Rum 60 Ayet 21. Cüz الروم
30

Rum

— Romalılar
60 Ayet 21. Cüz
الروم
30
Rum
60 Ayet
الروم
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓ۠ ١
Elif lâm mîm.
Elif. Lâm. Mim.— İ. Aktaş
30:1
2
غُلِبَتِ الرُّومُۙ ٢
Gulibetir rûm(rûmu).
2 - 3. Rumlar (Bizanslılar, İran’lılara/Pers İmparatorluğuna) en yakın yerde (bölgede) yenildiler. Oysa onlar (bu) yenilgilerinden sonra galip geleceklerdir.— İ. Aktaş
30:2
3
ف۪ٓي اَدْنَى الْاَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَۙ ٣
Fî ednel ardı ve hum min ba’di galebihim se yaglibûn(yaglibûne).
2 - 3. Rumlar (Bizanslılar, İran’lılara/Pers İmparatorluğuna) en yakın yerde (bölgede) yenildiler. Oysa onlar (bu) yenilgilerinden sonra galip geleceklerdir.— İ. Aktaş
30:3
4
ف۪ي بِضْعِ سِن۪ينَۜ لِلّٰهِ الْاَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُۜ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَۙ ٤
Fî bıd’ı sinîn(sinîne), lillâhil emru min kablu ve min ba’d(ba’du), ve yevme izin yefrahul mu’minûn(mu’minûne).
Birkaç yıl içinde. (Ama) bundan önce de bundan sonra da emir (buyruk, takdir) Allah’a aittir. Ve o gün mü’minler sevinecekler. *— İ. Aktaş
30:4
5
بِنَصْرِ اللّٰهِۜ يَنْصُرُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ ٥
Bi nasrillâh(nasrillâhi), yansuru men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzur rahîm(rahîmu).
(Bu da) Allah’ın yardımıyla (olacaktır). O, (yardım) isteyene (çalışana, gereğini yapıp hak edene) yardım eder. O, güçlüdür, merhamet edendir.*— İ. Aktaş
30:5
6
وَعْدَ اللّٰهِۜ لَا يُخْلِفُ اللّٰهُ وَعْدَهُ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ ٦
Va’dallâh(va’dallâhi), lâ yuhlifullâhu va’dehu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
(Bu yardım), Allah’ın (gereğini yapıp hak edenlere) sözüdür. Allah, vaadinden asla dönmez (sözünü bozmaz). Fakat (Allah hakkında gerçek bilgiye sahip olmadıklarından) insanların çoğu (bunu) bilmez.— İ. Aktaş
30:6
7
يَعْلَمُونَ ظَاهِراً مِنَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَهُمْ عَنِ الْاٰخِرَةِ هُمْ غَافِلُونَ ٧
Ya’lemûne zâhiren minel hayâtid dunyâ, ve hum anil âhıreti hum gâfilûn(gâfilûne).
Onlar (sadece) dünya hayatının görünen yüzünü bilirler (varlığın sadece maddî yönüyle ilgilenirler. Evrenin değişmez ilkelerini ve temel yasalarını kavramaz, eşya ve olayların ardında yatan hikmet ve hakîkatleri düşünmezler. Onun içindir ki, her şeyin dünyada başlayıp dünyada bittiğini sanırlar; asıl yaşanacak hayat olan) âhiretten (görünmeyen öteki hayattan) ise, tamamen habersiz ve ona karşı ilgisizdirler.— İ. Aktaş
30:7
8
اَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ۠ مَا خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَٓا اِلَّا بِالْحَقِّ وَاَجَلٍ مُسَمًّىۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ النَّاسِ بِلِقَٓائِ۬ رَبِّهِمْ لَكَافِرُونَ ٨
E ve lem yetefekkerû fî enfusihim, mâ halakallâhus semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen) ve inne kesîran minen nâsi bi likâi rabbihim le kâfirûn(kâfirûne).
Onlar, kendi nefislerinin (yaratılış incelikleri) hakkında hiç düşünmezler mi? Hem Allah, göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi (bütün evreni) ancak hak (şaşmaz ve asla değişmez kurallar) ile ve belirli bir süre için yaratmıştır. Ve şüphe yok ki, insanlardan birçoğu, Rablerine kavuşmayı (ahireti) inkâr etmetedirler.— İ. Aktaş
30:8
9
اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَاَثَارُوا الْاَرْضَ وَعَمَرُوهَٓا اَكْثَرَ مِمَّا عَمَرُوهَا وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِۜ فَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَۜ ٩
E ve lem yesîrû fîl ardı fe yenzurû keyfe kâne âkıbetullezîne min kablihim, kânû eşedde minhum kuvveten, ve esârûl arda ve amerûhâ eksera mimmâ amerûhâ ve câethum rusuluhum bil beyyinât(beyyinâti), fe mâ kânallâhu li yazlimehum ve lâkin kânû enfusehum yazlimûn(yazlimûne).
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin (yaptıkları zulüm ve kötülükler yüzünden) nasıl bir sona uğradıklarına baksınlar. Onlar ki daha kudretliydiler, yeryüzünde daha derin izler bırakmışlardı ve dünyayı daha fazla imar etmişlerdi. Onlara da elçileri (açık) deliller getirmişti. Allah (bununla) onlara zulmetmiyordu, fakat onlar (inkâr, zulüm, azgınlık ve isyan edip hakka karşı direndikleri için) kendi kendilerine zulmediyorlardı*— İ. Aktaş
30:9
10
ثُمَّ كَانَ عَاقِبَةَ الَّذ۪ينَ اَسَٓاؤُا السُّٓوآٰى اَنْ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَكَانُوا بِهَا يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٠١
Summe kâne âkıbetellezîne esâus sûâ en kezzebû bi âyâtillâhi ve kânû bihâ yestehziûn(yestehziûne).
Sonra (azgınlık, zulüm ve) kötülük yapanların vardıkları sonuç, ancak Allah’ın ayetlerini yalanlamak ve eğlenceye almak olmuştur.— İ. Aktaş
30:10
11
اَللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ١١
Allâhu yebdeul halka summe yuîduhu summe ileyhi turceûn(turceûne).
Allah mahlukatı başlangıçta yaratıyor, (yaratmaya aralıksız devam ediyor ve ölümden) sonra yeniden diriltecek. Sonra (ahirette hesaba çekilmek üzere) ona döndürüleceksiniz. *— İ. Aktaş
30:11
12
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُبْلِسُ الْمُجْرِمُونَ ٢١
Ve yevme tekûmus sâatu yublisul mucrimûn(mucrimûne).
Ve kıyamet koptuğu gün (zaman), suçlular tüm umutlarını yitirecekler. *— İ. Aktaş
30:12
13
وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ مِنْ شُرَكَٓائِهِمْ شُفَعٰٓؤُ۬ا وَكَانُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ كَافِر۪ينَ ٣١
Ve lem yekun lehum min şurekâihim şufeâû ve kânû bi şurekâihim kâfirîn(kâfirîne).
Ve onların (Allah’tan başka varlıklara tanrısal nitelikler ve özellikler yükleyerek) ortak koştuklarından kendilerine şefaat (yardım edecek) kimse olmayacak ve o (zaman Allah’a) koştukları ortakları inkâr ederler (tanımazlar).*— İ. Aktaş
30:13
14
وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَتَفَرَّقُونَ ٤١
Ve yevme tekûmus sâatu yevmeizin yeteferrakûn(yeteferrakûne).
Ve kıyametin kopacağı gün, (mü’min-inkârcı, suçlu-suçsuz, zalim-mazlum, haklı-haksız, iyi-kötü) birbirlerinden ayrılacaklardır.*— İ. Aktaş
30:14
15
فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَهُمْ ف۪ي رَوْضَةٍ يُحْبَرُونَ ٥١
Fe emmellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe hum fî ravdatin yuhberun(yuhberune).
Fakat (dünyadayken) iman edip (aynı zamanda bu imanın gereği olarak insanlara ve çevreye de güven verip), salih (güzel, iyi ve yararlı) işler yapmış olanlar (erdemli kimseler) cennet bahçelerinde ağırlanarak neşelenirler.*— İ. Aktaş
30:15
16
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا وَلِقَٓائِ الْاٰخِرَةِ فَاُو۬لٰٓئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ ٦١
Ve emmellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ve likâil âhıreti fe ulâike fîl azâbi muhdarûn(muhdarûne).
Ama (hakikati) inkâr edip, ayetlerimizi (mesajlarımızı) ve ahiret buluşmasını yalanlamış olanlar ise; işte onlar da (o gün) azap içinde hazır tutulurlar.— İ. Aktaş
30:16
17
فَسُبْحَانَ اللّٰهِ ح۪ينَ تُمْسُونَ وَح۪ينَ تُصْبِحُونَ ٧١
Fe subhânallâhi hîne tumsûne ve hîne tusbıhûn(tusbıhûne).
O hâlde akşam vaktine girdiğinizde (akşam vaktinde) ve sabah vaktine vardığınızda (sabah vaktinde yalnızca) Allah’ı tesbih edin (yalnızca ona kulluk edin).*— İ. Aktaş
30:17
18
وَلَهُ الْحَمْدُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَعَشِياًّ وَح۪ينَ تُظْهِرُونَ ٨١
Ve lehul hamdu fîs semâvâti vel ardı ve aşiyyen ve hîne tuzhırûn(tuzhırûne).
Göklerde de yerkürede de (her yerde) hamd (bütün övgüler yalnızca) ona mahsustur. Karanlık bastığında da (yatsı vaktinde), öğleye erdiğiniz vakitte de (yalnızca Allah’ı tesbih edin ve ona kulluk edin).*— İ. Aktaş
30:18
19
يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَيُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ۟ ٩١
Yuhricul hayye minel meyyiti ve yuhricul meyyite minel hayyi ve yuhyil arda ba’de mevtihâ, ve kezâlike tuhrecûn(tuhrecûne).
O, cansızdan canlıyı (karbon, hidrojen, oksijen, nitrojen, fosfor ve sülfür gibi toprakta bulunan ölü elementlerden canlıları) çıkarır (yaratır) ve canlıdan da cansızı (canlıdan cansız gibi olan sperm ve yumurtayı) çıkarır (yaratır). Ve toprağa ölümünden (kuruduktan) sonra (yağmurla adeta) hayat verir; (onda nebatlar bitirir). İşte (diriliş günü) siz de (genetik şifreleri harakete geçirilerek hayat verilen bitkiler gibi yeniden bedensel hayata) böyle çıkarılırsınız.*— İ. Aktaş
30:19
20
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ اِذَٓا اَنْتُمْ بَشَرٌ تَنْتَشِرُونَ ٠٢
Ve min âyâtihî en halakakum min turâbin summe izâ entum beşerun tenteşirûn(tenteşirûne).
(Ey insanlar!) Sizi (ilk türünüzü) bir topraktan (balçıktan teşekkül edip nefsi vahide denilen ilk hücreden) yaratmış olması, O’nun (varlığının ve kudretinin) ayetlerindendir; sonra siz, (bir süreç içinde yeryüzünün her yanına) yayılmakta olan bir beşer (türü) oldunuz. *— İ. Aktaş
30:20
21
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً لِتَسْكُـنُٓوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ١٢
Ve min âyâtihî en halaka lekum min enfusikum ezvâcen li teskunû ileyhâ ve ceale beynekum meveddeten ve rahmeh(rahmeten), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Ve kendileri ile sükün bulasınız diye sizin için türünüzden eşler (erkekler ve kadınlar olarak) yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphe yok ki bunda düşünen bir toplum için elbette ayetler (ibret alınacak measajlar) vardır.(*)— İ. Aktaş
30:21
22
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ خَلْقُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِلَافُ اَلْسِنَتِكُمْ وَاَلْوَانِكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِلْعَالِم۪ينَ ٢٢
Ve min âyâtihî halkus semâvâti vel ardı vahtilâfu elsinetikum ve elvânikum, inne fî zâlike le âyâtin lil âlimîn(âlimîne).
(Ey insanlar!) Onun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de, gökleri ve yerküreyi (bütün evreni) yaratması, lisanlarınızın (dillerinizin) ve renklerinizin ayrı (değişik ve farklı) olmasıdır. Kuşkusuz bunda (düşünüp), bilenler için elbette âyetler (ders alınacak mesajlar) vardır.*— İ. Aktaş
30:22
23
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ مَنَامُكُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَٓاؤُ۬كُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ ٣٢
Ve min âyâtihî menâmukum bil leyli ven nehâri vebtigâukum min fadlih(fadlihi), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yesmeûn(yesmeûne).
Ve (yine) onun (Allah’ın kudretinin) delillerinden biri de, gece ve gündüz (gerektiğinde) uyumanız ve onun geniş lûtfundan (geçiminizi) arzulayıp aramanızdır. Şüphesiz bunda, (gerçekleri) dinleyen bir topluluk için ayetler (ders alınacak mesajlar) vardır.— İ. Aktaş
30:23
24
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ يُر۪يكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَيُحْـي۪ بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٤٢
Ve min âyâtihî yurîkumul berka havfen ve tamaan, ve yunezzilu mines semâi mâen fe yuhyî bihil arda ba’de mevtihâ, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
Ve size hem korku (yıldırım düşmesi gibi), hem de umut (unsuru) olarak (artı ve eksi elektrik yüklü bulutların birbirleriyle sürtünmesi neticesinde enerji ve bitki örtüsünün yaşaması için gerekli olan nitrojen moleküllerini üreten) şimşeği göstermesi ve gökten (bulutlardan) su indirip onunla ölümünden (kupkuru olmasından) sonra yeryüzünü (toprağı) canlandırması da O’nun (Allah’ın varlığının ve kudretinin) ayetlerindendir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir topluluk için (ders alınacak) mesajlar vardır. (*)— İ. Aktaş
30:24
25
وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ تَقُومَ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ بِاَمْرِه۪ۜ ثُمَّ اِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْاَرْضِ اِذَٓا اَنْتُمْ تَخْرُجُونَ ٥٢
Ve min âyâtihî en tekûmes semâu vel ardu bi emrih(emrihî), summe izâ deâkum da’veten minel ardı izâ entum tahrucûn(tahrucûne).
(Ve yine) O’nun (varlığının ve kudretinin) belgelerinden biri de, göğün (uzaydaki bütün gök cisimlerinin) ve yerkürenin (uzayda hareket ettikleri hâlde) onun buyruğuyla (Allah’ın evrende yaratmış olduğu kütle çekim kanunu sebebiyle yörüngelerinden çıkmayarak ayakta) durmasıdır. Sonra da (ahiret günü dirilmek üzere) sizi bir defa çağırınca (diriliş emri verince) hemen (vücudunuzu oluşturan bütün karbonlar bir araya gelip yeniden canlanmak suretiyle) yerden çıkarsınız.— İ. Aktaş
30:25
26
وَلَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ كُلٌّ لَهُ قَانِتُونَ ٦٢
Ve lehu men fîs semâvâti vel ard(ardı), kullun lehu kânitûn(kânitûne).
Göklerde de (uzayda), yerkürede de (her yerde) olanlar hep onundur. Hepsi de (ister istemez) O’na (onun tekvini iradesine, yaratılış yasasına) boyun eğmektedir. *— İ. Aktaş
30:26
27
وَهُوَ الَّذ۪ي يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُع۪يدُهُ وَهُوَ اَهْوَنُ عَلَيْهِۜ وَلَهُ الْمَثَلُ الْاَعْلٰى فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟ ٧٢
Ve huvellezî yebdeul halka summe yuîduhu, ve huve ehvenu aleyh(aleyhi), ve lehul meselul a’lâ fîs semâvâti vel ard(ardı), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
O, mahlukatı ilk yaratan, (yaratmaya aralıksız devam eden ve ölümden) sonra yeniden diriltendir. O (ikinci yaratma), onun için pek kolaydır. Göklerde ve yerkürede (tecelli eden) en yüce sıfat onundur. O, çok güçlü, (her konuda) doğru hüküm verendir. *— İ. Aktaş
30:27
28
ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلاً مِنْ اَنْفُسِكُمْۜ هَلْ لَكُمْ مِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ شُرَكَٓاءَ ف۪ي مَا رَزَقْنَاكُمْ فَاَنْتُمْ ف۪يهِ سَوَٓاءٌ تَخَافُونَهُمْ كَخ۪يفَتِكُمْ اَنْفُسَكُمْۜ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٨٢
: Darabe lekum meselen min enfusikum, hel lekum min mâ meleket eymânukum min şurekâe fî mâ rezaknâkum fe entum fîhi sevâun tehâfûnehum ke hîfetikum enfusekum, kezâlike nufassılul âyâti li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
(Ey müşrikler! Allah’ın, mülkünde ortağı olmadığını iyice anlamanız için), O, (zatım olan Allah) size kendinizden (o kendi çarpık düzeninizden) bir misal vermektedir: (Bakın!) Size rızık olarak verdiklerimizde (ki, o rızıkların hem paylaşımında hem de insani ve hukukî statüde hepiniz eşitsiniz); sizin sözleşmelerinizin sahip olduğu kimselerden (yönetiminiz altında bulunanlardan) sizinle eşit derecede (yönetim hakkına sahip) olan, birbirinizden (birbirinizin hakkına dokunmaktan) çekindiğiniz gibi onlardan da çekindiğiniz ortaklar var mıdır (ki, tutup kendi yaratıklarımızı, bazı kullarımızı, bize denk yapıp ortak koşuyorsunuz)? İşte biz, aklını kullanan bir toplum için âyetleri böyle açıklıyoruz. *— İ. Aktaş
30:28
29
بَلِ اتَّبَعَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُٓوا اَهْوَٓاءَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۚ فَمَنْ يَهْد۪ي مَنْ اَضَلَّ اللّٰهُۜ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٩٢
Belittebeallezîne zalemû ehvâehum bi gayri ilm(ilmin), fe men yehdî men edallallâh(edallallâhu), ve mâ lehum min nâsırîn(nâsırîne).
Aksine (inkâr ederek nefsine) zulmedenler hiçbir bilgiye dayanmaksızın kendi heveslerine uymuşlardır. (İnkâr ve sapıklığı tercih etmeleri yüzünden) Allah’ın sapıklıkta bıraktığı kimseyi kim doğru yola iletebilir? Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.*— İ. Aktaş
30:29
30
فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفاًۜ فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّت۪ي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَاۜ لَا تَبْد۪يلَ لِخَلْقِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُۗ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۗ ٠٣
Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
O hâlde (ey insan!) Sen bir hanif olarak (her türlü bâtıl inanç ve ideolojiden uzaklaşıp bir tek Allah inancına sımsıkı bağlanarak), yüzünü (bütün varlığını, benliğini tam bir samimiyetle bu) dosdoğru (olan evrensel) dine, (Kur’an’ın ortaya koyduğu bu mükemmel inanç sistemine, barış, esenlik ve huzur düzeni İslam’a) çevir ki, Allah, (bütün) insanları onun üzerinde (o saf, temiz, fıtrat dini üzerinde, doğal ve sosyal dengelere uygun şekilde) yaratmıştır. Allah’ın yaratışı (o fıtrat dini) için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dosdoğru din budur. Ama insanların çoğu bilmezler.*— İ. Aktaş
30:30
Yükleniyor...
Rum
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle