مَٓا اَفَٓاءَ اللّٰهُ عَلٰى رَسُولِه۪ مِنْ اَهْلِ الْقُرٰى فَلِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ كَيْ لَا يَكُونَ دُولَةً بَيْنَ الْاَغْنِيَٓاءِ مِنْكُمْۜ وَمَٓا اٰتٰيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهٰيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُواۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِۢ ٧
Mâ efâ allâhu alâ resûlihî min ehlil kurâ fe lillâhi ve lir resûli ve lizîl kurbâ vel yetâmâ vel mesâkîni vebnis sebîli key lâ yekûne dûleten beynel agniyâi minkum, ve mâ âtâkumur resûlu fe huzûhu ve mâ nehâkum anhu fentehû, vettekûllâh(vettekûllâhe), innallâhe şedîdul ikâb(ikâbi).
Allah’ın, kentler halkından (devlet başkanı sıfatıyla) elçisine (yani devletin bütçesine) zahmetsizce aktarmış olduğu gelirler, Allah’a (Allah için kamuya, halka), elçiye (İslam devlet başkanı sıfatıyla elçinin harcamasını uygun gördüğü gerekli yerlere), hısımlara, yetimlere (ve kimsesizlere), yoksullara (fakir, muhtaç ve işsizlere) ve yolda kalmış kimselere aittir. Bunu (bu şekildeki mal paylaşımı) böyle yaptık ki, servet (mal, mülk ve zenginlik sırf) zengin sınıflarınız arasında dolaşan bir (servet) güç ve iktidar aracına dönüşmesin. Ve elçi (hükmümüze uygun) size (o gelirden) ne (kadar pay) verdiyse onu alın ve (hak etmediğiniz için) size vermediği şeyden de vazgeçin (ondan almak için ısrarcı olmayın): Allah’a (onun emirlerine) karşı gelmekten de sakının; Şüphesiz Allah, (zalim ve suçlulara karşı) azabı şiddetli olandır. *— İ. Aktaş