وَقَالُوا مَا هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَٓا اِلَّا الدَّهْرُۚ وَمَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۚ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ ٤٢
Ve kâlû mâ hiye illâ hayâtuned dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ yuhlikunâ illed dehr(dehru), ve mâ lehum bi zâlike min ilm(ilmin), in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).
Onlar (aynı zamanda) "Bizim için ne varsa bu dünya hayatıdır. (Kimimiz) ölür gider, (kimimiz de dünyaya gelir) dirilir. Bizi ancak (durmadan akıp giden) zaman yıpratır, helak eder" de derler. Oysa onların bu konuda - zaman hakkında- hiçbir bilgisi yoktur, sadece zanna göre hayali saçma hüküm verirler. (Zamanı da yaratan Allah Teâlâ’dır, O, dilerse zamanı da durdurur helak eder ki O, hem Evvel'dir hem de Ahir'dir"-Hadîd/3)— O. Kuntman