هُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَالْهَدْيَ مَعْكُوفاً اَنْ يَبْلُغَ مَحِلَّهُۜ وَلَوْلَا رِجَالٌ مُؤْمِنُونَ وَنِسَٓاءٌ مُؤْمِنَاتٌ لَمْ تَعْلَمُوهُمْ اَنْ تَطَؤُ۫هُمْ فَتُص۪يبَكُمْ مِنْهُمْ مَعَرَّةٌ بِغَيْرِ عِلْمٍۚ لِيُدْخِلَ اللّٰهُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۚ لَوْ تَزَيَّلُوا لَعَذَّبْنَا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً ٥٢
Humullezîne keferû ve saddûkum anil mescidil harâmi vel hedye ma’kûfen en yebluga mahıllehu, ve lev lâ ricâlun mu’minûne ve nisâun mû’minâtun lem ta’lemûhum en tetaûhum fe tusîbekum minhum maarratun bi gayri ilm(ilmin), li yudhılallâhu fî rahmetihî men yeşâu, lev tezeyyelû le azzebnellezîne keferû minhum azâben elîmâ(elîmen).
(Gerçek şu ki; Müşrikler, yaptıkları yüzünden, azabımıza müstahak olmuşlardır. Zira) onlar, (hakkı) inkâr eden, sizi Mescid-i Harâm’ (ı tavaf) tan ve (Allah rızası için kesilmek üzere) bekletilen kurbanlıkları yerlerine (Harem sınırları içinde bulunan Minâ’ya) ulaşmaktan engelleyen (kâfir) lerdir. Eğer (mazeretleri sebebiyle, hicret edemediklerinden dolayı hâlâ Mekke’de bulunan) mü’min erkeklerle mü’min kadınları, henüz tanımadığınız için bilmeden onlara zarar vermeniz (kâfir zannedip öldürmeniz) ve böylece vebale girmeniz, söz konusu olmasaydı, elbette (Mekke’ye girmenize ve) onlarla (kâfirlerle) savaşmanıza izin verilirdi. Allah dilediklerine rahmet etmek için böyle yapmıştır. Eğer onlar, (Mekke’deki mü’minler, kâfirlerden, sizin tarafınızca) tam olarak birbirinden ayırt edilmiş olsalardı, elbette kâfirleri (müstahak oldukları) elem dolu bir azaba uğratırdık.— E. Demiryent