهِمْ بِسُلْطَانٍ بَيِّنٍۜ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۜ ٥١
Hâulâi kavmunettehazû min dûnihî âliheh(âliheten), lev lâ ye'tûne aleyhim bi sultânin beyyin(beyyinin), fe men azlemu mimmenifterâ alâllâhi kezibâ(keziben).
"Bizim kavmimiz ondan başka ilahlar edindiler. Onların açık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?"— M. Çoban
18:15
16
وَاِذِ اعْتَزَلْتُمُوهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ اِلَّا اللّٰهَ فَأْوُٓ۫ا اِلَى الْكَهْفِ يَنْشُرْ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَيُهَيِّئْ لَكُمْ مِنْ اَمْرِكُمْ مِرْفَقاً ٦١
Ve izi'tezeltumûhum ve mâ ya'budûne illâllâhe fe'vû ilel kehfi yenşur lekum rabbukum min rahmetihî ve yuheyyi' lekum min emrikum mirfekâ(mirfekan).
"Mademki siz; onlardan ve Allah’tan başka taptıkları şeylerden ayrıldınız. O halde mağaraya sığının ki; Rabbiniz rahmetini yaysın! İşinizde size yararlı bir şey sağlasın!"— M. Çoban
18:16
17
وَتَرَى الشَّمْسَ اِذَا طَلَعَتْ تَزَاوَرُ عَنْ كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَم۪ينِ وَاِذَا غَرَبَتْ تَقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ ف۪ي فَجْوَةٍ مِنْهُۜ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِۜ مَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِياًّ مُرْشِداً۟ ٧١
Ve terâş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minhu, zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
Görseydin: Güneş doğduğu zaman mağaralarının sağına eğiliyor, batarken onları sol taraftan isabet etmeden sola doğru makaslayıp geçiyordu. Onlar sanki bir dehlizin içindeydiler. İşte bu Allah’ın ayetlerindendir. Allah kime hidayet verirse o yolu bulmuştur. Kimi de sapıklıkta bırakırsa artık onun için bir dost ve yol gösterici bulamazsın!— M. Çoban
18:17
18
وَتَحْسَبُهُمْ اَيْقَاظاً وَهُمْ رُقُودٌۗ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ الْيَم۪ينِ وَذَاتَ الشِّمَالِۗ وَكَلْبُهُمْ بَاسِطٌ ذِرَاعَيْهِ بِالْوَص۪يدِۜ لَوِ اطَّـلَعْتَ عَلَيْهِمْ لَوَلَّيْتَ مِنْهُمْ فِرَاراً وَلَمُلِئْتَ مِنْهُمْ رُعْباً ٨١
Ve tahsebuhum eykâzan ve hum rukûd(rukûdun), ve nukallibuhum zâtel yemîni ve zâteş şimâl(şimâli), ve kelbuhum bâsitun zirâayhi bil vasîd(vasîdi), levittala'te aleyhim le velleyte minhum firâren ve le muli'te minhum ru'bâ(ru'ben).
Kendileri uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın! Onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatıyordu. Durumlarını görseydin onlardan dönüp kaçardın! Gördüklerin yüzünden içini korku kaplardı.— M. Çoban
18:18
19
وَكَذٰلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَٓاءَلُوا بَيْنَهُمْۜ قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْۜ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً اَوْ بَعْضَ يَوْمٍۜ قَالُوا رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُٓوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هٰذِه۪ٓ اِلَى الْمَد۪ينَةِ فَلْيَنْظُرْ اَيُّهَٓا اَزْكٰى طَعَاماً فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَداً ٩١
Ve kezâlike beasnâhum li yetesâelû beynehum, kâle kâilun minhum kem lebistum, kâlû lebisnâ yevmen ev ba'da yevm(yevmin), kâlû rabbukum a'lemu bi mâ lebistum feb'asû ehadekum bi verıkıkum hâzihî ilel medîneti fel yanzur eyyuhâ ezkâ taâmen fel ye'tikum bi rızkın minhu vel yetelattaf ve lâ yuş'ırenne bikum ehadâ(ehaden).
Kendi aralarında sormaları için onları düşünmeye sevk ettik! İçlerinden konuşan biri dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık!" Bir başkası dedi ki: "Rabbimiz ne kadar kaldığınızı daha iyi bilir. Birimizi şu gümüşle şehre gönderelim! Hangi yiyecek daha temiz baksın! Ondan bize bir rızık getirsin! Dikkatli davransın! Sakın, bizi birisine sezdirmesin!"— M. Çoban
18:19
20
اِنَّهُمْ اِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ اَوْ يُع۪يدُوكُمْ ف۪ي مِلَّتِهِمْ وَلَنْ تُفْلِحُٓوا اِذاً اَبَداً ٠٢
İnnehum in yazherû aleykum yercumûkum ev yuîdûkum fî milletihim ve len tuflihû izen ebedâ(ebeden).
"Çünkü onlar bizi ele geçirirse ya taşlayarak öldürürler ya da kendi düzenlerine (dinlerine) zorla döndürürler. O zaman haktan batıla dönerek, onların yasalarına uyduğumuz için kurtuluşa erişemeyiz."— M. Çoban
18:20
21
وَكَذٰلِكَ اَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُٓوا اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاَنَّ السَّاعَةَ لَا رَيْبَ ف۪يهَاۚ اِذْ يَتَنَازَعُونَ بَيْنَهُمْ اَمْرَهُمْ فَقَالُوا ابْنُوا عَلَيْهِمْ بُنْيَاناًۜ رَبُّهُمْ اَعْلَمُ بِهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ غَلَبُوا عَلٰٓى اَمْرِهِمْ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِمْ مَسْجِداً ١٢
Ve kezâlike a'sernâ aleyhim li ya'lemû enne va'dallâhi hakkun ve ennes sâate lâ reybe fîhâ, iz yetenâzeûne beynehum emrehum fe kâlûbnû aleyhim bunyânâ(bunyânen), rabbuhum a'lemu bihim, kâlellezîne galebû alâ emrihim le nettehızenne aleyhim mescidâ(mesciden).
Mağaradakilerden biri şehre gelince, şehirde yaşayanlar onlar hakkında bilgi almış oldular. Mağaradakiler de şehirdeki değişikliklerden haberdar oldu. Biz onların aklına şehre gitme fikrini soktuk ki; Allah’ın sözünün gerçek olduğunu görsünler. Hiçbir şekilde Allah’ın insanları kandırmadığını, daima gerçekler üzerine ayetler gönderdiğini anlasınlar. Kıyamet sözünün gerçekliğini kavrasınlar. İnsanların çoğu olayların neden böyle olduğunu, neden nasıl geliştiğini, altında yatan sebeplerin neler olduğunu bilmeden konuşur. Bir türlü anlatılmak istenen gerçekleri anlamak istemezler. Şehre giden kişi bir de ne görsün? İnsanlar putperestliği bırakarak hidayet etmiş! Halk Müslimun olmuştu. Halk bir zamanlar şehirden kaçan yiğitlerden söz ediyorlardı. Aralarında konuşurken diyorlardı ki: "Bizden kaçtıktan sonra başlarına bir şey gelmiştir. İnkâr eden toplum peşlerine düşmüştü. Onları yakalamış öldürmüş olabilirler. Onların mezarlarını bulalım! Mezarlarının üstüne bir bina yapalım veya mezarları üzerine bir mescit yapalım! Mezarlarını bulamasak bile onları inandıkları yolda mücadele veren, Allah yolunda ölen kişiler ilan edelim! Onları hatırlatacak bir bina veya bir mescit yapalım! Onların başına ne geldi, nasıllar, neler oldu, haklarındaki bilgiyi doğru olarak ancak Rabbimiz bilir."— M. Çoban
18:21
22
سَيَقُولُونَ ثَلٰثَةٌ رَابِعُهُمْ كَلْبُهُمْۚ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ رَجْماً بِالْغَيْبِۚ وَيَقُولُونَ سَبْعَةٌ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْۜ قُلْ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِعِدَّتِهِمْ مَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا قَل۪يلٌ۠ فَلَا تُمَارِ ف۪يهِمْ اِلَّا مِرَٓاءً ظَاهِراًۖ وَلَا تَسْتَفْتِ ف۪يهِمْ مِنْهُمْ اَحَداً۟ ٢٢
Se yekûlûne selâsetun râbiuhum kelbuhum, ve yekûlûne hamsetun sâdisuhum kelbuhum recmen bil gayb(gaybi), ve yekûlûne seb'atun ve sâminuhum kelbuhum, kul rabbî a'lemu bi ıddetihim mâ ya'lemuhum illâ kalîl(kalîlun), fe lâ tumâri fîhim illâ mirâen zâhirâ(zâhiren), ve lâ testefti fîhim minhum ehâdâ(ehâden).
Bak gördün mü? Aradan yıllar geçmiş. Onları yâd edenler bilmedikleri konularda atıp tutuyorlar: Onların sayılarını tartışıyorlar. Kimileri; "Onlar üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir.", kimileri; "Onlar beş kişidir, altıncıları köpekleridir." , kimileri; "Onlar yedi kişidir, sekizincileri köpekleridir." der. Onlara de ki; "Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onların gerçeğini insanlardan çok az kimse bilir." Sen Ashab-ı Kehf’in durumunu onlarla tartışma! Aralarında tartışıp duranlara da hiçbir şey sorma! Bırak! Bilir bilmez tartışmaya devam etsinler. Onlar bilerek sana geliyorlar. Seni şaşırtmak için bilemeyeceğin konularda sorular soruyorlar. Sen ne bilirsin? Ashab-ı kehf kaç kişiydi? Sen onlarla beraber değildin ki? Sana soranlar da onların kaç kişi olduğunu bilmiyor. Sanki biliyorlarmış gibi davranarak seni sınayıp şaşırtmak istiyorlar. Sen onlardan uzak dur.— M. Çoban
18:22
23
وَلَا تَقُولَنَّ لِشَايْءٍ اِنّ۪ي فَاعِلٌ ذٰلِكَ غَداًۙ ٣٢
Ve lâ tekûlenne li şey'in innî fâılun zâlike gadâ(gaden).
İnsanların hatırını gözeterek onlara bir şey anlatmak ve onları kazanmak için hiçbir şey hakkında: "Yarın şunu yapacağım!" dememelisin.— M. Çoban
18:23
24
اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۘ وَاذْكُرْ رَبَّكَ اِذَا نَس۪يتَ وَقُلْ عَسٰٓى اَنْ يَهْدِيَنِ رَبّ۪ي لِاَقْرَبَ مِنْ هٰذَا رَشَداً ٤٢
İllâ en yeşâallâhu vezkur rabbeke izâ nesîte ve kul asâ en yehdiyeni rabbî li akrabe min hâzâ reşedâ(reşeden).
Ancak: "Allah dilerse yapacağım!" demelisin. Unuttuğun zaman Rabbini an! "Umarım Rabbim beni bundan daha doğru olana ulaştırır." demelisin. Eğer Rabbin sana bir şeyi unutturmuş ise mutlaka altında yatan bir neden vardır. Onu düşün! Kendi kendine hayıflanıp dert edinmemelisin!— M. Çoban
18:24
25
وَلَبِثُوا ف۪ي كَـهْفِهِمْ ثَلٰثَ مِائَةٍ سِن۪ينَ وَازْدَادُوا تِسْعاً ٥٢
Ve lebisû fî kehfihim selâse mietin sinîne vezdâdû tis'â(tis'an).
Boşu boşuna tartışanlar, tartışmadan duramazlar. Şimdi de tutturmuşlar: "Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldı." diyorlar. "Bazıları da buna dokuz yıl ekleyerek üç yüz dokuz yıl kaldılar." diyor.— M. Çoban
18:25
26
قُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثُواۚ لَهُ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَبْصِرْ بِه۪ وَاَسْمِـعْۜ مَا لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّۘ وَلَا يُشْرِكُ ف۪ي حُكْمِه۪ٓ اَحَداً ٦٢
Kulillâhu a'lemu bimâ lebisû, lehu gaybus semâvâti vel ard(ardı), ebsır bihî ve esmı', mâ lehum min dûnihî min veliyyin ve lâ yuşriku fî hukmihî ehadâ(ehaden).
Onlara de ki: "Onların mağarada kaldığı süreyi Allah daha iyi bilir. Siz nereden bileceksiniz? Onlarla beraber mi yaşadınız? Geçmişe dair atıp tutuyorsunuz. Şunu bilin ki göklerin yerin bilinmeyenlerini bilmek Allah’a aittir. Sizin gibi cahillere değil. Rabbim her şeyi bütün gerçeğiyle görür. Siz hiçbir şeyi doğru dürüst göremezsiniz. Rabbim her şeyi doğru bir şekilde işitir. Siz hiçbir şeyi doğru dürüst işitmez, hep çıkarınıza göre işitirsiniz. İnsanların Allah’tan başka hiçbir dostu yoktur. Allah hükmünde otoriterdir. Hiçbir şekilde hükmüne, otoritesine, yönetimine yarattığı kimseleri ortak etmez."— M. Çoban
18:26
27
وَاتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ كِتَابِ رَبِّكَۚ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِه۪ وَلَنْ تَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَداً ٧٢
Vetlu mâ ûhıye ileyke min kitâbi rabbik(rabbike), lâ mubeddile li kelimâtihî ve len tecide min dûnihî multehadâ(multehaden).
Sen onlara sadece Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku! Allah’ın kelimelerini değiştirecek hiç kimse yoktur. Allah’tan başka sığınacak sağlam bir dost da bulamazsın! İnsanların yalan yanlış, bilir bilmez yaptıkları tartışmaların içine girme! Ellerinde kesin bir delil yokken bilmedikleri konularda tartışıp duranlarla ilgilenme!— M. Çoban
18:27
28
وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِيِّ يُر۪يدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْۚ تُر۪يدُ ز۪ينَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَا تُطِـعْ مَنْ اَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوٰيهُ وَكَانَ اَمْرُهُ فُرُطاً ٨٢
Vasbır nefseke meallezîne yed'ûne rabbehum bil gadâti vel aşiyyi yurîdûne vechehu ve lâ ta'du aynâke anhum, turîdu zînetel hayâtid dunyâ ve lâ tutı' men agfelnâ kalbehu an zikrinâ vettebea hevâhu ve kâne emruhu furutâ(furutan).
Allah’ın rızasını dileyerek sabah akşam dua edenlerle birlikte ol! Onlarla birlikte sen de Rabbinin huzurunda saf tut! Duanı yap! Yanlışlarından, eksikliklerinden dolayı af dile! Dünya hayatının ziynetlerini arzu edip gözlerini inananlardan ayırma! Kalbiyle Allah’a yönelmeyen, yasalarımıza uymayarak cahilce hayat yaşayan, boş arzularına uyup işi gücü hak yemek, günah işlemek, zulüm yapmak olan, yasalarımıza karşı yasalar çıkarıp insanlar üzerine hâkimiyet kuranlara boyun eğme!— M. Çoban
18:28
29
وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْۙ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلظَّالِم۪ينَ نَاراًۙ اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَاۜ وَاِنْ يَسْتَغ۪يثُوا يُغَاثُوا بِمَٓاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَۜ بِئْسَ الشَّرَابُۜ وَسَٓاءَتْ مُرْتَفَقاً ٩٢
Ve kulil hakku min rabbikum fe men şâe fel yu'min ve men şâe fel yekfur innâ a'tednâ liz zâlimîne nâren ehâta bihim surâdikuhâ, ve in yestegîsû yugâsû bi mâin kel muhli yeşvîl vucûh(vucûhe), bi'seş şerab(şerabu) ve sâet murtefekâ(murtefekan).
Seninle tartışanlara de ki: "Gerçekler sizin dediğiniz gibi değildir. Gerçekler Rabbimizin katındadır. Gerçek ancak Rabbimizin bildirdiklerindedir. Artık dileyen kendi yalanlarına inanır. Dileyen Rabbimin bildirdiklerine inanır. Allah’a inananlar Allah’tan bir bilgi olmadan boşu boşuna tartışıp durmazlar. Allah’a inananlar ancak Allah’ın bildirdiklerine inanırlar. Allah size mağarada kaç kişi olduğunu bildirdi mi? Onların mağarada ne kadar süre kaldıklarını bildirdi mi? Hayır! Niye atıp tutuyorsunuz? Niçin bilmediğiniz konularda sürekli tartışıp duruyorsunuz?" Biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Ateş içinde yanarken yardım edin diye feryat ederler. Ateşte kavruldukça su diye bağırırlar. Onlara maden eriyiği gibi yüzleri yakıp kavuran bir su verilir. O ne kötü bir içecektir. Cehennem ne korkunç bir yerdir.— M. Çoban
18:29
30
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اِنَّا لَا نُض۪يعُ اَجْرَ مَنْ اَحْسَنَ عَمَلاًۚ ٠٣
İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti innâ lâ nudîu ecre men ahsene amelâ(amelen).
Gerçek şu ki, iman edip iyi işler yapan, yasalarımıza uyarak yaşayanlara gelince, elbette biz onların mükâfatından hiçbir şeyi eksik etmeyiz.— M. Çoban
18:30
Yükleniyor...
Kehf
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle