وَدَخَلَ الْمَد۪ينَةَ عَلٰى ح۪ينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ ف۪يهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِۘ هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ۚ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذ۪ي مِنْ ش۪يعَتِه۪ عَلَى الَّذ۪ي مِنْ عَدُوِّه۪ۙ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِۘ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُب۪ينٌ ٥١
Ve dehalel medînete alâ hîni gafletin min ehlihâ fe vecede fîhâ raculeyni yaktetilâni hâzâ min şîatihî ve hâzâ min aduvvih(aduvvihî), festegâsehullezî min şîatihî alellezî min aduvvihî, fe vekezehu mûsâ fe kadâ aleyhi kâle hâzâ min ameliş şeytân(şeytâni), innehu aduvvun mudillun mubîn(mubînun).
(Mûsâ,) halkın gaflet anında (insanların öğle sıcağında, evlerine çekildikleri ve uyudukları bir sırada saraydan çıkıp) şehre girdi. Orada birbirleri ile kavga etmekte olan iki adama rast geldi, bunlardan birisi kendi tarafından (İsrâiloğullarından), diğeri ise düşmanlarından (Kıptîlerden) idi. (Derken) kendi tarafından olan kişi, (feryâd-u figan ederek,) düşmanlarından olana karşı, (kendisini ondan kurtarması için Mûsâ’dan) yardım istedi. Mûsâ, (İsrâiloğullarından birisini, tartaklamakta olan Kıptî’ye, kavgayı sonlandırmak maksadı ile onu bırakmasını söyledi, ancak Kıptî söz dinlemedi. Bunun üzerine, oradan uzaklaşıp gitmesi için) o adamı itti (de kazaen) onun ölümüne sebep oldu. (Sonra,) “Bu (yaptığınız kavga) şeytanın işindendir. O, gerçekten şaşırtıcı apaçık bir düşmandır” dedi.— E. Demiryent