فَاِذَا لَق۪يتُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَۙ فَاِمَّا مَناًّ بَعْدُ وَاِمَّا فِدَٓاءً حَتّٰى تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَاۚۛ ذٰلِكَۜۛ وَلَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْۙ وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَ۬ا بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍۜ وَالَّذ۪ينَ قُتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَلَنْ يُضِلَّ اَعْمَالَهُمْ ٤
Fe izâ lekîtumullezîne keferû fe darber rikâb(rikâbi), hattâ izâ eshantumûhum fe şuddûl vesâk(vesâka), fe immâ mennen ba’du ve immâ fidâen hattâ tedaal harbu evzârehâ, zalik(zalike), ve lev yeşâullâhu lentasara minhum ve lâkin li yebluve ba’dakum bi ba’d(ba’din), vellezîne kutilû fî sebîlillâhi fe len yudille a’mâlehum.
Artık (size saldıran) o inkâr etmiş olanlarla (savaş meydanında) karşılaştığınız zaman, (ilkin) gözetleme yerlerini (kontrol ve komuta merkezlerini) vurun (en etkili darbeyi indirin, onları etkisiz hâle getirin). Güçlerini kırıp üstünlük sağladığınızda, bağı sıkı tutun (esir aldıklarınızı da güvenlik çemberine alın). Savaş ağırlığını bırakınca (hafifleyince) ister karşılıksız ister karşılıklı (esir takası vb. yapmak suretiyle), mutlaka (esir aldıklarınızı) serbest bırakın (sakın onlara dokunmayın). Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Ve eğer Allah dileseydi onları (inkâr etmiş olan saldırgan güçleri) cezalandırabilirdi. Ama böyle olması (o saldırgan güçleri cezalandırmaması), kiminizi (saldırıya uğrayanları) kiminizle (o saldırgan güçlere karşılık vermesiyle) sınamak (bilfiil açığa çıkarmak) içindir. Ve Allah yolunda (Allah’ın izin verdiği savunma savaşında) öldürülenlere gelince Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır. *— İ. Aktaş