فَدَلّٰيهُمَا بِغُرُورٍۚ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۜ وَنَادٰيهُمَا رَبُّهُمَٓا اَلَمْ اَنْهَكُمَا عَنْ تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَاَقُلْ لَكُمَٓا اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ٢٢
Fedellâhumâ bi gurûr(gurûrin), fe lemmâ zâkâş şecerete bedet lehumâ sev'âtuhumâ ve tafikâ yahsıfâni aleyhimâ min varakıl cenneh(cenneti), ve nâdâhumâ rabbuhumâ e lem enhekumâ an tilkumeş şecereti ve ekul lekumâ inneş şeytâne lekumâ aduvvun mubîn(mubînun).
Maksadını gizleyüb dostluk göstererek ve nasîhat idiyor gibi görünerek onları aldatdı ve düşürdi. Vaktâ ki Âdem ve zevcesi o nehy olunan ağaçdan tatdılar, derhâl 'avret yerleri açıldı. Heman cennetin ağaçlarından yapraklar toplayub örtünmeğe başladılar. Ve rableri onlara nidâ ile: "Ben sizi bu ağaçdan nehy itmedim mi? Ve şeytân size âşikâr düşmandır dimedim mi?" buyurdı.— S.Tevfik (1927)