Enam 165 Ayet Mekke · الأنعام
6

Enam

Davar · Mekke
6
Davar · Mekke
الأنعام
165
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَۜ ثُمَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ ١
Elhamdu lillâhillezî halakas semâvâti vel arda ve cealez zulumâti ven nûr(nûra), summellezîne keferû bi rabbihim ya’dilûn(ya’dilûne).
Hamd (her türlü övgü), gökleri ve yerküreyi (evreni) yaratmış, (yerkürenin hem kendi ekseni etrafında hem de güneş etrafında dönmesini sağlamakla) karanlıkları ve aydınlığı (gece ve gündüzü ve bunların oluşum sebeplerini) varetmiş olan Allah’a mahsustur. (Bunca ayet ve delillerden) sonra (hakikati) inkâr etmiş olanlar, başka güçleri Rableri ile denk tutarlar.— İ. Aktaş
6:1
2
هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ ط۪ينٍ ثُمَّ قَضٰٓى اَجَلاًۜ وَاَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ ثُمَّ اَنْتُمْ تَمْتَرُونَ ٢
Huvellezî halakakum min tînin summe kadâ ecelâ(ecelen), ve ecelun musemmen ındehu summe entum temterûn(temterûne).
O (Allah) ki, (ey insanlar,) sizi bir çamurdan (sulu topraktan beslenen, nebati ve hayvani gıdalardan oluşan erkek spermi ve kadın yumurtasından) yaratmış, sonra da (size) bir ecel belirleyip takdir etmiştir. Bir de onun katında (ilim ve meşieti dâhilinde insanlığın hayatının kesin süresi hakkında) belirlenmiş bir ecel de vardır. (Bizzat müşahede edip yaşadığınız) bu gerçeklere rağmen hâlâ (Allah’ın kudreti ve diriltilme konusunda) şüphe ediyorsunuz.*— İ. Aktaş
6:2
3
وَهُوَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَفِي الْاَرْضِۜ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ ٣
Ve huvellâhu fîs semâvâti ve fîl ard(ardı), ya’lemu sirrakum ve cehrekum ve ya’lemu mâ teksibûn(teksibûne).
Ve odur göklerde de, yerkürede de (tek) Allah. (O) sizin gizlinizi (içinizi) de açığınızı (dışınızı) da bilir. (İyi ve kötü) kazandıklarınızı (yaptıklarınızı) da bilir. *— İ. Aktaş
6:3
4
وَمَا تَأْت۪يهِمْ مِنْ اٰيَةٍ مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِمْ اِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِض۪ينَ ٤
Ve mâ te’tîhim min âyetin min âyâti rabbihim illâ kânû anhâ mu’rıdîn(mu’rıdîne).
Oysa ne zaman onlara (inkâra şartlanmış olup gerçekleri reddedenlere) Rablerinin mesajlarından bir mesaj gelse, mutlaka ondan yüz çevirirler. *— İ. Aktaş
6:4
5
فَقَدْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُمْۜ فَسَوْفَ يَأْت۪يهِمْ اَنْبٰٓـؤُ۬ا مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ ٥
Fe kad kezzebû bil hakkı lemmâ câehum, fe sevfe ye’tîhim enbâû mâ kânûbihî yestehziûn(yestehziûne).
İşte (onlar,) kendilerine geldiğinde, o hak olan (Kur’an’)ı gerçekten yalanladılar. Fakat (o) kendisi ile alay etmekte oldukları şeyin haberleri, ileride onlara gelecektir.*— İ. Aktaş
6:5
6
اَلَمْ يَرَوْا كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْاَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَاَرْسَلْنَا السَّمَٓاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَاراًۖ وَجَعَلْنَا الْاَنْهَارَ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهِمْ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْناً اٰخَر۪ينَ ٦
E lem yerev kem ehleknâ min kablihim min karnin mekkennâhum fîl ardı mâ lem numekkin lekum ve erselnes semâe aleyhim midrâren ve cealnâl enhâre tecrî min tahtihim fe ehleknâhum bi zunûbihim ve enşe’nâ min ba’dihim karnen âharîn(âharîne).
Onlardan önce (yaptıkları zulüm ve kötülükler nedeniyle) nice kuşakları (zalim ve azgın toplumları) yıkıma uğrattığımızı bilmiyorlar mı? Yeryüzünde size vermediğimiz imkânları onlara vermiştik. Ve semadan (bulutlardan) üzerlerine bol bol yağmur indirip (bereketli toprakları bağ ve bahçelerle donatmış, ağaçların) altından (çağıldayan) ırmaklar akıtmıştık. Sonunda işledikleri suçları (zulüm ve kötülükleri) nedeniyle kendilerini yıkıma uğrattık. Ve onlardan sonra başka nesiller (medeniyetler) meydana getirdik.*— İ. Aktaş
6:6
7
وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَاباً ف۪ي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِاَيْد۪يهِمْ لَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ٧
Ve lev nezzelnâ aleyke kitâben fî kırtâsin fe le mesûhu bi eydîhim le kâlelezîne keferû in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).
Ve eğer sana kâğıt üzerinde yazılı bir kitap indirseydik ve ona kendi elleriyle dokunmuş olsalardı, yine de (iman etmeyi çıkarlarına ters görüp hakikatleri) inkâr etmiş olanlar, "Bu, kesinlikle açık bir büyüden (aldatmacadan) başka bir şey değildir" derlerdi. *— İ. Aktaş
6:7
8
وَقَالُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌۜ وَلَوْ اَنْزَلْنَا مَلَكاً لَقُضِيَ الْاَمْرُ ثُمَّ لَا يُنْظَرُونَ ٨
Ve kâlû lev lâ unzile aleyhi melek(melekun), ve lev enzelnâ meleken, le kudıyel emru summe lâ yunzarûn(yunzarûne).
Bir de: ’’Onun (Muhammed’in) üzerine (bizim görebileceğimiz biçimde) bir melek indirilseydi ya?’’ derler. Eğer öyle bir melek indirseydik (ki onu görebilmeleri için bir beşer suretinde olması gerekirdi, yine bu da bir beşerdir diyerek iman etmemekle helâklerine dair) iş bitirilmiş olur, sonra onlara bir daha da fırsat tanınmazdı.— İ. Aktaş
6:8
9
وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكاً لَجَعَلْنَاهُ رَجُلاً وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِمْ مَا يَلْبِسُونَ ٩
Ve lev cealnâhu meleken le cealnâhu raculen ve le lebesnâ aleyhim mâ yelbisûn(yelbisûne).
Ve eğer biz, onu (mesajlarımızın tebliğini yapmakla görevli kıldığımız elçiyi) bir melek kılsaydık (onlara görünebilmesi için) muhakkak ki onu bir adam (beşer) şeklinde kılardık da (bu defa bu insan mı, melek mi diyeceklerinden) onları düştükleri kuşkuya yine düşürürmüş olurduk (yani onları yine aynı kuşku içinde bulurduk).*— İ. Aktaş
6:9
10
وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذ۪ينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٠١
Ve lekadistuhzie bi rusulin min kablike fe hâka billezîne sehırû minhum mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
(Ey Resulüm!) Gerçekten senden önce de (mesajlarımızın tebliğini yapmakla görevli kıldığımız) elçilerle alay edilmişti. Bu yüzden onlardan alay edenleri, alay ettikleri şey (azap) kuşatıvermişti.— İ. Aktaş
6:10
11
قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ ١١
Kul sîrû fîl ardı summenzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın (ve tarihten ders alın), sonra da (hakikati) yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.*— İ. Aktaş
6:11
12
قُلْ لِمَنْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلْ لِلّٰهِۜ كَتَبَ عَلٰى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَۜ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِۜ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٢١
Kul li men mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), kul lillâh(lillâhi), ketebe alâ nefsihir rahmeh(rahmete), le yecmeannekum ilâ yevmil kıyâmeti lâ reybe fîh(fîhi), ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).
(Resulüm!) De ki: Göklerde ve yerkürede (kâinatta var) olan her şey kimindir? (Onlar Allah’ındır dediklerinde, yine) De ki: (Evet, hepsi de) Allah’ındır, (ki, böylece benimle birlikte her şeyin kendisine ait olduğunu ikrar ettiğiniz) O Allah, (her zaman bütün yarattıklarına) merhamet etmeyi (ve onlara daima sevgi ve şefkatle yönelmeyi kendisine ilke edinmiş, vazgeçilmez bir görev olarak) yazmıştır (gerekli kılmıştır). O, kendisinde (geleceği hakkında) hiç şüphe olmayan Kıyamet günü hepinizi de (hesaba çekmek üzere huzurunda) mutlaka toplayacaktır: Ama kendilerine yazık etmiş olanlar (var ya), işte onlar, iman etmezler.”*— İ. Aktaş
6:12
13
وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي الَّيْلِ وَالنَّهَارِۜ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٣١
Ve lehu mâ sekene fîl leyli ven nehâr(nehâri), ve huves semîul alîm(alîmu).
Gece ve gündüzün (karanlık ve aydınlığın) içinde barınan her şey de O’nundur. Ve yalnızca odur (her şeyi hakkıyla) duyan, (her şeyi) bilen.*— İ. Aktaş
6:13
14
قُلْ اَغَيْرَ اللّٰهِ اَتَّخِذُ وَلِياًّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُۜ قُلْ اِنّ۪ٓي اُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ ٤١
Kul e gayrallâhi ettehızu veliyyen fâtırıs semâvâti vel ardı ve huve yut’ımu ve lâ yut’am(yut’amu), kul innî umirtu en ekûne evvele men esleme ve lâ tekûnenne minel muşrikîn(muşrikîne).
De ki ’’Gökleri ve yerküreyi (evreni, patlama ve bölünme kanunu ile) yaratan Allah’tan başkasını mı (kendime) veli (sahip, hami ve kurtarıcı) edineyim? Hâlbuki O, (canlı olan bütün yarattıklarını) beslediği hâlde beslenmeye ihtiyacı olmayandır. De ki: “Bana şüphesiz (çağdaşlarım arasında Allah’a) teslim olanların ilki olmam emredildi ve “Sakın müşriklerden olma (denildi).” *— İ. Aktaş
6:14
15
قُلْ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّ۪ي عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ٥١
Kul innî ehâfu in asaytu rabbî azâbe yevmin azîm(azîmin).
De ki: “Eğer ben, (buyruklarını yerine getirmemekle) Rabbime karşı gelirsem, cidden büyük bir günün azabından korkarım!”— İ. Aktaş
6:15
16
مَنْ يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُۜ وَذٰلِكَ الْفَوْزُ الْمُب۪ينُ ٦١
Men yusraf anhu yevme izin fe kad rahımeh(rahımehu), ve zâlikel fevzul mubîn(mubînu).
(O günün azabı) kimden savuşturulursa, gerçekten (Allah) ona acımıştır. İşte bu da (o kişi için) açıkça kurtuluştur.— İ. Aktaş
6:16
17
وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُٓ اِلَّا هُوَۜ وَاِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٧١
Ve in yemseskellâhu bi durrin fe lâ kâşife lehu illâ huve, ve in yemseske bi hayrın fe huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Ve eğer (yaptıklarından dolayı) Allah sana bir zarar (bir sıkıntı) dokunduracak olursa, onu O’ndan başka giderecek yoktur; eğer sana herhangi türde bir hayır dokundurursa, (onu engelleyecek bir güç de yoktur) zaten O her şeye mutlak güç yetirendir. *— İ. Aktaş
6:17
18
وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِه۪ۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ ٨١
Ve huvel kâhiru fevka ıbâdih(ıbâdihî), ve huvel hakîmul habîr(habîru).
O, kullarının üzerinde (mutlak) egemenlik (ve otorite) sahibidir. Ve O, (en iyi ve en) doğru hüküm verendir, (her şeyden) haberdar olandır.— İ. Aktaş
6:18
19
قُلْ اَيُّ شَيْءٍ اَكْبَرُ شَهَادَةًۜ قُلِ اللّٰهُ شَه۪يدٌ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْ وَاُو۫حِيَ اِلَيَّ هٰذَا الْقُرْاٰنُ لِاُنْذِرَكُمْ بِه۪ وَمَنْ بَلَغَۜ اَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ اَنَّ مَعَ اللّٰهِ اٰلِهَةً اُخْرٰىۜ قُلْ لَٓا اَشْهَدُۚ قُلْ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَاِنَّن۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَۢ ٩١
Kul eyyu şey’in ekberu şehâdeh(şehâdeten), kulillâhu şehîdun, beynî ve beynekum ve ûhiye ileyye hâzâl kur’ânu li unzirekum bihî ve men belag(belaga), e innekum le teşhedûne enne meallâhi âliheten uhrâ, kul lâ eşhed(eşhedu), kul innemâ huve ilâhun vâhidun ve innenî berîun mimmâ tuşrikûn(tuşrikûne).
(Ey Resulüm!) De ki: (Olaylara) kimin şahitliği (vakıf ve gözcü olma hâli) daha büyüktür (geçerli ve önemlidir)?-De ki: (Tebliğ konusunda görevimi hakkıyla yaptığıma dair) benimle sizin aranızda şahit (durumuma vakıf ve gözcü) olan Allah’tır. Ve işte bu Kur’an, bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu. Yoksa, siz, Allah ile birlikte başka ilâhlar (tanrılar) olduğuna mı şehadet (inanıp ikrar) ediyorsunuz? Ben ise, buna asla şehadet (inanıp ikrar) etmem, de! Yine de ki: O tek bir ilahtır ve ben sizin koştuğunuz şirkten tamamen uzağım.*— İ. Aktaş
6:19
20
اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَٓاءَهُمْۢ اَلَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ۟ ٠٢
Ellezîne âteynâhumul kitâbe ya’rifûnehu kemâ ya’rifûne ebnâehum ellezîne hasirû enfusehum fe hum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler(in bilginleri), kendi öz oğullarını bildikleri gibi onu da (Kur’an’ın Allah tarafından vahyedildiğini de) bilirler. Ama kendilerine yazık etmiş olanlar var ya, işte onlar (bu şekilde) inanmıyorlar. *— İ. Aktaş
6:20
21
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ ١٢
Ve men azlemu mimmenifterâ alâllâhi keziben ev kezzebe bi âyâtih(âyatihî), innehu lâ yuflihuz zâlimûn(zâlimûne).
Kendi uyduruğu yalanları Allah’a yakıştırandan veya Onun mesajlarını yalanlayanlardan (kendi nefsine) daha çok zulmeden (yazık eden) kim olabilir? Şüphesiz, zulmedenler felaha (kurtuluşa, mutluluğa) asla ulaşamazlar.— İ. Aktaş
6:21
22
وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَم۪يعاً ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذ۪ينَ اَشْرَكُٓوا اَيْنَ شُرَكَٓاؤُ۬كُمُ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ ٢٢
Ve yevme nahşuruhum cemîan summe nekûlu lillezîne eşrakû eyne şurekâukumullezîne kuntum tez’umûn(tez’umûne).
Onların tümünü (mahşerde) toplayacağımız gün; sonra da (birtakım sahte ilâhları, itaat edilecek mutlak otorite kabul ederek veya makâm, şöhret, servet ve benzeri değerleri hayatın biricik ölçüsü hâline getirerek zatım olan Allah’a) şirk koşanlara diyeceğiz ki: ‘’(Söyleyin bakalım, emir ve otoritesine boyun eğilmesi gerektiğini) iddia ettiğiniz ortaklarınız şimdi neredeler?” *— İ. Aktaş
6:22
23
ثُمَّ لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا وَاللّٰهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِك۪ينَ ٣٢
Summe lem tekun fitnetuhum illâ en kâlû vallâhi rabbinâ mâ kunnâ muşrikîn(muşrikîne).
Sonra (kurtuluş için) özürleri mevcut olmayıp sadece şöyle diyeceklerdir:“- Rabbimiz Allah’a yemin ederiz ki, (dünyada iken itikat ve düşüncemize göre) biz şirk koşanlardan değildik (yani kendimizi muvahhid ve doğru yolda biliyorduk)”*— İ. Aktaş
6:23
24
اُنْظُرْ كَيْفَ كَذَبُوا عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ٤٢
Unzur keyfe kezebû alâ enfusihim ve dalle anhum, mâ kânû yefterûn(yefterûne).
(Resulüm!) Bir düşün, (mahşer günü hesap verilirken) kendi kendilerine nasıl da yalan söyleyecekler ve düzmekte oldukları hayalleri (o düzmece tanrılar hakkındaki inanış ve düşünceleri) de (nasıl o gün) kendilerinden yok olup gitmiş olacaktır.*— İ. Aktaş
6:24
25
وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ اِلَيْكَۚ وَجَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْراًۜ وَاِنْ يَرَوْا كُلَّ اٰيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫كَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ٥٢
Ve minhum men yestemiu ileyk(ileyke), ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minû bihâ, hattâ izâ câuke yucâdilûneke yekûlullezîne keferû in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn(evvelîne).
Hem onlardan (Allah adına yalan uyduranlardan) öyleleri de vardır ki (görünürde) seni dinliyorlar (dinliyormuş gibi yaparlar, hâlbuki gayeleri seni dinleyip anlamak değil, gürültü çıkarıp meclisi provoke etmek ve Kur’an’ın dinlenmesini önlemektir). Buna karşı biz de onu anlamaları (istememeleri) noktasında (melekler tarafından tanınmaları için) kalblerine (akıl merkezi olan beyinlerine) ekinne (manevi işaretler) koyduk. (Yine Kur’an’ı doğru anlamak için dinlemek istemediklerinden dolayı) kulaklarına da bir ağırlık (koyduk). Ve (bu olumsuz tutumlarından dolayı) artık onlar hakikatin bütün işaretlerini görseler de yine inanmazlar. Hattâ sana geldikleri zaman o inkâr edenler seninle mücâdeleye kalkışarak: ’’Bu (Kur’an), öncekilerin masallarından başka bir şey değildir!” derler.*— İ. Aktaş
6:25
26
وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْـَٔوْنَ عَنْهُۚ وَاِنْ يُهْلِكُونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ ٦٢
Ve hum yenhevne anhu ve yen’evne anh(anhu), ve in yuhlikûne illâ enfusehumve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Ve onlar (o kendi uyduruğu yalanları Allah’a yakıştıran, başka varlıkları O’na denk tutan, Kur’an’ı anlamak istemeyen ve her fırsatta dinlenmesini önlemeye çalışan zalimler) hem başkalarını (insanları) ondan (Kur’an’dan) alıkoyarlar hem de kendileri ondan uzak kalırlar. Oysa (bu olumsuz şeyleri yapmakla) onlar farkına varmaksızın, ancak kendilerini helâk ediyorlar. *— İ. Aktaş
6:26
27
وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ وُقِفُوا عَلَى النَّارِ فَقَالُوا يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ وَلَا نُكَذِّبَ بِاٰيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ ٧٢
Ve lev terâ iz vukıfû alen nâri fe kâlû yâ leytenâ nureddu ve lâ nukezzibe bi âyâti rabbinâ ve nekûne minel mu’minîn(mu’minîne).
Ve (ahiret günü) ateşin önünde bekletilecekleri ve “ah, keşke (bir daha dünyaya) geri döndürülseydik, o zaman Rabbimizin ayetlerinı (mesajlarını asla) yalanlamaz ve inananlardan olurduk!” diyecekleri zaman [onları] bir görseydin.— İ. Aktaş
6:27
28
بَلْ بَدَا لَهُمْ مَا كَانُوا يُخْفُونَ مِنْ قَبْلُۜ وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ٨٢
Bel bedâ lehum mâ kânû yuhfûne min kabl(kablu),ve lev ruddû le âdû li mâ nuhû anhuve innehum le kâzibûn(kâzibûne).
Aslında (o ahiret günü) onların daha önce (dünyada) gizlemekte oldukları şey (inkâr, zulüm ve yaptıkları kötülükler) onlara belirlenmiş olur. (Bu yüzden bir daha dünyaya geri dönmek istiyorlar.) Ve şayet (dünya hayatına) geri gönderilecek olsalar, yine kendilerine yasaklanmış şeylere dönerlerdi. Doğrusu onlar yalancıdırlar.*— İ. Aktaş
6:28
29
وَقَالُٓوا اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَ ٩٢
Ve kâlû in hiye illâ hayatuned dunyâ ve mâ nahnu bi meb’ûsîn(meb’ûsîne).
Bir de (bunlar hayatta iken) “Bu dünyadaki hayatımızdan başka hayat yok; biz tekrar diriltilecek değiliz” demişlerdi.— İ. Aktaş
6:29
30
وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ وُقِفُوا عَلٰى رَبِّهِمْۜ قَالَ اَلَيْسَ هٰذَا بِالْحَقِّۜ قَالُوا بَلٰى وَرَبِّنَاۜ قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ۟ ٠٣
Ve lev terâ iz vukıfû alâ rabbihim, kâle e leyse hâzâ bil hakk(hakkı), kâlû belâ ve rabbinâ, kâle fe zûkûl azâbe bimâ kuntum tekfurûn(tekfurûne).
Rablerinin huzurunda (hesap alanında) durduruldukları zaman (hâllerini) bir görsen! Rableri onlara şöyle der: "Bu, (gördüğünüz dirilme) bir gerçek değil midir? "Onlar da:"Rabbimize (zatınıza) yemin ederiz ki gerçektir" derler. Rableri de onlara: "Öyleyse (bunu) inkârınız sebebiyle azabı tadın!’’ der. *— İ. Aktaş
6:30
Yükleniyor...
Enam
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle