1
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ اِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَٓاءَ فَطَلِّقُوهُنَّ لِعِدَّتِهِنَّ وَاَحْصُوا الْعِدَّةَۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ رَبَّكُمْۚ لَا تُخْرِجُوهُنَّ مِنْ بُيُوتِهِنَّ وَلَا يَخْرُجْنَ اِلَّٓا اَنْ يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۜ وَتِلْكَ حُدُودُ اللّٰهِۜ وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللّٰهِ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُۜ لَا تَدْر۪ي لَعَلَّ اللّٰهَ يُحْدِثُ بَعْدَ ذٰلِكَ اَمْراً ١
Yâ eyyuhen nebiyyu izâ tallaktumun nisâe fe tallikûhunne li iddetihinne ve ahsûl iddeh(iddete), vettekûllâhe rabbekum, lâ tuhricûhunne min buyûtihinne ve lâ yahrucne illâ en ye’tîne bi fâhişetin mubeyyineh(mubeyyinetin), ve tilke hudûdullâh(hudûdullâhi), ve men yeteadde hudûdallâhi fe kad zaleme nefseh(nefsetu), lâ tedrî leallallâhe yuhdısu ba’de zâlike emrâ(emren).
Ey Nebî! Zevcelerinizi tatlîk iylediğinizde 'iddetleri vaktinde (hayızdan tahâretle temâsdan evvel) tatlîk idin ve iddet müddeti sayın. Ve onları ('iddetin devâmı müddetince) evlerinden çıkarmayın ve onlar da çıkmasunlar. Ancak âşikâr ve müsbet bir büyük kabahat iderlerse (o zamân evden çıkarılmak câiz olur.) İşte bu Allâh'ın hudûdudur. Allâh'ın hudûdını tecâvüz iden kendi nefsine zulüm ider. Bimezsin ki bu tatlîkden sonra Cenâb-ı Hak bir emir ihdâs ider. (Belki müddet-i 'iddet zarfında barışırlar)— S.Tevfik (1927)
65:1