Kehf 110 Ayet 15. Cüz الكهف
18

Kehf

— Mağara
110 Ayet 15. Cüz
الكهف
18
Kehf
110 Ayet
الكهف
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْـكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِـوَجا۔ًۜ ١
El hamdulillâhillezî enzele alâ abdihil kitâbe ve lem yec'al lehu ıvecâ(ıvecen).
(Bütün) hamd (ler ve övgüler) kendisinde hiçbir çelişki olmayan yüce Kitâb’ı (Kur’ân’ı, resûlü Muhammed’e) vahyeden Allah’a mahsustur.— E. Demiryent
18:1
2
قَيِّماً لِيُنْذِرَ بَأْساً شَد۪يداً مِنْ لَدُنْـهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْراً حَسَناًۙ ٢
Kayyimen li yunzire be'sen şedîden min ledunhu ve yubeşşirel mu'minînellezîne ya'melûnes sâlihâti enne lehum ecren hasenâ(hasenen).
(Allah, o Kur’ân’ı) tarafından (gelecek) şiddetli bir azaba karşı (kâfirleri) uyarması ve sâlih ameller işleyen mü’minleri ise güzel bir mükâfatla (cennetle) müjdelemesi için dosdoğru (bir kitap) olarak (vahyetti).— E. Demiryent
18:2
3
مَاكِث۪ينَ ف۪يهِ اَبَداًۙ ٣
Mâkisîne fîhi ebedâ(ebeden).
(Ki o mü’minler,) onun (cennetin) içinde ebedî olarak kalacaklardır.— E. Demiryent
18:3
4
وَيُنْذِرَ الَّذ۪ينَ قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَداًۗ ٤
Ve yunzirellezîne kâlûttehazellâhu veledâ(veleden).
Ve (Kur’ân’ın gönderilme sebeplerinden biri de,) “Allah çocuk edindi” diyenleri (azabımız ile korkutup) uyarmak içindir.— E. Demiryent
18:4
5
مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِاٰبَٓائِهِمْۜ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۜ اِنْ يَقُولُونَ اِلَّا كَذِباً ٥
Mâ lehum bihî min ilmin ve lâ li âbâihim, keburet kelimeten tahrucu min efvâhihim, in yekûlûne illâ kezibâ(keziben).
Onların, (“Allah çocuk edindi” diyenlerin) bu hususta ne kendilerinin ne de atalarının (ilâhî vahye dayanan) bir bilgisi vardır. Ağızlarından çıkan söz (iftira ve günah olarak) ne büyük bir sözdür. Onlar yalandan başka bir şey söylemiyorlar.— E. Demiryent
18:5
6
فَلَعَلَّكَ بَاخِـعٌ نَفْسَكَ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ اِنْ لَمْ يُؤْمِنُوا بِهٰذَا الْحَد۪يثِ اَسَفاً ٦
Fe lealleke bâhiun nefseke alâ âsârihim in lem yu'minû bi hâzel hadîsi esefâ(esefen).
(Habibim!) Şimdi onlar bu söze (Kur’ân’a) inanmayacak olurlarsa, sen onların ardından üzülerek kendini helâk mı edeceksin?— E. Demiryent
18:6
7
اِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى الْاَرْضِ ز۪ينَةً لَهَا لِنَبْلُوَهُمْ اَيُّهُمْ اَحْسَنُ عَمَلاً ٧
İnnâ cealnâ mâ alel ardı zîneten lehâ li nebluvehum eyyuhum ahsenu amelâ(amelen).
Şüphesiz biz, onları imtihân etmek ve (bu imtihân neticesinde) onların hangilerinin daha iyi amel edeceklerini (kendileri için) ortaya çıkarmak (ve âhirette, herkesi kendi ameline şahit tutmak) için, yeryüzü üzerindeki her şeyi, bir süs (bir imtihân vesilesi) olarak yarattık.— E. Demiryent
18:7
8
وَاِنَّا لَجَاعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَع۪يداً جُرُزاًۜ ٨
Ve innâ le câilûne mâ aleyhâ saîden curuzâ(curuzen).
Ve hiç şüphe yok ki, yeryüzündeki her şeyi kupkuru bir toprak hâline getireceğiz.— E. Demiryent
18:8
9
اَمْ حَسِبْتَ اَنَّ اَصْحَابَ الْكَهْفِ وَالرَّق۪يمِ كَانُوا مِنْ اٰيَاتِنَا عَجَباً ٩
Em hasibte enne ashâbel kehfi ver rakîmi kânû min âyâtinâ acabâ(acaben).
Yoksa sen (ey insanoğlu!) sadece Kehf ve Rakîm sahiplerinin mi bizim şaşılacak âyetlerimizden olduklarını sandın? (Onlardan başka, çok daha şaşılacak/ibret alınacak nice âyetlerimiz/mu‘cizelerimiz vardır.)— E. Demiryent
18:9
10
اِذْ اَوَى الْفِتْيَةُ اِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَٓا اٰتِنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ اَمْرِنَا رَشَداً ٠١
İz evel fityetu ilel kehfi fe kâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ reşedâ(reşeden).
(Kâfir hükümdar, Dakyanus tarafından şirke zorlanan fakat ona boyun eğmeyen) o (îmânlı, yiğit) gençler, mağaraya sığındıkları/gizlendikleri zaman, “Ey Rabbimiz! Bize, tarafından bir rahmet ver ve bize şu işimizden bir kurtuluş yolu hazırla” demişlerdi.— E. Demiryent
18:10
11
فَضَرَبْنَا عَلٰٓى اٰذَانِهِمْ فِي الْكَهْفِ سِن۪ينَ عَدَداًۙ ١١
Fe darabnâ alâ âzânihim fîl kehfi sinîne adedâ(adeden).
Bunun üzerine biz de nice seneler onların kulaklarını (hiçbir sesi duymayacak şekilde manevi bir perde ile) kapattık (da onları derin bir uykuya daldırdık).— E. Demiryent
18:11
12
ثُمَّ بَعَثْنَاهُمْ لِنَعْلَمَ اَيُّ الْحِزْبَيْنِ اَحْصٰى لِمَا لَبِثُٓوا اَمَداً۟ ٢١
Summe beasnâhum li na'leme eyyul hızbeyni ahsâ limâ lebisû emedâ(emeden).
(Ve seneler) sonra, (mağarada uykuda) kaldıkları müddeti (kendi aralarındaki) iki gruptan hangisinin daha iyi hesap edeceğini (ve bazı hikmetleri insanlar için) ortaya çıkaralım diye onları uyandırdık.— E. Demiryent
18:12
13
نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَاَهُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّهُمْ فِتْيَةٌ اٰمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًىۗ ٣١
Nahnu nakussu aleyke nebeehum bil hakk(hakkı), innehum fityetun âmenû bi rabbihim ve zidnâhum hudâ(huden).
(Habibim!) Biz, onların haberlerini sana hak olarak bildiriyoruz. Şüphesiz onlar, Rablerine îmân etmiş (yiğit) gençlerdi. (Müslümanlıkta sebat ettikleri için) Biz de onların hidâyetlerini (îmân nurlarını) artırmıştık.— E. Demiryent
18:13
14
وَرَبَطْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اِذْ قَامُوا فَقَالُوا رَبُّنَا رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَنْ نَدْعُوَ۬ا مِنْ دُونِه۪ٓ اِلٰهاً لَقَدْ قُلْـنَٓا اِذاً شَطَطاً ٤١
Ve rabatnâ alâ kulûbihim iz kâmû fe kâlû rabbunâ rabbus semâvâti vel ardı len ned'uve min dûnihî ilâhen lekad kulnâ izen şetatâ(şetaten).
Biz onların kalplerini (sabır ve metanet ile) kuvvetlendirdik. (Putlara tapmayı reddeden bu yiğitler, hükümdar Dakyanus kâfirine karşı) kıyam ettiklerinde, demişlerdi ki: “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir. Biz ondan başkasına ilâh demeyiz, (şayet) öyle bir şey yapacak olursak, haddi aşan bir söz söylemiş oluruz.— E. Demiryent
18:14
15
هٰٓؤُ۬لَٓاءِ قَوْمُنَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِه۪ٓ اٰلِهَةًۜ لَوْلَا يَأْتُونَ عَلَيْهِمْ بِسُلْطَانٍ بَيِّنٍۜ فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۜ ٥١
Hâulâi kavmunettehazû min dûnihî âliheh(âliheten), lev lâ ye'tûne aleyhim bi sultânin beyyin(beyyinin), fe men azlemu mimmenifterâ alâllâhi kezibâ(keziben).
(Ancak) şu bizim kavmimiz (var ya), tutup Allah’tan başka ilâhlar edindiler. (*Farz-ı muhâl, şâyet haklı iseler, o putların gerçek ilâh olabileceğine dair) açık deliller getirmeleri gerekmez miydi? *Allah adına yalan uydurandan daha zâlim kim olabilir?— E. Demiryent
18:15
16
وَاِذِ اعْتَزَلْتُمُوهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ اِلَّا اللّٰهَ فَأْوُٓ۫ا اِلَى الْكَهْفِ يَنْشُرْ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَيُهَيِّئْ لَكُمْ مِنْ اَمْرِكُمْ مِرْفَقاً ٦١
Ve izi'tezeltumûhum ve mâ ya'budûne illâllâhe fe'vû ilel kehfi yenşur lekum rabbukum min rahmetihî ve yuheyyi' lekum min emrikum mirfekâ(mirfekan).
(O genç yiğitlerden biri demişti ki:) “Mademki siz onlardan ve onların Allah’tan başka tapmakta oldukları şeylerden (sahte ilâhlardan) uzaklaştınız, o hâlde mağaraya sığının/gizlenin ki, Rabbiniz size rahmetini yaysın ve size işinizde bir kolaylık (güzel bir netice) hazırlasın.”— E. Demiryent
18:16
17
وَتَرَى الشَّمْسَ اِذَا طَلَعَتْ تَزَاوَرُ عَنْ كَهْفِهِمْ ذَاتَ الْيَم۪ينِ وَاِذَا غَرَبَتْ تَقْرِضُهُمْ ذَاتَ الشِّمَالِ وَهُمْ ف۪ي فَجْوَةٍ مِنْهُۜ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِۜ مَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ وَلِياًّ مُرْشِداً۟ ٧١
Ve terâş şemse izâ taleat tezâveru an kehfihim zâtel yemîni ve izâ garabet takrıduhum zâteş şimâli ve hum fî fecvetin minhu, zâlike min âyâtillâh(âyâtillâhi), men yehdillâhu fe huvel muhted(muhtedi), ve men yudlil fe len tecide lehu veliyyen murşidâ(murşiden).
(Resûlüm, eğer orada bulunsaydın) görürdün ki, güneş doğduğu zaman (onlara isabet etmeksizin) mağaranın sağ tarafına yöneliyor, batarken de (yine onlara isabet etmeksizin) sol taraftan onları makaslayıp geçiyordu. (Böylece onlar güneş ışığından rahatsız olmaksızın) mağaranın geniş bir yerinde uyuyorlardı. İşte bu, Allah’ın mu‘cizelerindendir. (Hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf ettiğinden dolayı) Allah kime (lütfuyla) hidâyet ederse, doğru yolu bulan odur. (Israrla hakkı inkâr ettiği ve hidâyete ulaşmak üzere de gayret sarf etmediği için, Allah) kimi de (cüz’î irâdesi ile tercih ettiği) sapkınlıkta bırakırsa artık onu doğruya yöneltecek bir dost/yardımcı bulamazsın.— E. Demiryent
18:17
18
وَتَحْسَبُهُمْ اَيْقَاظاً وَهُمْ رُقُودٌۗ وَنُقَلِّبُهُمْ ذَاتَ الْيَم۪ينِ وَذَاتَ الشِّمَالِۗ وَكَلْبُهُمْ بَاسِطٌ ذِرَاعَيْهِ بِالْوَص۪يدِۜ لَوِ اطَّـلَعْتَ عَلَيْهِمْ لَوَلَّيْتَ مِنْهُمْ فِرَاراً وَلَمُلِئْتَ مِنْهُمْ رُعْباً ٨١
Ve tahsebuhum eykâzan ve hum rukûd(rukûdun), ve nukallibuhum zâtel yemîni ve zâteş şimâl(şimâli), ve kelbuhum bâsitun zirâayhi bil vasîd(vasîdi), levittala'te aleyhim le velleyte minhum firâren ve le muli'te minhum ru'bâ(ru'ben).
Uykuda oldukları hâlde, (gözleri açık olduğu için) sen onları uyanık sanırdın. (Bedenleri çürümesin, diye) biz onların sağa sola dönmelerini sağlıyorduk. Köpekleri de mağaranın girişinde iki kolunu (ön ayaklarını) uzatmış (yatmakta idi). Onları (o hâlleri ile yakından) görmüş olsaydın, (heybetlerinden ötürü) mutlaka dönüp onlardan kaçardın ve onların o hâllerinden dolayı içine korku dolardı.— E. Demiryent
18:18
19
وَكَذٰلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَٓاءَلُوا بَيْنَهُمْۜ قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْۜ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً اَوْ بَعْضَ يَوْمٍۜ قَالُوا رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُٓوا اَحَدَكُمْ بِوَرِقِكُمْ هٰذِه۪ٓ اِلَى الْمَد۪ينَةِ فَلْيَنْظُرْ اَيُّهَٓا اَزْكٰى طَعَاماً فَلْيَأْتِكُمْ بِرِزْقٍ مِنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ اَحَداً ٩١
Ve kezâlike beasnâhum li yetesâelû beynehum, kâle kâilun minhum kem lebistum, kâlû lebisnâ yevmen ev ba'da yevm(yevmin), kâlû rabbukum a'lemu bi mâ lebistum feb'asû ehadekum bi verıkıkum hâzihî ilel medîneti fel yanzur eyyuhâ ezkâ taâmen fel ye'tikum bi rızkın minhu vel yetelattaf ve lâ yuş'ırenne bikum ehadâ(ehaden).
19-20. Böylece aralarında bir sorgulama yapsınlar (Allah’ın kudretine kendi gözleriyle şahit olsunlar ve diğer insanlara da güzel bir ibret olsunlar), diye onları dirilttik (uyandırdık). (O genç yiğitlerin) içlerinden biri dedi ki: “(Bu mağarada) ne kadar kaldınız?” (İçlerinden bir kısmı:) “Bir gün veya günün bir parçası kadar kaldık” dediler. (İçlerinden diğer bir kısmı da:) “Ne kadar kaldığımızı Rabbimiz daha iyi bilir, şimdi içinizden birini şu gümüş parayla şehre gönderin de baksın, yiyeceklerden en temizi (helâl olanı) hangisi ise, size ondan azık olarak alıp getirsin, (bunu yaparken) çok dikkatli davransın, sakın sizin burada bulunduğunuzu kimseye sezdirmesin. Şüphesiz ki onlar, (yerimizi öğrenip de) bizi yakalarlarsa, ya bizi taşlayarak öldürürler veya kendi (bâtıl) inançlarına döndürürler, bu durumda (onların bâtıl dinini kabul etmekle) ebedîyen kurtuluşa eremeyiz” dediler.— E. Demiryent
18:19
20
اِنَّهُمْ اِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ اَوْ يُع۪يدُوكُمْ ف۪ي مِلَّتِهِمْ وَلَنْ تُفْلِحُٓوا اِذاً اَبَداً ٠٢
İnnehum in yazherû aleykum yercumûkum ev yuîdûkum fî milletihim ve len tuflihû izen ebedâ(ebeden).
19-20. Böylece aralarında bir sorgulama yapsınlar (Allah’ın kudretine kendi gözleriyle şahit olsunlar ve diğer insanlara da güzel bir ibret olsunlar), diye onları dirilttik (uyandırdık). (O genç yiğitlerin) içlerinden biri dedi ki: “(Bu mağarada) ne kadar kaldınız?” (İçlerinden bir kısmı:) “Bir gün veya günün bir parçası kadar kaldık” dediler. (İçlerinden diğer bir kısmı da:) “Ne kadar kaldığımızı Rabbimiz daha iyi bilir, şimdi içinizden birini şu gümüş parayla şehre gönderin de baksın, yiyeceklerden en temizi (helâl olanı) hangisi ise, size ondan azık olarak alıp getirsin, (bunu yaparken) çok dikkatli davransın, sakın sizin burada bulunduğunuzu kimseye sezdirmesin. Şüphesiz ki onlar, (yerimizi öğrenip de) bizi yakalarlarsa, ya bizi taşlayarak öldürürler veya kendi (bâtıl) inançlarına döndürürler, bu durumda (onların bâtıl dinini kabul etmekle) ebedîyen kurtuluşa eremeyiz” dediler.— E. Demiryent
18:20
21
وَكَذٰلِكَ اَعْثَرْنَا عَلَيْهِمْ لِيَعْلَمُٓوا اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَاَنَّ السَّاعَةَ لَا رَيْبَ ف۪يهَاۚ اِذْ يَتَنَازَعُونَ بَيْنَهُمْ اَمْرَهُمْ فَقَالُوا ابْنُوا عَلَيْهِمْ بُنْيَاناًۜ رَبُّهُمْ اَعْلَمُ بِهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ غَلَبُوا عَلٰٓى اَمْرِهِمْ لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِمْ مَسْجِداً ١٢
Ve kezâlike a'sernâ aleyhim li ya'lemû enne va'dallâhi hakkun ve ennes sâate lâ reybe fîhâ, iz yetenâzeûne beynehum emrehum fe kâlûbnû aleyhim bunyânâ(bunyânen), rabbuhum a'lemu bihim, kâlellezîne galebû alâ emrihim le nettehızenne aleyhim mescidâ(mesciden).
Böylece Allah’ın (diriltme) vaadinin hak olduğunu ve hesap gününün gerçekleşmesinde de hiçbir şüphe bulunmadığını bilsinler, diye (insanlara) onları buldurduk. Nihâyet (onları bulan halk kendi aralarında) onlar hakkında ne yapacaklarını tartışıyorlardı. Bazıları: “(İnsanlar onları rahatsız etmesinler, diye) onların üstüne bir bina inşa edin. (Bu yiğit gençlerin sayıları ve ne kadar bir süre mağarada kaldıkları ile ilgili olarak) Rableri onları daha iyi bilir” dediler. Onların durumları hakkında *(sözleri) üstün gelenler, “Muhakkak, onların üzerine (yanı başlarına) bir mescit yapacağız” dediler.— E. Demiryent
18:21
22
سَيَقُولُونَ ثَلٰثَةٌ رَابِعُهُمْ كَلْبُهُمْۚ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ رَجْماً بِالْغَيْبِۚ وَيَقُولُونَ سَبْعَةٌ وَثَامِنُهُمْ كَلْبُهُمْۜ قُلْ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ بِعِدَّتِهِمْ مَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا قَل۪يلٌ۠ فَلَا تُمَارِ ف۪يهِمْ اِلَّا مِرَٓاءً ظَاهِراًۖ وَلَا تَسْتَفْتِ ف۪يهِمْ مِنْهُمْ اَحَداً۟ ٢٢
Se yekûlûne selâsetun râbiuhum kelbuhum, ve yekûlûne hamsetun sâdisuhum kelbuhum recmen bil gayb(gaybi), ve yekûlûne seb'atun ve sâminuhum kelbuhum, kul rabbî a'lemu bi ıddetihim mâ ya'lemuhum illâ kalîl(kalîlun), fe lâ tumâri fîhim illâ mirâen zâhirâ(zâhiren), ve lâ testefti fîhim minhum ehâdâ(ehâden).
(Ehl-i kitaptan bazıları,) “Onlar üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir” diyecekler, (yine bazıları,) “Onlar beş kişidir, altıncıları köpekleridir” derler. Bu (söyledikleri sözler) kesin olarak bilinmeyen bir şey hakkında (tahminlerde bulunarak) atıp tutmaktır. (Mü’minlerden) kimileri de, “Onlar yedi kişidir, sekizincileri köpekleridir” diyecekler. (Resûlüm, mağaradaki yiğit gençlerin sayısı hakkında, gerçek bir bilgi sahibi olmadan, sadece tahminde bulunan o kimselere) de ki: “Onların sayısını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgi sahibi olan çok az kimse vardır.” (Bunun içindir ki) onlar hakkında, (Kur’ân’daki beyanların dışında), kimseyle tartışma (yın), ve onlar hakkında daha fazla bilgi almak için de onlardan (ehl-i kitaptan) hiçbir şey sorma (yın).— E. Demiryent
18:22
23
وَلَا تَقُولَنَّ لِشَايْءٍ اِنّ۪ي فَاعِلٌ ذٰلِكَ غَداًۙ ٣٢
Ve lâ tekûlenne li şey'in innî fâılun zâlike gadâ(gaden).
23-24. Allah’ın dilemesine (irâdesine/iznine) bağlamadıkça (İnşaAllah demedikçe) hiçbir şey için, “Bunu yarın mutlaka yapacağım” deme. (İnşaAllah demeyi) unuttuğun zaman (hatırına gelince hemen, “İnşaAllah” diyerek) Rabbini zikret ve şöyle de: “Rabbimin beni bundan daha yakın bir zamanda başarıya ulaştıracağını umuyorum.”— E. Demiryent
18:23
24
اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۘ وَاذْكُرْ رَبَّكَ اِذَا نَس۪يتَ وَقُلْ عَسٰٓى اَنْ يَهْدِيَنِ رَبّ۪ي لِاَقْرَبَ مِنْ هٰذَا رَشَداً ٤٢
İllâ en yeşâallâhu vezkur rabbeke izâ nesîte ve kul asâ en yehdiyeni rabbî li akrabe min hâzâ reşedâ(reşeden).
23-24. Allah’ın dilemesine (irâdesine/iznine) bağlamadıkça (İnşaAllah demedikçe) hiçbir şey için, “Bunu yarın mutlaka yapacağım” deme. (İnşaAllah demeyi) unuttuğun zaman (hatırına gelince hemen, “İnşaAllah” diyerek) Rabbini zikret ve şöyle de: “Rabbimin beni bundan daha yakın bir zamanda başarıya ulaştıracağını umuyorum.”— E. Demiryent
18:24
25
وَلَبِثُوا ف۪ي كَـهْفِهِمْ ثَلٰثَ مِائَةٍ سِن۪ينَ وَازْدَادُوا تِسْعاً ٥٢
Ve lebisû fî kehfihim selâse mietin sinîne vezdâdû tis'â(tis'an).
(Bazı insanlar, Ashâb-ı Kehf hakkında,) “Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar” (dediler. Bazıları da) buna dokuz yıl daha ilâve ettiler.— E. Demiryent
18:25
26
قُلِ اللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا لَبِثُواۚ لَهُ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اَبْصِرْ بِه۪ وَاَسْمِـعْۜ مَا لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَلِيٍّۘ وَلَا يُشْرِكُ ف۪ي حُكْمِه۪ٓ اَحَداً ٦٢
Kulillâhu a'lemu bimâ lebisû, lehu gaybus semâvâti vel ard(ardı), ebsır bihî ve esmı', mâ lehum min dûnihî min veliyyin ve lâ yuşriku fî hukmihî ehadâ(ehaden).
(Resûlüm, o tahminde bulunan kimselere) de ki: “(Ashâb-ı Kehf’in mağarada uyuyarak) ne kadar (bir süre) kaldıklarını en iyi Allah bilir. Göklerin ve yerin gaybı (nı bilmek) O’na aittir. O, ne güzel görendir, ne güzel işitendir. Onların (göklerde ve yerde olanların) O’ndan başka hiçbir dostu yoktur. Ve O, kendi hükmüne, hiç kimseyi ortak etmez.— E. Demiryent
18:26
27
وَاتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنْ كِتَابِ رَبِّكَۚ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِه۪ وَلَنْ تَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَداً ٧٢
Vetlu mâ ûhıye ileyke min kitâbi rabbik(rabbike), lâ mubeddile li kelimâtihî ve len tecide min dûnihî multehadâ(multehaden).
(Resûlüm! Yapmış olduğun hak davete uymak yerine, hadlerini aşarak, “Bundan başka bir Kur’ân getir veya hoşumuza gitmeyen bazı yerlerini değiştir” diyen o müşriklere) sana vahyedilen Rabbinin kitabından (kalbine yerleştirilen Kur’an’dan) oku. (Zira) O’nun buyruğunu (hükümlerini, kendisinden başka) değiştirecek yoktur. O’ndan başka asla bir sığın (ılac) ak da bulamazsın.— E. Demiryent
18:27
28
وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِيِّ يُر۪يدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْۚ تُر۪يدُ ز۪ينَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَا تُطِـعْ مَنْ اَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوٰيهُ وَكَانَ اَمْرُهُ فُرُطاً ٨٢
Vasbır nefseke meallezîne yed'ûne rabbehum bil gadâti vel aşiyyi yurîdûne vechehu ve lâ ta'du aynâke anhum, turîdu zînetel hayâtid dunyâ ve lâ tutı' men agfelnâ kalbehu an zikrinâ vettebea hevâhu ve kâne emruhu furutâ(furutan).
Rablerinin rızasını dileyerek, sabah akşam (O’na) dua edip yalvaran (Ashâb-ı Suffe ve diğer fakir müslüman) larla birlikte sen de candan sabret ve gözlerini o (fakir müslüma) nlardan ayırma. (Üstünlüğün, şan ve şerefin zenginlikte olduğunu zanneden, kibirlenip fakirleri hor gören, geçici) dünya hayatının süsünü isteyen, (ısrarla hakkı inkâr etmesi sebebiyle) kalbini zikrimizden gafil bıraktığımız, hevâ ve hevesinin peşinden koşan ve işi gücü taşkınlık olan kimseye (sunmuş olduğu *teklife) uyma.— E. Demiryent
18:28
29
وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْۙ اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلظَّالِم۪ينَ نَاراًۙ اَحَاطَ بِهِمْ سُرَادِقُهَاۜ وَاِنْ يَسْتَغ۪يثُوا يُغَاثُوا بِمَٓاءٍ كَالْمُهْلِ يَشْوِي الْوُجُوهَۜ بِئْسَ الشَّرَابُۜ وَسَٓاءَتْ مُرْتَفَقاً ٩٢
Ve kulil hakku min rabbikum fe men şâe fel yu'min ve men şâe fel yekfur innâ a'tednâ liz zâlimîne nâren ehâta bihim surâdikuhâ, ve in yestegîsû yugâsû bi mâin kel muhli yeşvîl vucûh(vucûhe), bi'seş şerab(şerabu) ve sâet murtefekâ(murtefekan).
(Resûlüm! O müşriklere) De ki: “Hak (olan bu Kur’an), Rabbinizdendir. (Ben tebliğ vazifemi yerine getirdim, sizi tek hak din olan İslâm dinine davet ettim.) Artık dileyen (cüz’î irâdesini haktan yana kullanarak) îmân etsin, dileyen (hakkı) inkâr etsin. Biz (imtihân gereği, insanların hak-bâtıl tercihlerinde, cüz’î irâdelerine müdahalede bulunup da îmân etmeleri için zorlayacak değiliz, ancak şunu unutmasınlar ki; cüz’i irâdeleri ile küfrü/inkârı tercih eden) zâlimlere (kâfirlere) öyle bir ateş hazırladık ki, onun alevden duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) feryat edip yardım dilediklerinde, (müstahak oldukları üzere) kendilerine (ancak) erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile yardım edilir! O ne kötü bir içecektir (ve o ateş) ne kötü bir ağırlanma yeridir.— E. Demiryent
18:29
30
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اِنَّا لَا نُض۪يعُ اَجْرَ مَنْ اَحْسَنَ عَمَلاًۚ ٠٣
İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti innâ lâ nudîu ecre men ahsene amelâ(amelen).
Şüphesiz, îmân edip sâlih ameller işleyenlere gelince… Elbette biz (böyle) güzel ameller işleyenlerin ecrini/mükâfatını (asla) zayi etmeyiz.— E. Demiryent
18:30
Yükleniyor...
Kehf
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle