Zümer 75 Ayet 23. Cüz الزمر
39

Zümer

— Yığınlar
75 Ayet 23. Cüz
الزمر
39
Zümer
75 Ayet
الزمر
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ ١
Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil hakîm(hakîmi).
(Bu) Kitab’ın (Kur’an’ın) indirilmesi, galip olan, (doğru) hüküm veren Allah’tandır.— İ. Aktaş
39:1
2
اِنَّٓا اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللّٰهَ مُخْلِصاً لَهُ الدّ۪ينَۜ ٢
İnnâ enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı fa’budillâhe muhlisan lehud dîn(dine).
(Resulüm!) Şüphe yok ki biz, (bu) Kitab’ı (Kur’an’ı) sana hak olarak indirdik. O hâlde sen de dini (hayat tarzını sadece) Allah’a has kılarak O’na kulluk et! *— İ. Aktaş
39:2
3
اَلَا لِلّٰهِ الدّ۪ينُ الْخَالِصُۜ وَالَّذ۪ينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَۢ مَا نَعْبُدُهُمْ اِلَّا لِيُقَرِّبُونَٓا اِلَى اللّٰهِ زُلْفٰىۜ اِنَّ اللّٰهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ ف۪ي مَا هُمْ ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ ٣
E lâ lillâhid dînul hâlis(hâlisu), vellezînettehazû min dûnihî evliyâ, mâ na’buduhum illâ li yukarribûnâ ilallâhi zulfâ, innallâhe yahkumu beynehum fî mâ hum fîhi yahtelifûn(yahtelifûne), innallâhe lâ yehdî men huve kâzibun keffâr(keffârun).
(Ey insanlar!) İyi bilin ki; halis (katıksız) olan din yalnızca Allah’ındır. O’nun yanı sıra veliler (koruyucu, kurtarıcı ve yardımcılar) edinmiş olanlar (şöyle derler:) «Biz, onlara bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet (kulluk) ediyoruz.» Hiç şüphesiz Allah, kendi aralarında, hakkında ihtilaf ettikleri şeylerden (adil ve doğru) hüküm verecektir. Şüphesiz, Allah yalancı ve inkârcı kimseleri (inkâra şartlanmış olup o hâl üzere devam ettikleri sürece) doğru yola iletmez.— İ. Aktaş
39:3
4
لَوْ اَرَادَ اللّٰهُ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَداً لَاصْطَفٰى مِمَّا يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۙ سُبْحَانَهُۜ هُوَ اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ ٤
Lev erâdallâhu en yettehıze veleden lastafâ mimmâ yahluku mâ yeşâu subhâneh(subhânehu), huvallâhul vâhıdul kahhâr(kahhâru).
Eğer (onların iddia ettikleri gibi) Allah evlat edinmek isteseydi, (bu konuda kimseye seçim hakkı ve yetkisi tanımaz ve) yarattıklarından dilediğini seçebilirdi. Ama O, evlat edinmekten mutlak manada (yüce ve) münezzehtir. O, bütün varlıklar üzerinde, mutlak otorite sahibi tek Allah’tır.— İ. Aktaş
39:4
5
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۚ يُكَوِّرُ الَّيْلَ عَلَى النَّهَارِ وَيُكَوِّرُ النَّهَارَ عَلَى الَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ اَلَا هُوَ الْعَز۪يزُ الْغَفَّارُ ٥
Halakas semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), yukevvirul leyle alen nehâri ve yukevvirun nehâre alel leyli ve sehhareş şemse vel kamer(kamere), kullun yecrî li ecelin musemmâ(musemmen), e lâ huvel azîzul gaffâr(gaffâru).
O (zatım olan Allah), semaları (bütün gök cisimlerini), yerküreyi (ve bütün evreni) hak bir gaye için, (yerli yerince sabit bir sistem üzerinde) yaratmıştır. Sürekli olarak (dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesini sağlamakla) geceyi gündüzün üzerine yuvarlar, gündüzü de gecenin üzerine yuvarlar. (Kendi sistemiyle birlikte) güneşi de ayı da kendi kanunlarına tabi tutmuştur. Her biri (dünya, ay, güneş, gezegenler, uydular ve bütün gök cisimleri uzay boşluğunda) belirli bir süreye kadar akıp gitmektedir. İyi bilin ki O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.(*)— İ. Aktaş
39:5
6
خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ ثُمَّ جَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَاَنْزَلَ لَكُمْ مِنَ الْاَنْعَامِ ثَمَانِيَةَ اَزْوَاجٍۜ يَخْلُقُكُمْ ف۪ي بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ خَلْقاً مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ ف۪ي ظُلُمَاتٍ ثَلٰثٍۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ فَاَنّٰى تُصْرَفُونَ ٦
Halakakum min nefsin vâhıdetin summe ceale minhâ zevcehâ ve enzele lekum minel en’âmi semâniyete ezvâc(ezvâcin), yahlukukum fî butûni ummehâtikum halkan min ba’di halkın fî zulumâtin selâs(selâsin), zâlikumullâhu rabbukum lehul mulk(mulku), lâ ilâhe illâ huve, fe ennâ tusrafûn(tusrafûne).
O, sizi (insan türünü) bir tek nefisten (nefsi vahide denilen bir hücreden) yaratmış ve ondan (onun cinsinden, onun gibi aynı öz ve maddeden) da eşini oluşturmuştur. Ve sizin için sağmal hayvanlardan (deve, sığır, koyun ve keçiden erkekli ve dişili olmak üzere) sekiz eş bağışlamış (yaratmış)tır. O, sizi annelerinizin rahimlerinde, üç katman karanlığın içinde çeşitli safhalardan geçirerek yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Hükümranlık yalnız onundur. Ondan başka hiçbir ilah (tanrı) yoktur. O hâlde, nasıl oluyor da (haktan) döndürülüyorsunuz? (*)— İ. Aktaş
39:6
7
اِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنْكُمْ وَلَا يَرْضٰى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَۚ وَاِنْ تَشْكُرُوا يَرْضَهُ۬ لَكُمْۜ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٧
İn tekfurû fe innallâhe ganiyyun ankum, ve lâ yerdâ li ıbâdihil kufr(kufra), ve in teşkurû yerdahu lekum, ve lâ teziru vâziretun vizra uhrâ, summe ilâ rabbikum merciukum fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne), innehû alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Eğer nankörlük ederseniz, (bilin ki) Allah size (iman ve ibadetinize) asla muhtaç değildir; Bununla birlikte O, kullarının inkârından (nankörlüğünden) asla razı olmaz; (ama) eğer şükredecek olursanız, işte o sizin bu tavrınızdan razı olur. Ve hiç kimse bir başkasının günahını (sorumluluğunu) taşımaz. En sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. Artık o zaman (dünyada iken) yapmakta olduklarınızı size haber verecektir. Şüphesiz O, gönüllerde (zihinlerde) geçenleri (gizli niyet ve düşünceleri) bilendir. *— İ. Aktaş
39:7
8
وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَا رَبَّهُ مُن۪يباً اِلَيْهِ ثُمَّ اِذَا خَوَّلَهُ نِعْمَةً مِنْهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدْعُٓوا اِلَيْهِ مِنْ قَبْلُ وَجَعَلَ لِلّٰهِ اَنْدَاداً لِيُضِلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ قُلْ تَمَتَّعْ بِكُفْرِكَ قَل۪يلاًۗ اِنَّكَ مِنْ اَصْحَابِ النَّارِ ٨
Ve izâ messel insâne durrun deâ rabbehu munîben ileyhi summe izâ havvelehu ni’meten minhu nesiye mâ kâne yed’û ileyhi min kablu ve ceale lillâhi endâden li yudılle an sebîlih(sebîlihi), kul temetta’ bi kufrike kalîlen inneke min ashâbin nâr(nâri).
Ve (o nankör) insana bir zarar (sıkıntı) dokunduğu (veya tehlikeye girdiği) zaman, gönülden katıksızca yönelmiş olarak (o sıkıntı ve tehlikeden kurtulmak için) Rabbine dua eder. Sonra ona kendinden bir nimet verdiği zaman, daha önce O’na dua ettiğini unutur ve Onun yolundan (insanları) saptırmak amacıyla Allah’a eşler koşmaya başlar. (Resulüm! Böyle kimseye) de ki: “Sen küfrünle (inkâr ve nankörlüğünle dünya hayatında) biraz (daha zevklerinden) yararlan. Hiç şüphesiz (ona şirk koşmanla) sen ateş ehlinden olursun. *— İ. Aktaş
39:8
9
اَمَّنْ هُوَ قَانِتٌ اٰنَٓاءَ الَّيْلِ سَاجِداً وَقَٓائِماً يَحْذَرُ الْاٰخِرَةَ وَيَرْجُوا رَحْمَةَ رَبِّه۪ۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذ۪ينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَۜ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ۟ ٩
Em men huve kânitun ânâel leyli sâciden ve kâimen yahzerul âhırete ve yercû rahmete rabbih(rabbihî), kul hel yestevîllezîne ya’lemûne vellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne), innemâ yetezekkeru ulûl elbâb(elbâbi).
Yoksa o (sadece sıkıntılı zamanlarında dua eden kimse), gece vakitlerinde (namazda) secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahireti dikkate alarak Rabbinin rahmetini dileyen kimse gibi midir? De ki: “Hiç (hakikati) bilenlerle (bilgi toplumu ile) bilmeyenler (bilgi sahipleri) olmayanlar bir olur mu?” doğrusu sadece derin düşünebilen akıl sahipleri bunu anlayabilir.”— İ. Aktaş
39:9
10
قُلْ يَا عِبَادِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا رَبَّكُمْۜ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَاَرْضُ اللّٰهِ وَاسِعَةٌۜ اِنَّمَا يُوَفَّى الصَّابِرُونَ اَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٠١
Kul yâ ıbâdıllezîne âmenûttekû rabbekum, lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh(hasenetun), ve ardullâhi vâsiah(vâsiatun) innemâ yuveffas sâbirûne ecrehum bi gayri hisâb(hisâbin).
(Resulüm!) De ki: “(Rabbiniz şöyle buyuruyor:) Ey iman etmiş kullarım! Rabbinizden (gelen ilkeler doğrultusunda yaşayın, dürüst ve erdemlice davranışlar göstererek, kötülüğün her çeşidinden titizlikle) sakının! (Şunu iyi bilin ki) bu dünyada iyilik edenler için (öte dünyada) iyilik (ödül) vardır. Ve (bilin ki, yalnızca Ona ibadet etme imkânına kavuşmak için) Allah’ın arzı geniştir. (Ona ibadet edebilme yolunda) her türlü sıkıntıya katlananlara mükâfatları hiç şüphesiz hesapsızca ödenecektir. (*)— İ. Aktaş
39:10
11
قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ اللّٰهَ مُخْلِصاً لَهُ الدّ۪ينَۙ ١١
Kul innî umirtu en a’budallâhe muhlisan lehud dîn(dîne).
(Resulüm, yine) De ki: “Ben dini (dinin inanç sistemini) Allah’a has kılarak (içten bir inanç ve teslimiyetle) yalnız O’na kulluk (ve ibadet) etmekle emrolundum.”— İ. Aktaş
39:11
12
وَاُمِرْتُ لِاَنْ اَكُونَ اَوَّلَ الْمُسْلِم۪ينَ ٢١
Ve umirtu li en ekûne evvelel muslimîn(muslimîne).
Ve yine bana, (size ulaştırmam emrolunan Kur’an daki Allah’ın dinine,) her bakımdan teslim olanların (müslümanlığı yaşayanaların) ilki olmam emredildi. *— İ. Aktaş
39:12
13
قُلْ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ٣١
Kul innî ehâfu in asaytu rabbî azâbe yevmin azîm(azîmin).
(Yine) De ki: ’Doğrusu ben, “Şayet Rabbime (onun emirlerine teslim olmayıp) muhalefet edersem, (dehşeti pek) büyük bir günün azâbından korkarım.’— İ. Aktaş
39:13
14
قُلِ اللّٰهَ اَعْبُدُ مُخْلِصاً لَهُ د۪ين۪يۙ ٤١
Kulillâhe a’budu muhlisan lehu dînî.
(Resulüm, onlara) De ki: “Ben dinimi (inanç ve yaşam tarzımı) Allah’a has kılarak sadece O’na ibadet (kulluk) ediyorum.”— İ. Aktaş
39:14
15
فَاعْبُدُوا مَا شِئْتُمْ مِنْ دُونِه۪ۜ قُلْ اِنَّ الْخَاسِر۪ينَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَاَهْل۪يهِمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ اَلَا ذٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُب۪ينُ ٥١
Fa’budû mâ şi’tum min dûnih(dûnihi), kul innel hâsirîne ellezîne hasirû enfusehum ve ehlîhim yevmel kıyâmeh(kıyâmeti) e lâ zâlike huvel husrânul mubîn(mubînu).
Artık siz de (ey putperestler! Ona kulluk etmedikten sonra) neyi dilerseniz ona kulluk edin!" (Çünkü size tebliğini yaptığım dinde bir zorlama ve dünyevi bir ceza yoktur.) De ki: Şüphesiz hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem kendilerini hem de ailelerini (yakınlarını) ziyana sokanlardır. Bilesiniz ki, bu açık hüsrandır.— İ. Aktaş
39:15
16
لَهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ ظُلَلٌ مِنَ النَّارِ وَمِنْ تَحْتِهِمْ ظُلَلٌۜ ذٰلِكَ يُخَوِّفُ اللّٰهُ بِه۪ عِبَادَهُۜ يَا عِبَادِ فَاتَّقُونِ ٦١
Lehum min fevkıhim zulelun minen nâri ve min tahtihim zulel(zulelun), zâlike yuhavvifullâhu bihî ıbâdeh(ıbâdetu), yâ ıbâdi fettekûn(fettekûni).
(O gün,) onlar için hem üstlerinden hem de altlarından ateşten gölgeler vardır (her taraftan ateş onları kuşatmıştır). İşte Allah (kötü işleri yapmaktan çekinsinler diye) kullarını sürekli böyle sakındırıyor. “Ey kullarım! Artık bana (benim emirlerime) karşı gelmekten sakınınız.”— İ. Aktaş
39:16
17
وَالَّذ۪ينَ اجْتَنَبُوا الطَّاغُوتَ اَنْ يَعْبُدُوهَا وَاَنَابُٓوا اِلَى اللّٰهِ لَهُمُ الْبُشْرٰىۚ فَبَشِّرْ عِبَادِۙ ٧١
Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
Tağuta (zalim yönetimlere, şeytani güç ve düzenlere, azgın diktatörlere ve yönetikleri toplumu kendilerine köle edinenlere), kulluk etmekten (boyun eğip kölelik ve uşaklık yapmaktan) kaçınmış olup Allah’a yönelmiş (sadece Allah’a kul olmuş) olanlara gelince, onlar için müjde vardır. O hâlde (böyle olan) kullarımı müjdele. *— İ. Aktaş
39:17
18
اَلَّذ۪ينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ هَدٰيهُمُ اللّٰهُ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ٨١
Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahseneh(ahsenehu), ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar (o tağuti düzen ve zalim yönetimlere boyun eğmeyen kullarım) ki, herhangi bir sözü dinlediklerinde, onda daima doğru ve güzel olanına (vahye dayalı mesajlarıma, akla, bilime, evrensel hak, hukuk ve adalet ilkesine uygun olana) tabi olurlar. Onlardır Allah’ın her bakımdan doğruya ilettiği (kutlu) insanlar ve onlardır gerçek akıl ve idrak sahipleri. *— İ. Aktaş
39:18
19
اَفَمَنْ حَقَّ عَلَيْهِ كَلِمَةُ الْعَذَابِۜ اَفَاَنْتَ تُنْقِذُ مَنْ فِي النَّارِۚ ٩١
E fe men hakka aleyhi kelimetul azâb(azâbi), e fe ente tunkızu men fîn nâr(nâri).
(Yaptığı zulüm ve kötülükler nedeniyle) üzerine azap sözü hak olmuş kimse mi (onlarla bir tutulur)? Peki, (ey Resulüm!) Ateşte olanı artık sen mi kurtaracaksın? *— İ. Aktaş
39:19
20
لٰكِنِ الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ غُرَفٌ مِنْ فَوْقِهَا غُرَفٌ مَبْنِيَّةٌۙ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ الْم۪يعَادَ ٠٢
Lâkinillezînettekav rabbehum lehum gurefun min fevkıhâ gurefun mebniyyetun tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), va’dallâh(va’dallâhi), lâ yuhlifullâhul mîâd(mîâde).
Fakat (erkek olsun kadın olsun) Rablerinden (gelen ilkeler doğrultusunda yaşayan, dürüst ve erdemlice davranışlar gösteren ve kötülüğün her çeşidinden titizlikle) sakınmış olanlara üstüste yapılmış, altlarından (zeminlerinden) ırmaklar akan köşkler vardır. Bu, Allah’ın verdiği sözdür. Allah, verdiği sözden dönmez.— İ. Aktaş
39:20
21
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَسَلَكَهُ يَنَاب۪يعَ فِي الْاَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِه۪ زَرْعاً مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهُ ثُمَّ يَه۪يجُ فَـتَرٰيهُ مُصْفَراًّ ثُمَّ يَجْعَلُهُ حُطَاماًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ۟ ١٢
E lem tere ennallâhe enzele mines semâi mâen fe selekehu yenâbîa fîl ardı summe yuhricu bihî zer’an muhtelifen elvânuhu summe yehîcu fe terâhu musferran summe yec’aluhu hutâmâ(hutâmen), inne fî zâlike le zikrâ li ulîl elbâb(elbâbi).
(Ey insan!) Gerçekten Allah’ın, gökten (bulutlardan) su (yağmur) indirip, onu yerdeki kaynaklara yerleştirdiğini, daha sonra onunla çeşitli renklerde ekinler (sebze ve meyveler) yetiştirdiğini bilmez misin? Sonra (o) ekin kurur; onu sararmış görürsün. Sonra (da) Allah onu bir çöpe dönüştürür. (İşte dünya hayatınız da buna benziyor.) Şüphesiz bunlarda akıl sahipleri için bir öğüt (ibret) vardır. *— İ. Aktaş
39:21
22
اَفَمَنْ شَرَحَ اللّٰهُ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِ فَهُوَ عَلٰى نُورٍ مِنْ رَبِّه۪ۜ فَوَيْلٌ لِلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ مِنْ ذِكْرِ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٢٢
E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Allah kimin gönlünü (hakikati bulma çabasından ve iyi niyetinden dolayı) İslam’a açmışsa o, Rabbinden gelen bir nûr (manevi bir ışık) üzere olmaz mı? Allah’ı anmaktan gönülleri (duygu ve vicdanları) katı olanlara yazıklar olsun! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler. *— İ. Aktaş
39:22
23
اَللّٰهُ نَزَّلَ اَحْسَنَ الْحَد۪يثِ كِتَاباً مُتَشَابِهاً مَثَانِيَۗ تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْۚ ثُمَّ تَل۪ينُ جُلُودُهُمْ وَقُلُوبُهُمْ اِلٰى ذِكْرِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُدَى اللّٰهِ يَهْد۪ي بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ ٣٢
Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin).
Allah, sözün en güzelini, ifadeleri birbirine benzer, birbiriyle uyum içinde ve birbirini destekleyip birbirine referans olan bir Kitap hâlinde indirmektedir. Rablerine karşı derin bir saygı ve tazim besleyenlerin onu okur veya dinlerken (saygıdan dolayı) vücutları titrer, derileri ürperir. Bununla kalmaz, vücutları ve gönülleri Allah’ı anmakla, (O’nun Kitabıyla) sükûnet (huzur) bulur. İşte Allah’ın rehberliği böyledir: (Doğruya yönelmek) isteyeni onunla doğru yola eriştirir; ama Allah kimi (inkâr edip sapıklığı tercih ettiğinden dolayı) sapıklıkta bırakırsa artık ona doğru yolu gösteren olmaz. (*)— İ. Aktaş
39:23
24
اَفَمَنْ يَتَّق۪ي بِوَجْهِه۪ سُٓوءَ الْعَذَابِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَق۪يلَ لِلظَّالِم۪ينَ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ ٤٢
E fe men yettekî bi vechihî sûel azâbi yevmel kıyâme(kıyâmeti), ve kıyle liz zâlimîne zûkû mâ kuntum teksibûn(teksibûne).
Kıyamet gününde yüzünü (kendisini) azabın en kötüsünden korumaya çalışan kimse, (güvendeki kimse gibi) midir? Ve (o gün) zalimlere (dünyadayken) yapmakta olduğunuzun karşılığını tadın denilir. *— İ. Aktaş
39:24
25
كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ ٥٢
Kezzebellezîne min kablihim fe etâhumul azâbu min haysu lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
(Ey Resulüm!) Onlardan öncekiler de (hakikati ve mesajlarımızı tebliğ eden elçilerimizi) yalanlamışlardı. Sonra azap (bela) onlara hiç farkında olmadıkları taraftan geliverdi.— İ. Aktaş
39:25
26
فَاَذَاقَهُمُ اللّٰهُ الْخِزْيَ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ ٦٢
Fe ezâkahumullâhul hızye fîl hayâtid dunyâ, ve le azâbul âhıreti ekber(ekberu), lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).
Böylece Allah dünya hayatında onlara zilleti (aşağılanmayı ve perişanlığı) tattırdı. Elbette ki ahiret azabı (dünyadakinden) daha büyüktür. Eğer bilmiş olsalardı (inkârcılıkta ısrar etmezlerdi).*— İ. Aktaş
39:26
27
وَلَقَدْ ضَرَبْنَا لِلنَّاسِ ف۪ي هٰذَا الْقُرْاٰنِ مِنْ كُلِّ مَثَلٍ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَۚ ٧٢
Ve lekad darebnâ lin nâsi fî hâzel kur’âni min kulli meselin leallehum yetezekkerûn(yetezekkerûne).
Gerçekten (üzerinde) düşünsünler diye biz, bu Kur’an’da insanlar için (temsil ve kıssalar yoluyla) her türden (dolaylı anlatım tarzını kullanarak) örnekler verdik.— İ. Aktaş
39:27
28
قُرْاٰناً عَرَبِياًّ غَيْرَ ذ۪ي عِوَجٍ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ ٨٢
Kur’ânen arabiyyen gayre zî ivecin leallehum yettekûn(yettekûne).
Biz onu, (fenalıklardan) sakınsınlar diye hiçbir eğriliği (çarpıklığı) bulunmayan Arapça (fasih, kusursuz bir dil ile) bir Kur’an olarak indirdik.— İ. Aktaş
39:28
29
ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً رَجُلاً ف۪يهِ شُرَكَٓاءُ مُتَشَاكِسُونَ وَرَجُلاً سَلَماً لِرَجُلٍۜ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلاًۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِۚ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٩٢
Daraballâhu meselen raculen fîhi şurekâu muteşâkisûne ve raculen selemen li racul(raculin), hel yesteviyâni mesel(meselen), el hamdulillâh(el hamdulillâhi), bel ekseruhum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Allah (kendisine ortak koşanlarla, onu eşsiz tanıyanların durumuna dair) bir misal daha getiriyor: İki adam var, bunlardan birincisi, birbirine rakip, birbiriyle hep çekişen ortakların yönetimi altında, diğeri ise sadece bir kişinin emrinde bulunuyor (çalışıyor). Şimdi bu her ikisinin (birbiriyle çekişenlerin yönetimi altında çalışan ile sadece bir kişinin yönetimi altında çalışanın) durumu bir olur mu? (Hangisi işini daha düzenli yapar ve daha rahat olur? Elbette sadece bir kişinin yönetimi altında çalışan! İşte muvahhid ile müşrikin durumu da böyledir!) Bütün hamd, (kâinatın tek ilâhı ve hâkimi olarak) Allah’a mahsustur. Ne var ki, onların (insanların) çoğu bu gerçeği bilmezler. *— İ. Aktaş
39:29
30
اِنَّكَ مَيِّتٌ وَاِنَّهُمْ مَيِّتُونَۘ ٠٣
İnneke meyyitun ve innehum meyyitûn(meyyitûne).
30 , 31. (Resulüm!) Şüphesiz sen öleceksin, onlar da ölecekler. (Ey insanlar!) Sonra da şüphesiz büyük duruşmanın olacağı kıyamet gününde Rabbinizin huzurunda birbirinizle davalaşacaksınız. *— İ. Aktaş
39:30
Yükleniyor...
Zümer
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle