وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَٓاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۚ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ۟ ٥٢
Ve kayyadnâ lehum kurenâe fe zeyyenû lehum mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve hakka aleyhimul kavlu fî umemin kad halet min kablihim minel cinni vel ins(insi), innehum kânû hâsirîn(hâsirîne).
Biz kâfirlere (şeytanlardan) yoldaşlar musallat ettik de, onlar kendilerine, hem önlerindekini hem de arkalarındakini (dünyada yaptıkları veya yapacakları kötü amelleri) hoş ve süslü gösterdiler. Kendilerinden önce helak olmuş, cin ve insan toplulukları için uygulanan azap hükmü, onlara da gerekli olmuştur. Çünkü onların hepsi (azabı hak ettiler) hüsrâna uğrayanlardan oldular. (Nitekim)— O. Kuntman