Tevbe 129 Ayet Medine · التوبة
9

Tevbe

Tövbe · Medine
9
Tövbe · Medine
التوبة
129
1
بَرَٓاءَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ٓ اِلَى الَّذ۪ينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۜ ١
Berâetun minallâhi ve resûlihî ilâllezîne âhedtum minel muşrikîn (muşrikîne).
(Bu) kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere, (size saldırıp barış antlaşmasını bozduklarından dolayı) Allah ve elçisi tarafından ilişkiyi kesme duyurusudur.*— İ. Aktaş
9:1
2
فَس۪يحُوا فِي الْاَرْضِ اَرْبَعَةَ اَشْهُرٍ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۙ وَاَنَّ اللّٰهَ مُخْزِي الْكَافِر۪ينَ ٢
Fesîhû fil ardı erbeate eşhurin va'lemû ennekum gayru mu'cizîllâhi ve ennallâhe muhzîl kâfirîn(kâfirîne).
(Ey müşrikler! Öyleyse barış antlaşmanızı bozduğunuz şu andan itibaren) artık yeryüzünde dört ay daha dolaşın; ama bilin ki siz, (antlaşmanızı bozmakla) Allah’ı aslâ aciz bırakıcılar değilsiniz ve muhakkak ki Allah, (barış antlaşmasını bozup saldıran) inkârcıları er geç utanç içinde bırakacaktır.*— İ. Aktaş
9:2
3
وَاَذَانٌ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ٓ اِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْاَكْبَرِ اَنَّ اللّٰهَ بَر۪ٓيءٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ وَرَسُولُهُۜ فَاِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللّٰهِۜ وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ ٣
Ve ezanun minallâhi ve resûlihî ilân nâsi yevmel haccıl ekberi ennallâhe berîun minel muşrikîne ve resûluhu, fe in tubtum fe huve hayrun lekum, ve in tevelleytum fa'lemû ennekum gayru mu'cizîllâh (mu'cizîllâhi), ve beşşirillezîne keferû bi azâbin elîm(elîmin).
Ve büyük Hac gününde Allah ve Resulü’nden insanlara bir duyurudur bu: Muhakkak ki Allah ve aynı zamanda Resulü (barış antlaşmalarında durmayan ve saldırılar düzenleyen) müşriklerden beridir (onlarla hiçbir alâkası kalmamıştır). Ama (ey putperestler), eğer (barış antlaşmalarınızı bozmaktan) tövbe eder de (o saldırganlık) tutumunuzdan vazgeçerseniz, bu elbette sizin için hayırlı olandır. Yok, eğer (barış antlaşmanızı bozar ve) yüz çevirirseniz; bilin ki siz, Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. Ve (Resulüm! Barış antlaşmasına ihanette bulunan) o inkâr etmiş olanlar için (ahirette) can yakıcı bir azap olduğunu haber ver.— İ. Aktaş
9:3
4
اِلَّا الَّذ۪ينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ثُمَّ لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْـٔاً وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ اَحَداً فَاَتِمُّٓوا اِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ اِلٰى مُدَّتِهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّق۪ينَ ٤
İllâllezîne âhedtum minel muşrikîne summe lem yankusûkum şey'en ve lem yuzâhirû aleykum ehaden fe etimmû ileyhim ahdehum ilâ muddetihim, innallâhe yuhıbbul muttekîn (muttekîne).
Ancak, putperestlerden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz ve daha sonra bu antlaşmayı herhangi bir biçimde ihlal etmeyen ve sizin aleyhinize herhangi bir kimseye arka çıkmayanlar (bunun) dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayınız. Şüphesiz, Allah, (antlaşmayı bozmaktan) sakınanları sever.*— İ. Aktaş
9:4
5
فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍۚ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَخَلُّوا سَب۪يلَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٥
Fe izânselehal eşhurul hurumu faktulûl muşrikîne haysu vecedtumûhum ve huzûhum vahsurûhum vak'udû lehum kulle marsad (marsadin), fe in tâbû ve ekâmûs salâte ve âtûz zekâte fe hallû sebîlehum, innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Haram aylar bitince; (barış antlaşmasına ihanet eden ve öldürmek gayesiyle size saldıran) o putperestleri (saldırı anında) kıstırdığınız yerde (kendinizi korumak ve onları etkisizleştirmek amacıyla) siz de katledin. Ve (öldürmeden onlardan) esir olarak (yakalayabildiklerinizi) yakalayın ve (savaş ağırlığını bırakıncaya kadar onları) hapsedin (sakın onları öldürmeyin). Ve her gözetleme yerinde onları (size saldıran putperestleri) bekleyin. Eğer (sağ olarak yakalananlar zorlanmadan gönülden) tövbe edip, namaz kılar ve zekât verirlerse (savaş bitmeden önce yine) kendilerini mutlaka serbest bırakın. Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.*— İ. Aktaş
9:5
6
وَاِنْ اَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ اسْتَجَارَكَ فَاَجِرْهُ حَتّٰى يَسْمَعَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ اَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٦
Ve in ehadun minel muşrikînestecâreke fe ecirhu hattâ yesmea kelâmallâhi summe eblighu me'menehu, zâlike bi ennehum kavmun lâ ya'lemûn(ya'lemûne).
Ve eğer (barış antlaşmasını bozan) müşriklerden biri sana sığınmak isterse, sen de ona güvence ver, ta ki Allah’ın (tebliğ edilen) mesajını dinleyip düşünsün. Sonra (putperestlik inancına devam etse bile yine) onu güven içinde olacağı yere (yurduna, memleketine, ve evine) ulaştır. Böyle (yapmalısın), şüphesiz onlar (hakikati) bilmeyen bir toplumdur.*— İ. Aktaş
9:6
7
كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِك۪ينَ عَهْدٌ عِنْدَ اللّٰهِ وَعِنْدَ رَسُولِه۪ٓ اِلَّا الَّذ۪ينَ عَاهَدْتُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۚ فَمَا اسْتَقَامُوا لَكُمْ فَاسْتَق۪يمُوا لَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَّق۪ينَ ٧
Keyfe yekûnu lil muşrikîne ahdun indallâhi ve inde resûlihî illâllezîne âhedtum indel mescidil harâm(harâmi), fe mâstekâmû lekum festekîmû lehum, innallâhe yuhıbbul muttekîn(muttekîne).
Mescid-i Haram’ın yanında antlaştıklarınızın dışında, (sözleşmelerine sadık kalmayan) müşriklerin nasıl Allah katında ve Resulü yanında (muteber) bir antlaşmaları olabilir? (Bununla beraber) size karşı dürüst davrandıkları müddetçe siz de onlara dürüst davranın. Şüphesiz Allah (ahdi bozmaktan) sakınanları sever.*— İ. Aktaş
9:7
8
كَيْفَ وَاِنْ يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا ف۪يكُمْ اِلاًّ وَلَا ذِمَّةًۜ يُرْضُونَكُمْ بِاَفْوَاهِهِمْ وَتَأْبٰى قُلُوبُهُمْۚ وَاَكْثَرُهُمْ فَاسِقُونَۚ ٨
Keyfe ve in yazherû aleykum lâ yerkubû fîkum illen ve lâ zimmet (zimmeten), yurdûnekum bi efvâhihim ve te'bâ kulûbuhum, ve ekseruhum fâsikûn(fâsikûne).
O (barış antlaşmasını sürekli bozan saldırgan) müşriklere nasıl (güven) olabilir ki, onlar size üstün geldiklerinde size karşı ne bir yemin gözetirler, ne bir taahhüt. Ağızlarıyla güya sizin gönlünüzü alırlar, gönülleri (akıl, duygu ve düşünceleri) ise tam tersini söylüyor. Ve onların ekserisi (ahitlerinin dışına çıkan ve onların çoğunun karakteri bozuk olan) fasıklardır.— İ. Aktaş
9:8
9
اِشْتَرَوْا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ ثَمَناً قَل۪يلاً فَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ اِنَّهُمْ سَٓاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٩
İşterev bi âyâtillâhi semenen kalîlen fe saddû an sebîlihî, innehum sâe mâ kânû ya'melûn(ya'melûne).
Allah’ın âyetlerini az bir karşılığa değiştiler de (insanları) O’nun yolundan çevirdiler. Bunların yapmakta oldukları şeyler gerçekten ne kötüdür!*— İ. Aktaş
9:9
10
لَا يَرْقُبُونَ ف۪ي مُؤْمِنٍ اِلاًّ وَلَا ذِمَّةًۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ ٠١
Lâ yerkubûne fî mu'minin illen ve lâ zimmeh(zimmeten), ve ulâike humul mu'tedûn(mu'tedûne).
Onlar (saldırmazlık güvencesi verdikleri) hiçbir mü’min hakkında ne bir yemin ne de antlaşma gözetirler. İşte asıl saldırganlar onlardır.— İ. Aktaş
9:10
11
فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَاِخْوَانُكُمْ فِي الدّ۪ينِۜ وَنُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ١١
Fe in tâbû ve ekâmus salâte ve âtuz zekâte fe ıhvânukum fîd dîn (dîni), ve nufassılul âyâti li kavmin ya'lemûn(ya'lemûne).
(Ama yine de) eğer (size saldırmaktan, barış antlaşmasını bozmaktan ve nifaktan vazgeçip kendi özgür irâdeleriyle) tövbe eder, namazı kılar, zekâtı verirlerse, artık (onlar da) dinde kardeşlerinizdir. Ve biz bilmek (öğrenmek) isteyen bir toplum için, ayetleri ayrıntılı olarak (böyle) açıklıyoruz.*— İ. Aktaş
9:11
12
وَاِنْ نَكَثُٓوا اَيْمَانَهُمْ مِنْ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا ف۪ي د۪ينِكُمْ فَقَاتِلُٓوا اَئِمَّةَ الْكُفْرِۙ اِنَّهُمْ لَٓا اَيْمَانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنْتَهُونَ ٢١
Ve in nekesû eymânehum min ba'di ahdihim ve taanû fî dînikum fe kâtilû eimmetel kufri innehum lâ eymâne lehum leallehum yentehûn(yentehûne).
Ve eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini (ahitlerini) bozarlar ve din (hususunda) size saldırırlarsa, bu durumda (inkârcıları size saldırtmaya çalışan) küfrün önderleriyle savaşın (inkârcı ve zalim odakların beyin takımını hedef alın). Şüphesiz onların yeminleri (söz, sebat ve ahitleri yoktur); tâ ki (o hâllerinden) vazgeçsinler.— İ. Aktaş
9:12
13
اَلَا تُقَاتِلُونَ قَوْماً نَكَثُٓوا اَيْمَانَهُمْ وَهَمُّوا بِاِخْرَاجِ الرَّسُولِ وَهُمْ بَدَؤُ۫كُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۜ اَتَخْشَوْنَهُمْۚ فَاللّٰهُ اَحَقُّ اَنْ تَخْشَوْهُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٣١
E lâ tukâtilûne kavmen nekesû eymânehum ve hemmû bi ihrâcir resûli ve hum bedeûkum evvele merrah(merratin), e tahşevnehum, fallâhu ehakku en tahşevhu in kuntum mu'minîn(mu'minîne).
(Ey iman edenler!) Yeminlerini (barışa yönelik taahhütlerini) bozan, (mesajlarımızı insanlığa tebliğ eden) elçiyi de (yurdundan) çıkarmaya kalkışan ve üstelik size (sıcak savaşı) ilk başlatan (saldıran) bir topluluğa karşı savaşmaktan (saldırılarına karşılık vermekten) geri mi duracaksınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa asıl korkmanız gereken Allah’tır, eğer gerçekten inanmışsanız!— İ. Aktaş
9:13
14
قَاتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللّٰهُ بِاَيْد۪يكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنْصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُؤْمِن۪ينَۙ ٤١
Kâtilûhum yuazzibhumullâhu bi eydîkum ve yuhzihim ve yansurkum aleyhim ve yeşfi sudûre kavmin mu'minîn(mu'minîne).
Onlarla (o size saldıranlarla meşru müdafaa hakkınızı kullanmak üzere) siz de savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları (saldırmaları yüzünden) cezalandırsın, onları rüsvay etsin ve onlara karşı size yardım ve zafer ihsan buyursun ve (zulüm, işkence, şiddet ve baskı altındaki mazlum) mü’min toplulukların gönüllerini de ferahlatsın.*— İ. Aktaş
9:14
15
وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْۜ وَيَتُوبُ اللّٰهُ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٥١
Ve yuzhib gayza kulûbihim, ve yetûbullâhu alâ men yeşâu, vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Hem de (inkârcılar tarafından gördükleri zulüm, işkence, şiddet ve baskı nedeniyle) yüreklerinin öfkesini gidersin. Ve Allah dileyenin (iyi niyet ve iyi amellerle kendisine yönelenin) tövbesini de (daima) kabul eder. Ve Allah (her şeyi hakkıyla) bilendir, (her konuda) doğru hüküm verendir.*— İ. Aktaş
9:15
16
اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تُتْرَكُوا وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلَا رَسُولِه۪ وَلَا الْمُؤْمِن۪ينَ وَل۪يجَةًۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ۟ ٦١
Em hasibtum en tutrekû ve lemmâ ya'lemillâhullezîne câhedû minkum ve lem yettehızû min dûnillâhi ve lâ resûlihî ve lâl mu'minîne velîceh(velîceten), vallâhu habîrun bi mâ ta'melûn(ta'melûne).
Yoksa siz (sınanmadan kendi hâlinize) bırakılıvereceğinizi ve içinizden cihâd etmiş (Allah yolunda kararlı ve tutarlı bir şekilde çaba göstermiş) olanları, Allah’tan, Resulünden ve mü’minlerden başkasını veli (sahip, rehber, vekil ve yönetici) edinmemiş olanları Allah’ın bilmediği mı sandınız? Oysa ne yaparsanız Allah (hepsini) bilmektedir.— İ. Aktaş
9:16
17
مَا كَانَ لِلْمُشْرِك۪ينَ اَنْ يَعْمُرُوا مَسَاجِدَ اللّٰهِ شَاهِد۪ينَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ بِالْكُفْرِۜ اُو۬لٰٓئِكَ حَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْۚ وَفِي النَّارِ هُمْ خَالِدُونَ ٧١
Mâ kâne lil muşrikîne en ya'murû mesâcidallâhi şâhidîne alâ enfusihim bil kufr(kufri), ulâike habitat a'mâluhum ve fîn nâri hum hâlidûn (hâlidûne).
Müşriklerin (Allah’ın yanı sıra başka bir şeye tanrısal nitelikler yakıştıranların, başkasına dua edip medet ummanların) inkârlarına (inançları, sözleri, davranışları ve yaşantılarıyla) bizzat kendileri şahitlik edip dururken, Allah’ın mescidlerini (ona secde edilen mekânları) imar etmeleri olacak iş değildir. İşte onların (mescit tamiri gibi hayır iddiasıyla) yaptıkları bütün amelleri boşa gitmiştir ve onlar (Allah’ın dilediği vakte kadar) ateşte kalacaklardır.*— İ. Aktaş
9:17
18
اِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللّٰهِ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَ وَلَمْ يَخْشَ اِلَّا اللّٰهَ فَعَسٰٓى اُو۬لٰٓئِكَ اَنْ يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَد۪ينَ ٨١
İnnemâ ya'muru mesâcidallâhi men âmene billâhi vel yevmil âhıri ve ekâmes salâte ve âtez zekâte ve lem yahşe illâllâhe fe asâ ulâike en yekûnû minel muhtedîn(muhtedîne).
Allah’ın mescidlerini (Allah’a secde ve ibadet edilen mekânları, dini ve manevi hizmet merkezleri), ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, (maddi ve manevi bir arınma ibadeti olan) namazı dosdoğru kılan, (sosyal bir yardımlaşma olan) zekâtı veren, (İslâm’a uygun yaşamak için) Allah’tan başka hiç kimseden korkmayan kimseler (halis niyetle başlayıp) imar edebilir. (Yalnız bu kimselerin yaptıkları işler, Allah katında doğru ve makbul olur.) İşte onlar, hidayeti bulmuş olanlardan olurlar. (*)— İ. Aktaş
9:18
19
اَجَعَلْتُمْ سِقَايَةَ الْحَٓاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَجَاهَدَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ لَا يَسْتَوُ۫نَ عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَۢ ٩١
E cealtum sikâyetel hâcci ve ımâratel mescidil harâmi ke men âmene billâhi vel yevmil âhıri ve câhede fî sebilillâh(sebilillâhi), lâ yestevûne indallâh(indallâhi), vallâhu lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne).
(Ey müşrikler!) Hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı (onarıp) tamir etmeyi; Allah’a ve ahiret gününe inanmış olup Allah yolunda (her türlü) çabayı göstermiş olan ile bir mi tuttunuz? Allah katında bunlar asla bir olamazlar. (Müşriklerin batıl işleri ile mü’minlerin müsbet âmelleri eşit değildir.) Allah ise, zalimler topluluğunu (zulme devam ettikleri sürece) hidâyete iletmez.*— İ. Aktaş
9:19
20
اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْۙ اَعْظَمُ دَرَجَةً عِنْدَ اللّٰهِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَٓائِزُونَ ٠٢
Ellezîne âmenû ve hâcerû ve câhedû fî sebîlillâhi bi emvâlihim ve enfusihim a'zamu dereceten indallâh(indallâhi) ve ulâike humul fâizûn (fâizûne).
Onlar ki imân edip (yurtlarını bırakarak) hicret ettiler ve Allah yolunda (İslam davası uğruna) mallarıyla, canlarıyla (her türlü) fedakârlığı gösterdiler (işte onlar), derece bakımından Allah yanında çok daha büyüktürler (daha yüksek derecelere sahiptirler). Ve başarıya erenler işte onlardır.*— İ. Aktaş
9:20
21
يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُمْ بِرَحْمَةٍ مِنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَهُمْ ف۪يهَا نَع۪يمٌ مُق۪يمٌۙ ١٢
Yubeşşiruhum rabbuhum bi rahmetin minhu ve rıdvânin ve cennâtin lehum fîhâ naîmun mukîm(mukîmun).
Rableri onları kendi katından bir rahmet, hoşnutluk ve kendileri için içerisinde tükenmeyen nimetler bulunan cennetlerle müjdelemektedir.— İ. Aktaş
9:21
22
خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ اِنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ ٢٢
Hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), innallâhe indehû ecrun azîm (azîmun).
Onlar hep orada kalacaklardır. Muhakkak ki en büyük mükâfat Allah katındadır. *— İ. Aktaş
9:22
23
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُٓوا اٰبَٓاءَكُمْ وَاِخْوَانَكُمْ اَوْلِيَٓاءَ اِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى الْا۪يمَانِۜ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ ٣٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettehızû âbâekum ve ihvânekum evliyâe inistehabbûl kufre alâl îmâni, ve men yetevellehum minkum fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).
Ey inanmış olanlar, eğer imana karşı inkârı (ve size saldıran düşmanları) sevip tercih ediyorlarsa (onlarla müttefik olup İslama ve Müslümanlara karşı mücadelede bulunuyorlarsa), babalarınız ve kardeşleriniz bile olsa onları veliler (kendilerinize sahip, idareci-yönetici) edinmeyin (onlara her zaman iyi ve samimi davranın, ama sizleri inkâra zorlamamak için onlara yönetme yetkisi vermeyin). Sizden her kim onları veli (idareci, yönetici) edinirse (onların velayetine girip işlerini onlara havele ederse); işte onlar zalimlerin ta kendileridir. *— İ. Aktaş
9:23
24
قُلْ اِنْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَاَبْنَٓاؤُ۬كُمْ وَاِخْوَانُكُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ وَعَش۪يرَتُكُمْ وَاَمْوَالٌۨ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَـهَٓا اَحَبَّ اِلَيْكُمْ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَجِهَادٍ ف۪ي سَب۪يلِه۪ فَتَرَبَّصُوا حَتّٰى يَأْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪ۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ۟ ٤٢
Kul in kâne âbâukum ve ebnâukum ve ıhvânukum ve ezvâcukum ve aşîretukum ve emvâlunıktereftumûhâ ve ticâratun tahşevne kesâdehâ ve mesâkinu terdavnehâ ehabbe ileykum minallâhi ve resûlihî ve cihâdin fî sebîlihî fe terabbesû hattâ ye'tiyallâhu bi emrihî, vallâhu lâ yehdîl kavmel fasikîn(fasikîne).
(Resulüm!) De ki:“Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz (ırkınız, milliyetiniz), kazanıp biriktirdiğiniz mallar, kesada uğramasından endişe ettiğiniz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, elçisinden ve O’nun yolunda cihattan (her türlü fedakârlıktan, özveri ile gayret göstermekten, çaba harcamaktan, imkânlarını seferber etmekten, Allah yolunda mücadele etmekten) daha sevgili ise, artık Allah, (hakkınızdaki toplumsal çöküş) emrini yerine getirip-gerçekleştirenceye kadar bekleyin! Ve Allah fasık olan (doğru yoldan çıkan) topluluğu (isyan, fasıklık ve sapıklıkta ısrar ettiği sürece) hidâyete iletmez (amacına ulaştırmaz, muvaffak etmez).*— İ. Aktaş
9:24
25
لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰهُ ف۪ي مَوَاطِنَ كَث۪يرَةٍۙ وَيَوْمَ حُنَيْنٍۙ اِذْ اَعْجَبَتْكُمْ كَـثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيْـٔاً وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الْاَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِر۪ينَۚ ٥٢
Lekad nasarakumullâhu fî mevâtıne kesîratin ve yevme huneynin iz a'cebetkum kesretukum fe lem tugni ankum şey'en ve dâkat aleykumul ardu bi mâ rahubet summe velleytum mudbirîn(mudbirîne).
(Ey mü’minler!) Şüphesiz Allah birçok yerlerde ve Huneyn gününde size (manevi) yardım ulaştırmıştı. Hani o zaman çok sayıda oluşunuz sizi böbürlendirmişti de bunun size hiçbir faydası olmamıştı. Yeryüzü, genişliğine rağmen başınıza dar gelmişti, sonra arkanıza dönüp gerisin geri gitmiştiniz. *— İ. Aktaş
9:25
26
ثُمَّ اَنْزَلَ اللّٰهُ سَك۪ينَتَهُ عَلٰى رَسُولِه۪ وَعَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَاَنْزَلَ جُنُوداً لَمْ تَرَوْهَا وَعَذَّبَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ وَذٰلِكَ جَزَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ ٦٢
Summe enzelallâhu sekînetehu alâ resûlihî ve alâl mu'minîne ve enzele cunûden lem terevhâ ve azzebellezîne keferû ve zâlike cezâul kâfirîn(kâfirîne).
Sonra Allah, Resulü’nün ve mü’minlerin üzerine sekinetini (iç huzur ve güven veren rahmetini) indirdi, ayrıca (manevi destek için) sizin görmediğiniz ordular (manevi güçler) gönderdi ve o inkâr etmiş olanları acı bir azaba (yenilgiye) uğrattı. İşte budur (saldırgan) inkârcıların cezası! *— İ. Aktaş
9:26
27
ثُمَّ يَتُوبُ اللّٰهُ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٧٢
Summe yetûbullâhu min ba'di zâlike alâ men yeşâu, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Sonra Allah bunun ardından, (samimiyet ve iyi niyeti sebebiyle) yine dileyenin (tövbe edip bağışlanmak isteyenin) tövbesini kabul eder. Ve Allah bağışlayandır, merhamet edendir.— İ. Aktaş
9:27
28
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلَا يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هٰذَاۚ وَاِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْن۪يكُمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ٓ اِنْ شَٓاءَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ٨٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû innemâl muşrikûne necesun fe lâ yakrabûl mescidel harâme ba’de âmihim hâzâ ve in hıftum ayleten fe sevfe yugnîkumullâhu min fadlihî in şâe, innallâhe alîmun hakîm(hakîmun).
Ey inanmış olanlar! Doğrusu o (saldırgan) putperestler, (size karşı) kötü (niyetli) insanlardır. Bu nedenle, onlar (şirke dayalı hac ibadetlerini gerçekleştirmek amacıyla) bu seneden sonra Mescidi Harama yaklaşmasınlar. Eğer (onlarla ticaretinizin kesilmesi sebebiyle) yoksulluktan, (ekonomik krizden) endişe ediyorsanız, (unutmayın ki gün gelir,) Allah dilerse sizi lütfuyla bolluğa kavuşturur: Şüphesiz Allah (her şeyi) bilendir, (her konuda) doğru hüküm verendir. *— İ. Aktaş
9:28
29
قَاتِلُوا الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللّٰهُ وَرَسُولُهُ وَلَا يَد۪ينُونَ د۪ينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ حَتّٰى يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَنْ يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ۟ ٩٢
Kâtilûllezîne lâ yu’minûne billâhi ve lâ bil yevmil âhıri ve lâ yuharrimûne mâ harramallâhu ve resûluhu ve lâ yedînûne dînel hakkı minellezîne ûtûl kitâbe hattâ yu’tûl cizyete an yedin ve hum sâgirûn(sâgirûne).
Kendilerine önceden kitap verilen (barış antlaşmalarına uymayıp size saldıran o malum) gruptan Allah’a da ahiret gününe de (gerçek anlamda) inanmayan, Allah ve onun elçisi’nin haram kıldığını (saldırganlık, tecavüz ve zulmü) haram saymayan ve (saldırganlığı haram kılan) hak dini (kendi dinlerinden tahrif edilmemiş ilahi hüküm, kanun ve yasaları) din edinmeyen (saldırmazlık hukukunu de hiçe sayan o saldırgan) kimselerle yenilgiyi kabul edip cizyeyi (size verdikleri zararın karşılığı olan savaş tazminatını) elden (sahip oldukları kudret ve imkânlarından) verinceye dek (onlar sizinle çarpıştıkları gibi) siz de çarpışın. *— İ. Aktaş
9:29
30
وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌۨ ابْنُ اللّٰهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَس۪يحُ ابْنُ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ قَوْلُهُمْ بِاَفْوَاهِهِمْۚ يُضَاهِؤُ۫نَ قَوْلَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُۜ قَاتَلَهُمُ اللّٰهُۘ اَنّٰى يُؤْفَكُونَ ٠٣
Ve kâletil yahûdu uzeyrunibnullâhi ve kâletin nasârâl mesîhubnullâh(mesîhubnullâhi) zâlike kavluhum bi efvâhihim yudâhiûne kavlellezîne keferû min kablu kâtelehumullâh(kâtelehumullâhu) ennâ yu'fekûn(yu'fekûne).
Ve Yahudiler (onlardan bir grup)“Üzeyir, Allah’ın oğludur”dediler. Hıristiyanlar ise: “İsa Mesih, Allah’ın oğludur”dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (asla gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onlar, özleri itibariyle, böylelerinin geçmiş çağlarda inkâr etmiş olanların uydurduğu asılsız iddialara özenerek dillerine doladıkları söylentilerdir! Allah, onları dışlamıştır! Nasıl da haktan çevriliyorlar!*— İ. Aktaş
9:30
Yükleniyor...
Tevbe
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle