Rad 43 Ayet 13. Cüz الرعد
13

Rad

— Gök Gürültüsü
43 Ayet 13. Cüz
الرعد
13
Rad
43 Ayet
الرعد
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓرٰ ۠تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِۜ وَالَّـذ۪ٓي اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ ١
Elif lâm mim râ tilke âyâtul kitâb(kitâbi), vellezî unzile ileyke min rabbikel hakku ve lâkinne ekseren nâsi lâ yu’minûn(yu’minûne).
Elif. Lam. Mim. Ra. Bunlar Kitab'ın (Kur'an’ın) ayetleridir. (Ey Muhammed) Sana Rabbinden indirilen haktır (gerçeğin ta kendisidir). Fakat insanların çoğu (Kur'an’ın Allah tarafından indirilmiş olduğuna) iman etmezler.— O. Kuntman
13:1
2
اَللّٰهُ الَّذ۪ي رَفَعَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ يُدَبِّرُ الْاَمْرَ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ ٢
Allâhullezî refeas semavâti bi gayri amedin terevnehâ summestevâ alel arşı ve sehhareş şemse vel kamer(kamere), kullun yecrî li ecelin musemmâ(musemmen), yudebbirul emre yufassılul âyâti leallekum bi likâi rabbikum tûkınûn(tûkınûne)."
(Ey insanlar) Şu görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra emri arş üzerine hükümran olan, güneşi ve ay'ı buyruğu altına alan Allah’tır ki, bunların her biri belli bir vakte kadar (yörüngelerinde) seyredip duruyor. Her işi O, yönetiyor, Rabbinize kavuşacağınıza inanmanız için ayetleri O açıklıyor.— O. Kuntman
13:2
3
وَهُوَ الَّذ۪ي مَدَّ الْاَرْضَ وَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْهَاراًۜ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ ف۪يهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ٣
Ve huvellezî meddel arda ve ceale fîhâ revâsiye ve enhârâ(enhâren), ve min kullis semerâti ceale fîhâ zevceynisneyni yugşil leylen nehâr(nehâre), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Yeryüzünü (enine boyuna yayıp) döşeyen, orada oturaklı dağlar ve ırmaklar yaratan O'dur ki, meyvelerden çifter çifter var ediyor; Geceyi de gündüzün üzerine O örtüyor; kuşkusuz bunlarda, düşünen bir toplum için bir çok ibretler vardır.— O. Kuntman
13:3
4
وَفِي الْاَرْضِ قِطَعٌ مُتَجَاوِرَاتٌ وَجَنَّاتٌ مِنْ اَعْنَابٍ وَزَرْعٌ وَنَخ۪يلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقٰى بِمَٓاءٍ وَاحِدٍ۠ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلٰى بَعْضٍ فِي الْاُكُلِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٤
Ve fîl ardı kıtaun mutecâvirâtun ve cennâtun min a’nâbin ve zer’un ve nahîlun sınvânun ve gayru sınvânin yuskâ bi mâin vâhid(vâhidin), ve nufaddılu ba’dehâ alâ ba’dın fîl ukul(ukuli), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
Yeryüzünde, birbirine komşu kıtalar, üzüm bağları, ekinler, çatallı çatalsız hurmalıklar vardır ki bunların hepsi de aynı sudan beslenir (böyle iken) biz onlardan bazısını yemişlerinde (ve tadlarında) bazısından üstün kılarız. İşte bunlarda da, aklını kullanacak bir toplum için bir çok ibretler vardır.— O. Kuntman
13:4
5
وَاِنْ تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ ءَاِذَا كُنَّا تُرَاباً ءَاِنَّا لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ الْاَغْلَالُ ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٥
Ve in ta’ceb fe acebun kavluhum e izâ kunnâ turâben e innâ le fî halkın cedîd(cedîdin), ulâikellezîne keferû bi rabbihim, ve ulâikel aglâlu fî a’nâkıhim, ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
(Ey Muhammed, sen en çok o müşriklerin senin peygamberliğini yalan saymalarına) Hayret edersin, oysa onların en çok şaşılacak sözleri "Biz toprak olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız?'' demeleridir. (*) İşte onlar Rablerini inkar edenlerdir, İşte onlar (kıyamet gününde) boyunlarına demir halkalar vurulacak olanlardır ve işte onlar cehennem ehlidirler ki, orada sonsuza dek kalacaklardır!— O. Kuntman
13:5
6
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُلَاتُۜ وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلٰى ظُلْمِهِمْۚ وَاِنَّ رَبَّكَ لَشَد۪يدُ الْعِقَابِ ٦
Ve yesta’cilûneke bis seyyieti kablel haseneti ve kad halet min kablihimul mesulât(mesulâtu), ve inne rabbeke lezû magfiretin lin nâsi alâ zulmihim, ve inne rabbeke le şedîdul ıkâb(ıkâbi).
(Ey Muhammed, müşrikler) Senden iyilikten önce kötülüğü tez elden isterler. (Sen onlara müjdeci ve uyarıcı olduğunu, -iman edip sâlih ameller işleyenleri cennet ile müjdelediğini; şirk ve küfürde direnenleri ise dünyada azap, ahirette ise cehennem ile uyardığını- bildirirsin de, onlar senden cennete götürecek yollan soracakları yerde -ahirete inanmadıkları için- seninle, "azap ne zaman getir de görelim?" diye alay etme küstahlığında bile bulunurlar) Oysa onlardan önce nice örnekler geçmiştir, (helak olan ümmetlerin harabeleri gözleri önündedir). Gerçek şu ki, onların bu kadar zulmetmelerine (şirk ve küfürde direnip seninle alay etmelerine) rağmen Rabbin onlar için mağfiret sahibidir! (Onları hemen helak etmiyor, onlara pişman olup tevbe etme ve imana gelmeleri için süre tanıyor, onlar bu mühletten yararlanmayıp da böyle şımararak haddi aştıkları takdirde bilmelidirler ki) Kuşkusuz Rabbinin azabı da çok şiddetlidir.— O. Kuntman
13:6
7
وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ اِنَّـمَٓا اَنْتَ مُنْذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ۟ ٧
Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihî), innemâ ente munzirun ve li kulli kavmin hâd(hâdin).
(Ey Muhammed) Kafirler (senin hak peygamber olduğunu inkar ederler de, evvelki peygamberler gibi) "Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?” derler. (*) Sen ancak bir uyarıcısın ve her kavmin bir hidayet rehberi (peygamberi) vardır. (Senin görevin. Kur'an mucizesiyle insanları doğru yola davet etmektir.— O. Kuntman
13:7
8
اَللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ اُنْثٰى وَمَا تَغ۪يضُ الْاَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُۜ وَكُلُّ شَيْءٍ عِنْدَهُ بِمِقْدَارٍ ٨
Allâhu ya’lemu mâ tahmilu kullu unsâ ve mâ tegîdul erhâmu ve mâ tezdâd(tezdâdu), ve kullu şey’in indehu bi mıkdâr(mıkdârin).
(O kafirler, Rablerinin birliğine ve kudretine ait delil mi istiyorlar? O halde düşünmeleri gerekmez mi ki) Allah her dişinin neye gebe kaldığını (bitki, hayvan ve insan olsun herhangi bir dişinin hangi tohumdan döllenip gebe kaldığını, helalden mi yoksa haramdan mı olduğunu, mümin mi veya kafir mi olacağım) bilir. Rahimlerin neyi eksiltip, neyi artırdığını (rahimdeki yavrunun eksik uzuvlu mu, yoksa artık uzuvlu mu olacağını ve gebeliğin düşükle mi sonlanacağını, prematüre- erken doğum mu- yoksa geciken bir doğum mu olacağını) da bilir. (Sadece bunlar değil) Herşey Allah'ın katında bir ölçü İledir. (Herşeyin haddi ve hududu vardır, varlıkların ve canlıların kendine mahsus bir yeri vardır. Yaratılış kademelerinde aşamayacağı belli bir sınırı, bir ömrü bulunmaktadır.. ki zincirleme olarak bütün bu sebepler silsilesi bütünüyle Allah’a dayanır. O'nun ilmi ile çerçevelenmiş olmayan hiçbir şey yoktur)— O. Kuntman
13:8
9
عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَب۪يرُ الْمُتَعَالِ ٩
Âlimul gaybi veş şehâdetil kebîrul muteâl(muteâli).
O, gaybı da âşikârı da bilendir, yücelerin Yücesidir:— O. Kuntman
13:9
10
سَوَٓاءٌ مِنْكُمْ مَنْ اَسَرَّ الْقَوْلَ وَمَنْ جَهَرَ بِه۪ وَمَنْ هُوَ مُسْتَخْفٍ بِالَّيْلِ وَسَارِبٌ بِالنَّهَارِ ٠١
Sevâun minkum men eserrel kavle ve men cehere bihî ve men huve mustahfin bil leyli ve sâribun bin nehâr(nehâri).
(Ey insanlar) Aranızdan sözünü gizleyen (kalbinde sır olarak tutan) ile onu açığa vuran ve gece karanlığında gizlenen ile gündüz sokakta yürüyen arasında (Cenab-ı Hakk'a göre) hiç fark yoktur, hepsinin durumu eşittir. (Hiçbir şey O'nun ilminin dışına çıkamaz, kimin iyi kimin kötü amel yaptığından ve kalbinde gizlediği şirk, küfür ve nifaktan anında haberdar olur.)— O. Kuntman
13:10
11
لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ يَحْفَظُونَهُ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْۜ وَاِذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِقَوْمٍ سُٓوءاً فَلَا مَرَدَّ لَهُۚ وَمَا لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَالٍ ١١
Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh(emrillâhi), innallâhe lâ yugayyiru mâ bi kavmin hattâ yugayyirû mâ bi enfusihim, ve izâ erâdallâhu bi kavmin sûen fe lâ meredde leh(lehu), ve mâ lehum min dûnihî min vâl(vâlin).
Her insanın önünde ve ardında; Allah'ın emriyle onu takip eden ve gözetleyen (melek)ler vardır (ki yaptığı her amelini defterine kaydederler, her insan gibi, toplumun tümünün -iman ve küfür- hangi istikamete meyletmesinin de önemi vardır.) Şüphe yok ki Allah, herhangi bir kavim yaratılışında bulunan güzel ahlakı değiştirmedikçe; (Rablerinin hüküm, emir ve yasaklarına riayet ettikçe) onlara bahşettiği nimeti -güzel ahlakı- elbette bozmaz. Fakat Allah bir kavme (şirk ve küfürde direndiklerinden ötürü) bir kötülük diledi mi, artık onu geri çevirecek hiçbir kuvvet yoktur. (İsteseler de istemeseler de Allah'ın murâd ettiği o kötülük ve ceza muhakkak meydana gelir.) Ve onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur!— O. Kuntman
13:11
12
هُوَ الَّذ۪ي يُر۪يكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنْشِئُ السَّحَابَ الثِّقَالَۚ ٢١
Huveellezî yurîkumul berka havfen ve tamean ve yunşius sehâbes sikâl(sikâle).
Allah,, size -korku ve umud içinde- şimşeği (çaktırır ve) gösterir. (Siz de onu görünce hem korkarsınız hem de umuda kapılırsınız.. Yıldırım düşmesinden korkarsınız, fakat arkasından rahmet beklersiniz) Sonra da Allah (yağmur dolu) ağır bulutları meydana getirir. (İşte Kur’an da böyledir, kulları korku ve umud içinde yoğurarak selamete erdirir, bir toplumda kalblerde Allah korkusu yer etmişse o toplum ilahi rahmeti hak etmiş demektir)— O. Kuntman
13:12
13
وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِه۪ وَالْمَلٰٓئِكَةُ مِنْ خ۪يفَتِه۪ۚ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُص۪يبُ بِهَا مَنْ يَشَٓاءُ وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللّٰهِۚ وَهُوَ شَد۪يدُ الْمِحَالِۜ ٣١
Ve yusebbihur ra’du bi hamdihî vel melâiketu min hîfetih(hîfetihî), ve yursilus savâıka fe yusîbu bihâ men ye?âu ve hum yucâdilûne fillâh(fillâhi), ve huve ?edîdul mihâl(mihâli).
Gök gürlemesi O'nu hamd ile tesbih eder. (Allah Teala'nın birliğini azametini ve kudretini ilan eder) Melekler de O'nu heybetinden dolayı tesbih ederler! Allah yıldırımlar gönderir de, onu dilediğine isabet ettirir, (onu yakar öldürür) buna rağmen kafirler hadlerini bilmezler de, Allah hakkında mücadele ederler. (O'nun birliğini inkar ederek Rablerine ortak koşarlar) Oysa O'nun cezası çok şiddetlidir!— O. Kuntman
13:13
14
لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّۜ وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَسْتَج۪يبُونَ لَهُمْ بِشَيْءٍ اِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ اِلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِه۪ۜ وَمَا دُعَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ ٤١
Lehu da’vetul hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehum bi şey’in illâ kebâsitı keffeyhi ilâl mâi li yebluga fâhu ve mâ huve bi bâligıhî, ve mâ duâul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).
Hak dua ancak O'nadır! (Tam yerine yapılmış olan dua ve yakarış, ancak Allah'a yapılan dua ve ibadettir, kafirlerin) Allah'ı bırakıp ta yalvarıp yakardıkları putlar ise kendilerine hiçbir şekilde karşılık veremezler. Onların durumu, uzaktan suya avucunu uzatan bir adamın haline benzer ki, ne kadar yalvarıp yakarsa su ağzına ulaşamaz. Kafirlerin (putlarına yaptıkları) duaları elbette sapıklıktan başka bir şey değildir.— O. Kuntman
13:14
15
Secde
وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعاً وَكَرْهاً وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ ۩ ٥١
Ve lillâhi yescudu men fis semâvâti vel ardı tav’an ve kerhen ve zilâluhum bil guduvvi vel âsâl(âsâli). (SECDE ÂYETİ)
Göklerde ve yerde olanların hepsi ve onların gölgeleri de sabah akşam ister istemez Allah'a secde ederler. (O halde Allah'ı bırakıp da yaratıklardan birini ilah edinmek ve onlardan yardım dilenmek hiç doğru bir davranış olur mu?)— O. Kuntman
13:15
16
قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلِ اللّٰهُۜ قُلْ اَفَاتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَ لَا يَمْلِكُونَ لِاَنْفُسِهِمْ نَفْعاً وَلَا ضَراًّۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۙ اَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُۚ اَمْ جَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِه۪ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْۜ قُلِ اللّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ ٦١
Kul men rabbus semâvâti vel ard(ardı), kulillâh(kulillâhu), kul e fettehaztum min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne li enfusihim nef’an ve lâ darrâ(darren), kul hel yestevil a’mâ vel basîru em hel testevîz zulumâtu ven nûr(nûru), em cealû lillâhi şurekâe halakû ke halkıhî fe teşâbehel halku aleyhim, kulillâhu hâliku kulli şey’in ve huvel vâhidul kahhâr(kahhâru).
(Ey Muhammed) De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir? (Onların cevabını beklemeden) De ki: "Allah'tır" (Çünkü onlar da bu gerçeği zaman zaman kabul etmek zorunda kalırlar) Deki: "O halde nasıl oluyor da, O'nu bırakıp da, -kendilerine bile ne bir yarar, ne de bir zarar vermeye güç yetiremeyen nesneleri (putları) -dost ve yardımcı ediniyorsunuz? De ki: Hiç kör ile gören (ibadetin hakkını ve layıkını bilmeyen cahil, müşrik, kalp gözü kör olan bir kimse ile Allah'ın birliğini tasdik eden, hakkı ve hakikati görüp kabul eden bir basiret sahibi) birbirine eşit olur mu? Ya da; karanlıklar ile aydınlık (delili olmayan, önü zifiri karanlık olan şirk ve küfür ile Allah'ın birliği inancı olan tevhid nuru) hiç birbirine eşit olur mu? (Aklı olan tevhid nurunu bırakıp da, şirk ve küfür karanlığına saplanır mı) Yoksa Allah’a; -O'nun gibi yaratan- bir takım ortaklar buldular da her iki yaratma kendilerine benzer mi göründü? De ki: "Allah herşeyi yaratandır. O, Birdir ve kahhâr'dır! (Herşeyi yok etme gücüne sahiptir, mülk ve hükümranlığında kendisine hiçbir ortak tanımaz ve buna muhtaç da değildir)— O. Kuntman
13:16
17
اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَسَالَتْ اَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَداً رَابِياًۜ وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِي النَّارِ ابْتِغَٓاءَ حِلْيَةٍ اَوْ مَتَاعٍ زَبَدٌ مِثْلُهُۜ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَۜ فَاَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَٓاءًۚ وَاَمَّا مَا يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الْاَرْضِۜ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَۜ ٧١
Enzele mines semâi mâen fe sâlet evdiyetun bi kaderihâ fahtemeles seylu zebeden râbiyâ(râbiyen), ve mimmâ yûkıdûne aleyhi fîn nâribtigâe hılyetin ev metâın zebedun misluh(misluhu), kezâlike yadribullâhul hakka vel bâtıl(bâtıle), fe emmez zebedu fe yezhebu cufâ’(cufâen), ve emmâ mâ yenfaun nâse fe yemkusufîl ard(ardı), kezâlike yadrıbullâhul emsâl(emsâle).
Allah; gökten su indirir de, dereler onunla dolar taşar!.. Yüze çıkan köpüğü -çerçöpü- ise sel alır götürür. (Bunun gibi) süslenmek için ateşte erittiğiniz madenlerin üzerinde de buna benzer bir köpük meydana gelir. İşte Allah, hak ile batılı böyle çarpıştırır. (Batıl olan) Köpük atılıp gider, insanlara yarar sağlayacak şey (hak) ise, yeryüzünde kalır; işte Allah böyle örnekler verir, (ki insanlar bu örneklerden gereken ibreti alsınlar).— O. Kuntman
13:17
18
لِلَّذ۪ينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمُ الْحُسْنٰىۜ وَالَّذ۪ينَ لَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُ لَوْ اَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاً وَمِثْلَهُ مَعَهُ لَافْتَدَوْا بِه۪ۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ سُٓوءُ الْحِسَابِۙ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ۟ ٨١
Lillezînestecâbû li rabbihimul husnâ, vellezîne lem yestecibû lehu lev enne lehum mâ fîl ardı cemîan ve mislehu meahu leftedev bih(bihî), ulâike lehum sûul hısâbi ve me’vâhum cehennem(cehennemu), ve bi’sel mihâd(mihâdu).
(Ey insanlar, biliniz ki) Rablerinin (peygamber vasıtasıyle yaptığı) hak daveti kabul edenler için en güzel mükafat (cennet) vardır, kabul etmeyenlere gelince, -yeryüzünde olan şeylerin hepsi ve bir o kadarı kendilerinin olsa- azaptan kurtulmak için elbette tümünü fedâ etmek isterlerdi. (Fakat yine de kabul edilmezdi) İşte hesabın en kötüsü onlara uygulanır ki varacakları yer cehennemdir, orası ne kötü bir son duraktır!— O. Kuntman
13:18
19
اَفَمَنْ يَعْلَمُ اَنَّـمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ كَمَنْ هُوَ اَعْمٰىۜ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِۙ ٩١
E fe men ya’lemu ennemâ unzile ileyke min rabbikel hakku ke men huve a’mâ, innemâ yetezekkeru ûlul elbâb(elbâbi).
(Ey Muhammed, öyle ya) Rabbimden sana indirilenin (Kur'an'ın) hak olduğunu bilen (ve ona tabi olan) kimse (onu inkar eden basiretten yoksun olan) o a'ma ile hiç eşit olur mu? Fakat bunu ancak selim akla sahip kimseler idrak ederler! (ki)— O. Kuntman
13:19
20
اَلَّذ۪ينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْم۪يثَاقَۙ ٠٢
Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
Onlar, Allah’ın ahdini yerine getirirler, (Elest günü, Rablerinin, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna "Evet Rabbimizsin" cevabını verdiklerini asla unutmazlar, sadece Ona kulluk ederler) ve mîsâkı (Rableri ile olduğu gibi, kullar arasında yaptıkları andlaşmaları da) bozmazlar.— O. Kuntman
13:20
21
وَالَّذ۪ينَ يَصِلُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُٓوءَ الْحِسَابِۜ ١٢
Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Allah’ın bitiştirilmesini emrettiği şeyi (müminler arasındaki birliği) sağlarlar. (Akrabalara, fakirlere iyilik ve yardımda bulunurlar, toplumda çıkan ayrılığı gidermeye çalışırlar... Yaptıkları ve yapmadıkları amellerde) Rablerinden sakınırlar ve (ahirette) kötü duruma düşmekten korkarlar. (O gün gelip çatmadan evvel kendi kendilerini -vicdanlarında - hesaba çekerler)— O. Kuntman
13:21
22
وَالَّذ۪ينَ صَبَرُوا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً وَيَدْرَؤُ۫نَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِۙ ٢٢
Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri).
Rablerinin rızasına ermek için (her sıkıntıya) katlanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık (Allah yolunda) harcarlar ve kötülüğü iyilikle savarlar. (Bir kimseden kötü bir söz işitseler, kendileri güzel bir söz ile karşılıkta bulunurlar) İşte onlardır mutlu sonuca erecek olanlar!— O. Kuntman
13:22
23
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ بَابٍۚ ٣٢
Cennâtu adnin yedhulûnehâ ve men salaha min âbâihim ve ezvâcihim ve zurriyyâtihim vel melâiketu yedhulûne aleyhim min kulli bâb(bâbin).
(Onlar) Adn cennetlerine, atalarından, eşlerinden ve çocuklarından sâlih olanlarla beraber girecekler, melekler de her kapıdan yarılarına yanaşıp onlara:— O. Kuntman
13:23
24
سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِۜ ٤٢
Selâmun aleykum bi mâ sabertum fe ni’me ukbed dâr(dâri).
(dünyada hak uğruna türlü sıkıntılara) Katlandığınız için selam olsun sizlere; (gördünüz) ahiret yurdu ne kadar güzel" diye nida ederler.— O. Kuntman
13:24
25
وَالَّذ۪ينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ م۪يثَاقِه۪ وَيَقْطَعُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِۙ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُٓوءُ الدَّارِ ٥٢
Vellezîne yankudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıhi ve yaktaûne mâ emerallâhu bihi en yûsale ve yufsidûne fîl ardı ulâike lehumul la’netu ve lehum sûud dâr(dâri).
O kimseler (münafıklar) ki, Allah’ın ahdini -pekiştirdikten sonra- bozarlar! (İman ettik, dedikleri halde Rablerinin hüküm, emir ve yasaklarını tanımazlar, yemin ederek yaptıkları andlaşmalara da riayet etmezler) Allah’ın bitiştirilmesini emretti şeyi (müminler arasındaki birliği) bozmaya ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar, işte lanet onlaradır ve yurdun kötüsü (olan cehennem) de onlarındır!— O. Kuntman
13:25
26
اَللّٰهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ وَفَرِحُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا مَتَاعٌ۟ ٦٢
Allâhu yebsutur rızka li men yeşâu ve yakdir(yakdiru), ve ferihû bil hayâtid dunyâ, ve mal hayâtud dunyâ fîl âhıreti illâ metâ’u(metâun).
(Ey insanlar biliniz ki) Allah, dilediği kulunun rızkını genişletir de daraltır da! (Bazan bir kafire büyük servet verdiği halde, bir mümini zaruret içinde bırakabilir.. bu, O'nun hikmeti ve imtihanı gereğidir.. bu bakımdan malım mülküm var diye böbürlenmemelidir.. çünkü o mal kafirin sorumluluğunu ve cezasını artırmaktan başka bir işe yaramaz) Müşrikler dünya hayatı ile şımardılar! (da fakir müminleri hor gördüler) Oysa ahiret nimetlerinin yanında, dünya hayatının zevk ve sefası geçici ve değersiz bir yararlanmadan başka birşey değildir.— O. Kuntman
13:26
27
وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ اَنَابَۚ ٧٢
Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
O küfredenler: "Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?" dediler. (Peygamber'den -onun peygamber olduğuna inanmak için- safa tepesini altın'a çevirmesini, kendileri için pınarlar akıtmasını vs. istediler) (Ey Muhammed) De ki: "Allah, dilediğini (işte böyle) sapıklığa düşürür! (Rabbinin ayetlerini ve ahireti inkar eden dünya zevk ve sefasından başka bir şey düşünmeyen kafirlere şeytanı musallat eder. O da onları azdırdıkça azdırır, günah üstüne günah işletir, böyle olur olmaz taleplerde bulunmalarını telkin ederek onları sapıklık uçuruma sürükler) Kendisine yönelen kulunu ise hidayete erdirir.— O. Kuntman
13:27
28
اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ ٨٢
Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
Onlar ki iman etmişlerdir ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşmuştur! (Ey iman edenler) Haberiniz olsun ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura eder.— O. Kuntman
13:28
29
اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُوبٰى لَهُمْ وَحُسْنُ مَاٰبٍ ٩٢
Ellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti tûbâ lehum ve husnu meâb(meâbin).
İman edip de sâlih ameller işleyenler, ne mutlu onlara! Sonunda varılacak güzel yurt onlarındır.— O. Kuntman
13:29
30
كَذٰلِكَ اَرْسَلْنَاكَ ف۪ٓي اُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهَٓا اُمَمٌ لِتَتْلُوَ۬ا عَلَيْهِمُ الَّـذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمٰنِۜ قُلْ هُوَ رَبّ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ مَتَابِ ٠٣
Kezâlike erselnâke fî ummetin kad halet min kablihâ umemun li tetluve aleyhimullezî evhaynâ ileyke ve hum yekfurûne bir rahmân(rahmâni), kul huve rabbî lâ ilâhe illâ hû(hûve), aleyhi tevekkeltu ve ileyhi metâb(metâbi).
(Ey Muhammed) İşte seni, -kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği- bir ümmete gönderdik ki, sana vahyettiğimizi (Kur'an'ı) onlara okuyasın. Oysa onlar Rahman'ı inkar ediyorlar. ("Rahman ne imiş?" -Furkan/ 60- diyorlar) De ki: O, benim Rabbim'dir, O'ndan gayrı ilah yoktur, ben sadece O'na güvenip dayanırım ve dönüşüm de O'nadır!— O. Kuntman
13:30
Yükleniyor...
Rad
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle