Al-i İmran 200 Ayet 3. Cüz آل عمران
3

Al-i İmran

— İmran’ın ailesi
200 Ayet 3. Cüz
آل عمران
3
Al-i İmran
200 Ayet
آل عمران
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓۚ ١
Elif lâm mîm.
Allâh, latîf (lütuf ve keremi çok) ve mecid (mecd ve 'azamet sâhibi) oldığım ile kasem iderim ki [¹]— S.Tevfik (1927)
3:1
2
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ الْحَيُّ الْقَيُّومُۜ ٢
Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm(kayyûmu).
Allâh, ondan gayrı ilâh olmayan ma'bûddur. Hayy (her şeyden evvel ve her şeyden sonra diri, dâim ve bâkî)dir. Kayyûm (kendi kendine kâim ve mevcûd ve halkın umûrını yoluna koyan)dır.— S.Tevfik (1927)
3:2
3
نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَاَنْزَلَ التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْج۪يلَۙ ٣
Nezzele aleykel kitâbe bil hakkı musaddikan limâ beyne yedeyhi ve enzelet tevrâte vel incîl(incîle).
O Allâh sana Kur'ân'ı hak olarak ve ondan evvel gelen kitâbları (Tevrat ve İncil ve Zebur ve suhuf-ı enbiyâyı) tasdîk idici oldığı halde indirdi. Bundan evel insânlara hidâyet yoluna rehber olarak Tevrat ve İncil'i ve hak ile bâtıl arasını ayıran kitâbları irsâl buyurdı.— S.Tevfik (1927)
3:3
4
مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَاَنْزَلَ الْفُرْقَانَۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ ذُوانْتِقَامٍ ٤
Min kablu huden lin nâsi ve enzelel furkân(furkâne), innellezîne keferû bi âyâtillâhi lehum azâbun şedîd(şedîdun), vallâhu azîzun zuntikâm(zuntikâmin).
(Bütün bunlar mevcûd iken) Hak Te'âlânın âyâtını ve âşikâr beyânatını inkâr ile kâfir olanlara dünyâ ve âhiretde şiddetli 'azâb vardır. Allâh her şeye gâlib ve kâdir ve intikâmını icrâ iylerdir.[²]— S.Tevfik (1927)
3:4
5
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِۜ ٥
İnnallâhe lâ yahfâ aleyhi şey’un fîl ardı ve lâ fîs semâ’(semâi).
5,6. Allâh'a yeryüzünde, göklerde hiç bir şey gizli değildir. Sizi vâlidelerinizin rahimlerinde dilediği gibi tasvîr iden (şekil ve sûrete koyan) odur. Ondan gayrı Allâh yokdur. Gâlib ve kâdir ve hakîmdir (hikmet-i ilâhisi muktezâsını ihmâl itmez).— S.Tevfik (1927)
3:5
6
هُوَ الَّذ۪ي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَٓاءُۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ٦
Huvellezî yusavvirukum fîl erhâmi keyfe yeşâ’(yeşâu), lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm(hakîmu).
5,6. Allâh'a yeryüzünde, göklerde hiç bir şey gizli değildir. Sizi vâlidelerinizin rahimlerinde dilediği gibi tasvîr iden (şekil ve sûrete koyan) odur. Ondan gayrı Allâh yokdur. Gâlib ve kâdir ve hakîmdir (hikmet-i ilâhisi muktezâsını ihmâl itmez).— S.Tevfik (1927)
3:6
7
هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌۜ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَٓاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَٓاءَ تَأْو۪يلِه۪ۚ وَمَا يَعْلَمُ تَأْو۪يلَهُٓ اِلَّا اللّٰهُۢ وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِه۪ۙ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَاۚ وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّٓا اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ٧
Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).
O Allâh Te'âlâdır ki sana kitâbı (Kur'ân'ı) indirdi. Onda ümm-ü kitâb (kitâbın esâsı) olan âyât-ı muhkemât ve bunlardan başka da âyât-ı müteşâbihât vardır. [¹] kalblerinde zeyg (şübhe ve tereddüd ve hakdan sapmağa meyil) olanlar fitne koymağı isteyerek ve onları te'vîle yeltenerek bu müteşâbihâta tâbi' olurlar. Halbuki onların te'vîlini ancak Allâhu te'âlâ ve 'ilimde sâhib-i rüsûh [²] olanlar bilirler [³]. 'İlimde râsih olanlar: Onlara îmân itdik, cümlesi rabbimiz tarafındandır dirler. Bunlardan (âyât-ı Kur'âniyeden) ancak akl-ı kâmil sâhibi olanlar va'az ve nasîhat alırlar.— S.Tevfik (1927)
3:7
8
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ ٨
Rabbenâ lâ tuziğ kulûbenâ ba’de iz hedeytenâ veheb lenâ min ledunke rahmeh(rahmeten), inneke entel vehhâb(vehhâbu).
('İlimde râsih olanlar) "Yâ Rabbî bizi hidâyet buyurdukdan (dîn-i İslâm'a tevfîk-i ihsânından) sonra kalblerimizi kaydırma (şübhe ve tereddüde düşürüb hakdan meyl itdirme) ve bize 'ind-i ilâhiyende rahmet bağışla. Zîrâ sen kullarına in'âm idici, tazarrû' idenlere bağışlayıcısın."— S.Tevfik (1927)
3:8
9
رَبَّنَٓا اِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْم۪يعَادَ۟ ٩
Rabbenâ inneke câmiun nâsi li yevmin lâ raybe fîh(fîhî), innallâhe lâ yuhliful mîâd(mîâde).
"Ya Rabbî! Sen insânları, vâki' olacağında kat'iyyen şek ve şübhe olmayan kıyâmet gününe toplayıcısın. Allâh va'dinde halef itmez" dirler.— S.Tevfik (1927)
3:9
10
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِۙ ٠١
İnnellezîne keferû len tuğniye anhum emvâluhum ve lâ evlâduhum minallâhi şey’â(şey’en), ve ûlâike hum vekûdun nâr(nâri).
Kâfir olanların mallarının çokluğı ve evlâdlarının kudret ve kuvvet ve ziyâdeliği Allâh'ın 'azâbından bir şeyi onlardan def' ve izâle itmez. Onlar cehennemin mahrûkâtı (odunları)dırlar.— S.Tevfik (1927)
3:10
11
كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ١١
Ke de’bi âli fir’avne, vellezîne min kablihim kezzebû bi âyâtinâ, fe ehazehumullâhu bi zunûbihim vallâhu şedîdul ıkâb(ıkâbi).
Bunların seni inkâr ve tekzîb itmeleri Fir'avn kavminin ve onlardan evvelki kavimlerin 'âdetleri gibidir. Onlar, âyetlerimizi tekzîb ve inkâr iylediklerinden Allâh Te'âlâ günâhları sebebiyle onları kahr itdi ve muâhaze iyledi. Cenâb-ı Hakk'ın 'azâbı şiddetlidir.— S.Tevfik (1927)
3:11
12
قُلْ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ اِلٰى جَهَنَّمَۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ ٢١
Kul lillezîne keferû se tuglebûne ve tuhşerûne ilâ cehennem(cehenneme), ve bi’sel mihâd(mihâdu).
Yâ Muhammed! Küfür idenlere (Îmân itmeyüb inkâr ile kâfir olanlara) söyle ki: Onlar yakın zamânda mağlûb olacaklar ve cehenneme götürülüb orada toplanılacaklardır. Cehennem ne fenâ bir mesken ve ikāmet yeridir [¹]— S.Tevfik (1927)
3:12
13
قَدْ كَانَ لَكُمْ اٰيَةٌ ف۪ي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَاۜ فِئَةٌ تُقَاتِلُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِۜ وَاللّٰهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ ٣١
Kad kâne lekum âyetun fî fieteynil tekatâ fietun tukâtilu fî sebîlillâhi ve uhrâ kâfiratun yeravnehum misleyhim ra’yel ayn(ayni), vallâhu yûeyyidu bi nasrihî men yeşâ’(yeşâu) inne fî zâlike le ibreten li ulîl ebsâr(ebsâri).
Biri Allâh yolunda mukâtele iden ve diğeri kâfir olan iki fırkanın karşı karşıya geldiklerinde sizin içün (Muhammed'in doğrı oldığına) âyet ve işâret vardır. Müslümânlar kâfirlerin kendilerinin iki misli olduklarını ra'ye'l 'ayn gördiler. (Diğer bir sûret-i tefsîre göre) Müşrikler müslümânları kendilerinin iki misli gördiler. Allâh dilediklerini nusret ve yardımıyla te'yîd ve takviye ider. Bunda (Cenab-ı Hakk'ın azı çoğa gâlib iylemesinde) basîret sâhibi olanlara 'ibret vardır. [²]— S.Tevfik (1927)
3:13
14
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَٓاءِ وَالْبَن۪ينَ وَالْقَنَاط۪يرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِۜ ذٰلِكَ مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَاللّٰهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَاٰبِ ٤١
Zuyyine lin nâsi hubbuş şehevâti minen nisâi vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fıddati vel haylil musevvemeti vel en’âmi vel hars(harsi), zâlike metâul hayâtid dunyâ, vallâhu indehu HUSNUL MEÂB(meâbi).
İnsânlara kadınlardan, evlâddan, kantarlarla altun ve gümüşden, işâretli ve 'alâmetli atlardan, deve, sığır, koyun ve keçi gibi mevâşîden, mezrû'ât ve ekinlerden gönlün arzu iylediği şeylerin sevgisi müzeyyen kılındı (güzel gösterilüb sevdirildi) Bunların cümlesi dünyâ hayâtının metâ'ıdırlar. Halbuki en güzel ve iyi merci' Allâh Te'âlâ'nın 'indindedir.— S.Tevfik (1927)
3:14
15
قُلْ اَؤُ۬نَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذٰلِكُمْۜ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا وَاَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِۚ ٥١
Kul e unebbiukum bi hayrın min zâlikum, lillezînettekav inde rabbihim cennâtun tecrî min tahtıhel enhâru hâlidîne fîhâ ve ezvâcun mutahharatun ve rıdvânun minallâh(minallâhi), vallâhu basîrun bil ıbâd(ıbâdi).
(Yâ Muhammed) Di ki: Size bunlardan daha hayırlısını haber vireyim mi? (Şirk ve günâhlardan ve dünyânın şehevâtından) sakınub ittikâ idenlere 'indinde ağaçları altından nehirler akan cennetler vardır. Orada ebedî olarak kalırlar. Ve yine onlara (cennetlerde) her dürlü 'ayıb ve kusurdan temiz ve berî zevceler ve Allâh'ın rızâsı vardır. Allâh kullarını göricidir.— S.Tevfik (1927)
3:15
16
اَلَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّنَٓا اِنَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِۚ ٦١
Ellezîne yekûlune rabbenâ innenâ âmennâ fagfir lenâ zunûbenâ ve kınâ azâben nâr(nâri).
O ümmetler ki: Yâ Rabbî! Biz sana ve rasûlüne îmân itdik, günâhlarımızı bağışla ve bizi cehennem 'azâbından sakla dirler.— S.Tevfik (1927)
3:16
17
اَلصَّابِر۪ينَ وَالصَّادِق۪ينَ وَالْقَانِت۪ينَ وَالْمُنْفِق۪ينَ وَالْمُسْتَغْفِر۪ينَ بِالْاَسْحَارِ ٧١
Es sâbirîne ves sâdıkîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustagfirîne bil eshâr(eshâri).
Onlar (belâ ve mesâibe, müşkülât ve merâhim, cihâd ve gazâya) sabır idiciler (îmânlarında, amellerinde, Allâh ile olan 'ahidlerinde ve sözlerinde) sâdık ve doğrılar, (Allâh Te'âlâ'nın emrine ve nehyine) muti' ve münkâddırlar. (Allâh yolunda mallarından) infâk idiciler ve seher vakitlerinde [¹] 'ibâdet ve istiğfâr idicilerdir.— S.Tevfik (1927)
3:17
18
شَهِدَ اللّٰهُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُو۬لُوا الْعِلْمِ قَٓائِماً بِالْقِسْطِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُۜ ٨١
Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve, vel melâiketu ve ulûl ilmi kâimen bil kıst(kıstı), lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Allâh Te'âlâ ve melâike ve 'ilim sâhibleri şehâdet iderler ki: Allâh'dan gayrı ilâh yokdur. 'Adâletle kaimdir (her bir husûsda 'adâlet üzeredir) kavî ve kâdir ve muktezâ-yı hikmeti ihmâl itmez. Ondan başka ilâh yokdur.— S.Tevfik (1927)
3:18
19
اِنَّ الدّ۪ينَ عِنْدَ اللّٰهِ الْاِسْلَامُ۠ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْياً بَيْنَهُمْۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاِنَّ اللّٰهَ سَر۪يعُ الْحِسَابِ ٩١
İnned dîne indâllâhil islâm(islâmu), ve mahtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumulılmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb(hısâbı).
Allâh 'indinde hak dîn İslâm dînidir. Kendilerine kitâb virilenler (Ehl-i Kitâb) ancak kendilerine 'ilim geldikden sonra (İslâm'ın hak oldığını, kitâblarında okuyarak, âyât ve mu'cizâtı görerek bildikden sonra) aralarındaki 'isyân ve hasedden dolayı ihtilâf itdiler. Allâh'ın âyetlerine küfür ve inkâr idenlerin (hesâblarını Allâh görir) çünki Allâh serî'ul hisâb (hayır ve şerrin cezâsını virmekde, kullarının amellerini hesâbda pek serî') dir.— S.Tevfik (1927)
3:19
20
فَاِنْ حَٓاجُّوكَ فَقُلْ اَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلّٰهِ وَمَنِ اتَّـبَعَنِۜ وَقُلْ لِلَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ وَالْاُمِّيّ۪نَ ءَاَسْلَمْتُمْۜ فَاِنْ اَسْلَمُوا فَقَدِ اهْتَدَوْاۚ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُۜ وَاللّٰهُ بَص۪يرٌ بِالْعِبَادِ۟ ٠٢
Fe in hâccûke fe kul eslemtu vechiye lillâhi ve menittebean(menittebeani), ve kul lillezîne ûtûl kitâbe vel ummiyyîne e eslemtum, fe in eslemû fe kadihtedev, ve in tevellev fe innemâ aleykel belâg(belâgu), vallâhu basîrun bil ibâd(ibâdi).
(Yâ Muhammed) Eğer seninle (dîn husûsunda) mubâhase iderler ise di ki: Ben yüzimi ve bütün mevcûdiyetimi Allâh Te'âlâ'ya teslîm itdim ve ona muhlis ve hâlis kıldım ve bana tâbi' olanlar da (mü'minler de) böyle yapdılar. Kendilerine kitâb virilenlere (Yehûd ve Nasârâ'ya) ve ümmîlere (müşrikîn-i 'araba) siz de teslîm oldınız mı, İslâm'a geldiniz mi? diye sor. [¹] Eğer onlar da Allâh'a teslîm-i mevcûdiyet ider ve îmân ve tasdîkde ihlâs iylerlerse muhakkak hidâyete irerler. Eğer İslâm'dan yüz çevirirlerse sana lâzım olan ancak teblîğdir. (Onların behemehal hidâyete yetişdirilmesi ile mükellef değilsin) Allâh (kullarının her hâl ve şânını) göricidir.— S.Tevfik (1927)
3:20
21
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيّ۪نَ بِغَيْرِ حَقٍّۙ وَيَقْتُلُونَ الَّذ۪ينَ يَأْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِۙ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ١٢
İnnellezîne yekfurûne bi âyâtillâhi ve yaktulûnen nebiyyîne bi gayri hakkın ve yaktulûnellezîne ye’murûne bil kıstı minen nâsi, fe beşşirhum bi azâbin elîm(elîmin).
Allâh Te'âlâ'nın âyetlerine küfür ve peygamberleri haksız olarak katl iden ve insânlardan doğrı ve 'adâletle emir idenleri öldürenleri pek ziyâde elemli ve acılı 'azâb ile tebşîr it.— S.Tevfik (1927)
3:21
22
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۘ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ ٢٢
Ulâikellezîne habitat a’mâluhum fîd dunyâ vel âhirah(âhirati), ve mâ lehum min nâsırîn(nâsırîne).
Onların dünyâ ve âhiretde 'amelleri habt olunmuşdur (işledikleri hayır ve itdikleri 'ibâdet onlara dünyâ ve âhiretde fâide virmez hükümsüz ve güyâ hiç yok gibidir) ve onlara (Allâh'ın 'azâbından kurtaracak) bir yardımcı da yokdur.— S.Tevfik (1927)
3:22
23
اَلَمْ تَرَ اِلَى الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا نَص۪يباً مِنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ اِلٰى كِتَابِ اللّٰهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَر۪يقٌ مِنْهُمْ وَهُمْ مُعْرِضُونَ ٣٢
E lem tera ilellezîne ûtû nasîben minel kitâbi yud’avne ilâ kitâbillâhi li yahkume beynehum summe yetevellâ ferîkun minhum ve hum mu’ridûn(mu’ridûne).
Kitâbdan kendilerine nasîb virilenleri (Ehl-i Kitâb'ı) görmez misin ki aralarında hüküm itmesi içün Allâh'ın kitâbına da'vet olunurlar. Sonra onlardan bir fırka bundan (kabûl iyledikleri bu da'vetden) dönerler. Onlar (hakkı kabûlden) yüz çevirici bir kavimdirler. [¹]— S.Tevfik (1927)
3:23
24
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّاماً مَعْدُودَاتٍۖ وَغَرَّهُمْ ف۪ي د۪ينِهِمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ٤٢
Zâlike bi ennehum kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmen ma’dûdât(ma’dûdâtin), ve garrahum fî dînihim mâ kânû yefterûn(yefterûne).
Onların hakkı kabûlden yüz çevirmeleri bize cehennem 'azâbı ancak bir kaç gün ilişir dimelerinden ve buna i'tikâd itmelerinden idi. Onları dînlerine iftirâ iyledikleri (uydurub dîndendir didikleri) şeyler mağrûr itmiş ve aldatmışdı.— S.Tevfik (1927)
3:24
25
فَكَيْفَ اِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٥٢
Fe keyfe izâ cema’nâhum li yevmin lâ raybe fîhi ve vuffiyet kullu nefsin mâ kesebet ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).
Geleceğinde hiç şek ve şübhe olmayan kıyâmet gününde mahşere topladığımız zamânda, herkes kendi kazandığının cezâ ve mükâfâtını görüb kimseye zulüm olunmadığı vakitde onların halleri nasıl olacakdır?— S.Tevfik (1927)
3:25
26
قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَٓاءُۘ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَٓاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَٓاءُۜ بِيَدِكَ الْخَيْرُۜ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٦٢
Kulillâhumme mâlikel mulki tû’til mulke men teşâu ve tenziul mulke mimmen teşâ’(teşâu), ve tuizzu men teşâu ve tuzillu men teşâ’(teşâu, bi yedikel hayr(hayru), inneke alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
(Yâ Muhammed) Söyle! Yâ Rabbî sen mâlikü'l mülksün. (Bütün mevcûdât ve mahlûkâtın sâhibi ve mâlikisin) Mülki istediğin kimseye virir dilediğin kimseden alırsın. İstediğini 'azîz ider dilediğini zelîl iylersin. Hayrın kâffesi senin elindedir. Sen her şeye kâdirsin. [²]— S.Tevfik (1927)
3:26
27
تُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۘ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّۘ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٧٢
Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl(leyli), ve tuhricul hayya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy(hayyi), ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb(hısâbın).
Giceyi gündüze ve gündüzi de giceye sokarsın (birini uzadub birini kısaldırsın) ve ölüden diriyi ve diriden ölüyü çıkarırsın ve dilediğin kimseleri hesâbsız rızıklandırırsın.— S.Tevfik (1927)
3:27
28
لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ ف۪ي شَيْءٍ اِلَّٓا اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰيةًۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ٨٢
Lâ yettehizil mu’minûnel kâfirîne evliyâe min dûnil mu’minîn(mu’minîne), ve men yef’al zâlike fe leyse minallâhi fî şey’in illâ en tettekû minhum tukâta(tukâten), ve yuhazzirukumullâhu nefseh(nefsehu), ve ilallâhil masîr(masîru).
Mü'minler, mü'minlerden gayrı, kâfirleri dost idinmesünler. Bunı (kâfirleri dost idinmeyi) yapanlar Allâh Te'âlâ hazretlerinden bir şeyde değildirler. (Allâh'ın dostluğından nasîbleri yokdur) Ancak onlardan takiyye [¹] içün sakınır iseniz (böyle değildir) Allâh sizi (bu şeyden) bizzat tahzîr ider. En son gidecekleri yer Allâh Te'âlâ'dır. [²]— S.Tevfik (1927)
3:28
29
قُلْ اِنْ تُخْفُوا مَا ف۪ي صُدُورِكُمْ اَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ وَيَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٩٢
Kul in tuhfû mâ fî sudûrikum ev tubdûhu ya’lemhullâh(ya’lemhullâhu), ve ya’lemu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
(Yâ Muhammed) Di ki: Göğsünüzde (kalbinizde) olanı gizlesenizde yâhud meydâna çıkarsanız da Allâh onı bilir ve göklerde ve yerde olan şeyleri de bilir. Cenâb-ı Hak her şeye kâdirdir.— S.Tevfik (1927)
3:29
30
يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَراًۚۛ وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُٓوءٍۚۛ تَوَدُّ لَوْ اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُٓ اَمَداً بَع۪يداًۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاللّٰهُ رَؤُ۫فٌ بِالْعِبَادِ۟ ٠٣
Yevme tecidu kullu nefsin mâ amilet min hayrin muhdâran, ve mâ amilet min sû’(sûin), teveddu lev enne beynehâ ve beynehû emeden baîdâ(baîden), ve yuhazzirukumullâhu nefseh(nefsehu), vallâhu raûfun bil ıbâd(ıbâdi).
Her bir nefis hayırdan işlediği şeyi önünde hazırlanmış ve fenâlıkddan işlediği şeyi de âmâde buldığı günde fenâlık idenler o gün ile kendi aralarında uzak bir zamân ve mesâfe olmasını temennî iderler. (Kâşki bu gün daha çok sonra ve uzakda olsa idi dirler) Allâh Te'âlâ sizi 'azâb ve 'ikâbından bizzat korkudır. Cenâb-ı Hak kullarına rahmet ve ra'fet idicidir, onlara acıyub şefkat göstericidir.— S.Tevfik (1927)
3:30
Yükleniyor...
Al-i İmran
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle