اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةًۜ وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُن۪يرٍ ٠٢
E lem terev ennellâhe sehhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı ve esbega aleykum niamehu zâhireten ve bâtıneh(bâtıneten), ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).
Allah’ın, göklerde, yerde ne varsa hepsini, sizin istifadenize verdiğini, gizli-açık, üzerinizdeki nimetlerini tamamladığını görmediniz mi? İnsanlar arasında öylesi var ki, bilgisizce, (ilâhî bir ilme dayanmadan) bir yol göstericisi (rehberi/delili olmadan) ve (vahyedilen) aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın, Allah hakkında tartışır.— E. Demiryent