Fussilet 54 Ayet Mekke · فصلت
41

Fussilet

Ayrıntılı · Mekke
41
Ayrıntılı · Mekke
فصلت
54
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
حٰمٓۜ ١
Hâ mîm.
Ha, Mim. [1] Mekke'de nâzil olmuş 54 âyettir.— İ. H. İzmirli
41:1
2
تَنْز۪يلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۚ ٢
Tenzîlun miner rahmânir rahîm(rahîmi).
Bu, esirgeyen, bağışlayan Zat tarafından indirilmiştir.— İ. H. İzmirli
41:2
3
كِتَابٌ فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَۙ ٣
Kitâbun fussilet âyâtuhu kur’ânen arabiyyen li kavmin ya’lemûn(ya’lemûne).
Bu, bir Kitaptır ki Arap diliyle Kur/an olduğu halde mânâsını anlayan bir cemaat için [²] âyetleri [³] tafsil olunmuştur. [2] Araplar veya ehl-i ilim ve nazar için. [3] Hükümleri, mev'izeleri, kıssaları, meselleri vaid ve vaidleri.— İ. H. İzmirli
41:3
4
بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۚ فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ ٤
Beşîren ve nezîrâ(nezîren), fe a’rada ekseruhum fehum lâ yesmeûn(yesmeûne).
Mü/minlere müjde verir, kâfirleri Allah azabıyle korkutur. Halkın pek çoğu, ondan yüz çevirip ona kulak asmazlar [⁴]. [4] Uzun uzadıya düşünmeyip can kulağı ile dinlemezler.— İ. H. İzmirli
41:4
5
وَقَالُوا قُلُوبُنَا ف۪ٓي اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ وَف۪ٓي اٰذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ اِنَّـنَا عَامِلُونَ ٥
Ve kâlû kulûbunâ fî ekinnetin mimmâ ted’ûnâ ileyhi ve fî âzâninâ vakrun ve min beyninâ ve beynike hicâbun fa’mel innenâ âmilûn(âmilûne).
Onlar «— Bizi dâvet ettiğin tevhide karşı kalplerimiz örtülüdür. Kulaklarımızda da ağırlık ve sağırlık vardır. Senin ve bizim aramızda bir perde vardır. Artık kendi işine bak, biz de kendi işimize bakalım [⁵]» dediler. [5] Yani sözlerin kalblerimize tesir etmiyor, sözünü işitmiyoruz, din ve millette aramızda ayrılık vardır. Sen dinine bak, biz de dinimize bakalım, bize mâni olma.— İ. H. İzmirli
41:5
6
قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُـكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَق۪يمُٓوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُۜ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِك۪ينَۙ ٦
Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhidun festekîmû ileyhi vestagfirûh(vestagfirûhu), ve veylun lil muşrikîn(muşrikîne).
Onlara de ki ben de sizin gibi bir insanım, yalnız bana mabudunuzun bir mâbut olduğu vahiy olunuyor [⁶]. Artık ef/alinizde O/na doğrulun, O/ndan yarlıganmak (bağışlanmak) isteyin. [6] Ben sizin gibi bir insan olunca niye benim sözümü işitmiyorsunuz, yalnız aramızdaki fark bana vahiy nâzil oluyor.— İ. H. İzmirli
41:6
7
اَلَّذ۪ينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ ٧
Ellezîne lâ yû’tûnez zekâte ve hum bil âhireti hum kâfirûn(kâfirûne).
Zekât vermeyen [⁷], âhireti de tanımayan müşriklerin vay hâline! [7] Veya nefislerini şirkten, küfürden pâk kılmayan.— İ. H. İzmirli
41:7
8
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ۟ ٨
İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum ecrun gayru memnûn(memnûnin).
İman edip iyi amel işleyenler yok mu, onlara ardı arası kesilmeyecek [⁸] mükâfatlarımız vardır. [8] Veya başlarına bakılmayan, eksilmeyen.— İ. H. İzmirli
41:8
9
قُلْ اَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَرْضَ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَـهُٓ اَنْدَاداًۜ ذٰلِكَ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۚ ٩
Kul e innekum le tekfurûne billezî halakal arda fî yevmeyni ve tec’alûne lehû endâdâ(endâden), zâlike rabbul âlemîn(âlemîne).
De ki yeri iki günde yaratanı mı tanımıyorsunuz? O/na mı birtakım eşler ediniyorsunuz? İşte bu, âlemlerin Rabbidir.— İ. H. İzmirli
41:9
10
وَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِيَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ ف۪يهَا وَقَدَّرَ ف۪يهَٓا اَقْوَاتَهَا ف۪ٓي اَرْبَعَةِ اَيَّامٍۜ سَوَٓاءً لِلسَّٓائِل۪ينَ ٠١
Ve ceale fîhâ revâsiye min fevkıhâ ve bâreke fîhâ ve kaddere fîhâ akvâtehâ fî erbeati eyyâm(eyyâmin), sevâen lis sâilîn(sâilîne).
O, yerin üstünde ulu ve muhkem dağlar yarattı, oraya çok hayır ve bereket koydu [⁹], orada olanlara münasip olan azıkları miktar-ı muayyen üzere takdir etti. Bunları tastamam dört günde yarattı. Bu da [¹⁰] soranlar içindir. [9] Irmak çok, ekin çok, ağaç çok, yiyecek, çok, içecek çok. [10] Yeri, yerdekilerini kaç günde yarattı diye soranlara dört gün cevabı verilsin, yahut azıklara muhtaç olanlar için, azık isteyenler için tam dört günün tetümmesinde azıkları takdir etti.— İ. H. İzmirli
41:10
11
ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعاً اَوْ كَرْهاًۜ قَالَـتَٓا اَتَيْنَا طَٓائِع۪ينَ ١١
Summestevâ iles semâi ve hiye duhânun fe kâle lehâ ve lil ardı’tiyâ tav’an ev kerhâ(kerhen), kâletâ eteynâ tâiîn(tâiîne).
Sonra göğe döndü, gök ise bir duman halindeydi [¹¹], göğe ve yere dedi ki isteyerek, istemeyerek hükmüme gelin [¹²]. Bunlar da «— İsteyerek geldi» dediler [¹³]. [11] Buhar veya mürekkebatı olan küçük maddeler halindeydi. [12] Gökte, yerde kemal-i kudretinin tesirine mahmuldür. Yoksa onları ister, istemez dâvet değildir. [13] Göklerin, yerin kudret-i sübhaniyeden kemal-i teessürlerini temsile mahmuldür.— İ. H. İzmirli
41:11
12
فَقَضٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى ف۪ي كُلِّ سَمَٓاءٍ اَمْرَهَاۜ وَزَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَۗ وَحِفْظاًۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِ ٢١
Fe kadâhunne seb’a semâvâtin fî yevmeyni ve evhâ fî kulli semâin emrehâ ve zeyyennes semâed dunyâ bi mesâbîha ve hıfzâ(hıfzen), zâlike takdîrul azîzil alîm(alîmi).
Artık iki günde göğü yediye çıkardı. Her bir göğe de kendi işini [¹] vahiy etti. Biz dünya göğünü, yıldız çırağları ile donattık, âfetten sakladık, işte bu husus yegâne galip, hakkıyle âlim olan Zat/ın takdiridir. [1] Ona müteallik olan hususatı.— İ. H. İzmirli
41:12
13
فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَۜ ٣١
Fe in a’radû fe kul enzertukum sâıkaten misle sâıkati âdin ve semûd(semûde).
Eğer bunun üzerine müşrikler senden yüz çevirirlerse onlara «— Âd ve Semud yıldırımı gibi bir yıldırımla [²] sizi korkuturum» dersin. [2] Müthiş bir azap ile, korkunç bir ses ile, tepeden inme bir azap ile.— İ. H. İzmirli
41:13
14
اِذْ جَٓاءَتْهُمُ الرُّسُلُ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ قَالُوا لَوْ شَٓاءَ رَبُّنَا لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً فَاِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ ٤١
İz câethumur rusulu min beyni eydîhim ve min halfihim ellâ ta’budû illallâh(illallâhe), kâlû lev şâe rabbunâ le enzele melâiketen fe innâ bimâ ursiltum bihî kâfirûn(kâfirûne).
Hani onlara önlerinden, arkalarından [³], her taraftan peygamberler gelip «Allah/tan başkasına tapmayın» demişlerdi. Onlarsa «— Rabbimiz dileseydi, bize tebligatta bulunmak üzere melekler indirirdi. Biz za/mınız veçhile sizinle gönderilen şeyi tanımıyoruz» dedilerdi. [3] Veya kendilerinden evvel ve sonra gelen peygamberler. Çünkü kendilerine gelen Hud ve Salih aleyhimesselâm evvel ve sonra gelen peygamberlere iman edin diyorlardı. Böylece gûya bütün enbiyâ kendilerine gelip hitap etmiş oluyorlardı.— İ. H. İzmirli
41:14
15
فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًۜ اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ٥١
Fe emmâ âdun festekberû fîl ardı bi gayril hakkı ve kâlû men eşeddu minnâ kuvveh(kuvveten), e ve lem yerev ennellâhellezî halakahum huve eşeddu minhum kuvveh(kuvveten) ve kânû bi âyâtinâ yechadûn(yechadûne).
Ad kavmi yeryüzünde haksız olarak nefislerini kabarttılardı, «— Bizden daha kuvvetli kim olabilir? [⁴] » dedilerdi. Onlar görmüyorlar mı ki onları yaratan Allah, onlardan daha kuvvetlidir, onlar âyetlerimizi inatlarından inkâr ediyorlar. [4] Çünkü kendileri iri, yarı adamlardı, kuvvetlerine mağrur olmuşlardı.— İ. H. İzmirli
41:15
16
فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحاً صَرْصَراً ف۪ٓي اَيَّامٍ نَحِسَاتٍ لِنُذ۪يقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَخْزٰى وَهُمْ لَا يُنْصَرُونَ ٦١
Fe erselnâ aleyhim rîhan sarsaran fî eyyâmin nahisâtin li nuzîkahum azâbel hizyi fîl hayâtid dunyâ, ve le azâbul âhireti ahzâ ve hum lâ yunsarûn(yunsarûne).
Artık üzerlerine, uğursuz günlerde kendilerine dünya diriliğinde rüsvaylık azabını çektirmek için pek soğuk bir fırtına gönderdik, âhiret azabı ise daha ziyade onları rüsvay edecek. Onlar yardım da görmeyecekler.— İ. H. İzmirli
41:16
17
وَاَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمٰى عَلَى الْهُدٰى فَاَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَۚ ٧١
Ve emmâ semûdu fe hedeynâhum festehabbûl amâ alel hudâ fe ehazethum sâıkatul azâbil hûni bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
Semud/a gelince biz onlara doğru yolu göstermiştik. Fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Bunun üzerine kazançlarının cezası olmak üzere zelil edici, yıldırım azabına tutuldular.— İ. H. İzmirli
41:17
18
وَنَجَّيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟ ٨١
Ve necceynellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
Biz, içlerinden inanıp sakınanları ondan kurtardık.— İ. H. İzmirli
41:18
19
وَيَوْمَ يُحْشَرُ اَعْدَٓاءُ اللّٰهِ اِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ ٩١
Ve yevme yuhşeru a’dâullâhi ilen nâri fe hum yûzeûn(yûzeûne).
Allah/ın düşmanları ateşe atılmak üzere toplandıkları gün, durdurulacaklar, hep birden cehenneme sürüklenecekler.— İ. H. İzmirli
41:19
20
حَتّٰٓى اِذَا مَا جَٓاؤُ۫هَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَاَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٠٢
Hattâ izâ mâ câûhâ şehide aleyhim sem’uhum ve ebsâruhum ve culûduhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Nihayet oraya [⁵] varınca kulakları, gözleri, derileri işledikleri şeye aleyhlerine şehadet edecekler [⁶]. [5] Sorgu mahalline veya ateş mahalline. [6] Yahut âsilerden sadır olan âmali sahiplerine gösterecek, kendileri ikrar edecekler.— İ. H. İzmirli
41:20
21
وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَاۜ قَالُٓوا اَنْطَقَنَا اللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَنْطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ١٢
Ve kâlû li culûdihim lime şehidtum aleynâ, kâlû entakanallâhullezî entaka kulle şey’in ve huve halakakum evvele merretin ve ileyhi turceûn(turceûne).
Onlar derilerine [¹] «— Niye aleyhimize şehadet ettiniz» diyecekler. Bunlar da şöyle diyecekler: Her şeyi söyleten Allah bizi de söyletti, sizi ilk defa O yarattı, siz, O/na döneceksiniz. [1] Âzalarına.— İ. H. İzmirli
41:21
22
وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ اَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَٓا اَبْصَارُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلٰكِنْ ظَنَنْتُمْ اَنَّ اللّٰهَ لَا يَعْلَمُ كَث۪يراً مِمَّا تَعْمَلُونَ ٢٢
Ve mâ kuntum testetirûne en yeşhede aleykum sem’ukum ve lâ ebsârukum ve lâ culûdukum ve lâkin zanentum ennellâhe lâ ya’lemu kesîren mimmâ ta’melûn(ta’melûne).
Onlara siz kulaklarınızın, gözlerinizin, derilerinizin aleyhinizde şehadetinden çekinerek gizlenmiyordunuz [²]. Fakat halktan gizlenerek Allah işlediklerinizin çoğunu bilmeyecek zannediyordunuz. [2] Kıyameti inkâr etmekle âzanızın vereceği şehadet kudretine inanmıyordunuz. Yahut Allah gizli yapılan işleri hiç bilmez sanıyordunuz.— İ. H. İzmirli
41:22
23
وَذٰلِكُمْ ظَنُّكُمُ الَّذ۪ي ظَنَنْتُمْ بِرَبِّكُمْ اَرْدٰيكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٣٢
Ve zâlikum zannukumullezî zanentum bi rabbikum erdâkum fe asbahtum minel hâsirîn(hâsirîne).
İşte Rabbiniz hakkındaki bu zannınız sizi bitirdi de siz ziyankâr oldunuz» denecek.— İ. H. İzmirli
41:23
24
فَاِنْ يَصْبِرُوا فَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْۚ وَاِنْ يَسْتَعْتِبُوا فَمَا هُمْ مِنَ الْمُعْتَب۪ينَ ٤٢
Fe in yasbirû fen nâru mesven lehum ve in yesta’tibû fe mâ hum minel mu’tebîn(mu’tebîne).
Onlar, katlanıp dursalar yine kurtulamazlar. Çünkü Cehennem onların yurdudur [³]. Eğer istedikleri şeye dönmek isterlerse yine dönmelerine müsaade olunmayacak. [3] Katlansalar da, telâş etseler de yine orada kalacaklar.— İ. H. İzmirli
41:24
25
وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَٓاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۚ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ۟ ٥٢
Ve kayyadnâ lehum kurenâe fe zeyyenû lehum mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve hakka aleyhimul kavlu fî umemin kad halet min kablihim minel cinni vel ins(insi), innehum kânû hâsirîn(hâsirîne).
Onların kötü huylarına göre Şeytan sıfatlı birtakım yoldaşlar koyduk. İşte o yoldaşlar kendilerine önlerinde ve arkalarındakini [⁴] bezediler, periden, insandan kendilerinden evvel gelip geçen ümmetler arasında onlar üzerine azap sözü sabit oldu. Çünkü onlar ziyankâr kimselerdi. [4] Dünya debdebesini, şehevata ittibaı; âhiret işlerini hesap ve cezayı.— İ. H. İzmirli
41:25
26
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَالْغَوْا ف۪يهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ ٦٢
Ve kâlellezîne keferû lâ tesmeû li hâzel kur’âni velgav fîhi leallekum taglibûn(taglibûne).
Kâfirler «— Kur/an/ı dinlemeyin, gürültü yapın [⁵], olabilir ki galip olursunuz [⁶]» derler. [5] Yani okunur iken şiir söyleyin, el çırpın, ıslık çalın, hurafelerle şaşırtın. [6] Yani onlar susarlar.— İ. H. İzmirli
41:26
27
فَلَنُذ۪يقَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا عَذَاباً شَد۪يداً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَسْوَاَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ ٧٢
Fe le nuzîkannellezîne keferû azâben şedîden ve le necziyennehum esveellezî kânû ya’melûn(ya’melûne).
* Kâfirlere elbette şiddetli azabı tattıracağız, onlara işledikleri işin en kötüsüne göre ceza vereceğiz [⁷]. [7] İşlerinin hepsi de kötüdür. Yahut misafirleri ağırlamak, hısımları gözetmek, kendilerine sığınanları korumak gibi iyi amellerine mükâfat verilmeyecek, yalnız kötü amellerine ceza verilecek.— İ. H. İzmirli
41:27
28
ذٰلِكَ جَزَٓاءُ اَعْدَٓاءِ اللّٰهِ النَّارُۚ لَهُمْ ف۪يهَا دَارُ الْخُلْدِۜ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ٨٢
Zâlike cezâu a’dâillâhin nâr(nârun), lehum fîhâ dârul huld(huldi), cezâen bimâkânû bi âyâtinâ yechadûn(yechadûne).
İşte bu, Allah/ın düşmanlarına olan cezasıdır. Yani ateştir. Bu da âyetlerimizi inatlarından inkârlarının cezası olarak onların orada ikametgâhları devamlı olacak.— İ. H. İzmirli
41:28
29
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا رَبَّـنَٓا اَرِنَا الَّذَيْنِ اَضَلَّانَا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ اَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ الْاَسْفَل۪ينَ ٩٢
Ve kâlellezîne keferû rabbenâ erinellezeyni edallânâ minel cinni vel insi nec’al humâ tahte akdâminâ li yekûnâ minel esfelîn(esfelîne).
Kâfirler «— Ey Rabbimiz! Perilerden, insanlardan bizi yoldan çıkaran o iki kişiyi [⁸] bize göster ki onları ayaklarımız altında çiğneyelim [⁹] de zelil ve hakir olsunlar» diyecekler. [8] Peri ve insan şeytanlarını veya küfür ve katli çıkaran İblis ile Kabili. [9] Yahut Cehennemin dibine atalım.— İ. H. İzmirli
41:29
30
اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَـتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ ٠٣
İnnellezîne kâlû rabbunâllâhu summestekâmû tetenezzelu aleyhimul melâiketu ellâ tehâfû ve lâ tahzenû ve ebşirû bil cennetilletî kuntum tûadûn(tûadûne).
«— Rabbimiz Allah» deyip sonra sebat ve istikamette bulunanlar yok mu, onlara melekler inecekler de şöyle diyecekler: «— Korkmayın, kaygı çekmeyin, size vaadolunan uçmak ile sevinin,— İ. H. İzmirli
41:30
Yükleniyor...
Fussilet
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle