Zuhruf 89 Ayet Mekke · الزخرف
43

Zuhruf

Gösteriş-Süsler · Mekke
43
Gösteriş-Süsler · Mekke
الزخرف
89
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
حٰمٓۜ ١
Hâ mim.
Hâ, Mim.*— İ. Aktaş
43:1
2
وَالْكِتَابِ الْمُب۪ينِۙ ٢
Vel kitâbil mubîni.
2 , 3. (Ey insanlar, gerçekleri, Allah, insan, kâinat ilişkilerini ve ilahi düzeni) açıklayan (dinin bütün hükümlerini ortaya koyan) bu Kitab’a (Kur’an’a) kasem ederim ki, aklınızı kullanarak iyice anlayasınız diye biz onu Arapça (fasih ve kusursuz bir dile sahip) bir Kur’an (okunan bir kitap) kılmışızdır.*— İ. Aktaş
43:2
3
اِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْءٰناً عَرَبِياًّ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَۚ ٣
İnnâ cealnâhu kur’ânen arabiyyen leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).
2 , 3. (Ey insanlar, gerçekleri, Allah, insan, kâinat ilişkilerini ve ilahi düzeni) açıklayan (dinin bütün hükümlerini ortaya koyan) bu Kitab’a (Kur’an’a) kasem ederim ki, aklınızı kullanarak iyice anlayasınız diye biz onu Arapça (fasih ve kusursuz bir dile sahip) bir Kur’an (okunan bir kitap) kılmışızdır.*— İ. Aktaş
43:3
4
وَاِنَّهُ ف۪ٓي اُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَك۪يمٌۜ ٤
Ve innehu fî ummil kitâbi ledeynâ le alîyyun hakîm(hakîmun).
Ve şüphesiz o (Kur’an), katımızda bulunan bütün vahiylerin kaynağında (bizim ilmimizde) mevcuttur. Çok yücedir, (insanlığı dünya ve ahirette kurtuluşa ulaştıracak doğru) hüküm (ve hikmet) içeriklidir. *— İ. Aktaş
43:4
5
اَفَنَضْرِبُ عَنْكُمُ الذِّكْرَ صَفْحاً اَنْ كُنْتُمْ قَوْماً مُسْرِف۪ينَ ٥
E fe nadribu ankumuz zikre safhan en kuntum kavmen musrifîn(musrifîne).
(Ey inkârcılar!) Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, bu zikri (bilgi, öğüt, doğru hüküm ve derin hikmetlerle dolu Kur’an’ı) size ulaştırmaktan vaz mı geçelim? (Bu mümkün değil!)— İ. Aktaş
43:5
6
وَكَمْ اَرْسَلْنَا مِنْ نَبِيٍّ فِي الْاَوَّل۪ينَ ٦
Ve kem erselna min nebîyin fîl evvelîn(evvelîne).
Oysa daha önce gelip geçmiş topluluklar içinde (mesajlarımızı tebliğ etmek için) nice peygamberler de göndermiştik.— İ. Aktaş
43:6
7
وَمَا يَأْت۪يهِمْ مِنْ نَبِيٍّ اِلَّا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٧
Ve mâ yetîhim min nebîyin illâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
(Ama mesajlarımızın tebliğini yapmak üzere) onlara hiçbir peygamber gelmiyordu ki o’nunla alay etmiş olmasınlar. *— İ. Aktaş
43:7
8
فَاَهْلَكْـنَٓا اَشَدَّ مِنْهُمْ بَطْشاً وَمَضٰى مَثَلُ الْاَوَّل۪ينَ ٨
Fe ehleknâ eşedde minhum batşen ve medâ meselul evvelîn(evvelîne).
(Reulüm! Bu yüzden) biz de onlardan (o seninle alay edip haddi aşanlardan) daha güçlü (daha zorba) olanları da (haddi aşıp peygamberlerle alay ettikleri yüzünden) yıkıma uğrattık. Nitekim (Kur’an’da buna benzer) öncekilerin örneği de geçmiştir.— İ. Aktaş
43:8
9
وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَز۪يزُ الْعَل۪يمُۙ ٩
Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda le yekûlunne halakahunnel azîzul alîm(alîmu).
Ve (ey Resulüm!) Kuşkusuz eğer onlara (müşriklere), “Gökleri ve yeri (evreni) kim yaratmıştır?” diye soracak olursan; “Elbette onları mutlak galip olan, her şeyi bilen (Allah) yaratmıştır’diyeceklerdir.— İ. Aktaş
43:9
10
اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْداً وَجَعَلَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلاً لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۚ ٠١
Ellezî cealekumul arda mehden ve cealelekum fîhâ subulen leallekum tehtedûn(tehtedûne).
O (Allah) ki, yeryüzünü, sizin (huzur ve güven içinde yerleşip yaşayabilmeniz) için yaşam alanı hâline getirmiş (orayı yaşam için tarıma elverişli ovalar, iskâna uygun araziler vs. hâline getirmiş) ve istediğiniz yere (kolaylıkla) ulaşasınız diye orada size yollar var etmiştir.— İ. Aktaş
43:10
11
وَالَّذ۪ي نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍۚ فَاَنْشَرْنَا بِه۪ بَلْدَةً مَيْتاًۚ كَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ ١١
Vellezî nezzele mines semâi mâenbi kader(kaderin), fe enşernâ bihî beldetenmeyten, kezâlike tuhrecûn(tuhrecûne).
Ve O (zatım olan Allah) ki, gökten (bulutlardan) bir ölçü ile suyu indirmekte olan ve neticede (o suyu indirmekte olan) biz (nasıl) onunla ölü (bitkileri kurumuş) toprağa hayat veriyorsak, siz de böyle (öldükten sonra) yeniden (diriltilip) çıkarılacaksınız. *— İ. Aktaş
43:11
12
وَالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْفُلْكِ وَالْاَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَۙ ٢١
Vellezî halakal ezvâce kullehâve ceale lekum minel fulki vel enâmi mâ terkebûn(terkebûne).
Ve O (Allah) ki, bütün çiftleri (erkek-dişi, artı-eksi, pozitif-negatif ve zıt kutuplu, ama birbirleriyle uyumlu, birbirlerini tamamlayan bir bütün hâlinde) yaratmıştır. Ve sizin için (denizlerde) gemilerden ve (karada) hayvanlardan binmekte olduğunuz şeyler (binekler) kılmıştır. *— İ. Aktaş
43:12
13
لِتَسْتَوُ۫ا عَلٰى ظُهُورِه۪ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ اِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحَانَ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَنَا هٰذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِن۪ينَۙ ٣١
Li testevû alâ zuhûrihî summe tezkurû ni’mete rabbikum izesteveytum aleyhi, ve tekûlû subhânellezî sehhare lenâ hâzâ ve mâ kunnâ lehu mukrinîn(mukrinîne).
Ki, sırtlarına kurulasınız (binesiniz), sonra onlara kurulduğunuz (bindiğiniz) zaman, Rabbinizin verdiği nimeti anasınız ve şöyle diyesiniz: “Emrimiz altına almaya gücümüz yetmediği hâlde, bunları bize musahhar eden Allah, münezzeh ve yücedir.”— İ. Aktaş
43:13
14
وَاِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُونَ ٤١
Ve innâ ilâ rabbinâ le munkalibûn(munkalibûne).
Ve (hesap vermek üzere) elbette biz (sonunda) Rabbimize döneceğiz” diyesiniz.— İ. Aktaş
43:14
15
وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِه۪ جُزْءاًۜ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ مُب۪ينٌۜ ٥١
Ve cealû lehu min ibâdihî cuz’â(cuz’en), innel insâne le kefûrun mubîn(mubînun).
Böyle iken onlar (Allah’tan başkasına tanrısal nitelikler yakıştıranlar) tuttular, kullarından bir kısmını (bazı kişileri ve güçleri) O’nun (zatım olan Allah’ın) bir parçası saydılar (ve ona babalık atfettiler). Gerçekten (böyle yapan) insan, besbelli bir nankördür. *— İ. Aktaş
43:15
16
اَمِ اتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَاَصْفٰيكُمْ بِالْبَن۪ينَ۟ ٦١
Emittehaze mimmâ yahluku benâtin ve asfâkum bil benîn(benîne).
Yoksa (ey müşrikler, iddianıza göre) Allah, yarattıklarından kızları evlat edindi de, (kızlardan üstün tuttuğunuz) oğulları size mi seçip ayırdı? *— İ. Aktaş
43:16
17
وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمٰنِ مَثَلاً ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَداًّ وَهُوَ كَظ۪يمٌ ٧١
Ve izâ buşşire ehaduhum bi mâ darabe lir rahmâni meselen zalle vechuhu musvedden ve huve kezîm(kezîmun).
Oysa onlardan (müşriklerden) birine O sınırsız merhamet sahibi olan (Allah) a isnat ettiği bir benzerle (kız çocuğunun doğumuyla) müjde verildiği zaman (o kız çocuğunu o kadar hakir ve bir utanç vesilesi görüyor ki) yüzü, simsiyah kesilir ve öfkesinden yutkunur durur.— İ. Aktaş
43:17
18
اَوَمَنْ يُنَشَّؤُ۬ا فِي الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِي الْخِصَامِ غَيْرُ مُب۪ينٍ ٨١
E ve men yuneşşeu fîl hılyeti ve huve fîl hısâmi gayru mubîn(mubînin).
Ve (o kız çocuğuyla müjdelenen kişi) süs püs içinde yetiştirilip tartışmada (delilini) açıklayamayan (kendini ifade edemeyen) bir evlat mı?’’(der.) *— İ. Aktaş
43:18
19
وَجَعَلُوا الْمَلٰٓئِكَةَ الَّذ۪ينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمٰنِ اِنَاثاًۜ اَشَهِدُوا خَلْقَهُمْۜ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْـَٔلُونَ ٩١
Ve cealûl melâiketellezîne hum ibâdur rahmâni inâsâ(inâsen), e şehidû halkahum, setuktebu şehâdetuhum ve yus’elûn(yus’elûne).
Rahmanın (merhameti sınırsız olan Allah’ın) kulları olan (ve herhangi bir cinsiyet taşımayan) melekleri de dişi olarak nitelediler. Peki! Onlar meleklerin yaratılışını mı gördüler? Onların bu şahitlikleri (meleklerin dişi olduklarına dair söz ve iddiaları) yazılacak (kayda alınacak) ve (bu yüzden hesap günü) sorgulanacaklar.— İ. Aktaş
43:19
20
وَقَالُوا لَوْ شَٓاءَ الرَّحْمٰنُ مَا عَبَدْنَاهُمْۜ مَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۗ اِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَۜ ٠٢
Ve kâlû lev şâer rahmânu mâ abednâhum, mâ lehum bi zâlike min ilmin in hum illâ yahrusûn(yahrusûne).
Ve (alay edercesine) ‘’Eğer Rahman (olan Allah, yalnızca kendisine kulluk etmemizi) istemiş, onlara (o taptıklarımıza) kulluk etmezdik” dediler. Onların buna dair (bu konuda) hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylemektedirler. *— İ. Aktaş
43:20
21
اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَاباً مِنْ قَبْلِه۪ فَهُمْ بِه۪ مُسْتَمْسِكُونَ ١٢
Em âteynâhum kitâben min kablihî fe hum bihî mustemsikûn(mustemsikûne).
Yoksa onlara, bundan (Kur’an’dan) önce bir kitap verdik de (bu iddialarında) onlar ona mı tutunup dayanıyorlar?— İ. Aktaş
43:21
22
بَلْ قَالُٓوا اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُهْتَدُونَ ٢٢
Bel kâlû innâ vecednâ âbâenâ alâ ummetin ve innâ alâ âsârihim muhtedûn(muhtedûne).
Bilakis (şöyle) dediler: “Gerçekten biz atalarımızı (belli) bir inanç üzerinde bulduk ve (ancak) onların izinden giderek doğru yolu buluyoruz.”— İ. Aktaş
43:22
23
وَكَذٰلِكَ مَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ ف۪ي قَرْيَةٍ مِنْ نَذ۪يرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَٓاۙ اِنَّا وَجَدْنَٓا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ ٣٢
Ve kezâlike mâ erselnâ min kablike fî karyetin min nezîrin illâ kâle mutrefûhâ innâ vecednâ âbâenâ alâ ummetin ve innâ alâ âsârihim muktedûn(muktedûne).
Ve (işte) böyle, biz senden önce de hiçbir memlekete bir uyarıcı göndermedik ki, oranın (lüks ve refah içinde) şımarmış ileri gelenleri; (halkı sömürerek kurdukları kölelik sisteminin yıkılacağı ve böylece alışageldikleri lüks ve refah dolu yaşantının sona ereceği endişesiyle elçiye) “Doğrusu biz atalarımızı (geleneksel) bir inanç üzerinde bulduk ve biz de onların izinden gitmekteyiz.” demiş olmasınlar. *— İ. Aktaş
43:23
24
قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكُمْ بِاَهْدٰى مِمَّا وَجَدْتُمْ عَلَيْهِ اٰبَٓاءَكُمْۜ قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ ٤٢
Kâle e ve lev ci’tukum bi ehdâ mimmâ vecedtum aleyhi âbâekum, kâlû innâ bi mâ ursıltum bihî kâfirûn(kâfirûne).
(Gönderilen uyarıcılardan her biri de şöyle) demişti: “Ben size atalarınızı üstünde bulduğunuz şeyden (uydurma din ve düzenden) daha doğru olanını getirmiş olsam da mı? (Yine bana uymaz ve bâtıl yolda inat edeceksiniz?)” Onlar da demişlerdi ki: “Biz kesinlikle sizinle gönderilen şeyi inkâr edicileriz.” *— İ. Aktaş
43:24
25
فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ۟ ٥٢
Fentekamnâ minhum fanzur keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Bunun üzerine, biz de onları (o zalim, azgın ve yalancı kimseleri hak ettikleriyle) cezalandırdık. İşte bak, o (zulmedip hakkı) yalanlayanların (inkâr edenlerin) akıbeti nasıl oldu! *— İ. Aktaş
43:25
26
وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ٓ اِنَّن۪ي بَرَٓاءٌ مِمَّا تَعْبُدُونَۙ ٦٢
Ve iz kâle ibrâhîmu li ebîhi ve kavmihî innenî berâun mimmâ ta’budûn(ta’budûne).
26 , 27. Ve hani bir zaman İbrahim, babasına ve kavmine demişti ki: “Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan (o kulluk ettiklerinizden) uzağım. Ben, yalnız beni yaratana kulluk ederim. Bana, O doğru yolu gösterecektir.”— İ. Aktaş
43:26
27
اِلَّا الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي فَاِنَّهُ سَيَهْد۪ينِ ٧٢
İllellezî fataranî fe innehu se yehdîn(yehdîne).
26 , 27. Ve hani bir zaman İbrahim, babasına ve kavmine demişti ki: “Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan (o kulluk ettiklerinizden) uzağım. Ben, yalnız beni yaratana kulluk ederim. Bana, O doğru yolu gösterecektir.”— İ. Aktaş
43:27
28
وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً ف۪ي عَقِبِه۪ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٨٢
Ve cealehâ kelimeten bâkıyeten fî akıbihî leallehum yerciûn(yerciûne).
Ve (İbrahim) onu, (o tevhit inancını) daha sonra gelenler arasında yaşamaya devam eden bir söz (ilke) olarak yaptı ki onlar (daima o tevhit inancına) dönsünler. *— İ. Aktaş
43:28
29
بَلْ مَتَّعْتُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ وَاٰبَٓاءَهُمْ حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ وَرَسُولٌ مُب۪ينٌ ٩٢
Bel metta’tu hâulâi ve âbâehum hattâ câehumul hakku ve resûlun mubîn(mubînun).
Bilakis, ben şunları da babalarını (atalarını) da kendilerine hak olan (Kitap) ve (onu) açıklayan bir elçi gelinceye kadar faydalandırıp geçindirdim. *— İ. Aktaş
43:29
30
وَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ وَاِنَّا بِه۪ كَافِرُونَ ٠٣
Ve lemmâ câe humul hakku kâlû hâzâ sihrun ve innâ bihî kâfirûn(kâfirûne).
Ve onlara hak (bütün gerçekleri açıklayan Kur’an) geldiği zaman: ‘’Bu bir sihir (aldatmaca)dır ve şüphe yok ki, biz onu inkâr edicileriz’’ dediler.— İ. Aktaş
43:30
Yükleniyor...
Zuhruf
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle