Secde 30 Ayet 21. Cüz السجدة
32

Secde

— Secde
30 Ayet 21. Cüz
السجدة
32
Secde
30 Ayet
السجدة
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓـمٓ۠ ١
Elif lâm mîm.
Elif Lâm Mîm. *— İ. Aktaş
32:1
2
تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۜ ٢
Tenzîlul kitâbi lâ reybe fîhi min rabbil âlemîn(âlemîne).
Bu Kitab’ın (Kur’an’ın) indirilişi, hiç şüphe yok ki âlemlerin Rabbindendir.— İ. Aktaş
32:2
3
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۚ بَلْ هُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ لِتُنْذِرَ قَوْماً مَٓا اَتٰيهُمْ مِنْ نَذ۪يرٍ مِنْ قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ٣
Em yekûlûnefterâh(yekûlûnefterâhu), bel huvel hakku min rabbike li tunzire kavmen mâ etâhum min nezîrin min kablike leallehum yehtedûn(yehtedûne).
Yine de onlar, (o gerçekleri inkâr edenler,) "Onu (Muhammed) uydurdu!"diyorlar. Bilakis, o (kitap), senden önce de kendilerine bir uyarıcı gelmiş bulunan bir halkı (tekrar) uyarman için, doğru yolu bulsunlar diye Rabbin tarafından (indirilen) hak (Kitap)tır. *— İ. Aktaş
32:3
4
اَللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ مَا لَكُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا شَف۪يعٍۜ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ ٤
Allâhullezî halakas semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arş(arşi), mâ lekum min dûnihî min veliyyin ve lâ şefîi(şefîin), e fe lâ tetezekkerûn(tetezekkerûne).
O Allah ki gökleri (uzaydaki bütün gök cisimlerini), yerküreyi ve ikisinin arasında bulunan her şeyi (bütün evreni), altı evrede (aşamada) yaratmış ve (kudretiyle) arş üzerine (tüm varlık âlemine) egemenlik kurmuştur. (Ey insanlar!) O’ndan (Allah’tan) başka, sizin bir veliniz (koruyucunuz, sahibiniz) ve şefaatçiniz (yardımcınız) yoktur. Artık iyice düşünüp öğüt almaz mısınız?(*)— İ. Aktaş
32:4
5
يُدَبِّرُ الْاَمْرَ مِنَ السَّمَٓاءِ اِلَى الْاَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ اِلَيْهِ ف۪ي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُٓ اَلْفَ سَنَةٍ مِمَّا تَعُدُّونَ ٥
Yudebbirul emre mines semâi ilel ardı summe ya’rucu ileyhi fî yevmin kâne mıkdâruhu elfe senetin mimmâ teuddûn(teuddûne).
(Allah) semadan yerküreye kadar (kâinat ve içindeki varlıklarla, dünya ve ötesi ile ilgili ilahi planlamayı yapıp yürütüyor, hayatın devamını ve aslî düzeni sağlıyor ve evrenle ilgili) bütün işleri düzenleyip yönetir. Sonra da (onun dilediği şekilde olup biten her şey) bir günde (bir anda) O’na yükselir (ulaşır) ki bu sizin saydığınız senelerden bin seneye denktir.*— İ. Aktaş
32:5
6
ذٰلِكَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُۙ ٦
Zâlike âlimul gaybi veş şehâdetil azîzur rahîm(rahîmu).
İşte görünmeyeni de (yaratılmışların kavrayış alanının ötesindeki şeyleri), görüneneni de bilen odur; O, mutlak galiptir, (çok) merhamet edendir.— İ. Aktaş
32:6
7
اَلَّـذ۪ٓي اَحْسَنَ كُلَّ شَيْءٍ خَلَقَهُ وَبَدَاَ خَلْقَ الْاِنْسَانِ مِنْ ط۪ينٍۚ ٧
Ellezî ahsene kulle şey’in halakahu ve bedee halkal insâni min tîn(tînin).
O (Allah) ki, her şeyin yaratılışını en iyi yapmış ve (ana maddesi itibariyle) insanın (insan türünün) yaratılışını da bir balçıktan (sulu toprak ve içinde bulunan değişik elementlerden) başlamıştır.*— İ. Aktaş
32:7
8
ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۚ ٨
Summe ceale neslehu min sulâletin min mâin mehîn(mehînin).
Sonra onun (o insan türünün) neslini, bir nutfeden (erkek ve dişi hücreden), basit bir sıvıdan meydana getirdi.*— İ. Aktaş
32:8
9
ثُمَّ سَوّٰيهُ وَنَفَخَ ف۪يهِ مِنْ رُوحِه۪ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلاً مَا تَشْكُرُونَ ٩
Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra da onu (o erkek ve dişi hücreyi, ana rahminde bir cenin olarak) ’tesviye edip (olgunlaştırıp) bir biçime (canlı bir insan suretine) soktu ve ona (kendi yarattığı özel) ruhundan (diğer canlı türlerinden ayıran akıl, idrak, düşünme, karar verme ve irade sahibi gibi özelliklerden) üfledi. Ve (böylece, ey insanoğlu!) Sizin için de kulak, gözler ve ef-ide’yi (idrak etmenin, düşünmenin, akletmenin organı ve merkezi olan beyinleri) var etti. (Buna rağmen) ne kadar da az şükrediyorsunuz (*)— İ. Aktaş
32:9
10
وَقَالُٓوا ءَاِذَا ضَلَلْنَا فِي الْاَرْضِ ءَاِنَّا لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۜ بَلْ هُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّهِمْ كَافِرُونَ ٠١
Ve kâlû e izâ dalelnâ fîl ardı e innâ le fî halkın cedîd(cedîdin), bel hum bi likâi rabbihim kâfirûn(kâfirûne).
Ve onlar (inkâr edenler) biz toprakta (çürüyüp) kaybolduktan sonra, yeni bir yaratılış içinde mi olacağız? dediler. Doğrusu onlar, Rablerine kavuşmayı inkâr edenlerdir. *— İ. Aktaş
32:10
11
قُلْ يَتَوَفّٰيكُمْ مَلَكُ الْمَوْتِ الَّذ۪ي وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ۟ ١١
Kul yeteveffâkum melekul mevtillezî vukkile bikum summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne).
De ki: Sizin (ruhunuzu almak) için görevli kılınan ölüm meleği canınızı alır sonra da (tekrar diriltilip) Rabbinize döndürülürsünüz.*— İ. Aktaş
32:11
12
وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا رُؤُ۫سِهِمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ رَبَّـنَٓا اَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَارْجِعْنَا نَعْمَلْ صَـالِحاً اِنَّا مُوقِنُونَ ٢١
Ve lev terâ izil mucrimûne nâkısû ruûsihim inde rabbihim, rabbenâ ebsarnâ ve semi’nâ ferci’nâ na’mel sâlihan innâ mûkinûn(mûkinûne).
O suçluların, Rableri huzurunda başlarını öne eğecekleri, «Rabbimiz! (Gerçekleri) gördük ve duyduk; şimdi bizi (dünyaya) geri gönder de, iyi işler yapalım, artık kesin olarak inandık» diyecekleri zamanı bir görsen!*— İ. Aktaş
32:12
13
وَلَوْ شِئْنَا لَاٰتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدٰيهَا وَلٰكِنْ حَقَّ الْقَوْلُ مِنّ۪ي لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَ ٣١
Ve lev şi’nâ le âteynâ kulle nefsin hudâhâ ve lâkin hakkal kavlu minnî le emleenne cehenneme minel cinneti ven nâsi ecmaîn(ecmaîne).
Ve eğer, biz dilemiş olsaydık (herkese özgür bir irade vermeseydik ve inanmaya mecbur kılsaydık) elbette herkese hidayetini verirdik (herkesi zorla doğru yola getirebilirdik, ama bunu yapmadığımız gibi insanı özgür iradesiyle de baş başa bıraktık). Ancak (kendi özgür iradeleriyle inkârı, sapıklığı, zulmü ve azgınlığı tercih edip, her türlü kötü işlerde bulunmaları sebebiyle azabı) hak edenlere, Benim şu sözüm gerçekleşmiştir: “Elbette cehennemi cinnlerden ve insanlardan (inkâr edenlerle, zalimlerle, azgın ve suç işleyenlerle) tamamıyla dolduracağım.”*— İ. Aktaş
32:13
14
فَذُوقُوا بِمَا نَس۪يتُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۚ اِنَّا نَس۪ينَاكُمْ وَذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٤١
Fe zûkû bi mâ nesîtum likâe yevmikum hâzâ, innâ nesînâkum ve zûkû azâbel huldi bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
(Bunlar cehenneme girdikleri vakit, onlara şöyle denilecek): "O hâlde, bu gününüze kavuşmayı unutmanız, (bu hesap gününü inkâr edip, kötü işler yaptığınız) yüzünden tadın azabı! Biz de sizi (cehenneme) bıraktık ve (dünyadayken) yapmakta olduğunuz (kötü) işler yüzünden (zatım olan Allah’ın dilediği vakte kadar) kalıcı olan azabı tadın!» bakalım.’’— İ. Aktaş
32:14
15
Secde
اِنَّمَا يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّداً وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ۩ ٥١
İnnemâ yu’minu bi âyâtinellezîne izâ zukkirû bihâ harrû succeden ve sebbehû bi hamdi rabbihim ve hum lâ yestekbirûn(yestekbirûne).
Ayetlerimize (gerçekten) ancak o kimseler inanır ki, onlar kendilerine ayetlerimiz hatırlatıldığı (tebliğ edildiği) vakit derin bir saygıyla eğilirler (o ayetleri dinleyip hem sözleri hem de fiilleriyle gereğini yerine getirirler). Ve büyüklük taslamadan Rablerini hamd ile tesbih ederler. *— İ. Aktaş
32:15
16
تَتَجَافٰى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفاً وَطَمَعاًۘ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ٦١
Tetecâfâ cunûbuhum anil medâcıi yed’ûne rabbehum havfen ve tamaan ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Onların yanları (ibadete kalkmak üzere) yataklarından uzaklaşır. Korku ve ümit ile Rablerine dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (yoksul, muhtaç ve toplumun işsiz kesimine) harcarlar.— İ. Aktaş
32:16
17
فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌ مَٓا اُخْفِيَ لَهُمْ مِنْ قُرَّةِ اَعْيُنٍۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٧١
Fe lâ ta’lemu nefsun mâ uhfiye lehum min kurreti a’yun(a’yunin), cezâen bi mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İşte onların (dünyada iyi ve yararlı işleri) yaptıklarına karşılık ödül olarak gözlerini aydın edecek (gönüllerini ferahlatacak hangi sürprizlerin) hangi nimetlerin saklandığını hiç kimse bilemez.*— İ. Aktaş
32:17
18
اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِناً كَمَنْ كَانَ فَاسِقاًۜ لَا يَسْتَوُ۫نَ ٨١
E fe men kâne mu’minen ke men kâne fâsikâ(fâsikan), lâ yestevun(yestevune).
Öyle ya! (Bu dünyada) iman etmiş (aynı zamanda insanlara ve çevreye de güven vermiş) olan kimse, yoldan çıkmış kimse gibi midir (onunla hiç mukayese edilebilir mi)? Bunlar (elbette) bir olamazlar!— İ. Aktaş
32:18
19
اَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ جَنَّاتُ الْمَأْوٰىۘ نُزُلاً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٩١
Emmellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe lehum cennâtul me’vâ nuzulen bi mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İman edip (aynı zamanda çevreye de güven verip) doğru ve yararlı işler yapmış olanlara gelince; artık onlar için (dünyada) yaptıklarına karşılık olmak üzere, bir ağırlanma konağı olarak barınma cennetleri vardır. *— İ. Aktaş
32:19
20
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ فَسَقُوا فَمَأْوٰيهُمُ النَّارُۜ كُلَّمَٓا اَرَادُٓوا اَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَٓا اُع۪يدُوا ف۪يهَا وَق۪يلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ ٠٢
Ve emmellezîne fesekû fe me’vâhumun nâr(nâru), kulle mâ erâdû en yahrucû minhâ uîdû fîhâ, ve kîle lehum zûkû azâben nârillezî kuntum bihî tukezzibûn(tukezzibûne).
Ama (kendilerine hakkıyla mesajlarımızın tebliği yapıldığı hâlde haktan) sapmış olanların (ahirette) barınacakları yer ise ateştir. Ne zaman oradan çıkmak isterlerse, (Allah’ın dilediği vakte kadar) yine oraya geri çevrilirler ve onlara «yalanlamakta olduğunuz ateşin azabını tadın» denir.— İ. Aktaş
32:20
21
وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْاَدْنٰى دُونَ الْعَذَابِ الْاَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ١٢
Ve le nuzîkannehum minel azâbil ednâ dûnel azâbil ekberi leallehum yerciûn(yerciûne).
Ve (o sapmış olanlar tövbe edip inkârdan) dönsünler diye biz onlara (ahiretteki) en büyük azaptan önce (daha dünyadayken) yakın azabı da (açlık, korku, musibet vs.) elbette tattıracağız. *— İ. Aktaş
32:21
22
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ ثُمَّ اَعْرَضَ عَنْهَاۜ اِنَّا مِنَ الْمُجْرِم۪ينَ مُنْتَقِمُونَ۟ ٢٢
Ve men azlemu mimmen zukkire bi âyâti rabbihî summe a’rada anhâ, innâ minel mucrimîne muntekimûn(muntekimûne).
Kendisine Rabbinin ayetleri (insanlığın huzur ve mutluluğu için gönderilen mesajları) hatırlatıldıktan (tebliğ edildikten) sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir! Muhakkak ki biz, suçlulara, (dünyada sürekli suç işleyenere hak ettikleri) cezayı veririz.— İ. Aktaş
32:22
23
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ فَلَا تَكُنْ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْ لِقَٓائِه۪ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِبَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۚ ٣٢
Ve lekad âteynâ mûsel kitâbe fe lâ tekun fî miryetin min likâihî ve cealnâhu huden li benî isrâîl(isrâîle).
(Resulüm!) Gerçekten de biz, (sana Kur’an’ı verdiğimiz gibi) Musa’ya da kitâbı (Tevrat’ı) vermiştik. O Hâlde Musa’nın ona (Tevrat’a) kavuştuğu hususunda kuşku içinde olma! Ve Biz (sana verdiğimiz Kur’an’ı bütün insanlığa doğru yolu gösteren bir rahber kıldığımız gibi) onu (Musa’ya verdiğimiz o kitabı) da İsrâiloğulları’na (doğru yolu gösteren) bir rehber kılmıştık.*— İ. Aktaş
32:23
24
وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ اَئِمَّةً يَهْدُونَ بِاَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُواۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يُوقِنُونَ ٤٢
Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
Ve biz onlardan (İsrailoğullarından dinlerinde) sabrettikleri (direnip dayandıkları) zaman emrimizle doğru yola iletip yönelten öncüler kıldık; onlar bizim ayetlerimize kesin bilgiyle inanıyorlardı.*— İ. Aktaş
32:24
25
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ٥٢
İnne rabbeke huve yafsilu beynehum yevmel kıyâmeti fîmâ kânû fîhi yahtelifûn(yahtelifûne).
(Resulüm!) Şüphe yok ki (zatım olan) Allah, ihtilaf ettikleri bütün konularda (kimin haklı, kimin haksız olduğu her konuda) Kıyamet Günü onlar (insanlar) arasında (adaletle doğru) bir hüküm verecektir.— İ. Aktaş
32:25
26
اَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ ف۪ي مَسَاكِنِهِمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍۜ اَفَلَا يَسْمَعُونَ ٦٢
E ve lem yehdi lehum kem ehleknâ min kablihim minel kurûni yemşûne fî mesâkinihim, inne fî zâlike le âyât(âyâtin), e fe lâ yesmeûn(yesmeûne).
Yurtlarında dolaştıkları (inkâr, zulüm, azgınlık ve yaptıkları kötülükler yüzünden) nice kuşakları daha önce helâk etmiş olmamız, hâlâ onlar için yol gösterici olmadı mı? Şüphesiz bunda ayetler (ders alınacak mesajlar) vardır. Hâlâ (öğüt alma kulağıyla) dinlemeyecekler mi?— İ. Aktaş
32:26
27
اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا نَسُوقُ الْمَٓاءَ اِلَى الْاَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِه۪ زَرْعاً تَأْكُلُ مِنْهُ اَنْعَامُهُمْ وَاَنْفُسُهُمْۜ اَفَلَا يُبْصِرُونَ ٧٢
E ve lem yerev ennâ nesûkul mâe ilel ardıl curuzi fe nuhricu bihî zar’an te’kulu minhu en’âmuhum ve enfusuhum e fe lâ yubsirûn(yubsirûne).
Onlar bilmiyorlar mı ki, biz suyu (yağmuru) kupkuru yere (toprağa) sevk edip onunla hayvanlarının ve kendilerinin yiyeceği (besleneceği) ekinler (bitki, sebze ve meyveler) çıkarırız. Hâlâ (gerçeği) görmezler mi?*— İ. Aktaş
32:27
28
وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْفَتْحُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٨٢
Ve yekûlûne metâ hâzel fethu in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
Bir de diyorlar ki: "Eğer iddianızda doğru iseniz (insanlar arasındaki) bu nihai hüküm (haklı ile haksızın ayrılacağı gün) ne zaman verilecek?"— İ. Aktaş
32:28
29
قُلْ يَوْمَ الْفَتْحِ لَا يَنْفَعُ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا ا۪يمَانُهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ ٩٢
Kul yevmel fethi lâ yenfeullezîne keferû îmânuhum ve lâ hum yunzarûn(yunzarûne).
(Onlara) de ki: ’’O hüküm günü (ne zaman olacağını bilemem, çünkü bunun bilgisi Allah’a mahsustur, ama gelip çattığı zaman, dünyadayken onu) inkâr etmiş olanlara (o günkü) imanları kendilerine hiçbir fayda sağlamayacak ve kendilerine bakılmayacak da!’’— İ. Aktaş
32:29
30
فَاَعْرِضْ عَنْهُمْ وَانْتَظِرْ اِنَّهُمْ مُنْتَظِرُونَ ٠٣
Fe a’rıd anhum ventezır innehum muntezırûn(muntezırûne).
Artık (tebliğ görevini ihmal etmeden) sen onlardan (inanmak istemeyen o gruptan) yüz çevir (onları kendi hallerine bırak) ve (hakikatin ortaya çıkmasını) bekle, zaten onlar da beklemektedirler. *— İ. Aktaş
32:30
Secde
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle