Enam 165 Ayet Mekke · الأنعام
6

Enam

Davar · Mekke
6
Davar · Mekke
الأنعام
165
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَۜ ثُمَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ ١
Elhamdu lillâhillezî halakas semâvâti vel arda ve cealez zulumâti ven nûr(nûra), summellezîne keferû bi rabbihim ya’dilûn(ya’dilûne).
Gökleri, yeri yaratan, karanlıkları, aydınlığı yapan Allah/a hamdolsun. Bu kudreti gördükten sonra kâfir olanlar yine onu rableri olan putlarıyle beraber tutuyorlar. [1] Sûre-i Celîle Mekkî'dir (165) âyettir.— İ. H. İzmirli
6:1
2
هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ ط۪ينٍ ثُمَّ قَضٰٓى اَجَلاًۜ وَاَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ ثُمَّ اَنْتُمْ تَمْتَرُونَ ٢
Huvellezî halakakum min tînin summe kadâ ecelâ(ecelen), ve ecelun musemmen ındehu summe entum temterûn(temterûne).
Sizi ilk önce çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir kılan O/dur. Bir de O/nun yanında malûm bir ecel vardır [²]. Hakikat böyle iken yine siz şüpheye düşüyorsunuz. [2] Bu ecel kıyamet kopmaya mahsus olan eceldir.— İ. H. İzmirli
6:2
3
وَهُوَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَفِي الْاَرْضِۜ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ ٣
Ve huvellâhu fîs semâvâti ve fîl ard(ardı), ya’lemu sirrakum ve cehrekum ve ya’lemu mâ teksibûn(teksibûne).
Göklerde ve yerde Tanrı O/dur. O, gizlinizi, aşikârınızı bilir, kazançlarınızı da bilir.— İ. H. İzmirli
6:3
4
وَمَا تَأْت۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَ ٤
Ve mâ te’tîhim min âyetin min âyâti rabbihim illâ kânû anhâ mu’rıdîn(mu’rıdîne).
Mekkelilere Rablerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki ondan dönmüş olmasınlar.— İ. H. İzmirli
6:4
5
فَقَدْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْۜ فَسَوْفَ يَأْت۪يهِمْ اَنْبٰٓـؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٥
Fe kad kezzebû bil hakkı lemmâ câehum, fe sevfe ye’tîhim enbâû mâ kânûbihî yestehziûn(yestehziûne).
Artık onlara hak [³] geldi mi mutlak onu yalan sayarlar. Fakat onlar maskaralığa aldıkları şeyin haberlerini alacaklardır [⁴]. [3] Kur'an-ı Mübin veya Nebi-i Zişan veya Şer'i Metin veya Mucizat. [4] Maskaralıklarının cezalarını göreceklerdir. Doğru olmadığını görüp anlayacaklardır.— İ. H. İzmirli
6:5
6
اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَاَرْسَلْنَا السَّمَٓاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَاراًۖ وَجَعَلْنَا الْاَنْهَارَ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْناً اٰخَر۪ينَ ٦
E lem yerev kem ehleknâ min kablihim min karnin mekkennâhum fîl ardı mâ lem numekkin lekum ve erselnes semâe aleyhim midrâren ve cealnâl enhâre tecrî min tahtihim fe ehleknâhum bi zunûbihim ve enşe’nâ min ba’dihim karnen âharîn(âharîne).
Kendilerinden evvel ne kadar ümmet helâk ettiğimizi görmediler mi? Onları, sizi yerleştirmediğimiz yere yerleştirmiştik [⁵]. Onlara ihtiyaç zamanında peyderpey yağmur göndermiştik. Altlarından [⁶] akar birtakım ırmaklar akıtmıştık. Onlar âsi olmakla biz de onları günahlarından nâşi helâk ettik. Onlardan sonra başka bir ümmet peyda ettik. [5] Veya size vermediğimiz kuvveti ve serveti onlara vermiştik. [6] Köşklerinin, bahçelerinin, menzillerinin altından.— İ. H. İzmirli
6:6
7
وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَاباً ف۪ي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِاَيْد۪يهِمْ لَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ٧
Ve lev nezzelnâ aleyke kitâben fî kırtâsin fe le mesûhu bi eydîhim le kâlelezîne keferû in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).
Sana kâğıtta yazılı bir Kitap indireydik [⁷], onlar da ona elleriyle dokunmuş olsalardı yine kâfir olanlar «bu, açık bir büyücülükten başka bir şey değildir» derlerdi. [7] İstedikleri gibi defaten, bir sahifede yazılan bir kitap.— İ. H. İzmirli
6:7
8
وَقَالُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌۜ وَلَوْ اَنْزَلْنَا مَلَكاً لَقُضِيَ الْاَمْرُ ثُمَّ لَا يُنْظَرُونَ ٨
Ve kâlû lev lâ unzile aleyhi melek(melekun), ve lev enzelnâ meleken, le kudıyel emru summe lâ yunzarûn(yunzarûne).
Onlar «Muhammed/e melek indirilmeliydi de melek onun peygamber olduğunu bildirmeliydi» dediler. Eğer melek indirseydik iş olup biterdi [⁸], sonra onlara mühlet de verilmezdi [⁹]. [8] Yine inanmazlardı da helâk olurlardı; [9] Bu husus haklarında daha güç olurdu.— İ. H. İzmirli
6:8
9
وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكاً لَجَعَلْنَاهُ رَجُلاً وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِمْ مَا يَلْبِسُونَ ٩
Ve lev cealnâhu meleken le cealnâhu raculen ve le lebesnâ aleyhim mâ yelbisûn(yelbisûne).
Peygamberi melek göndereydik elbette bir kişi suretinde yapardık. Onlara yine şüphelendikleri şeyi şüpheli kılardık [¹]. [1] «Ay! Bu da senin gibi insandır» derlerdi, yine şüphe, ye düşerlerdi.— İ. H. İzmirli
6:9
10
وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٠١
Ve lekadistuhzie bi rusulin min kablike fe hâka billezîne sehırû minhum mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
* Senden evvel peygamberler de eğlenceye alınmışlardı. Akabinde eğlencelerinin vebali maskaralık edenleri sardı [²]. [2] Cezalarını çektiler, sen sıkılma.— İ. H. İzmirli
6:10
11
قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ ١١
Kul sîrû fîl ardı summenzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
De ki yer yüzünde gezin, tozun; sonra yalan sayanların sonu ne olduğuna bakın.— İ. H. İzmirli
6:11
12
قُلْ لِمَنْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلْ لِلّٰهِۜ كَتَبَ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۜ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٢١
Kul li men mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), kul lillâh(lillâhi), ketebe alâ nefsihir rahmeh(rahmete), le yecmeannekum ilâ yevmil kıyâmeti lâ reybe fîh(fîhi), ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).
De ki «Göklerde ve yerde olanlar kimindir?». Cevap vermezlerse de ki «o, Allah/ındır» Allah fazl-ü keremi ile nefsine rahmet yazmıştır. * Sizi şüphe götürmeyen kıyamet günü mutlak toplayacaktır. Kendilerini ziyana sokanlar [³] O/na inanmazlar. [3] Sermayeleri olan akl-ı selimi, fıtreti kaybedenler.— İ. H. İzmirli
6:12
13
وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي الَّيْلِ وَالنَّهَارِۜ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٣١
Ve lehu mâ sekene fîl leyli ven nehâr(nehâri), ve huves semîul alîm(alîmu).
Gece de, gündüz de ne varsa hepsi O/nundur. O, işiten, hakkıyle bilen Zattır.— İ. H. İzmirli
6:13
14
قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِياًّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُۜ قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ٤١
Kul e gayrallâhi ettehızu veliyyen fâtırıs semâvâti vel ardı ve huve yut’ımu ve lâ yut’am(yut’amu), kul innî umirtu en ekûne evvele men esleme ve lâ tekûnenne minel muşrikîn(muşrikîne).
Onlara de ki ben gökleri ve yeri yaratan, halka yemek verip kendisine hiçbir kimse tarafından yemek verilmeyen Tanrıdan başka bir tapacağı yâr edinir miyim? De ki bana, müslüman olanların ilki olmaklığım emrolundu [⁴]. Bana sakın şerik koşanlardan olma, denildi. [4] Çünkü her peygamber ilk iman eder.— İ. H. İzmirli
6:14
15
قُلْ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ٥١
Kul innî ehâfu in asaytu rabbî azâbe yevmin azîm(azîmin).
De ki Rabbime karşı gelirsem kıyamet günü büyük azaptan korkarım.— İ. H. İzmirli
6:15
16
مَنْ يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُۜ وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْمُب۪ينُ ٦١
Men yusraf anhu yevme izin fe kad rahımeh(rahımehu), ve zâlikel fevzul mubîn(mubînu).
O gün, herkim azaptan döndürülürse [⁵] Allah onu esirgemiş olur. Bu ise apaşikâr bir kurtuluştur. [5] Yahut Allah herkimi azaptan döndürürse.— İ. H. İzmirli
6:16
17
وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَۜ وَاِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٧١
Ve in yemseskellâhu bi durrin fe lâ kâşife lehu illâ huve, ve in yemseske bi hayrın fe huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Allah sana bir sıkıntı verirse O/ndan başka onu kaldıracak yoktur. Şayet sana bir hayır verirse başkası onu döndüremez. Çünkü O, her şeye tamamıyle kaadirdir.— İ. H. İzmirli
6:17
18
وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِه۪ۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ ٨١
Ve huvel kâhiru fevka ıbâdih(ıbâdihî), ve huvel hakîmul habîr(habîru).
O, kullarının üstünde kahirdir [⁶]. O; hâkimdir, agâhtır. [6] Asla âciz olmayacak bir kaadirdir, mutasarrıf-ı mutlaktır.— İ. H. İzmirli
6:18
19
قُلْ اَيُّ شَيْءٍ اَكْبَرُ شَهَادَةًۜ قُلِ اللّٰهُ شَه۪يدٌ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْ وَاُو۫حِيَ اِلَيَّ هٰذَا الْقُرْاٰنُ لِاُنْذِرَكُمْ بِه۪ وَمَنْ بَلَغَۜ اَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ اَنَّ مَعَ اللّٰهِ اٰلِهَةً اُخْرٰىۜ قُلْ لَٓا اَشْهَدُۚ قُلْ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَاِنَّن۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَۢ ٩١
Kul eyyu şey’in ekberu şehâdeh(şehâdeten), kulillâhu şehîdun, beynî ve beynekum ve ûhiye ileyye hâzâl kur’ânu li unzirekum bihî ve men belag(belaga), e innekum le teşhedûne enne meallâhi âliheten uhrâ, kul lâ eşhed(eşhedu), kul innemâ huve ilâhun vâhidun ve innenî berîun mimmâ tuşrikûn(tuşrikûne).
De ki şehadette en büyük şey hangisidir. Cevap vermezlerse de ki «Allah/tır. O benim ile sizin aranızda hakkıyle şahittir. Bu Kur/an; bana kendisiyle hem sizi, hem onu duyan kimseyi Allah azabıyle korkutmak için vahiy olundu. Acaba siz Allah ile beraber başka mâbutlar bulunduğuna şehadet eder misiniz?». De ki «Şehadet etmem» de ki «O, ancak tek bir tapacaktır. Benim de şerik koştuğunuz şeylerle ilişiğim yoktur.»— İ. H. İzmirli
6:19
20
اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَٓاءَهُمْۢ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ۟ ٠٢
Ellezîne âteynâhumul kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Kitaba nâil ettiğimiz kimseler peygamberi, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Şirk ile kendilerini ziyana sokanlar ise iman getirmezler.— İ. H. İzmirli
6:20
21
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ ١٢
Ve men azlemu mimmenifterâ alâllâhi keziben ev kezzebe bi âyâtih(âyatihî), innehu lâ yuflihuz zâlimûn(zâlimûne).
Allah namına yalan uyduran veya âyetlerini yalan sayanlardan daha zalim kim olabilir? Zalimler bunun için felâh bulmazlar.— İ. H. İzmirli
6:21
22
وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَم۪يعاً ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَيْنَ شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ ٢٢
Ve yevme nahşuruhum cemîan summe nekûlu lillezîne eşrakû eyne şurekâukumullezîne kuntum tez’umûn(tez’umûne).
O gün onların hepsini bir yere toplarız. Sonra müşrik olanlara «zuum ettiğiniz şerikleriniz [¹] nerede?» deriz. [1] Allah'a şerik sandığınız putlar.— İ. H. İzmirli
6:22
23
ثُمَّ لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا وَاللّٰهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِك۪ينَ ٣٢
Summe lem tekun fitnetuhum illâ en kâlû vallâhi rabbinâ mâ kunnâ muşrikîn(muşrikîne).
Bundan sonra «Rabbimiz Allah hakkı için [²] bizler müşrik değilleriz.» demeden başka onların hiçbir mazeretleri bulunmaz. [2] Yahut ey Rabbimiz! Allah hakkı için.— İ. H. İzmirli
6:23
24
اُنْظُرْ كَيْفَ كَذَبُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ٤٢
Unzur keyfe kezebû alâ enfusihim ve dalle anhum, mâ kânû yefterûn(yefterûne).
Baksana nasıl kendilerine karşı yalan söylediler. Uydurdukları putları da nasıl ortadan kalkıp gitti.— İ. H. İzmirli
6:24
25
وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَۚ وَجَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْراًۜ وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫كَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ٥٢
Ve minhum men yestemiu ileyk(ileyke), ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minû bihâ, hattâ izâ câuke yucâdilûneke yekûlullezîne keferû in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn(evvelîne).
Onlardan bazıları sana kulak verir. Biz okuduğunu anlamamaları için kalplerine perdeler, kulaklarına ağırlık koyduk. İstedikleri herhangi mucizeyi gözleriyle görseler yine ona inanmazlar. Nihayet sana gelince yine çene çalarlar. Kâfir olanlar, bu Kur/an eskilerin masallarından başka bir şey değildir [³] derler. [3] Yani böyle çene çalarlar.— İ. H. İzmirli
6:25
26
وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْـَٔوْنَ عَنْهُۚ وَاِنْ يُهْلِكُونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ ٦٢
Ve hum yenhevne anhu ve yen’evne anh(anhu), ve in yuhlikûne illâ enfusehumve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Onlar halkı Kur/an dinlemeden [⁴] alıkorlar, kendileri de ondan uzak dururlar. Farkına varmaksızın yalnız kendilerini helâk ederler. [4] Veya peygambere imandan alıkorlar.— İ. H. İzmirli
6:26
27
وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ وُقِفُوا عَلَى النَّارِ فَقَالُوا يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ وَلَا نُكَذِّبَ بِاٰيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ٧٢
Ve lev terâ iz vukıfû alen nâri fe kâlû yâ leytenâ nureddu ve lâ nukezzibe bi âyâti rabbinâ ve nekûne minel mu’minîn(mu’minîne).
Onları, ateşte durdurulup «ne olaydı! Dünyaya gerisin geriye döndürülmüş olaydık da Rabbimizin âyetlerini yalan saymayaydık, mü/minlerden olaydık» dedikleri vakit görseydin [⁵]. [5] Cevap ehemmiyetine mebni mahfuzdur. «Dil ile târif olunamayacak derecede bir felâkette bulunduklarını görürdün» diye takdir olunabilir. Yahut ateşe durdurulduklarını görseydin o halde «ne olaydı! Geri döneydik, âyetleri yalan saymayaydık, mü'minlerden olaydık» derler.— İ. H. İzmirli
6:27
28
بَلْ بَدَا لَهُمْ مَا كَانُوا يُخْفُونَ مِنْ قَبْلُۜ وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ٨٢
Bel bedâ lehum mâ kânû yuhfûne min kabl(kablu),ve lev ruddû le âdû li mâ nuhû anhuve innehum le kâzibûn(kâzibûne).
Hayır, bundan evvel gizledikleri işler ortaya çıkmıştır [¹]. Şayet onlar geri döndürülmüş olsaydılar yine men olundukları şeye dönerlerdi. Onlar, muhakkak yalancıdırlar. [1] Yani gizledikleri bâtıl itikatlarının cezasını buldular da onun için geri dönmek istiyorlar.— İ. H. İzmirli
6:28
29
وَقَالُٓوا اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَ ٩٢
Ve kâlû in hiye illâ hayatuned dunyâ ve mâ nahnu bi meb’ûsîn(meb’ûsîne).
Onlar; «hayat, bu dünyadaki hayattan ibarettir. Bizler tekrar dirilecek değiliz» dediler.— İ. H. İzmirli
6:29
30
وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ وُقِفُوا عَلٰى رَبِّهِمْۜ قَالَ اَلَيْسَ هٰذَا بِالْحَقِّۜ قَالُوا بَلٰى وَرَبِّنَاۜ قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ۟ ٠٣
Ve lev terâ iz vukıfû alâ rabbihim, kâle e leyse hâzâ bil hakk(hakkı), kâlû belâ ve rabbinâ, kâle fe zûkûl azâbe bimâ kuntum tekfurûn(tekfurûne).
Onları, Rablerine [²] arz olundukları zaman görseydin [³]. Rableri «bu, [⁴] doğru değil mi?» der. Onlar da: «Rabbimiz hakkı için ki elbette doğrudur» derler. Rableri: «Öyle ise kâfir olduğunuzdan nâşi azabı tadın!» der. [2] Yani hesabına, sualine arz olundukları zaman. [3] Yine cevap mahfuzdur «dehşetli bir hal görürdük» denilebilir. [4] Mezardan kalkmak, dirilmek.— İ. H. İzmirli
6:30
Yükleniyor...
Enam
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle