Kasas 88 Ayet Mekke · القصص
28

Kasas

Tarihi Vakalar · Mekke
28
Tarihi Vakalar · Mekke
القصص
88
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
طٰسٓمٓۜ ١
Tâ sîn mîm.
Tâ, Sin, Mîm. [3] Mekke'de nazil olmuş, (88) âyettir.— İ. H. İzmirli
28:1
2
تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْمُب۪ينِ ٢
Tilke âyâtul kitâbil mubîn(mubîni).
Bu, vazıh olan Kitabın âyetleridir.— İ. H. İzmirli
28:2
3
نَتْلُوا عَلَيْكَ مِنْ نَبَأِ مُوسٰى وَفِرْعَوْنَ بِالْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٣
Netlû aleyke min nebei mûsâ ve fir’avne bil hakkı li kavmin yu’minûn(yu’minûne).
Musa ve Fir/avuna ait haberleri [⁴] sana doğru olarak beyan edeceğiz ki mü/minler müstefit olsunlar. [4] Veya bir kısmını.— İ. H. İzmirli
28:3
4
اِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْاَرْضِ وَجَعَلَ اَهْلَهَا شِيَعاً يَسْتَضْعِفُ طَٓائِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّـحُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَيَسْتَحْـي۪ نِسَٓاءَهُمْۜ اِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِد۪ينَ ٤
İnne fir’avne alâ fîl ardı ve ceale ehlehâ şiyean yestad’ıfu tâifeten minhum yuzebbihu ebnâehum ve yestahyî nisâehum, innehu kâne minel mufsidîn(mufsidîne).
Firavun, yok mu, o Mısır toprağında yükseldi, ahalisini de [⁵] bölük bölük eyledi [⁶]. Onlardan birtakımını [⁷] zebun ve makhur etmişti. Bunların doğan erkek çocuklarını boğazlar, kızlarını diri bırakırdı. Çünkü o, müfsitlerden biriydi. [5] Gerek yerli olan kiptiler olsun, gerek İsrail oğulları olan sıptiler olsun. [6] Veya uyuşmamaları için aralarını bozdu. [7] İsrail oğullarını.— İ. H. İzmirli
28:4
5
وَنُر۪يدُ اَنْ نَمُنَّ عَلَى الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْاَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ اَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِث۪ينَۙ ٥
Ve nurîdu en nemunne alellezînestud’ıfû fîl ardı ve nec’alehum eimmeten ve nec’alehumul vârisîn(vârisîne).
Biz de Mısır toprağında zebun edilen İsrail oğullarına bol nimet vermek, onları hayırda pişüva kılmak, Firavun/un emlâkine vâris yapmak.— İ. H. İzmirli
28:5
6
وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْاَرْضِ وَنُرِيَ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُمْ مَا كَانُوا يَحْذَرُونَ ٦
Ve numekkine lehum fîl ardı ve nuriye fir’avne ve hâmâne ve cunûdehumâ minhum mâ kânû yahzerûn(yahzerûne).
Onlara yeryüzünde bir yer vermek; Firavun/a, Haman/a ve ordularına, İsrail oğullarından kaçındıkları şeyi [¹] göstermek istedik. [1] Mülkünün zevalini, helâklerini.— İ. H. İzmirli
28:6
7
وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّ مُوسٰٓى اَنْ اَرْضِع۪يهِۚ فَاِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَاَلْق۪يهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَاف۪ي وَلَا تَحْزَن۪يۚ اِنَّا رَٓادُّوهُ اِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ ٧
Ve evhaynâ ilâ ummi mûsâ en erdıîh(erdıîhi), fe izâ hıfti aleyhi fe elkîhi fîl yemmi ve lâ tehâfî ve lâ tahzenî, innâ râddûhu ileyki ve câılûhu minel murselîn(murselîne).
Musa/nın anasına da şöyle vahiy ettik [²]: Musa/yı emzir, eğer onun için korkacak olursan onu Nil deryasına bırak, boğulacağından korkma, ayrılığından dolayı gam çekme. Çünkü biz onu sana geri döndüreceğiz, biz onu peygamberlerden biri yapacağız. [2] İlham ile veya rüyada bildirdik.— İ. H. İzmirli
28:7
8
فَالْتَقَطَهُٓ اٰلُ فِرْعَوْنَ لِيَكُونَ لَهُمْ عَدُواًّ وَحَزَناًۜ اِنَّ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا كَانُوا خَاطِـ۪ٔينَ ٨
Feltekatahû âlu fir’avne li yekûne lehum aduvven ve hazenâ(hazenen), inne fir’avne ve hâmâne ve cunûdehumâ kânû hâtıîn(hâtıîne).
Firavun/un adamları bilâhare kendilerine düşman kesilecek, üzülmelerine bais olacak olan Musa/yı, alıp beslediler. Çünkü Firavun, Haman ve askerleri suçluydular.— İ. H. İzmirli
28:8
9
وَقَالَتِ امْرَاَتُ فِرْعَوْنَ قُرَّتُ عَيْنٍ ل۪ي وَلَكَۜ لَا تَقْتُلُوهُۗ عَسٰٓى اَنْ يَنْفَعَنَٓا اَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَداً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٩
Ve kâletimraetu fir’avne kurretu aynin lî ve lek(leke), lâ taktulûhu asâ en yenfeanâ ev nettehızehu veleden ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Firavunun karısı Firavun/a dedi ki «— Bu çocuk bana ve sana göz aydınlığı olsun, onu öldürmeyin. Olabilir ki bize faydası dokunur veya onu oğul ediniriz». Onlarsa işin farkında değillerdi.— İ. H. İzmirli
28:9
10
وَاَصْبَحَ فُؤٰادُ اُمِّ مُوسٰى فَارِغاًۜ اِنْ كَادَتْ لَتُبْد۪ي بِه۪ لَوْلَٓا اَنْ رَبَطْنَا عَلٰى قَلْبِهَا لِتَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ٠١
Ve asbaha fuâdu ummi mûsâ fârigâ(fârigan), in kâdet le tubdî bihî lev lâ en rabatnâ alâ kalbihâ li tekûne minel mu’minîn(mu’minîne).
Musa/nın anası bu hali duyunca kalbi bomboş oldu, [³] biz onun vâdemize iman getirenlerden olması için kalbine vahiy bağlamasaydık [⁴], az kaldı işi meydana çıkaracaktı [⁵]. [3] Yani Musa'dan başka bir şey düşünmüyordu veya aklı başından gitti. [4] Vahyimize iman etmeyi hatırlatmasaydık da sabır vermeseydik. [5] Dehşetinden veya sevincinden «o, benim oğlumdur» diyecekti.— İ. H. İzmirli
28:10
11
وَقَالَتْ لِاُخْتِه۪ قُصّ۪يهِۘ فَبَصُرَتْ بِه۪ عَنْ جُنُبٍ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَۙ ١١
Ve kâlet li uhtihî kussîhi fe besurat bihî an cunubin ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Musa/nın anası, kız kardeşine dedi ki kardeşinin izini takip et. Kız kardeşi de uzaktan uzağa takip edip onu uzaktan görmüştü. Halbuki onlar bunun farkında değillerdi.— İ. H. İzmirli
28:11
12
وَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ الْمَرَاضِعَ مِنْ قَبْلُ فَقَالَتْ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰٓى اَهْلِ بَيْتٍ يَكْفُلُونَهُ لَكُمْ وَهُمْ لَهُ نَاصِحُونَ ٢١
Ve harremnâ aleyhil merâdıa min kablu fe kâlet hel edullukum alâ ehli beytin yekfulûnehu lekum ve hum lehu nâsıhûn(nâsıhûne).
Daha evvel ona süt anaların sütünü haram [⁶] kılmıştık. Bunun üzerine kız kardeşi onlara «— Kendiniz için ona iyice bakacak, bakmada kusur göstermeyip hakkında hayırhah olacak size bir hane halkı salık vereyim mi?» dedi. [6] Menetmiştik.— İ. H. İzmirli
28:12
13
فَرَدَدْنَاهُ اِلٰٓى اُمِّه۪ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَلِتَعْلَمَ اَنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٣١
Fe redednâhu ilâ ummihî key tekarra aynuhâ ve lâ tahzene ve li ta’leme enne va’dallâhi hakkun ve lâkinne ekserehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Bunun üzerine onu tekrar anasına döndürdük ki onunla gözü aydın olsun, ayrılığıyle gam çekmesin, Allah/ın vaadi doğru olduğunu [⁷] bilsin. Fakat onların çoğu bunu bilmez. [7] Her halde yerine geleceğini.— İ. H. İzmirli
28:13
14
وَلَمَّا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَاسْتَوٰٓى اٰتَيْنَاهُ حُكْماً وَعِلْماًۜ وَكَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ٤١
Ve lemmâ belega eşuddehu vestevâ âteynâhu hukmen ve ilmâ(ilmen), ve kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
Vaktaki Musa yiğitlik çağına yetişti, aklı itidal kesbetti [¹], biz ona nübüvvet ve ilim verdik, biz iyi iş işleyenlere böyle mükâfat veririz. [1] Veya boyu mutedil oldu. Sinni kırkı buldu, akıl ve rüştü kemal buldu veya bülûğa erdi, azası kemâle girdi.— İ. H. İzmirli
28:14
15
وَدَخَلَ الْمَد۪ينَةَ عَلٰى ح۪ينِ غَفْلَةٍ مِنْ اَهْلِهَا فَوَجَدَ ف۪يهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِۘ هٰذَا مِنْ ش۪يعَتِه۪ وَهٰذَا مِنْ عَدُوِّه۪ۚ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذ۪ي مِنْ ش۪يعَتِه۪ عَلَى الَّذ۪ي مِنْ عَدُوِّه۪ۙ فَوَكَزَهُ مُوسٰى فَقَضٰى عَلَيْهِۘ قَالَ هٰذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ عَدُوٌّ مُضِلٌّ مُب۪ينٌ ٥١
Ve dehalel medînete alâ hîni gafletin min ehlihâ fe vecede fîhâ raculeyni yaktetilâni hâzâ min şîatihî ve hâzâ min aduvvih(aduvvihî), festegâsehullezî min şîatihî alellezî min aduvvihî, fe vekezehu mûsâ fe kadâ aleyhi kâle hâzâ min ameliş şeytân(şeytâni), innehu aduvvun mudillun mubîn(mubînun).
Musa şehre, [²] ahalisi habersizken girdi [³]. Burada iki kişinin birbiriyle kavga ettiklerini gördü. Bunların biri kendine tâbi olanlardan Sıpti, diğeri düşmanından olan Kıpti [⁴] idi. Kendine tâbi olan Sıpti düşmanına karşı Musa/dan medet diledi. Buna karşı Musa ona bir yumruk vurdu, hemen kazaya sebep oldu [⁵]. Musa dedi ki «— Bu, şeytan işindendir. Çünkü şeytan aşikâr surette azdırır bir düşmandır». [2] O vakit Mısır'ın merkezi Nil kenarında Menfis şehriydi. [3] Öğle uykusu zamanı veya akşamla yatsı arasıydı, seyahatten avdet etmişti. [4] Kıpti Firavun'un aşçısıydı ki angarya olarak Sıptiye odun yükletmek istiyordu. [5] Allah ölüme hükmetti, Kıpti'nin canı çıktı.— İ. H. İzmirli
28:15
16
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي ظَلَمْتُ نَفْس۪ي فَاغْفِرْ ل۪ي فَغَفَرَ لَهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ ٦١
Kâle rabbi innî zalemtu nefsî fâgfirlî fe gafera leh(lehu), innehu huvel gafûrur rahîm(rahîmu).
Musa: «— Yâ Rab! Ben Kıpti/yi öldürmekle öz nefsime zulüm ettim. Artık beni yarlığa» dedi. Tanrı onu yarlıgadı. Çünkü O, yarlıgayan, bağışlayandır.— İ. H. İzmirli
28:16
17
قَالَ رَبِّ بِمَٓا اَنْعَمْتَ عَلَيَّ فَلَنْ اَكُونَ ظَه۪يراً لِلْمُجْرِم۪ينَ ٧١
Kâle rabbi bimâ en’amte aleyye fe len ekûne zahîren lil mucrimîn(mucrimîne).
Musa «— Yâ Rab! Bana olan in/amın hakkı için, ben asla günahkârlara arka olmayacağım» dedi.— İ. H. İzmirli
28:17
18
فَاَصْبَحَ فِي الْمَد۪ينَةِ خَٓائِفاً يَتَرَقَّبُ فَاِذَا الَّذِي اسْتَنْصَرَهُ بِالْاَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُۜ قَالَ لَهُ مُوسٰٓى اِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُب۪ينٌ ٨١
Fe asbaha fîl medîneti hâifen yeterakkabu fe izellezîstensarahu bil emsi yestasrihuh(yestasrihuhu), kâle lehu mûsâ inneke le gaviyyun mubîn(mubînun).
Şehirde yaptığı işten korkarak, kısasa ait bir haber gözeterek sabahladı, bir de baktı ki bir gün evvel ondan yardım dileyen Sıpti yine başka bir Kıpti/den dolayı Musa/dan medet istiyor. Musa ona «— Sen hakikaten azgınlığı aşikâr bir adamsın» dedi [⁶]. [6] Bütün zalimlerle kavga edersin, beni kavgaya sokarsın. Veya sen İsrail oğullarını muttasıl angaryada kullanıyorsun.— İ. H. İzmirli
28:18
19
فَلَمَّٓا اَنْ اَرَادَ اَنْ يَبْطِشَ بِالَّذ۪ي هُوَ عَدُوٌّ لَهُمَاۙ قَالَ يَا مُوسٰٓى اَتُر۪يدُ اَنْ تَقْتُلَن۪ي كَمَا قَتَلْتَ نَفْساً بِالْاَمْسِۗ اِنْ تُر۪يدُ اِلَّٓا اَنْ تَكُونَ جَبَّاراً فِي الْاَرْضِ وَمَا تُر۪يدُ اَنْ تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِح۪ينَ ٩١
Fe lemmâ en erâde en yabtışe billezî huve aduvvun lehumâ kâle yâ mûsâ e turîdu en taktulenî kemâ katelte nefsen bil emsi in turîdu illâ en tekûne cebbâren fîl ardı ve mâ turîdu en tekûne minel muslihîn(muslihîne).
Vaktaki Musa her ikisine düşman olan Kıpti/yi kavrayıp tutmak istedi. O feryat eden Sıpti [⁷] ise kendini öldürecek zannıyla «— Musa! Dün bir adamı öldürdüğün gibi beni de mi öldüreceksin? Sen Mısır toprağında ancak zorba kesilmek istiyorsun. Yoksa muslih ve hayırhah olmak istemiyorsun. [7] Veya kipti.— İ. H. İzmirli
28:19
20
وَجَٓاءَ رَجُلٌ مِنْ اَقْصَا الْمَد۪ينَةِ يَسْعٰىۘ قَالَ يَا مُوسٰٓى اِنَّ الْمَلَاَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ اِنّ۪ي لَكَ مِنَ النَّاصِح۪ينَ ٠٢
Ve câe raculun min aksal medîneti yes’â kâle yâ mûsâ innel melee ye’temirûne bike li yaktulûke fahruc innî leke minen nâsıhîn(nâsıhîne).
Şehrin kenarından [⁸] bir adam koşarak geldi [⁹], «— Musa! İleri gelenler seni öldürmek için hakkında müşavere ediyorlar, hemen buradan çık git. Ben hakkında hayırhah olanlardanım» dedi. [8] Firavun'un barigâhı, divanhanesi oradaydı. [9] Veya şehir kenarında duran bir adam geldi.— İ. H. İzmirli
28:20
21
فَخَرَجَ مِنْهَا خَٓائِفاً يَتَرَقَّبُۘ قَالَ رَبِّ نَجِّن۪ي مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ۟ ١٢
Fe harece minhâ hâifen yeterakkabu, kâle rabbi neccinî minel kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
Bunun üzerine Musa korku ve intizar içinde şehirden çıkıp gitti ve «— Yâ Rab! Beni zalim kavimden kurtar» dedi.— İ. H. İzmirli
28:21
22
وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَٓاءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسٰى رَبّ۪ٓي اَنْ يَهْدِيَن۪ي سَوَٓاءَ السَّب۪يلِ ٢٢
Ve lemmâ teveccehe tilkâe medyene kâle asâ rabbî en yehdiyenî sevâes sebîl(sebîli).
Vaktaki Musa Medyen canibine yöneldi «— Umarım ki Rabbim bana doğru yol gösterir» dedi.— İ. H. İzmirli
28:22
23
وَلَمَّا وَرَدَ مَٓاءَ مَدْيَنَ وَجَدَ عَلَيْهِ اُمَّةً مِنَ النَّاسِ يَسْقُونَۘ وَوَجَدَ مِنْ دُونِهِمُ امْرَاَتَيْنِ تَذُودَانِۚ قَالَ مَا خَطْبُكُمَاۜ قَالَتَا لَا نَسْق۪ي حَتّٰى يُصْدِرَ الرِّعَٓاءُ وَاَبُونَا شَيْخٌ كَب۪يرٌ ٣٢
Ve lemmâ verede mâe medyene vecede aleyhi ummeten minen nâsi yeskûn(yeskûne), ve vecede min dûnihimumreeteyni tezûdân(tezûdâni), kâle mâ hatbukumâ, kâletâ lâ neskî hattâ yusdirar riâu ve ebûnâ şeyhun kebîr(kebîrun).
Medyen suyuna [¹] varınca etrafında birçok halk buldu ki hayvanlarına su veriyorlardı, [²] Musa onların gerisinde boyunlarını geri tutar iki kadın gördü ve onlara «— Bu hâliniz nedir? [³]» dedi. Onlar, çobanlar davarlarına su verip geri döndürünceye kadar biz koyunlarımıza su veremeyiz. Babamızsa [⁴] yaşlı bir ihtiyardır [⁵]. [1] Medyen kenarındaki kuyuya. [2] On gün aç, biilâç, susuz, yayan, yalnızca yürümüştü, yediği ancak ottu. [3] Niçin koyunlarınıza su vermiyorsunuz. [4] Şuayb aleyhisselâm veya Şuayb'ın biraderzâdesi veya Şuayb'e iman eden bir zat. [5] Kuyunun ağır kovasıyle su çıkarmaya kuvvetleri yoktu, erkeklerin arasına da sokulamıyorlardı. Halkın davarlarının fazlasından su verirlerdi. Babalarından başka erkekleri yoktu, o da yaşlı bir ihtiyardı.— İ. H. İzmirli
28:23
24
فَسَقٰى لَهُمَا ثُمَّ تَوَلّٰٓى اِلَى الظِّلِّ فَقَالَ رَبِّ اِنّ۪ي لِمَٓا اَنْزَلْتَ اِلَيَّ مِنْ خَيْرٍ فَق۪يرٌ ٤٢
Fe sekâ lehumâ summe tevellâ ilez zılli fe kâle rabbi innî limâ enzelte ileyye min hayrin fakîr(fakîrun).
Musa onların koyunlarına su verdi. Sonra bir gölgeye çekilip dedi ki «— Yâ Rab! Ben bana indireceğin nimete muhtacım [⁶].» [6] Yani açım, yemeğe muhtacım veya bana verdiğin dinden dolayı dünyada fakir oldum. Çünkü Mısır'da zengindi.— İ. H. İzmirli
28:24
25
فَجَٓاءَتْهُ اِحْدٰيهُمَا تَمْش۪ي عَلَى اسْتِحْيَٓاءٍۘ قَالَتْ اِنَّ اَب۪ي يَدْعُوكَ لِيَجْزِيَكَ اَجْرَ مَا سَقَيْتَ لَنَاۜ فَلَمَّا جَٓاءَهُ وَقَصَّ عَلَيْهِ الْقَصَصَۙ قَالَ لَا تَخَفْ۠ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٥٢
Fe câethu ıhdâhumâ temşî alestihyâin, kâlet inne ebî yed’ûke li yecziyeke ecra mâ sekayte lenâ, fe lemmâ câehu ve kassa aleyhil kasasa kâle lâ tehaf, necevte minel kavmiz zâlimîn(zâlimîne).
O kadınlardan biri utana sıkıla [⁷] Musa/ya geldi «— Babam seni çağırıyor, bizim su verme ücretini verecek» dedi. Bunun üzerine Musa babasının yanına vardı. Ona, Firavun/la olan macerayı anlattı. O, «— Korkma, o zalim kavimden kurtuldun» [⁸] dedi. [7] Veya örtünerek, pek çok utanarak. [8] Çünkü Medyen Firavun'un idaresi altında değildi.— İ. H. İzmirli
28:25
26
قَالَتْ اِحْدٰيهُمَا يَٓا اَبَتِ اسْتَأْجِرْهُۘ اِنَّ خَيْرَ مَنِ اسْتَأْجَرْتَ الْقَوِيُّ الْاَم۪ينُ ٦٢
Kâlet ıhdâhumâ yâ ebetiste’cirhu inne hayra meniste’certel kaviyyul emîn(emînu).
O iki kadından biri (Musa/yı dâvete geleni), «— Baba, Bunu ücretle çoban tut, çünkü ücretle kullanacağın kimselerin en iyisi, kuvvetli ve emniyetli olanıdır» dedi [⁹]. [9] Bununla Musa aleyhisselâm'ı kastediyordu. Kuvvetinden, emanetinden dolayı «onu ücretle tut» demek istiyordu.— İ. H. İzmirli
28:26
27
قَالَ اِنّ۪ٓي اُر۪يدُ اَنْ اُنْكِحَكَ اِحْدَى ابْنَتَيَّ هَاتَيْنِ عَلٰٓى اَنْ تَأْجُرَن۪ي ثَمَانِيَ حِجَجٍۚ فَاِنْ اَتْمَمْتَ عَشْراً فَمِنْ عِنْدِكَۚ وَمَٓا اُر۪يدُ اَنْ اَشُقَّ عَلَيْكَۜ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ٧٢
Kâle innî urîdu en unkihake ihdebneteyye hâteyni alâ en te’curenî semâniye hıcec(hıcecin), fe in etmemte aşran fe min indik(indike), ve mâ urîdu en eşukka aleyk(aleyke), setecidunî in şâallâhu mines sâlihîn(sâlihîne).
Babaları Musa/ya dedi ki «— Sekiz sene bana kendini kiralamak üzere bu iki kızımdan birini sana nikâh etmek istiyorum, şayet kendinden on seneyi tamamlarsan o da senin teberru/un olmuş olur. Ben on sene şart etmekle sana güçlük vermek istemem. Beni İnşallah ahtini yerine getirir salih kimselerden bulacaksın».— İ. H. İzmirli
28:27
28
قَالَ ذٰلِكَ بَيْن۪ي وَبَيْنَكَۜ اَيَّمَا الْاَجَلَيْنِ قَضَيْتُ فَلَا عُدْوَانَ عَلَيَّۜ وَاللّٰهُ عَلٰى مَا نَقُولُ وَك۪يلٌ۟ ٨٢
Kâle zâlike beynî ve beynek(beyneke), eyyemel eceleyni kadaytu fe lâ udvâne aleyy(aleyye), vallâhu alâ mâ nekûlu vekîl(vekîlun).
Musa şöyle dedi «— Bu taahhüt, benimle senin aranda mukarrerdir [¹⁰]. Bu iki müddetten hangisini bitirirsem fazlasını istemekle bana haksızlık yapılmasın [¹¹], Allah bu dediklerimize şahit ve nâzır olsun. [10] Hiçbirimiz ondan dönmeyiz. [11] Veya fazla müddet benim reyime muhavvel olsun.— İ. H. İzmirli
28:28
29
فَلَمَّا قَضٰى مُوسَى الْاَجَلَ وَسَارَ بِاَهْلِه۪ٓ اٰنَسَ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ نَاراًۚ قَالَ لِاَهْلِهِ امْكُثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراً لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِخَبَرٍ اَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ ٩٢
Fe lemmâ kadâ mûsel ecele ve sâre bi ehlihî ânese min cânibit tûri nârâ(nâren), kâle li ehlihimkusû innî ânestu nâren leallî âtîkum minhâ bi haberin ev cezvetin minen nâri leallekum testalûn(testalûne).
Musa taahhüdünü yapıp müddetini bitirince ailesiyle Mısır/a döndü; yolda Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine dedi ki ben gelinceye kadar burada durun. Uzaktan bir ateş gördüm, olabilir ki ondan yolumuza ait bir haber veya ısınmanız için bir parça ateş getiririm?— İ. H. İzmirli
28:29
30
فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ مِنْ شَاطِئِ الْوَادِ الْاَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ اَنْ يَا مُوسٰٓى اِنّ۪ٓي اَنَا اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۙ ٠٣
Fe lemmâ etâhâ nûdiye min şâtııl vâdil eymeni fîl buk’atil mubâreketi mineş şecerati en yâ mûsâ innî enallâhu rabbul âlemîn(âlemîne).
30, 31. Vaktaki Musa ateşin yanına vardı, mübarek kıt/ada, sağ taraftaki dere kenarında olan ağaçtan bir nida geldi: «— Musa! Âlemlerin Rabbi olan Tanrı benim, asanı yere bırak». Musa asayı yere bıraktı, onu ok yılanı gibi çırpınır görünce korkusundan dönüp kaçtı, geri dönmedi. Ona şöyle dedik: «— Musa! Beri gel, korkma! Sen emniyet içindesin».— İ. H. İzmirli
28:30
Yükleniyor...
Kasas
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle