فَاِذَا لَق۪يتُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِۜ حَتّٰٓى اِذَٓا اَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَۙ فَاِمَّا مَناًّ بَعْدُ وَاِمَّا فِدَٓاءً حَتّٰى تَضَعَ الْحَرْبُ اَوْزَارَهَاۚۛ ذٰلِكَۜۛ وَلَوْ يَشَٓاءُ اللّٰهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْۙ وَلٰكِنْ لِيَبْلُوَ۬ا بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍۜ وَالَّذ۪ينَ قُتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَلَنْ يُضِلَّ اَعْمَالَهُمْ ٤
Fe izâ lekîtumullezîne keferû fe darber rikâb(rikâbi), hattâ izâ eshantumûhum fe şuddûl vesâk(vesâka), fe immâ mennen ba’du ve immâ fidâen hattâ tedaal harbu evzârehâ, zalik(zalike), ve lev yeşâullâhu lentasara minhum ve lâkin li yebluve ba’dakum bi ba’d(ba’din), vellezîne kutilû fî sebîlillâhi fe len yudille a’mâlehum.
(Ey mü’minler!) Kâfir (asker) ler (iy) le (harp meydanında) karşılaştığınız zaman, boyunlarını vurun. Nihâyet onları, iyice bozguna uğratınca (sağ kalan düşman askerlerini, size saldırmalarına ve kaçmalarına engel olacak şekilde) sıkıca bağlayın (esir alın). Harp sona erip, silâhlar bırakılınca, onları (esir aldığınız düşman askerlerini) ya karşılıksız olarak ya da fidye karşılığında serbest bırakın. İşte böyle. (Allah’ın emri budur.) Eğer Allah dileseydi (sizleri o kâfirlerle karşılaştırmadan önce, yaptıkları inkâr ve isyanlara karşılık olarak) onları (şiddetli bir azap ile) cezalandırırdı. Ancak (Allah, âhirette herkesi kendi ameline şahit tutmak üzere) sizin bir kısmınızı diğer bir kısmınızla imtihân etmektedir. Allah yolunda öldürülenlere gelince... (Allah,) onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.— E. Demiryent