1
سُبْحَانَ الَّـذ۪ٓي اَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلاً مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذ۪ي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ ١
Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilel mescidil aksallezî bâreknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr(basîru).
Gecenin bir vaktinde, kendisine (kudretimize delâlet eden) bazı âyetlerimizi gösterelim diye (resûlü, Muhammed) kulunu (rûh ve bedeniyle) Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah, bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla işitendir, her şeyi hakkıyla görendir.— E. Demiryent
17:1