Bakara 286 Ayet 1. Cüz البقرة
2

Bakara

— Sığır/İnek
286 Ayet 1. Cüz
البقرة
2
Bakara
286 Ayet
البقرة
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓ ۚ ١
Elif, lâm, mim.
ا (Elif) لٓ (Lâm) مٓ (Mîm).— E. Demiryent
2:1
2
ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ ٢
Zâlikel kitâbu lâ reybe fîh(fîhi), huden lil muttekîn(muttekîne).
İşte bu kitap (Kur’ân-ı Kerîm)! Kendisinde hiçbir şüphe yoktur. Takva sahipleri için bir hidâyet rehberidir.— E. Demiryent
2:2
3
اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۙ ٣
Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Onlar ki, (Kur’ân’da yazılı bulunan ve peygamberlerinin bildirdiği) gayba, (hiç şüphe etmeden, kalben) îmân ederler. Namazı dosdoğru kılarlar, onlara rızık olarak verdiklerimizden de (Allah rızası için) infak ederler.— E. Demiryent
2:3
4
وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَۚ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ ٤
Vellezîne yu’minûne bi mâ unzile ileyke ve mâ unzile min kablik(kablike) ve bil âhireti hum yûkınûn(yûkınûne).
Yine onlar (muttakîler), sana gönderilene (Kur’ân’a) ve senden önceki (peygamberlere) gönderilenlere (tahrif edilmemiş Tevrât, İncîl, Zebûr ve sahîfelere) îmân ederler. Ve onlar âhirete de şüphe etmeden kesin olarak îmân ederler.— E. Demiryent
2:4
5
اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ٥
Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).
İşte onlar, Rablerinden (gelen) bir hidâyet üzeredirler ve onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.— E. Demiryent
2:5
6
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٦
İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).
(Resûlüm!) Şüphesiz ki, kâfirleri uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir. (Zira hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmedikleri ve ısrarla hakkı inkâr ettikleri için) onlar (asla) îmân etmezler.— E. Demiryent
2:6
7
خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَعَلٰى سَمْعِهِمْۜ وَعَلٰٓى اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌۘ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ۟ ٧
Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâveh(gışâvetun), ve lehum azâbun azîm(azîmun).
(İşte bu sebeple) Allah onların kalplerini, kulaklarını (manen) mühürlemiş, (cüz’î irâdeleriyle, kendilerinin tercih etmiş olduğu, sapkınlık üzere bırakarak) gözlerinin üstüne de (manen) bir perde çekmiştir. Onlar için büyük bir azap vardır.— E. Demiryent
2:7
8
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِن۪ينَۢ ٨
Ve minen nâsi men yekûlu âmennâ billâhi ve bil yevmil âhıri ve mâ hum bi mu’minîn(mu’minîne).
İnsanlardan bir kısmı da vardır ki (kalben) îmân etmedikleri hâlde (sadece dilleriyle), “Biz Allah’a ve âhiret gününe îmân ettik” derler.— E. Demiryent
2:8
9
يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚ وَمَا يَخْدَعُونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَۜ ٩
Yuhâdiûnallâhe vellezîne âmenû, ve mâ yahdeûne illâ enfusehum ve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).
(Munâfıklar, kendi akıllarınca) Allah’ı ve mü’minleri aldattıklarını zannetmektedirler. Hâlbuki (onlar,) sadece kendilerini aldatmaktadırlar (ama içinde bulundukları nifak hâlinden dolayı, yapmış oldukları şuursuzluğun) farkında (bile) değillerdir.— E. Demiryent
2:9
10
ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌۙ فَزَادَهُمُ اللّٰهُ مَرَضاًۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌۙ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ ٠١
Fî kulûbihim maradun, fe zâdehumullâhu maradâ(maradan) ve lehum azâbun elîmun bi mâ kânû yekzibûn(yekzibûne).
Kalplerinde (munâfıklıklarından kaynaklanan büyük) bir (manevi) hastalık vardır. (Hakkı inkârda ısrar ettikleri ve hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmedikleri için) Allah da onların (manevi) hastalıklarını artırmıştır. (Dilleriyle, mü’min olduklarını iddiâ ederek, ısrarla) söyledikleri yalana karşılık da onlara (âhirette) elem dolu bir azap vardır.— E. Demiryent
2:10
11
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِۙ قَالُٓوا اِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ ١١
Ve izâ kîle lehum lâ tufsidû fîl ardı, kâlû innemâ nahnu muslihûn(muslihûne).
