وَاِنْ جَاهَدَاكَ عَلٰٓى اَنْ تُشْرِكَ ب۪ي مَا لَيْسَ لَكَ بِه۪ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفاًۘ وَاتَّبِعْ سَب۪يلَ مَنْ اَنَابَ اِلَيَّۚ ثُمَّ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٥١
Ve in câhedâke alâ en tuşrike bî mâ leyse leke bihî ilmun fe lâ tutı’humâ ve sâhibhumâ fîd dunyâ magrûfen vettebi’ sebîle men enâbe ileyy(ileyye), summe ileyye merciukum fe unebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve eğer ikisi seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana (ilahlığımda, otoritemde, mülkümde ve tasarruflarımda birtakım putları, önderleri, efendileri, azizleri, velileri vs. sahte ilâhları mutlak itaat makamına çıkararak) ortak koşman (veya bunları bana aracı yapman) için uğraşırlarsa, (bu şirk ve inkâr konusunda) onlara uyma. (Ama bu durumda bile) onlarla dünyada (daima) iyi geçin. Ve bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda (ahirette) dönüşünüz ancak banadır. O (vakit) ben de size, yapmış olduklarınızı haber veririm.*— İ. Aktaş