اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ وَاَضَلَّهُ اللّٰهُ عَلٰى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلٰى سَمْعِه۪ وَقَلْبِه۪ وَجَعَلَ عَلٰى بَصَرِه۪ غِشَاوَةًۜ فَمَنْ يَهْد۪يهِ مِنْ بَعْدِ اللّٰهِۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٣٢
E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Heva ve hevesini (bencil tutkularını, boş gurur ve kuruntularını) tanrı edinmiş bulunan, bilgisi olduğu hâlde (sapıklığı tercih etmesi yüzünden) Allah’ın sapık bulduğu, (gerçekleri de duymak istemediğinden) kulağını ve (gerçekleri anlamak istemediğinden melekler âleminde tanınması için) kalbini (akıl merkezi olan beynini manen) işaretlediği ve (gerçekleri görmek istemediğinden) gözünü de (manen) perdelediği (bu durumda olan) kimseyi hiç düşündün mü? Artık (buna devam ettiği sürece) onu Allah’tan başka kim doğru yola ulaştırabilir? O hâlde, hâlâ düşünmeyecek misiniz? *— İ. Aktaş