Onlara, (munâfıklara) “Yeryüzünde fesat çıkarmayın!” denildiğinde, “Biz sadece ıslah edicileriz!” derler.— E. Demiryent
2:11
12
اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلٰكِنْ لَا يَشْعُرُونَ ٢١
E lâ innehum humul mufsidûne ve lâkin lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Kesin olarak bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Ama onlar, (o kadar şuursuzlardır ki) bunun farkında değillerdir.— E. Demiryent
2:12
13
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ اٰمِنُوا كَمَٓا اٰمَنَ النَّاسُ قَالُٓوا اَنُؤْمِنُ كَمَٓا اٰمَنَ السُّفَـهَٓاءُۜ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ السُّفَـهَٓاءُ وَلٰكِنْ لَا يَعْلَمُونَ ٣١
Ve izâ kîle lehum âminû kemâ âmenen nâsu kâlû e nu’minu kemâ âmenes sufehâu, e lâ innehum humus sufehâu ve lâkin lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Onlara, (munâfıklara) “İnsanların (muhâcir ve ensarın) inandığı gibi siz de (kalple) îmân edin” denildiği zaman, “Biz hiç o akılsızların inandığı gibi inanır mıyız?” derler. İyi bilin ki asıl akılsızlar, ancak kendileridir, lâkin (bunu da) bilmezler.— E. Demiryent
2:13
14
وَاِذَا لَقُوا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قَالُٓوا اٰمَنَّاۚ وَاِذَا خَلَوْا اِلٰى شَيَاط۪ينِهِمْۙ قَالُٓوا اِنَّا مَعَكُمْۙ اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُ۫نَ ٤١
Ve izâ lekûllezîne âmenû kâlû âmennâ, ve izâ halev ilâ şeyâtînihim, kâlû innâ meakum, innemâ nahnu mustehziûn(mustehziûne).
(Bu munâfıklar,) mü’minlerle karşılaştıkları zaman, “Biz de (sizin gibi) îmân ettik” derler. Hâlbuki şeytanlarıyla (yandaşlarıyla/dostlarıyla) baş başa kaldıklarında, “Şüphesiz biz sizinle beraberiz (sizin inandığınız gibi inanıyoruz), biz ancak onlarla (mü’minlerle) alay edicileriz!” derler.— E. Demiryent
2:14
15
اَللّٰهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ ٥١
Allâhu yestehziu bihim ve yemudduhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).
(İşte bu nifak hallerinden dolayı) Allah onları (cüz’î irâdeleriyle, kendilerinin tercih etmiş olduğu,) azgınlıkları içinde bocalar durumda bırakır ve müstahak oldukları cezayı verir.— E. Demiryent
2:15
16
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدٰىۖ فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُوا مُهْتَد۪ينَ ٦١
Ulâikellezîneşterevûd dalâlete bil hudâ, fe mâ rabihat ticâretuhum ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).
İşte onlar (munâfıklar), hidâyete karşılık, sapkınlığı satın alanlardır (cüzî irâdeleriyle sapkınlığı tercih edenlerdir). Onlar bu ticaretlerinden bir kâr elde etmemiş ve doğru yolu bulamamışlardır.— E. Demiryent
2:16
17
مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَاراًۚ فَلَمَّٓا اَضَٓاءَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللّٰهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ ف۪ي ظُلُمَاتٍ لَا يُبْصِرُونَ ٧١
Meseluhum ke meselillezistevkade nârâ(nâren), fe lemmâ edâet mâ havlehu zeheballâhu bi nûrihim ve terekehum fî zulumâtin lâ yubsirûn(yubsirûne).
Onların (munâfıkların) durumu, (karanlık gecede) ateş yakan kimse (ile etrafındakiler) in misali gibidir. O ateş yanıp da çevresini aydınlattığı anda Allah, (yaptıkları nifaka karşılık olarak) hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde görmez bir halde bırakır.— E. Demiryent
2:17
18
صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَۙ ٨١
Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn(yerciûne).
(Munâfıklar, manen) sağır, dilsiz ve kördürler. (Israrla hakkı inkâr ettikleri için, hakikati duymaz, konuşmaz ve görmezler. Bu sebeple) onlar (dalâletten hidâyete) dönemezler.— E. Demiryent
2:18
19
اَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَٓاءِ ف۪يهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌۚ يَجْعَلُونَ اَصَابِعَهُمْ ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِۜ وَاللّٰهُ مُح۪يطٌ بِالْكَافِر۪ينَ ٩١
Ev ke sayyibin mines semâi fîhi zulumâtun ve ra’dun ve berk(berkun), yec’alûne esâbiahum fî âzânihim mines savâiki hazaral mevt(mevti), vallâhu muhîtun bil kâfirîn(kâfirîne).
19-20. Yahut (munâfıkların durumu), gökten sağanak halinde yağan, içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşekler bulunan (şiddetli bir) yağmura tutulmuş kimselerin durumuna benzer ki (onlar) yıldırımlardan dolayı, ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysaki Allah (kudreti ile) kâfirleri (her taraftan) kuşatmıştır. (Allah’ın azabından kurtulamazlar). (Işığının kuvvetiyle) neredeyse gözlerini kör edecek gibi olan şimşek, önlerini aydınlattı mı o (nun ışığı) nda yürürler, (şimşeğin aydınlığı kesilip) üzerlerine karanlık çökünce de oldukları yerde dikilip kalırlar. Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini de kör ederdi. Şüphesiz ki Allah, her şeye kâdirdir.— E. Demiryent
2:19
20
يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ اَبْصَارَهُمْۜ كُلَّمَٓا اَضَٓاءَ لَهُمْ مَشَوْا ف۪يهِۙ وَاِذَٓا اَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُواۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟ ٠٢
Yekâdul berku yahtafu ebsârehum kullemâ edâe lehum meşev fîhi, ve izâ azleme aleyhim kâmû ve lev şâellâhu le zehebe bi sem’ihim ve ebsârihim innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
19-20. Yahut (munâfıkların durumu), gökten sağanak halinde yağan, içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşekler bulunan (şiddetli bir) yağmura tutulmuş kimselerin durumuna benzer ki (onlar) yıldırımlardan dolayı, ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysaki Allah (kudreti ile) kâfirleri (her taraftan) kuşatmıştır. (Allah’ın azabından kurtulamazlar). (Işığının kuvvetiyle) neredeyse gözlerini kör edecek gibi olan şimşek, önlerini aydınlattı mı o (nun ışığı) nda yürürler, (şimşeğin aydınlığı kesilip) üzerlerine karanlık çökünce de oldukları yerde dikilip kalırlar. Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini de kör ederdi. Şüphesiz ki Allah, her şeye kâdirdir.— E. Demiryent
2:20
21
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ ١٢
Yâ eyyuhen nâsu’budû rabbekumullezî halakakum vellezîne min kablikum leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratmayı takdir ed (ip yarattığı şeyleri maslahatına en uygun olacak şekilde, en ince ayrıntısına kadar düzenley) en Rabbinize (tevhid üzere) kulluk edin ki takva sahibi olasınız.— E. Demiryent
2:21
22
اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءًۖ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَكُمْۚ فَلَا تَجْعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَاداً وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٢٢
Ellezî ceale lekumul arda firâşen ves semâe binââ(binâen), ve enzele mines semâi mâen fe ahrece bihî mines semarâti rızkan lekum, fe lâ tec’alû lillâhi endâden ve entum ta’lemûn(tâ’lemune).
O (Rabbiniz ki) sizin için yeryüzünü bir döşek, göğü de bir tavan yaptı. Ve gökten (bulutlar vasıtasıyla) su indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık (lar) çıkardı. (Yaratan ve rızıklandıran sadece Allah’tır.) Bu hakikatleri bildiğiniz hâlde (sakın) Allah’a ortaklar koşmayın.— E. Demiryent
2:22
23
وَاِنْ كُنْتُمْ ف۪ي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِه۪ۖ وَادْعُوا شُهَدَٓاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٣٢
Ve in kuntum fî reybin mimmâ nezzelnâ alâ abdinâ fe’tû bi sûretin min mislihî, ved’û şuhedâekum min dûnillâhi in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).
Eğer kulumuza (resûlümüz Muhammed’e peyderpey) vahyetmiş olduğumuzdan (Kur’ân’dan) herhangi bir şüphe içindeyseniz, haydi onun benzeri bir sûre getirin. Eğer bu iddiânızda doğru iseniz Allah’tan gayrı bütün şahitlerinizi (kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı da) çağırın.— E. Demiryent
2:23
24
فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّت۪ي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُۚ اُعِدَّتْ لِلْكَافِر۪ينَ ٤٢
Fe in lem tef’alû ve len tef’alû fettekûn nârelletî vakûduhân nâsu vel hicâratu, uiddet lil kâfirîn(kâfirîne).
Bunu yapamazsanız ki hiçbir zaman yapamayacaksınız, o hâlde kâfirler için hazırlanan, yakıtı (kâfir) insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden sakının.— E. Demiryent
2:24
25
وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقاًۙ قَالُوا هٰذَا الَّذ۪ي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَاُتُوا بِه۪ مُتَشَابِهاًۜ وَلَهُمْ ف۪يهَٓا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٥٢
Ve beşşirillezîne âmenû ve amilûs sâlihâti enne lehum cennâtin tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), kullemâ ruzikû minhâ min semeretin rızkan kâlû hâzellezî ruzıknâ min kabl(kablu) ve utû bihî muteşâbihâ(muteşâbihan), ve lehum fîhâ ezvâcun mutahharatun ve hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
(Resûlüm!) Îmân edip sâlih amel işleyenler için altlarından ırmaklar akan cennetleri müjdele. Onlara ne zaman cennetlerdeki meyvelerden ikram edilse, “Bu daha önce de (dünyada) rızıklandırıldığımız şeydir!” diyecekler. Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada (cennette) tertemiz zevceler vardır. Ve onlar orada ebedî kalacaklardır.— E. Demiryent
2:25
26
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَسْتَحْـي۪ٓ اَنْ يَضْرِبَ مَثَلاً مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَاۜ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۚ وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلاًۢ يُضِلُّ بِه۪ كَث۪يراً وَيَهْد۪ي بِه۪ كَث۪يراًۜ وَمَا يُضِلُّ بِه۪ٓ اِلَّا الْفَاسِق۪ينَۙ ٦٢
İnnallâhe lâ yestahyî en yadribe meselen mâ beûdaten fe mâ fevkahâ fe emmellezîne âmenû fe ya’lemûne ennehul hakku min rabbihim, ve emmellezîne keferû fe yekûlûne mâzâ erâdallâhu bi hâzâ meselâ(meselen), yudıllu bihî kesîran ve yehdî bihî kesîrâ(kesîran) ve mâ yudıllu bihî illel fâsıkîn(fâsıkîne).
Şüphesiz ki Allah, (hakikati açıklamak için) bir sivrisineği, hatta onun da ötesinde bir şeyi (ondan daha küçük, ya da daha büyük bir varlığı) misal vermekten imtina etmez. Îmân edenler bunun (bu tür misallerin) kesinlikle Rablerinden gelen (hikmetli) hak bir misal olduğunu bilirler. Kâfirlere gelince; onlar (alay ve inkâr ederek): Allah bu (hakir şeyi) misal (vermek) le ne murat etmiştir, derler. (Allah) Bununla (böylesi âyet ve misallerle alay eden ve hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmeyen,) birçok kimseyi, (cüz’î irâdeleri ile kendilerinin tercih etmiş olduğu) sapkınlık üzere bırakır, (gayretini hidâyet üzere sarf eden) birçok kimseyi de, (lütfuyla) doğru yola iletir. Allah’ın, sapkınlık üzere bıraktığı kimseler, (ısrarla hakkı inkâr eden ve hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmeyen,) fâsıklardan (kâfirlerden) başkaları değildir— E. Demiryent
2:26
27
اَلَّذ۪ينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ م۪يثَاقِه۪ۖ وَيَقْطَعُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ ٧٢
Ellezîne yenkudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıh(mîsâkıhî), ve yaktaûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yufsidûne fîl ard(ardı) ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).
Onlar, Allah’a (îmân ve itaat edeceklerine dair, rûhlar âleminde) verdikleri ahdi bozan, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar (kâfirler) ziyana uğrayanların ta kendileridir.— E. Demiryent
2:27
28
كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَكُنْتُمْ اَمْوَاتاً فَاَحْيَاكُمْۚ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يُحْي۪يكُمْ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٨٢
Keyfe tekfurûne billâhi ve kuntum emvâten fe ahyâkum, summe yumîtukum summe yuhyîkum summe ileyhi turceûn(turceûne).
Sizler ölü (henüz canlı bir varlık değil) iken (size, yaratmış olduğu rûh ile hayat verip) sizleri dirilten *Allah’a nasıl nankörlük edersiniz? Sonra, (O sizi ecelleriniz gelince) öldürecek, (kıyametin kopmasından) sonra (sizi, diriliş gününde tekrar) diriltecek, sonra (da dünyada iken yapmış olduğunuz iyi ve kötü amellerinizin hesapları görülmek üzere) O’na (zaman ve mekândan münezzeh olan Allah’ın manevi huzuruna) döndürüleceksiniz.— E. Demiryent
2:28
29
هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاً ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍۜ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ۟ ٩٢
Huvellezî halaka lekum mâ fîl ardı cemîan summestevâ iles semâi fe sevvâhunne seb’a semâvât(semâvâtin), ve huve bi kulli şey’in alîm(alîmun).
Sizin için, yeryüzünde bulunan her şeyi yaratmayı takdir eden de semâya hükmederek, onu yedi kat gök olarak yaratıp düzenleyen de O’dur. O her şeyi hakkıyla bilendir.— E. Demiryent
2:29
30
وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَل۪يفَةًۜ قَالُٓوا اَتَجْعَلُ ف۪يهَا مَنْ يُفْسِدُ ف۪يهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَٓاءَۚ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۜ قَالَ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٠٣
Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeh(halîfeten), kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâ(dimâe), ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek(leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn(tâ’lemûne).
Hani Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” buyurmuştu da onlar, (Hikmetini öğrenmek için, “Rabbimiz, cin neslinin yaptığı gibi) orada (senin emirlerine uymayıp) bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Biz seni, (her daim) hamd ile tesbih ve bütün noksan sıfatlardan tenzih ediyoruz” demişlerdi. Allah da (onlara), “Şüphesiz ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurmuştu.— E. Demiryent
2:30
Yükleniyor...
Bakara
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle