Nisa 176 Ayet 4. Cüz النساء
4

Nisa

— Kadınlar
176 Ayet 4. Cüz
النساء
4
Nisa
176 Ayet
النساء
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَث۪يراً وَنِسَٓاءًۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي تَسَٓاءَلُونَ بِه۪ وَالْاَرْحَامَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَق۪يباً ١
Yâ eyyuhân nâsuttekû rabbekumullezî halakakum min nefsin vâhidetin ve halaka minhâ zevcehâ ve besse minhumâ ricâlen kesîran ve nisââ(nisâen), vettekûllâhellezî tesâelûne bihî vel erhâm(erhâme). İnnallâhe kâne aleykum rakîbâ(rakîben).
Ey insanlar! Sizi bir tek yaratan, o bedenin yasasına uygun eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadının üretilme yasasını koyan Rabbiniz Allah’a karşı gelmekten sakının! Akrabalık bağlarını koparmaktan sakının! Şüphesiz Allah dünya hayatında ne yapıp yapmadığınızı gözetlemektedir. Birbiriniz için Allah’a güzel dileklerde bulunduğunuzu unutmayın!— M. Çoban
4:1
2
وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَب۪يثَ بِالطَّيِّبِۖ وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَهُمْ اِلٰٓى اَمْوَالِكُمْۜ اِنَّهُ كَانَ حُوباً كَب۪يراً ٢
Ve âtûl yetâmâ emvâlehum ve lâ tetebeddelûl habîse bit tayyîb(tayyîbi), ve lâ te’kulû emvâlehum ilâ emvâlikum. İnnehu kâne hûben kebîrâ(kebîran).
Yetimlere mallarını verin! Temizi pis olanla değiştirmeyin! Rabbinizin haram olarak bildirdikleri sizin için pistir. Onun için haramlardan uzak durun. Belki sizler yemeye içmeye alışkın olduğunuz için haram kılınanlardan hoşlanabilirsiniz. Bu nedenle yediğiniz içtiğiniz şeylerin zararlı pisliklerini fark etmeyebilirsiniz. Unutmayın ki her şeyden önce sizler Rabbinizin emrini dinleyip dinlememekten hesaba çekileceksiniz. Rabbiniz bilmeyeceğiniz şekilde size yardım eder. Onun için haram kılınan şeyleri kendi mallarınıza katıp yemeyin! Ayrıca helal olan şeyleri haram yollardan kazanmayın! Varlıklarınızı dolambaçlı yollardan değil, Rabbinizin size helal kıldığı yollardan kazanın! Aksi halde haram işlersiniz. Bunlara dikkat edin! Çünkü bunlara dikkat etmezseniz büyük bir günah işlemiş olursunuz.— M. Çoban
4:2
3
وَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تُـقْسِطُوا فِي الْيَتَامٰى فَانْكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۚ فَاِنْ خِفْتُمْ اَلَّا تَعْدِلُوا فَوَاحِدَةً اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَلَّا تَعُولُواۜ ٣
Ve in hıftum ellâ tuksitû fîl yetâmâ fenkihû mâ tâbe lekum minen nisâi mesnâ ve sulâse ve rubâa, fe in hıftum ellâ ta’dilû fe vâhideten ev mâ meleket eymânukum. Zâlike ednâ ellâ teûlû.
Eğer velisi olduğunuz yetim kızlar hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, yetim kızlarla değil, size helâl olan başka kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayabilirsiniz. Eğer birden fazla kadınla evlenince, eşleriniz arasında adaleti sağlayamayacağınızdan korkarsanız o takdirde bir kadınla evlenmeniz daha iyidir. Çünkü işleyeceğiniz haksızlık hayatınızı mahveder. Birden fazla kadınla evlenme yerine evinizde daha önceden köle olarak alıp sahip olduğunuz bekâr kadınlarla nikâhlanarak evlenmeniz daha iyidir. Böylece sahip olduğunuz kadınları da eşleriniz mertebesine yükselterek hem onları onurlandırmış hem özgürleştirmiş olursunuz. Böyle yapmanız adalete daha uygundur.— M. Çoban
4:3
4
وَاٰتُوا النِّسَٓاءَ صَدُقَاتِهِنَّ نِحْلَةًۜ فَاِنْ طِبْنَ لَكُمْ عَنْ شَيْءٍ مِنْهُ نَفْساً فَكُلُوهُ هَن۪ٓيـٔاً مَر۪ٓيـٔاً ٤
Ve âtûn nisâe sadukâtihinne nıhleh(nıhleten). Fe in tıbne lekum an şey’in minhu nefsen fe kulûhu henîen merîâ(merîan).
Evlilik sırasında kadınlara vermek üzere anlaştığınız evlilik ücretlerini içinizden gelerek verin! Ücretlerini verirken isteksizlik duymayın! Unutmayın! Rabbiniz içinizdekini bilir. Âdet yerini bulsun diye veya toplumsal baskıdan korktuğunuz için zoraki olarak kadınlara evlilik ücretini ödemeniz iyi değildir. Eğer eşleriniz kendi istekleriyle evlilik ücretinden bir kısmını bağışlarsa afiyetle yiyebilirsiniz. Ancak evlilik ücretlerini bağışlamaları veya evlilik ücretinden vazgeçmeleri için kadınlarınıza baskı yapmayın!— M. Çoban
4:4
5
وَلَا تُؤْتُوا السُّفَـهَٓاءَ اَمْوَالَكُمُ الَّت۪ي جَعَلَ اللّٰهُ لَكُمْ قِيَاماً وَارْزُقُوهُمْ ف۪يهَا وَاكْسُوهُمْ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلاً مَعْرُوفاً ٥
Ve lâ tu’tûs sufehâe emvâlekumulletî cealallâhu lekum kıyâmen verzukûhum fîhâ veksûhum ve kûlû lehum kavlen ma’rûfâ(ma’rûfen).
Allah’ın size geçim kaynağı yaptığı malları aklı ermeyenlere vermeyin! O mallarla aklı ermeyenleri besleyin, giydirin, onlara güzel söz söyleyin! Onların bakımı sizin üzerinize borçtur. Bunlar çocuklarınızdan veya velisi veya vasisi bulunduğunuz akrabalardan veya çevrenizden olabilir. Hiçbir zaman aklını kullanamayan çocukların veya kişilerin mallarını haksız olarak yemeyin! Aksi halde cezası affedilmez bir suç işlemiş olursunuz.— M. Çoban
4:5
6
وَابْتَلُوا الْيَتَامٰى حَتّٰٓى اِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَۚ فَاِنْ اٰنَسْتُمْ مِنْهُمْ رُشْداً فَادْفَعُٓوا اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْۚ وَلَا تَأْكُلُوهَٓا اِسْرَافاً وَبِدَاراً اَنْ يَكْـبَرُواۜ وَمَنْ كَانَ غَنِياًّ فَلْيَسْتَعْفِفْۚ وَمَنْ كَانَ فَق۪يراً فَلْيَأْكُلْ بِالْمَعْرُوفِۜ فَاِذَا دَفَعْتُمْ اِلَيْهِمْ اَمْوَالَهُمْ فَاَشْهِدُوا عَلَيْهِمْۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ حَس۪يباً ٦
Vebtelûl yetâmâ hattâ izâ belagûn nikâh(nikâha), fe in ânestum minhum ruşden fedfeû ileyhim emvâlehum, ve lâ te’kulûhâ isrâfen ve bidâren en yekberû. Ve men kâne ganiyyen felyesta’fif, ve men kâne fakîran felye’kul bil ma’rûf(ma’rûfi). Fe izâ defa’tum ileyhim emvâlehum fe eşhidû aleyhim. Ve kefâ billâhi hasîbâ(hasîben).
Yetimleri deneyin! Evlenme çağına geldiklerinde rüştlerini ispat edecek emareler gösteriyorlarsa mallarını kendilerine verin! Bu konuda asla bahaneler bulup geciktirmeyin! Büyüyecekler mallarına sahip olacaklar diye haram yollardan mallarına el koymayın! Aceleye getirerek mallarını haksız şekilde yemeyin! Veli veya vasilerden kim zengin ise yetimlerin mallarını o yönetsin! Mallarını üreterek veya ticarete sokarak geliştirsin! Yetimin malları için emek veriyorum diye mallarından yemeye tenezzül etmesin! Ancak veli veya vasi fakirse aklın ve yasaların kurallarına uygun olarak hizmetinin karşılığını alsın! Yetimlere mallarını şahitlerin huzurunda geri verin! Adaletli davranmanız için Rabbinizin yasalarına, yasalarda bir hüküm yoksa toplumsal örfe uygun olarak, malların yönetimi sırasında oluşan hesapların incelenmesinde, fakirler için alınacak hizmet bedellerinin hesaplanmasında, belirlenen bilirkişiye başvurulması hayırlıdır. Unutmayın ki hesap görücü olarak Allah yeter. Onun için Allah’ın huzurundaki hesaba varmadan ayetlere göre hareket edin! Akıl sahipleriyle konuyu adalete kavuşturun ki hesap günü ummadığınız hesapla karşılaşmayasınız. Rabbiniz size bütün gerçekleri açıklıyor.— M. Çoban
4:6
7
لِلرِّجَالِ نَص۪يبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَۖ وَلِلنِّسَٓاءِ نَص۪يبٌ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالْاَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ اَوْ كَثُرَۜ نَص۪يباً مَفْرُوضاً ٧
Lir ricâli nasîbun mimmâ terakel vâlidâni vel akrabûne, ve lin nisâi nasîbun mimmâ terakel vâlidâni vel akrabûne mimmâ kalle minhu ev kesur(kesura). Nasîben mefrûdâ(mefrûdan).
Ana, baba ve yakın akrabaların miras olarak bıraktıklarından erkeklere pay vardır. Ana, baba ve yakın akrabaların miras olarak bıraktıklarından kadınlara pay vardır. Mirasçının miras bıraktığı malların az veya çok olması miras hakkını değiştirmez. Sakın cahiliye devrinde olduğu gibi miras mallarında kadınların payı yoktur demeyin!— M. Çoban
4:7
8
وَاِذَا حَضَرَ الْقِسْمَةَ اُو۬لُوا الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينُ فَارْزُقُوهُمْ مِنْهُ وَقُولُوا لَهُمْ قَوْلاً مَعْرُوفاً ٨
Ve izâ hadaral kısmete ulûl kurbâ vel yetâmâ vel mesâkînu ferzukûhum minhu ve kûlû lehum kavlen ma’rûfâ(ma’rûfen).
Miras paylaşımında mirasta payı olmayan akrabalar, yetimler, fakirler hazır bulunurlarsa, önce onlara bir şeyler verin! Sonra mirası bölüşün! Paylaşımda hazır bulunanların gönüllerini güzel sözlerle alın!— M. Çoban
4:8
9
وَلْيَخْشَ الَّذ۪ينَ لَوْ تَرَكُوا مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَافاً خَافُوا عَلَيْهِمْۖ فَلْيَتَّقُوا اللّٰهَ وَلْيَقُولُوا قَوْلاً سَد۪يداً ٩
Velyahşellezîne lev terakû min halfihim zurriyeten dıâfen hâfû aleyhim, felyettekûllâhe velyekûlû kavlen sedîdâ(sedîdan).
Vefat ettikleri takdirde geriye zayıf çocuklar bırakacaklarını bilenler, çocukları hakkında endişeye düşenler, yetimlerin mallarına sahip çıkarken düşünsünler, ürpersinler, korksunlar! Aynı şeyin kendi çocuklarının başlarına gelebileceğini, haklarının yenilebileceğini, toplumda hakları elinden alınarak fakir duruma düşürülebileceğini akıllarına getirsinler! Buna göre davranıp adaletten dışarıya çıkmasınlar! Allah’a karşı gelmekten sakınarak doğruyu söylesinler ve doğru iş yapsınlar!— M. Çoban
4:9
10
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَأْكُلُونَ اَمْوَالَ الْيَتَامٰى ظُلْماً اِنَّمَا يَأْكُلُونَ ف۪ي بُطُونِهِمْ نَاراًۜ وَسَيَصْلَوْنَ سَع۪يراً۟ ٠١
İnnellezîne ye’kulûne emvâlel yetâmâ zulmen innemâ ye’kulûne fî butûnihim nârâ(nâran). Ve se yaslevne seîrâ(seîran).
Yetimlerin mallarını haksız olarak yiyenler ateş yemiş olurlar. Onlar zaten dünya hayatından sonra çılgın bir cehennem ateşine atılacaklardır.— M. Çoban
4:10
11
يُوص۪يكُمُ اللّٰهُ ف۪ٓي اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِۚ فَاِنْ كُنَّ نِسَٓاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَۚ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُۜ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌۚ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُٓ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُۚ فَاِنْ كَانَ لَهُٓ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوص۪ي بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْۚ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعاًۚ فَر۪يضَةً مِنَ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماً ١١
Yûsîkumullâhu fî evlâdikum liz zekeri mislu hazzıl unseyeyn(unseyeyni), fe in kunne nisâen fevkasneteyni fe lehunne sulusâ mâ terak(terake), ve in kânet vâhideten fe lehân nısf(nısfu). Ve li ebeveyhi li kulli vâhidin min humâs sudusu mimmâ terake in kâne lehu veled(veledun), fe in lem yekun lehu veledun ve varisehû ebevâhu fe li ummihis sulus(sulusu), fe in kâne lehû ıhvetun fe li ummihis sudusu, min ba’di vasiyyetin yûsî bihâ ev deyn(deynin). Âbâukum ve ebnâukum, lâ tedrûne eyyuhum akrabu lekum nef’â(nef’en), farîdaten minallâh(minallâhi). İnnallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen).
Allah çocuklarınızın alacağı miras hakkında, erkeğe dişinin iki payı kadarını emreder. Bunun nedeni erkeklere yüklediğiniz mali sorumluluklardır. Rabbiniz erkeklere ve kadınlara bir pay ayırmıştır. Sizler erkeklere hem kendilerine hem kadınlara hem kız kardeşlerine bakma sorumluluğu veriyorsunuz. Erkekler kadınlarla eşit pay alırsa hem kendilerinin hem kadınlarının ve hem kız kardeşlerinin mali sorumluluğunu nasıl üstlenecekler demiyorsunuz. Rabbiniz erkeklerin kadınlara ve kız kardeşlere bakma sorumluğunun karşılığı olarak bir pay daha vererek erkeğin payını ikiye çıkarır! Böylece eşitliği sağlar! Erkekler aldıkları iki paydan sonra kız kardeşlerine bakma sorumluluğunu yerine getirmezlerse haksızlık etmiş olurlar! Çocuklar sadece ikiden fazla kız iseler, ölenin geriye bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kız bir ise mirasın yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da yalnız ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa anasının hissesi altıda birdir. Bu paylaştırma ölenin yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Rabbiniz tarafından Müslimlere farz kılınmıştır. Şüphesiz Rabbiniz hakkıyla bilendir, hoşgörülüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.— M. Çoban
4:11
12
وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوص۪ينَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌۚ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۜ وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُٓ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُۚ فَاِنْ كَانُٓوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَٓاءُ فِي الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَٓا اَوْ دَيْنٍۙ غَيْرَ مُضَٓارٍّۚ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَل۪يمٌۜ ٢١
Ve lekum nısfu mâ terake ezvâcukum in lem yekun lehunne veled(veledun), fe in kâne lehunne veledun fe lekumur rubuu mimmâ terakne min ba’di vasıyyetin yûsîne bihâ ev deyn(deynin). Ve lehunner rubuu mimmâ teraktum in lem yekun lekum veled(veledun), fe in kâne lekum veledun fe lehunnes sumunu mimmâ teraktum min ba’di vasıyyetin tûsûne bihâ ev deyn(deynin). Ve in kâne raculun yûrasu kelâleten ev imraetun ve lehû ahun ev uhtun fe li kulli vâhidin min humâs sudus(sudusu), fe in kânû eksera min zâlike fe hum şurakâu fîs sulusi min ba’di vasiyyetin yûsâ bihâ ev deynin gayra mudârr(mudârrin), vasıyyeten minallâh(minallâhi). Vallâhu alîmun halîm(halîmun).
Eğer çocukları yoksa karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Bu paylaştırma ölen karılarınızın yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Sizin çocuğunuz yoksa bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Yine bu paylaştırma yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer bir erkek veya kadının, anası babası, çocukları bulunmadığı durumlarda malı akrabalıktan doğan mirasçılara kalırsa; bir erkek yahut bir kız kardeşi varsa, her birine altıda bir düşer. Eğer kardeşler birden fazla olursa üçte bir de ortaktırlar. Bu paylaştırma varislere zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. Bütün bunlar Rabbinizin emridir. Rabbiniz hakkıyla her şeyi bilendir. Bir hata yaparsanız hemen cezalandırmaz. Düşünmenizi, ders alarak hakkı yerine getirmenizi, yaptığınız hatadan özür dileyip tövbe etmenizi bekler. Tövbe etmeyip hatalarınızla ölürseniz, iş işten geçmiş cehennem cezasını hak etmişsinizdir. Rabbiniz size yasalarını belirtiyor. Sakın hesap günü şaşırmayın!— M. Çoban
4:12
13
تِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ يُدْخِلْهُ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ٣١
Tilke hudûdullâh(hudûdullâhi). Ve men yutııllâhe ve resûlehu yudhılhu cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ. Ve zâlikel fevzul azîm(azîmu).
İşte bu hükümler Allah’ın koyduğu yasalardır. Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse ve Allah’ın yasalarına uyarak yaşarsa, Allah onu içinden ırmaklar akan ebedi kalacakları cennetlere sokar. İşte bu büyük başarıdır.— M. Çoban
4:13
14
وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُ يُدْخِلْهُ نَاراً خَالِداً ف۪يهَاۖ وَلَهُ عَذَابٌ مُه۪ينٌ۟ ٤١
Ve men ya’sıllâhe ve resûlehu ve yeteadde hudûdehu yudhılhu nâran hâliden fîhâ.Ve lehu azâbun muhîn(muhînun).
Kim de Allah’a ve Resulüne isyan eder, Allah’ın yasalarına uymaz, insanların uydurduğu yasalara göre hayat yaşarsa, Allah onu ebedi kalacağı cehennem ateşine atar. Artık onun için alçaltıcı bir azap vardır.— M. Çoban
4:14
15
وَالّٰت۪ي يَأْت۪ينَ الْفَاحِشَةَ مِنْ نِسَٓائِكُمْ فَاسْتَشْهِدُوا عَلَيْهِنَّ اَرْبَعَةً مِنْكُمْۚ فَاِنْ شَهِدُوا فَاَمْسِكُوهُنَّ فِي الْبُيُوتِ حَتّٰى يَتَوَفّٰيهُنَّ الْمَوْتُ اَوْ يَجْعَلَ اللّٰهُ لَهُنَّ سَب۪يلاً ٥١
Vellâtî ye’tînel fâhişete min nisâikum festeşhidû aleyhinne erbaaten minkum, fe in şehidû fe emsikûhunne fîl buyûti hattâ yeteveffâhunnel mevtu ev yec’alallâhu lehunne sebîlâ(sebîlen).
Kadınlarınızdan zina yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin! Eğer onlar kadının zina yaptığıyla ilgili şahitlik ederse, zina yapan kadınları sokağa salmayın! Başlarına bir şey gelmesin! Onları kendiliğinden ecelleri gelip ölünceye kadar veya Allah onlar hakkında yasal hükmünü bildirinceye kadar evlerde tutun! Böylece toplumun onlara bir densizlik, bir haksızlık yapmasını önlersiniz. Veya onların toplumda fuhşa yönelmelerine engel olursunuz.— M. Çoban
4:15
16
وَالَّذَانِ يَأْتِيَانِهَا مِنْكُمْ فَاٰذُوهُمَاۚ فَاِنْ تَابَا وَاَصْلَحَا فَاَعْرِضُوا عَنْهُمَاۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ تَـوَّاباً رَح۪يماً ٦١
Vellezâni ye’tiyânihâ minkum fe âzûhumâ, fe in tâbâ ve aslehâ fe a’rıdû anhumâ. İnnallâhe kâne tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Sizlerden fuhuş işlerine karışan ve zina yapan her erkeği, her kadını Rabbinizin bildirdiği yasalar çerçevesinde incitip kınayın! Eğer onlar tövbe edip pişman olurlarsa onları incitip kınamaktan vazgeçin! Çünkü Allah tövbeleri çok kabul eden ve çok merhamet edendir.— M. Çoban
4:16
17
اِنَّمَا التَّوْبَةُ عَلَى اللّٰهِ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السُّٓوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِنْ قَر۪يبٍ فَاُو۬لٰٓئِكَ يَتُوبُ اللّٰهُ عَلَيْهِمْۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَل۪يماً حَك۪يماً ٧١
İnnemât tevbetu alâllâhi lillezîne ya’melûnes sûe bi cehâletin summe yetûbûne min karîbin fe ulâike yetûbullâhu aleyhim. Ve kânallâhu alîmen hakîmâ(hakîmen).
Allah katında geçerli tövbe bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah bunların tövbelerini kabul eder. Allah hakkıyla bilendir, hâkimdir.— M. Çoban
4:17
18
وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِۚ حَتّٰٓى اِذَا حَضَرَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ اِنّ۪ي تُبْتُ الْـٰٔنَ وَلَا الَّذ۪ينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً ٨١
Ve leysetit tevbetu lillezîne ya’melûnes seyyiât(seyyiâti), hattâ izâ hadara ehadehumul mevtu kâle innî tubtul’âne ve lâllezîne yemûtûne ve hum kuffâr(kuffârun). Ulâike a’tednâ lehum azâben elîmâ(elîmen).
Kötülükleri ya da günahlarıyla hayatı yaşayıp ölüm anında: "İşte ben şimdi tövbe ettim!" diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerin tövbeleri geçerli değildir. Hele Allah beni nasılsa af eder diyerek alaycı bir tavırla yasalarımıza aykırı davrananların tövbeleri nifak doludur. Böylelerinin tövbeleri kabul edilmez. Böylelerine ahiret hayatında elem dolu bir azap hazırlamışızdır.— M. Çoban
4:18
19
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَرِثُوا النِّسَٓاءَ كَرْهاًۜ وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اِلَّٓا اَنْ يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۚ فَاِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـٔاً وَيَجْعَلَ اللّٰهُ ف۪يهِ خَيْراً كَث۪يراً ٩١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ yahıllu lekum en terisûn nisâe kerhâ(kerhen). Ve lâ ta’dulûhunne li tezhebû bi ba’dı mâ âteytumûhunne illâ en ye’tîne bi fâhışetin mubeyyineh(mubeyyinetin), ve âşirûhunne bil ma’rûf(ma’rûfi), fe in kerihtumûhunne fe asâ en tekrahû şey’en ve yec’alallâhu fîhi hayran kesîrâ(kesîran).
Ey iman edenler! Putperest yasalarına uyarak zorla kadınlara mirasçı olmanız helal değildir. Bilin ki kocası ölen kadın, kocasının erkek kardeşlerine miras değildir. Onun için kocası ölen kadın ailemizin gelinidir. Bize miras kalmıştır diye evliliğe zorlamayın! Onlara güzelce davranın! Onurlarını şereflerini namuslarını ayaklar altına almayın! Onlar kocası öldükten sonra kendi ailelerine dönmek isterlerse güzelce salıverin! Onlardan herhangi bir şey talep etmeyin! Kocası öldükten sonra açıkça utanılacak işler yapan kadınlar olursa onlardan kendilerine verdiklerinizin bir kısmını geri almak için zorlamayın! Onlarla iyi geçinin! Onlardan hoşlanmadıysanız bilin ki siz bir şeyden hoşlanmazken Allah hoşlanmadığınız şeylerde pek çok hayır yaratmıştır. Onun için iyi davranın! İsterlerse kendi ailelerine güzelce salıverin!— M. Çoban
4:19
20
وَاِنْ اَرَدْتُمُ اسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَكَانَ زَوْجٍۙ وَاٰتَيْتُمْ اِحْدٰيهُنَّ قِنْطَاراً فَلَا تَأْخُذُوا مِنْهُ شَيْـٔاًۜ اَتَأْخُذُونَهُ بُهْتَاناً وَاِثْماً مُب۪يناً ٠٢
Ve in eradtumustibdâle zevcin mekâne zevcin, ve âteytum ihdâhunne kıntâren fe lâ te’huzû minhu şey’â(şey’en). E te’huzûnehu buhtânen ve ismen mubînâ(mubînen).
Eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz, eski eşinize ne kadar evlilik ücreti vermiş olursanız olun, asla geri istemeyin! Hele iftira ederek veya açıkça günah işleyerek onlardan verdiklerinizi geri almaya kalkarsanız bu sizin için çok kötü olur! Karşılığında ancak ateş alırsınız! Sizler Mümin olduğunuz halde üzerine kadın aldığınız eski eşimi istemiyorum diye iftira mı atacaksınız? Onları günaha mı sürükleyeceksiniz?— M. Çoban
4:20
21
وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُ وَقَدْ اَفْضٰى بَعْضُكُمْ اِلٰى بَعْضٍ وَاَخَذْنَ مِنْكُمْ م۪يثَاقاً غَل۪يظاً ١٢
Ve keyfe te’huzûnehu ve kad efdâ ba’dukum ilâ ba’dın ve ehazne minkum mîsâkan galîzâ(galîzan).
Eşlerinizle birleşmiş, onlar da sizden sağlam bir söz almış iken, onlara verdiklerinizi nasıl geri alırsınız? Onlar kendilerini size vermişken, aileniz olup sizi onurlandırmışken bunu nasıl yaparsınız?— M. Çoban
4:21
22
وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتاًۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلاً۟ ٢٢
Ve lâ tenkihû mâ nekaha âbâukum minen nisâi, illâ mâ kad selef(selefe). İnnehu kâne fâhışeten ve maktâ(maktan). Ve sâe sebîlâ(sebîlen).
Geçmişte olanlar hariç! Babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin! Çünkü bu utanılması gereken, üstelik yapılınca ardından öfke ve nefret doğuran bir iştir. Bu yapılan kötü bir iştir. Babanızla evli olduğu için anne dediğiniz kadını nasıl alırsınız?— M. Çoban
4:22
23
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَاتُكُمْ وَبَنَاتُ الْاَخِ وَبَنَاتُ الْاُخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰت۪ٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَٓائِكُمْ وَرَبَٓائِبُكُمُ الّٰت۪ي ف۪ي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَٓائِكُمُ الّٰت۪ي دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ فَاِنْ لَمْ تَكُونُوا دَخَلْتُمْ بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْۘ وَحَلَٓائِلُ اَبْنَٓائِكُمُ الَّذ۪ينَ مِنْ اَصْلَابِكُمْۙ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ الْاُخْتَيْنِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُوراً رَح۪يماًۙ ٣٢
Hurrimet aleykum ummehâtukum ve benâtukum ve ehavâtukum ve ammâtukum ve halâtukum ve benâtul ahi ve benâtul uhti ve ummehâtukumullâtî erdâ’nekum ve ehavâtukum miner radâati ve ummehâtu nisâikum ve rabâibukumullâtî fî hucûrikum min nisâikumullâtî dehaltum bihinn(bihinne), fe in lem tekûnû dehaltum bihinne fe lâ cunâha aleykum, ve halâilu ebnâikumullezîne min aslâbikum, ve en tecmeû beynel uhteyni illâ mâ kad selef(selefe). İnnallâhe kâne gafûran rahîmâ(rahîmen).
Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, sütkız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile gerdeğe girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşle aynı anda evlenmeniz sizlere haram kılınmıştır. Ancak önceden yapılan yanlış evlilikler bu hükümden istisna edilmiştir. Şu anki yasamızla evlenme yasağı bulunanlardan daha önce evlendiğiniz eşleriniz varsa onlarla boşanmanız gerekmez. Yasa emredildikten sonra yasamıza aykırı bir evlilik kuramazsınız. Evlenme yasağı gelmeden evlendiğiniz eşlerinizi boşamışsanız onlarla tekrar evlenemezsiniz. Çünkü yeni kurulacak evlilikte yeni yasa geçerlidir. Şüphesiz Allah geçmişte bilmeden yaptıklarınıza karşı çok bağışlayıcıdır ve merhamet edicidir.— M. Çoban
4:23
24
وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۚ كِتَابَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۘ وَاُحِلَّ لَكُمْ مَا وَرَٓاءَ ذٰلِكُمْ اَنْ تَبْتَغُوا بِاَمْوَالِكُمْ مُحْصِن۪ينَ غَيْرَ مُسَافِح۪ينَۜ فَمَا اسْتَمْتَعْتُمْ بِه۪ مِنْهُنَّ فَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ فَر۪يضَةًۜ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ ف۪يمَا تَرَاضَيْتُمْ بِه۪ مِنْ بَعْدِ الْفَر۪يضَةِۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماً ٤٢
Vel muhsanâtu minen nisâi illâ mâ meleket eymânukum, kitâballâhi aleykum, ve uhille lekum mâ varâe zâlikum en tebtegû bi emvâlikum muhsinîne gayra musâfihîn(musâfihîne). Fe mâstemta’tum bihî minhunne fe âtûhunne ucûrehunne farîdah(farîdaten). Ve lâ cunâha aleykum fîmâ terâdaytum bihî min ba’dil farîdah(farîdati). İnnallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen).
Evlerinizde sahip olduğunuz kadınlar müstesna evli kadınlar size haram kılındı. Allah’ın size emri budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere evlilik bedelini vererek istemeniz size helal kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan evlilik bedelini verin! Bedelin belli olmasından sonra karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Allah bilendir, hakîmdir.— M. Çoban
4:24
25
وَمَنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ مِنْكُمْ طَوْلاً اَنْ يَنْكِـحَ الْمُحْصَنَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ فَمِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ فَتَيَاتِكُمُ الْمُؤْمِنَاتِۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِا۪يمَانِكُمْۜ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍۚ فَانْكِحُوهُنَّ بِاِذْنِ اَهْلِهِنَّ وَاٰتُوهُنَّ اُجُورَهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ مُحْصَنَاتٍ غَيْرَ مُسَافِحَاتٍ وَلَا مُتَّخِذَاتِ اَخْدَانٍۚ فَاِذَٓا اُحْصِنَّ فَاِنْ اَتَيْنَ بِفَاحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى الْمُحْصَنَاتِ مِنَ الْعَذَابِۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ الْعَنَتَ مِنْكُمْۜ وَاَنْ تَصْبِرُوا خَيْرٌ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟ ٥٢
Ve men lem yestetı’ minkum tavlen en yenkıhal muhsanâtil mu’minâti fe min mâ meleket eymânukum min feteyâtikumul mu’minât(mu’minâti). Vallâhu a’lemu bi îmânikum. Ba’dukum min ba’d(ba’dın), fenkihûhunne bi izni ehlihinne ve âtûhunne ucûrehunne bil ma’rûfi muhsanâtin gayra musâfihâtin ve lâ muttehızâti ahdân(ahdânin), fe izâ uhsinne fe in eteyne bi fâhışetin fe aleyhinne nısfu mâ alâl muhsanâti minel azâb(azâbi). Zâlike li men haşiyel anete minkum. Ve en tasbirû hayrun lekum. Vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
İçinizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, elinin altında bulunan imanlı hür olmayan genç kızlardan alsın! Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetiyle yaşamaları, zina etmemeleri, gizli dost tutmamaları için sahiplerinin izniyle onları nikâhlayıp alın! Evlilik bedellerini normal miktarda verin! Evlendikten sonra fuhuş yaparlarsa onlara hür kadınların cezasının yarısıdır. Bunlar, içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.— M. Çoban
4:25
26
يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٦٢
Yurîdullâhu li yubeyyine lekum ve yehdîyekum sunenellezîne min kablikum ve yetûbe aleykum. Vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Rabbiniz hükümlerini açıklamak, sizden öncekilerin yollarını göstermek ve hatalarınıza karışlık tövbelerinizi kabul etmek istiyor. Rabbiniz Allah hakkıyla her şeyi bilen ve hâkim olandır.— M. Çoban
4:26
27
وَاللّٰهُ يُر۪يدُ اَنْ يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُر۪يدُ الَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ اَنْ تَم۪يلُوا مَيْلاً عَظ۪يماً ٧٢
Vallâhu yurîdu en yetûbe aleykum ve yurîdullezîne yettebiûneş şehevâti en temîlû meylen azîmâ(azîmen).
Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister. Şehvetlerine uyanlar sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi ister.— M. Çoban
4:27
28
يُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُخَفِّفَ عَنْكُمْۚ وَخُلِقَ الْاِنْسَانُ ضَع۪يفاً ٨٢
Yurîdullâhu en yuhaffife ankum, ve hulikal insânu daîfâ(daîfen).
Rabbiniz Allah yasalarını bildirerek yükümlülüklerinizi hafifletmek istiyor. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır. Onun için Rabbiniz size mümkün olduğu kadar kolay hükümler gönderiyor ki hayatı kolayca yaşayın! Toplumsal baskılara boyun eğmeyin!— M. Çoban
4:28
29
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ تِجَارَةً عَنْ تَرَاضٍ مِنْكُمْ وَلَا تَقْتُلُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِكُمْ رَح۪يماً ٩٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ te’kulû emvâlekum beynekum bil bâtılı, illâ en tekûne ticâraten an terâdın minkum, ve lâ taktulû enfusekum. İnnallâhe kâne bikum rahîmâ(rahîmen).
Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızca haram yoldan yemeyin! Ancak karşılıklı rızayla yapılan ticaretle olursa başkadır. Birbirinizin mallarını haksızca haram yollardan yerseniz kendinize yazık edersiniz. Çünkü karşılığı size ateş olarak döner. Bilmeden yaptıklarınız veya bilerek yapıp da pişmanlık içinde tövbe edip bir daha yapmamak için söz verdiğiniz takdirde, Allah size karşı çok merhametlidir.— M. Çoban
4:29
30
وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ عُدْوَاناً وَظُلْماً فَسَوْفَ نُصْل۪يهِ نَاراًۜ وَكَانَ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يراً ٠٣
Ve men yef’al zâlike udvânen ve zulmen fe sevfe nuslîhi nârâ(nâran). Ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîran).
Kim yasalarımıza karşı çıkarak haddi aşarsa, gücüne güvenerek insanların haklarına mallarına haksızca saldırırsa, üstelik bu saldırıyı zulmederek yaparsa onu cehennem ateşine atacağız. Unutmayın! Böyle yapanları cehenneme atmak Allah’a göre çok kolaydır.— M. Çoban
4:30
Yükleniyor...
Nisa
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle