فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ٧٢
Fe evhaynâ ileyhi enısnaıl fulke bi a’yuninâ ve vahyinâ fe izâ câe emrunâ ve fâret tennûru fesluk fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlu minhum, ve lâ tuhâtıbnî fîllezîne zalemû, innehum mugrakûn(mugrakûne).
(Bunun üzerine) biz de ona: "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle (vahiy yoluyla bildirdiğimiz yöntemlerle) gemiyi yap," diye vahyettik. Ve hükmümüz gerçekleşip de tennür (geminin kazanı) kaynayınca (muhtaç olduğunuz elinizdeki evcil hayvanlardan) «Her birinden (erkek ve dişi olmak üzere) ikişer çift alıp, (inkâr, zulüm ve azgınlıkları sebebiyle) aleyhinde hüküm geçmiş olanların dışında aileni ve iman etmiş edenleri gemiye koy!» ve sakın o zulüm (ve haksızlık) yapmış olanlar için bana başvurma, şüphesiz onlar (tufanda) boğulacaklar! *— İ. Aktaş