Sad 88 Ayet 23. Cüz ص
38

Sad

— Sad
88 Ayet 23. Cüz
ص
38
Sad
88 Ayet
ص
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
صٓ وَالْقُرْاٰنِ ذِي الذِّكْرِۜ ١
Sâd, vel kur’âni zîz zikr(zikri).
صٓ (Sâd). O şanlı, şerefli Kur’ân’a kasem olsun (ki, şüphesiz o, Allah’ın kelâmıdır).— E. Demiryent
38:1
2
بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ ٢
Belillezîne keferû fî ızzetin ve şikâk(şikâkın).
Hayır! Kâfirler boş bir gurur/kibir (ile Allah’a) ve (Resûlü’ne karşı) muhalefet içindedirler.— E. Demiryent
38:2
3
كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ ح۪ينَ مَنَاصٍ ٣
Kem ehleknâ min kablihim min karnin fe nâdev ve lâte hîne menâs(menâsin).
Kendilerinden önce nice nesilleri (yaptıkları yüzünden) helâk ettik. O zaman (azabımızı gördüklerinde, son anda pişmanlık duyup) feryat etmişlerdi. Ama artık (azabımızdan) kurtuluş vakti geçmişti.— E. Demiryent
38:3
4
وَعَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْۘ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌۚ ٤
Ve acibû en câehum munzirun minhum ve kâlel kâfirûne hâzâ sâhırun kezzâb(kezzâbun).
4-5. Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine hayret ettiler. Kâfirler dediler ki: “Bu yalancı bir sihirbazdır. (Muhammed) İlâhları (mızı reddedip, onları) tek bir ilâh mı yaptı? Doğrusu bu şaşılacak (tuhaf) bir şeydir.”— E. Demiryent
38:4
5
اَجَعَلَ الْاٰلِهَةَ اِلٰهاً وَاحِداًۚ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ ٥
E cealel âlihete ilâhen vâhıdâ(vâhıden), inne hâzâ le şey’un ucâb(ucâbun).
4-5. Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine hayret ettiler. Kâfirler dediler ki: “Bu yalancı bir sihirbazdır. (Muhammed) İlâhları (mızı reddedip, onları) tek bir ilâh mı yaptı? Doğrusu bu şaşılacak (tuhaf) bir şeydir.”— E. Demiryent
38:5
6
وَانْطَلَقَ الْمَلَأُ مِنْهُمْ اَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلٰٓى اٰلِهَتِكُمْۚ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ يُرَادُۚ ٦
Ventalekal meleu minhum enimşû vasbirû alâ âlihetikum inne hâzâ le şey’un yurâd(yurâdu).
Onlardan (Kureyş’ten) ileri gelenler (birbirlerine): “Haydi, yürüyün, ilâhlarınıza (putlarınıza ibadete) devam edin. Şüphesiz bizden istenen de (beklenen de) budur.— E. Demiryent
38:6
7
مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي الْمِلَّةِ الْاٰخِرَةِۚ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا اخْتِلَاقٌۚ ٧
Mâ semi’nâ bi hâzâ fîl milletil âhıreh(âhıreti), in hâzâ illâhtilâk(illâhtilâkun).
Başka inançlarda olanlardan da böyle bir şey duymadık. Bu (tek ilâh inancı, düpedüz Muhammed’in) uydurduğu bir şeydir.— E. Demiryent
38:7
8
ءَاُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَاۜ بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ ذِكْر۪يۚ بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِۜ ٨
E unzile aleyhiz zikru min beyninâ, bel hum fî şekkin min zikrî, bel lemmâ yezûkû azâb(azâbi).
Zikir (Kur’ân), içimizden (başka kimse kalmamış da) ona mı gönderilmiş” (dediler). (Resûlüm!) Doğrusu onlar, (aslında) benim zikrimden şüphe içindedirler. Hayır! Onlar henüz azabımı tatmadılar.— E. Demiryent
38:8
9
اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَٓائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَز۪يزِ الْوَهَّابِۚ ٩
Em indehum hazâinu rahmeti rabbikel azîzil vehhâb(vehhâbi).
Yoksa her işinde mutlak galip olan, karşılıksız lütuf ve ihsanlarda bulunan Rabbinin, rahmet hazineleri onların yanında mıdır (ki, dilediği kişileri peygamber yapma yetkisini kendilerinde görüyorlar?)— E. Demiryent
38:9
10
اَمْ لَهُمْ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا۠ فَلْيَرْتَقُوا فِي الْاَسْبَابِ ٠١
Em lehum mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, felyertekû fîl esbâb(esbâbi).
*Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülkü onlara mı aittir? Öyle ise sebeplere yapışarak (göklere) yükselsinler. (Zira bir şeyi yaratan, yarattığı şeyde her türlü tasarruf sahibidir. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların mülkü, onları yoktan var eden, zaman ve mekândan münezzeh olan Allah’a aittir.)— E. Demiryent
38:10
11
جُنْدٌ مَا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِنَ الْاَحْزَابِ ١١
Cundun mâ hunâlike mehzûmun minel ahzâb(ahzâbi).
Onlar, çeşitli gruplardan oluşmuş ve pek yakında bozguna uğrayacak, derme çatma bir ordudur.— E. Demiryent
38:11
12
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُوالْاَوْتَادِۙ ٢١
Kezzebet kablehum kavmu nûhın ve âdun ve fir’avnu zul evtâdi.
12-13. (Nitekim) onlardan önce, Nûh kavmi, Âd (kavmi) ve kazıklar sahibi Firavun da (peygamberlerini) yalanlamışlardı. Semûd, Lût kavmi ve Eyke halkı da. İşte bunlar böyle kavimlerdi.— E. Demiryent
38:12
13
وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَاَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِۜ اُو۬لٰٓئِكَ الْاَحْزَابُ ٣١
Ve semûdu ve kavmu lûtın ve ashâbul eykeh(eyketi), ulâikel ahzâb(ahzâbu).
12-13. (Nitekim) onlardan önce, Nûh kavmi, Âd (kavmi) ve kazıklar sahibi Firavun da (peygamberlerini) yalanlamışlardı. Semûd, Lût kavmi ve Eyke halkı da. İşte bunlar böyle kavimlerdi.— E. Demiryent
38:13
14
اِنْ كُلٌّ اِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ۟ ٤١
İn kullun illâ kezzeber rusule fe hakka ıkâb(ıkâbi).
(Bu toplulukların) hepsi peygamberlerini yalanladılar da azabıma müstahak oldular.— E. Demiryent
38:14
15
وَمَا يَنْظُرُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَا لَهَا مِنْ فَوَاقٍ ٥١
Ve mâ yanzuru hâulâi illâ sayhaten vâhıdeten mâ lehâ min fevâk(fevâkın).
Bunlar da (müşrikler de) ancak bir an gecikmesi olmayan ve korkunç bir sayhâ (dan ibaret olan İsrâfil’in Sûr’a ilk üfürüşünü) bekliyorlar.— E. Demiryent
38:15
16
وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّلْ لَنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ ٦١
Ve kâlû rabbenâ accil lenâ kıttanâ kable yevmil hisâb(hisâbi).
(O müşrikler alay ederek) dediler ki: “Rabbimiz, hesap gününden önce, bize (vadettiğin azaptan) payımızı ver.”— E. Demiryent
38:16
17
اِصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُ۫دَ ذَا الْاَيْدِۚ اِنَّـهُٓ اَوَّابٌ ٧١
Isbır alâ mâ yekûlûne vezkur abdenâ dâvûde zel eyd(eydi), innehû evvâb(evvâbun).
(Habibim!) Onların söylediklerine karşı sabret ve bizim kuvvet sahibi, kulumuz Dâvûd’u hatırla. Şüphesiz o, (tam bir teslimiyetle, tesbih ve zikir ederek) rızamıza yönelen ve daima rahmetimize sığınan bir kimse idi.— E. Demiryent
38:17
18
اِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْاِشْرَاقِۙ ٨١
İnnâ sahharnel cibâle meahu yusebbıhne bil aşiyyi vel işrâk(işrâkı).
Biz, onunla birlikte (tesbih etmeleri için) dağları ona boyun eğdirmiştik de akşam sabah onunla birlikte (bizi yücelterek) tesbih ederlerdi.— E. Demiryent
38:18
19
وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةًۜ كُلٌّ لَـهُٓ اَوَّابٌ ٩١
Vet tayre mahşûreh(mahşûreten), kullun lehû evvâb(evvâbun).
Toplu hâlde kuşları da onun emrine vermiştik. Hepsi (zikir ve tesbih için) ona (Dâvûd’a) katılırdı.— E. Demiryent
38:19
20
وَشَدَدْنَا مُلْكَهُ وَاٰتَيْنَاهُ الْحِكْمَةَ وَفَصْلَ الْخِطَابِ ٠٢
Ve şedednâ mulkehu ve âteynâhul hikmete ve faslel hıtâb(hıtâbi).
Biz onun mülkünü kuvvetlendirmiş ve kendisine hikmet, (peygamberlik, ilim) ve faslu’l-hitâb (hakkı bâtıldan ayırarak, isabetli karar verme yeteneği ve muhatabın anlayabileceği seviyede, açık konuşma özelliği) vermiştik.— E. Demiryent
38:20
21
وَهَلْ اَتٰيكَ نَـبَؤُا الْخَصْمِۢ اِذْ تَسَوَّرُوا الْمِحْرَابَۙ ١٢
Ve hel etâke nebeul hasm(hasmi), iz tesevverûl mihrâb(mihrâbe).
21-22. (Resûlüm!) Sana davacıların haberi ulaştı mı? (Hani, onlar mabedin) duvarına tırmanarak (Dâvûd’un ibadet ettiği) mihraba girmişlerdi de Dâvûd, onlardan, (kapıdan değil de duvardan atlayarak, kendisinden müsaade istemeksizin, yanına giren bu iki kişiden) dolayı telaşa kapılmıştı. (Onlar,) “Korkma! (Endişelenme!) Biz birbiriyle davalı iki kişiyiz ve birimiz (in) diğerine haksızlık etti (ğini düşünüyoruz. Huzuruna da muhakeme olmak için geldik). Şimdi sen, adalet üzere aramızda hak ile hükmet ve bize doğru (bir çözüm) yolu göster!” dediler.— E. Demiryent
38:21
22
اِذْ دَخَلُوا عَلٰى دَاوُ۫دَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ قَالُوا لَا تَخَفْۚ خَصْمَانِ بَغٰى بَعْضُنَا عَلٰى بَعْضٍ فَاحْكُمْ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَاهْدِنَٓا اِلٰى سَوَٓاءِ الصِّرَاطِ ٢٢
İz dehalû alâ dâvûde fe fezia minhum kâlû lâ tehaf, hasmâni begâ ba’dunâ alâ ba’dın fahkum beynenâ bil hakkı ve lâ tuştıt vehdinâ ilâ sevâis sırât(sırâtı).
21-22. (Resûlüm!) Sana davacıların haberi ulaştı mı? (Hani, onlar mabedin) duvarına tırmanarak (Dâvûd’un ibadet ettiği) mihraba girmişlerdi de Dâvûd, onlardan, (kapıdan değil de duvardan atlayarak, kendisinden müsaade istemeksizin, yanına giren bu iki kişiden) dolayı telaşa kapılmıştı. (Onlar,) “Korkma! (Endişelenme!) Biz birbiriyle davalı iki kişiyiz ve birimiz (in) diğerine haksızlık etti (ğini düşünüyoruz. Huzuruna da muhakeme olmak için geldik). Şimdi sen, adalet üzere aramızda hak ile hükmet ve bize doğru (bir çözüm) yolu göster!” dediler.— E. Demiryent
38:22
23
اِنَّ هٰذَٓا اَخ۪ي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ اَكْفِلْن۪يهَا وَعَزَّن۪ي فِي الْخِطَابِ ٣٢
İnne hâzâ ahî lehu tis’un ve tis’ûne na’ceten ve liye na’cetun vâhidetun fe kâle ekfilnîhâ ve azzenî fîl hıtâb(hıtâbi).
(Ve içlerinden biri, yanındaki kişiyi göstererek,) “Bu benim kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var. Benim ise bir tek koyunum var. Fakat (kardeşim), onu da bana ver, dedi, (söylediği sözler ile) tartışmada bana üstün geldi” (demişti de diğer kişi, hakkındaki iddiâlar karşısında susmuştu.)— E. Demiryent
38:23
24
Secde
قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ اِلٰى نِعَاجِه۪ۜ وَاِنَّ كَث۪يراً مِنَ الْخُلَطَٓاءِ لَيَبْغ۪ي بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَل۪يلٌ مَا هُمْۜ وَظَنَّ دَاوُ۫دُ اَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَا‌كِعاً وَاَنَابَ ۩ ٤٢
Kâle lekad zalemeke bi suâli na’cetike ilâ niâcih(niâcihî), ve inne kesîren minel huletâi le yebgî ba’duhum alâ ba’dın illellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve kalîlun mâ hum, ve zanne dâvûdu ennemâ fetennâhu festagfere rabbehu ve harre râkian ve enâb(enâbe). (SECDE ÂYETİ)
Dâvûd (o tek koyun sahibine) dedi ki: “(Eğer durum senin anlattığın gibiyse, kardeşim dediğin bu kişi,) senin (tek) koyununu, kendi koyunları arasına katmak istemekle, sana gerçekten haksızlık etmiştir. Hakikat şu ki, ortakların çoğu birbirine karşı haksızlık ederler, ancak îmân edip sâlih amel işleyenler hariç. Onlar da pek azdır. Dâvûd, bizim kendisini imtihân ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden mağfiret diledi, eğilerek secdeye kapandı ve (her zaman yaptığı gibi tam bir teslimiyetle, tesbih ve zikir ederek) rızamıza yöneldi.— E. Demiryent
38:24
25
فَغَفَرْنَا لَهُ ذٰلِكَۜ وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفٰى وَحُسْنَ مَاٰبٍ ٥٢
Fe gafernâ lehu zâlik(zâlike), ve inne lehu indenâ le zulfâ ve husne meâb(meâbin).
Biz de ona mağfiretimizi lütfettik, Şüphesiz onun, nezdimizde değerli bir makamı ve onun için güzel bir dönüş yeri (olan cennet) vardır.— E. Demiryent
38:25
26
يَا دَاوُ۫دُ اِنَّا جَعَلْنَاكَ خَل۪يفَةً فِي الْاَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوٰى فَيُضِلَّكَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ اِنَّ الَّذ۪ينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ۟ ٦٢
Yâ dâvûdu innâ cealnâke halîfeten fîl ardı fahkum beynen nâsi bil hakkı ve lâ tettebiil hevâ fe yudılleke an sebîlillâh(sebîlillâhi), innellezîne yadıllûne an sebîlillâhi lehum azâbun şedîdun bi mâ nesû yevmel hisâb(hisâbi).
Ey Dâvûd! Biz seni yeryüzünde halife kıldık. İnsanlar arasında hak ile hüküm ver, (hüküm verirken) nefisten gelen isteklere uyma! Yoksa seni Allah yolundan uzaklaştırır. Allah yolundan sapanlar için hesap gününü unuttuklarından dolayı şiddetli bir azap vardır.— E. Demiryent
38:26
27
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلاًۜ ذٰلِكَ ظَنُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۚ فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِۜ ٧٢
Ve mâ halaknes semâe vel arda ve mâ beynehumâ bâtıla(bâtılen), zâlike zannullezîne keferû, fe veylun lillezîne keferû minen nâr(nâri).
Biz göğü, yeri ve bu ikisinin arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu (türden düşünceler) inkâr edenlerin zannıdır. (İçine atılacakları) ateşten dolayı inkâr edenlerin vay hâline!— E. Demiryent
38:27
28
اَمْ نَجْعَلُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِد۪ينَ فِي الْاَرْضِۘ اَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّق۪ينَ كَالْفُجَّارِ ٨٢
Em nec’alullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti kel mufsidîne fîl ardı em nec’alul muttekîne kel fuccâr(fuccâri).
Biz îmân edip, sâlih ameller işleyenleri, yeryüzünde bozgunculuk edenlerle bir tutar mıyız? Yahut (Allah’tan korkarak) kötülükten sakınanları, (hak) yoldan çıkanlarla bir tutar mıyız?— E. Demiryent
38:28
29
كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُٓوا اٰيَاتِه۪ وَلِيَتَذَكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ ٩٢
Kitâbun enzelnâhu ileyke mubârekun li yeddebberû âyâtihî ve li yetezekkere ûlul elbâb(elbâbi).
(Bu Kur’ân,) âyetlerini (gereğince) düşünsünler ve akl-ı selîm sahipleri öğüt alsınlar diye sana vahyettiğimiz mübarek bir Kitap’tır.— E. Demiryent
38:29
30
وَوَهَبْنَا لِدَاوُ۫دَ سُلَيْمٰنَۜ نِعْمَ الْعَبْدُۜ اِنَّهُٓ اَوَّابٌۜ ٠٣
Ve vehebnâ li dâvûde suleymân(suleymâne), ni’mel abd(abdu), innehû evvâb(evvâbun).
Dâvûd’a Süleymân’ı bahşettik. O (Süleymân) ne güzel bir kuldu! Şüphesiz o (tam bir teslimiyetle) rızamıza yönelen ve daima rahmetimize sığınan bir kimse idi.— E. Demiryent
38:30
Yükleniyor...
Sad
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle