قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلِ اللّٰهُۜ قُلْ اَفَاتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَ لَا يَمْلِكُونَ لِاَنْفُسِهِمْ نَفْعاً وَلَا ضَراًّۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۙ اَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُۚ اَمْ جَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِه۪ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْۜ قُلِ اللّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ ٦١
Kul men rabbus semâvâti vel ard(ardı), kulillâh(kulillâhu), kul e fettehaztum min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne li enfusihim nef’an ve lâ darrâ(darren), kul hel yestevil a’mâ vel basîru em hel testevîz zulumâtu ven nûr(nûru), em cealû lillâhi şurekâe halakû ke halkıhî fe teşâbehel halku aleyhim, kulillâhu hâliku kulli şey’in ve huvel vâhidul kahhâr(kahhâru).
(Ey Muhammed) De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir? (Onların cevabını beklemeden) De ki: "Allah'tır" (Çünkü onlar da bu gerçeği zaman zaman kabul etmek zorunda kalırlar) Deki: "O halde nasıl oluyor da, O'nu bırakıp da, -kendilerine bile ne bir yarar, ne de bir zarar vermeye güç yetiremeyen nesneleri (putları) -dost ve yardımcı ediniyorsunuz? De ki: Hiç kör ile gören (ibadetin hakkını ve layıkını bilmeyen cahil, müşrik, kalp gözü kör olan bir kimse ile Allah'ın birliğini tasdik eden, hakkı ve hakikati görüp kabul eden bir basiret sahibi) birbirine eşit olur mu? Ya da; karanlıklar ile aydınlık (delili olmayan, önü zifiri karanlık olan şirk ve küfür ile Allah'ın birliği inancı olan tevhid nuru) hiç birbirine eşit olur mu? (Aklı olan tevhid nurunu bırakıp da, şirk ve küfür karanlığına saplanır mı) Yoksa Allah’a; -O'nun gibi yaratan- bir takım ortaklar buldular da her iki yaratma kendilerine benzer mi göründü? De ki: "Allah herşeyi yaratandır. O, Birdir ve kahhâr'dır! (Herşeyi yok etme gücüne sahiptir, mülk ve hükümranlığında kendisine hiçbir ortak tanımaz ve buna muhtaç da değildir)— O. Kuntman