İbrahim 52 Ayet 13. Cüz ابراهيم
14

İbrahim

— İbrahim
52 Ayet 13. Cüz
ابراهيم
14
İbrahim
52 Ayet
ابراهيم
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓـرٰ۠ كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِـاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ ١
Elif lâm râ kitâbun enzelnâhu ileyke li tuhricen nâse minez zulûmâti ilen nûri bi izni rabbihim ilâ sırâtıl azîzil hamîd(hamîdi).
Elif! Lâm! Râ! Senin okuduğun kitap; Rabbinin izniyle, insanları cehaletin karanlığından gerçeklerin aydınlığına ulaştırmak için, her şeyin sahibi, her şeyin üstesinden gelen, bütün övgülere layık Allah tarafından gönderilmiştir. İnsanların yalanlarını ortaya çıkarır, onları gerçeğe davet eder.— M. Çoban
14:1
2
اَللّٰهِ الَّذ۪ي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَوَيْلٌ لِلْكَافِر۪ينَ مِنْ عَذَابٍ شَد۪يدٍۙ ٢
Allâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve veylun lil kâfirîne min azâbin şedîd(şedîdin).
Gökyüzünde ve yeryüzünde ne varsa hepsine sahip olan Allah; sana kitabı göndermiştir. Gerçeklerimizi inkâr edenleri uyar. Yalanlarıyla kurdukları yaşamdan ve gerçeklerimizi inkârlarından dolayı onlara büyük azap vardır. Azap günü vay o inkârcıların haline! Kaçacak yerleri yoktur.— M. Çoban
14:2
3
اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاًۜ اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ ٣
Ellezîne yestehıbbûnel hayâted dunyâ alel âhıreti ve yasuddûne an sebîlillâhi ve yebgûnehâ ivecâ(ivecen), ulâike fî dalâlin baîd(baîdin).
Bir deneme, bir imtihan hayatı olarak yaşadıkları dünya hayatını asıl kabul edip, kendilerini dünya hayatına adayıp, asıl hayatları olan ahiret hayatını unutanlar. Ahiret hayatları için hiçbir hazırlık yapmayanlar. İnsanları Allah’ın yolundan ayırıp, Allah’ın yasalarına karşı çıkanlar. Allah’ın yolunu eğriltmek, yasalarını çıkarlarına göre kullanmak isteyenler. Büyük bir sapıklık içindedirler.— M. Çoban
14:3
4
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِه۪ لِيُبَيِّنَ لَهُمْۜ فَيُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٤
Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
İnsanlara emirlerimizi açıklamaları, yasalarımızı anlaşılır şekilde uygulamaları için bütün elçilerimizi toplumlarının diliyle gönderdik! Ayetlerimizle doğru ile yalanı, gerçekle batılı, iyi ile kötüyü ayırt eden bilgiler verdik! İnsanları kendi iradeleriyle seçip yaşamaları, yaşadıkları hayatın sorumluluklarını üstlenmeleri için özgür bıraktık! Ayetlerimiz insanlara gerektiği gibi açıklanıp, resullerimiz tarafından uygulamaları örneklendirildikten sonra; dileyen inkârına devam eder, dileyen inanarak yasalarımıza uygun hayat yaşar. Rabbin hiç kimseye muhtaç değildir. Çünkü bütün güç ve kuvvet Rabbine aittir. İnkâr edenlerin inkârı Rabbinin gücünü azaltmaz. İnananların inancı Rabbinin gücünü artırmaz. Onun için hiç kimse inkâr ederek Rabbini güçsüz bıraktığını, inanarak Rabbine güç kattığını zannetmesin. İnsanların inanıp inanmamaları sadece kendileri içindir. İnanıp yasalarımıza uyarak yaşayanlar mükâfatını alır. İnkâr edip yasalarımıza karşı çıkan ve kendi uydurdukları yasalarla yaşayanlar cezasını hak eder. Hiç kimseye hak etmediğiyle hüküm vermeyiz.— M. Çoban
14:4
5
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اَنْ اَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِاَيَّامِ اللّٰهِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ ٥
Ve le kad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ en ahric kavmeke minez zulumâti ilen nûri, ve zekkirhum bi eyyâmillâh(eyyâmillâhi), inne fî zâlike le âyâtin li kulli sabbârin şekûr(şekûrin).
Musa’yı kavmine: "Kavmini cehaletin karanlıklarından aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın gerçeklerini anlat. İnkâr eden kavimlerin başlarına gelenlerden haber ver." diye ayetlerimizle gönderdik. Şüphesiz ki; ayetlerimizle anlatılan gerçeklerde ders alacaklar ve Rabbini tanıyıp yasalarına uyacaklar için ibretler vardır.— M. Çoban
14:5
6
وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ اَنْجٰيكُمْ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُٓوءَ الْعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ اَبْنَٓاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَٓاءَكُمْۜ وَف۪ي ذٰلِكُمْ بَلَٓاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظ۪يمٌ۟ ٦
Ve iz kâle mûsâ li kavmihizkurû ni’metallâhi aleykum iz encâkum min âli fir’avne yesûmûnekum sûel azâbi ve yuzebbihûne ebnâekum ve yestahyûne nisâekum, ve fî zâlikum belâun min rabbikum azîm(azîmun).
Musa kavmine demişti ki: "Allah’ın üzerinizdeki iyiliğini hatırlayın. Allah sizi işkencenin en kötüsünü yapan, oğullarınızı öldürüp kadınlarınızı sağ bırakan Firavun ailesinden kurtardı. Size anlatılan bu olaylarda büyük bir imtihan vardır."— M. Çoban
14:6
7
وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَز۪يدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَاب۪ي لَشَد۪يدٌ ٧
Ve iz te’ezzene rabbukum le in şekertum le ezîdennekum ve le in kefertum inne azâbî le şedîd(şedîdun).
"Hatırlayın! Rabbiniz demişti ki: "Eğer inanır yasalarıma uyarsanız, elbette size verdiğim nimetleri artıracağım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir."— M. Çoban
14:7
8
وَقَالَ مُوسٰٓى اِنْ تَكْفُرُٓوا اَنْتُمْ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاًۙ فَاِنَّ اللّٰهَ لَغَنِيٌّ حَم۪يدٌ ٨
Ve kâle mûsâ in tekfurû entum ve men fîl ardı cemî’an fe innallâhe le ganiyyun hamîd(hamîdun).
"Unutmayın! Eğer siz ve yeryüzünde olanların hepsi nankörlük etseler bile netice değişmez. Allah her açıdan üstün, zengin, güçlüdür. Övgüye layıktır. Yasalarına uyulması gerekendir."— M. Çoban
14:8
9
اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُا الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَۜۛ وَالَّذ۪ينَ مِنْ بَعْدِهِمْۜۛ لَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا اللّٰهُۜ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّٓوا اَيْدِيَهُمْ ف۪ٓي اَفْوَاهِهِمْ وَقَالُٓوا اِنَّا كَفَرْنَا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ وَاِنَّا لَف۪ي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَـنَٓا اِلَيْهِ مُر۪يبٍ ٩
E lem ye’tikum nebeullezîne min kablikum kavmi nûhın ve âdin ve semûd(semûde), vellezîne min ba’dihim, lâ ya’lemuhum illallâh(illallâhu), câethum rusuluhum bil beyyinâti fe reddû eydiyehum fî efvâhihim ve kâlû innâ kefernâ bi mâ ursiltum bihî ve innâ le fî şekkin mimmâ ted’ûnenâ ileyhi murîb(murîbin).
Sizden önceki Nuh, Âd, Semud kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin haberleri size gelmedi mi? Onların gerçeklerini Allah’tan başkası bilmez. Elçilerimiz onlara her türlü kanıtı getirdi. Onlar açıklanan bütün delillere karşılık elçilerimizi susturmak istediler. Onlar gönderdiğimiz her delile, her ayete karşılık dediler ki: "Biz size gönderilenleri inkâr ettik! Davet ettiğiniz şeylere karşı derin bir kuşku içindeyiz!"— M. Çoban
14:9
10
قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِي اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ قَالُٓوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۜ تُر۪يدُونَ اَنْ تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا فَأْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ ٠١
Kâlet rusuluhum e fîllâhi şekkun fâtırıs semâvâti vel ard(ardı), yed’ûkum li yagfire lekum min zunûbikum ve yuahhırekum ilâ ecelin musemmâ(musemmen), kâlû in entum illâ beşerun mislunâ, turîdûne en tesuddûnâ ammâ kâne ya’budu âbâunâ fe’tûnâ bi sultânin mubîn(mubînin).
Elçilerimiz onlara dedi ki; "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüpheniz mi var? Hâlbuki o; yalanlarınızdan kurtarıp, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak, size verilen süreye kadar yaşatmak için gerçeğe çağırıyor." Onlar dediler ki: "Siz de bizim gibi bir insansınız. Bizi atalarımızın uyduğu yasalardan, yasaları koyan ilahlarımızdan döndürmek istiyorsunuz. Doğru söyleyenlerdenseniz bize apaçık bir delil getirin!"— M. Çoban
14:10
11
قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ اِنْ نَحْنُ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَمُنُّ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَمَا كَانَ لَـنَٓا اَنْ نَأْتِيَكُمْ بِسُلْطَانٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ١١
Kâlet lehum rusuluhum in nahnu illâ beşerun mislukum ve lâkinnallâhe yemunnu alâ men yeşâu min ibâdih(ibâdihî), ve mâ kâne lenâ en ne’tiyekum bi sultânin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).
Bunun üzerine elçilerimiz onlara: "Evet! Biz sizin gibi bir insandan başkası değiliz. Fakat Allah nimetini kullarından dilediğine lütfeder. Allah’ın kimi elçi seçeceğine biz karışamayız. Siz de karışamazsınız. Allah isteğini elçi seçer. Üstelik elçiler olarak bizler Allah’ın izni olmadan size hiçbir delil getiremeyiz. Biz zaten size yeteri kadar delil sunduk. İnanıp inanmamak size kalmış. Hiç şüphesiz inananlar olarak bizler sadece Allah’a güveniriz. Sizin inkârınıza, yalan sözlerinize, kuru inatlaşmalarınıza güvenmeyiz."— M. Çoban
14:11
12
وَمَا لَـنَٓا اَلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينَا سُبُلَنَاۜ وَلَنَصْبِرَنَّ عَلٰى مَٓا اٰذَيْتُمُونَاۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ۟ ٢١
Ve mâ lenâ ellâ netevekkele alâllâhi ve kad hedânâ subulenâ, ve le nasbirenne alâ mâ âzeytumûnâ, ve alâllâhi fel yetevekkelil mutevekkilûn (mutevekkilûne).
"Rabbimiz bize gerçekleri gösterip, iyiyi doğruyu ve güzel şeyleri öğrettiği halde niçin ona güvenmeyelim? Şahidiz ki Allah’ın size öğrettiği şeylerde bir yamukluk, bir yalan, bir çelişki, bir kötülük görmedik! Eğer siz inkârınızdan dolayı bize karşı çıkar, bize eziyet etmeye kalkarsanız; biz de gereken mücadeleyi yapar, sizin yapacaklarınıza katlanırız. Siz inkâr ediyorsunuz diye biz Allah’ın bize öğrettiği gerçeklerden vazgeçecek değiliz. Biliriz ki, Allah’a inanıp güvenenler, inançlarında azimli, kararlı ve sebatkârdırlar. Kuru gürültüye pabuç bırakacak değillerdir."— M. Çoban
14:12
13
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُمْ مِنْ اَرْضِنَٓا اَوْ لَتَعُودُنَّ ف۪ي مِلَّتِنَاۜ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِم۪ينَۙ ٣١
Ve kâlellezîne keferû li rusulihim le nuhricennekum min ardınâ ev le teûdunne fî milletinâ, fe evhâ ileyhim rabbuhum le nuhlikennez zâlimîn(zâlimîne).
İnkâr edenler elçilerimize dediler ki: "Elbette sizi ya yurdumuzdan çıkaracağız ya da mutlaka yasalarımıza uyacaksınız. Bizim düzenimizden dışarıya çıkmayacaksınız." <>Bunun üzerineRabbin onlar için hükmünü bildirdi. "Elçilerimize karşı çıkan, onlara eziyet eden zalimleri mutlaka yok edeceğiz."— M. Çoban
14:13
14
وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِهِمْۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَام۪ي وَخَافَ وَع۪يدِ ٤١
Ve le nuskinennekumul arda min ba’dihim, zâlike li men hâfe makâmî ve hâfe vaîd(vaîdi).
Müminlere de: "Onlardan sonra sizi mutlaka o yere yerleştireceğiz. İşte bu makamımdan korkan ve tehdidimden sakınan kimselere mahsustur." diye hükmünü bildirdi.— M. Çoban
14:14
15
وَاسْتَفْتَحُوا وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍۙ ٥١
Vesteftehû ve hâbe kullu cebbârin anîd(anîdin).
Zulüm altında olanlar Allah’tan zalimlere karşı zafer istediler. Böylece Allah onlara zaferi nasip ederek zalimleri geri dönülmez kayba uğrattı.— M. Çoban
14:15
16
مِنْ وَرَٓائِه۪ جَهَنَّمُ وَيُسْقٰى مِنْ مَٓاءٍ صَد۪يدٍۙ ٦١
Min verâihî cehennemu ve yuskâ min mâin sadîd(sadîdin).
Zalimlerin dünyada geri dönülmez kayba uğraması yetmeyecek. Onlara ahiret hayatında cehennem var. Cehennemde onlara irinli su içirilecektir.— M. Çoban
14:16
17
يَتَجَرَّعُهُ وَلَا يَكَادُ يُس۪يغُهُ وَيَأْت۪يهِ الْمَوْتُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَمَا هُوَ بِمَيِّتٍۜ وَمِنْ وَرَٓائِه۪ عَذَابٌ غَل۪يظٌ ٧١
Yetecerreuhu ve lâ yekâdu yusîguhu ve ye’tîhil mevtu min kulli mekânin ve mâ huve bi meyyit(meyyitin), ve min verâihî azâbun galîz(galîzun).
İrinli suyu yudumlamaya çalışacaklar ama boğazlarından geçiremeyecekler. Onlara her yandan ölüm gelecek ama ölemeyecekler. Ölümleri onlar için kurtuluştur. Fakat cehennemde ölme yoktur. Bizim yasamız böyledir. Artık onlara ölerek kurtulamayacakları çok şiddetli bir azap vardır. Azapları bitmek tükenmek bilmez.— M. Çoban
14:17
18
مَثَلُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ اَعْمَالُهُمْ كَرَمَادٍۨ اشْتَدَّتْ بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي يَوْمٍ عَاصِفٍۜ لَا يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُوا عَلٰى شَيْءٍۜ ذٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَع۪يدُ ٨١
Meselullezîne keferû bi rabbihim a’mâluhum ke remâdinişteddet bihir rîhu fî yevmin âsıf(âsıfin), lâ yakdirûne mimmâ kesebû alâ şey’(şey’in), zâlike huved dalâlul baîd(baîdu).
Rabbini inkâr edenlerin durumu şudur: Onların yaptıkları şeyler fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şeyi elde edemezler. İyiden iyiye sapıtma işte budur.— M. Çoban
14:18
19
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۙ ٩١
E lem tere ennallâhe halakas semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), in yeşa’ yuzhibkum ve ye’ti bi halkın cedîd(cedîdin).
Allah’ın gökleri ve yeri gerçeklik üzerine yarattığını görmedin mi? Allah bütün varlıkları nasıl yarattıysa elbet sizi yok edip yerinize başka bir halk yaratır.— M. Çoban
14:19
20
وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ ٠٢
Ve mâ zâlike alallâhi bi azîz(azîzin).
Bu Allah’a güç değildir.— M. Çoban
14:20
21
وَبَرَزُوا لِلّٰهِ جَم۪يعاً فَقَالَ الضُّعَفٰٓؤُ۬ا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْـبَرُٓوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعاً فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ قَالُوا لَوْ هَدٰينَا اللّٰهُ لَهَدَيْنَاكُمْۜ سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَجَزِعْنَٓا اَمْ صَبَرْنَا مَا لَنَا مِنْ مَح۪يصٍ۟ ١٢
Ve berezû lillahi cemîan fe kâled duafâu lillezînestekberû innâ kunnâ lekum tebean fe hel entum mugnûne annâ min azâbillâhi min şey’(şey’in), kâlû lev hedânallâhu le hedeynâkum, sevâun aleynâ ecezi’nâ em sabernâ mâ lenâ min mahîs(mahîsın).
Bütün insanlar öldükten sonra diriltilip hesap için Allah’ın huzuruna çıkacaklar. Hesap günü zayıflar büyüklük taslayanlara diyecekler ki: "Biz yeryüzünde yaşarken size uyuyorduk! Sizin yasalarınıza göre yaşıyorduk! Sizler, yasalarımıza uyduğunuz müddetçe hiçbir güç size bir şey yapamaz diyordunuz. Bizi Allah’ın yasalarına uymaya çağıranlara karşı bizi kışkırtıyordunuz. Bizim Allah’ın yasalarına göre yaşamamızı engelliyordunuz. Bugün bize Allah’ın yasalarını terk edip, sizin yasalarınıza uyduğumuz için ceza verilecek! Sizler bize verilecek cezayı kaldırabilir misiniz? Sizin yasalarınıza uyduğumuz için bize verilecek cezadan kurtarabilir misiniz?" Büyüklük taslayan, yasalarıyla insanlara hükmeden, yasalarına uymazlarsa cezalandıracaklarını söyleyenler: "Ne yapalım? Allah bizi hidayete erdirseydi biz de sizi doğru yola iletirdik! Şimdi sızlansak da sabretsek de birdir. Çünkü bizim için sığınacak bir yer yoktur." deyip hadlerini bilmeyerek kabahati yine Allah’a atacaklar! Tıpkı dünyada yaptıkları gibi!— M. Çoban
14:21
22
وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْۜ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّٓا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ ل۪يۚ فَلَا تَلُومُون۪ي وَلُومُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ مَٓا اَنَا۬ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّۜ اِنّ۪ي كَفَرْتُ بِمَٓا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٢٢
Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe veadekum va’del hakkı ve veadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrıhıyy(musrıhıyye), innî kefertu bi mâ eşrektumûni min kabl(kablu), innaz zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).
İnsanların hesapları görülüp hükümler verilince, dünya hayatında insanları kandıran, yoldan çıkaran, insanların yasalarına uymayı akıllarına yatıran şeytan diyecek ki: "Şüphesiz Allah size gerçek olanı vadetti. Ben de size vadettim ama size yalancı çıktım! Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu! Ben sadece sizi inkâra çağırdım! Siz de benim davetime hemen koştunuz! O halde beni yermeyin! Kendinizi yerin! Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Kuşkusuz daha önce ben, beni Allah’ın yönetimine ortak etmenizi reddettim! Allah hiçbir zaman yönetimine, yasasına, yoluna kimseyi ortak etmez!" O gün şeytan onlara gerçeği söyleyerek onlardan uzaklaşır. Şüphesiz yolumuzdan ayrılan, insanlara zulmeden, kendi yasalarını insanlara zorla dayatan, insanların yasalarına uyarak yasalarımızı terk eden zalimler için elem verici bir azap vardır.— M. Çoban
14:22
23
وَاُدْخِلَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْۜ تَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌ ٣٢
Ve udhilellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ bi izni rabbihim, tehıyyetuhum fîhâ selâm(selâmun).
İman edip iyi işler yapanlar, Rabbinin izniyle içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetlere konulacaktır. Orada birbirleriyle karşılaşınca: "selam, barış, huzur, esenlik sizinle olsun." derler.— M. Çoban
14:23
24
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَٓاءِۙ ٤٢
E lem tere keyfe daraballâhu meselen kelimeten tayyibeten ke şeceretin tayyibetin asluhâ sâbitun ve fer’uhâ fis semâ(semâi).
Allah nasıl bir misal getirdi görmedin mi? Güzel bir sözü, kökü yerde sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzetti. Güzel söz sağlam temellere dayanır. Çünkü temelini çürütecek yalan yoktur.— M. Çoban
14:24
25
تُؤْت۪ٓي اُكُلَهَا كُلَّ ح۪ينٍ بِاِذْنِ رَبِّهَاۜ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ٥٢
Tu’tî ukulehâ kulle hînin bi izni rabbihâ, ve yadrıbullâhul emsâle lin nâsi leallehum yetezekkerûn(yetezekkerûne).
O ağaç; Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Güzel sözler her zaman insanları hayat yolunda geliştirir ve olgunlaştırır. İnsanlar öğüt alsın diye Allah böyle örnekler verir ki; belki düşünürler.— M. Çoban
14:25
26
وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَب۪يثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَب۪يثَةٍۨ اجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ الْاَرْضِ مَا لَهَا مِنْ قَرَارٍ ٦٢
Ve meselu kelimetin habîsetin ke şeceretin habîsetinictusset min fevkıl ardı mâ lehâ min karâr(karârin).
Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkânı olmayan kötü bir ağaca benzer. Çünkü temeli sağlam değildir. Kötü sözün temeli yalana dayanır. Yalana dayalı kötü sözler uçar gider.— M. Çoban
14:26
27
يُثَبِّتُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۚ وَيُضِلُّ اللّٰهُ الظَّالِم۪ينَ وَيَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُ۟ ٧٢
Yusebbitullâhullezîne âmenû bil kavlis sâbiti fil hayâtid dunyâ ve fil âhıreh(âhıreti), ve yudıllullâhuz zâlimîne ve yef’alullâhu mâ yeşâ’(yeşâu).
Allah sağlam söze iman edenleri dünya ve ahiret hayatında sapasağlam tutar. Zalimleri sapıklıklarında bırakır. Onlar yalanlarıyla saptıkça saparlar. Allah’ın koyduğu yasayı kimse değiştiremez. Allah dilediğini yapar.— M. Çoban
14:27
28
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ بَدَّلُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ كُفْراً وَاَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِۙ ٨٢
E lem tere ilellezîne beddelû ni’metallâhi kufren ve ehallû kavmehum dârel bevâr(bevâri).
Allah’ın verdiği nimetlere karşılık isyan eden, Allah’ın ayetleriyle anlattığı gerçekleri inkâr eden ve Allah’ın yasalarına karşı çıkarak nankörlük edenlerin hepsi yok olup gittiler. Onların yaptığı her şey kendi sonlarını hazırladı. Sen onların yaşadıkları yerlere ait kalıntıları görmedin mi?— M. Çoban
14:28
29
جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۜ وَبِئْسَ الْقَرَارُ ٩٢
Cehennem(cehenneme), yaslevnehâ, ve bi’sel karâr(karâru).
Onlar cehenneme girecekler. Cehennem ne kötü bir yerdir.— M. Çoban
14:29
30
وَجَعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَاداً لِيُضِلُّوا عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ قُلْ تَمَتَّعُوا فَاِنَّ مَص۪يرَكُمْ اِلَى النَّارِ ٠٣
Ve cealû lillâhi endâden li yudıllû an sebîlih(sebîlihî), kul temetteû fe inne masîrekum ilen nâr(nâri).
İnsanları Allah’ın yolundan saptırmak için; Allah’ın yetkileri bizde de var dediler. İnsanlara yasalar koyarak yönetmeye kalktılar. Kendimize göre toplumlar ve insanlar yaratırız diye havalandılar. Böylelerine de ki: "İstediğiniz gibi yaşayın! Nasılsa sonunuz ateştir."— M. Çoban
14:30
Yükleniyor...
İbrahim
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle