Rad 43 Ayet Medine · الرعد
13

Rad

Gök Gürültüsü · Medine
13
Gök Gürültüsü · Medine
الرعد
43
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓرٰ ۠تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِۜ وَالَّـذ۪ٓي اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ ١
Elif lâm mim râ tilke âyâtul kitâb(kitâbi), vellezî unzile ileyke min rabbikel hakku ve lâkinne ekseren nâsi lâ yu’minûn(yu’minûne).
Elif, Lâm, Mim, Râ: Şunlar, Kitabın (Kur’an’ın) ayetleridir. Ve sana Rabbinden indirilen (Kur’an) gerçektir. Fakat insanların çoğu (bu gerçeğe) inanmazlar.— İ. Aktaş
13:1
2
اَللّٰهُ الَّذ۪ي رَفَعَ السَّمٰوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ يُدَبِّرُ الْاَمْرَ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقَٓاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ ٢
Allâhullezî refeas semavâti bi gayri amedin terevnehâ summestevâ alel arşı ve sehhareş şemse vel kamer(kamere), kullun yecrî li ecelin musemmâ(musemmen), yudebbirul emre yufassılul âyâti leallekum bi likâi rabbikum tûkınûn(tûkınûne)."
Allah, o dur ki, semaları (uzayda bulunan bütün gök cisimlerini) görebildiğiniz bir destek olmadan (gözle göremediğiniz bir destek olan kütle çekim kanunu ile aralarındaki mesafe ölçüsünü) yükseltip (kendi yörüngelerinde) tutmasını sağlamıştır. Bir de Arş’a (tüm varlık âlemine) kanunlarını koymuş olup Güneş’i ve Ay’ı da (belli kanunlara bağlayıp) buyruğu altına almıştır. Bütün bunlar belirlenmiş bir süreye kadar (kendi yörüngelerinde) hareket etmelerini sağlar. Her işi yerli yerinde O idare eder, (varlığını gösteren) belgeleri açıklar ki, (ahirette) Rabbinizle karşılaşacağınıza kesin olarak inanasınız. *— İ. Aktaş
13:2
3
وَهُوَ الَّذ۪ي مَدَّ الْاَرْضَ وَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِيَ وَاَنْهَاراًۜ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ ف۪يهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ٣
Ve huvellezî meddel arda ve ceale fîhâ revâsiye ve enhârâ(enhâren), ve min kullis semerâti ceale fîhâ zevceynisneyni yugşil leylen nehâr(nehâre), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Ve O (Allah) ki, yeryüzünü (canlılar için hayata elverişli bir şekilde) uzatıp genişletmiştir ve içinde (yerkabuğunda) kök salan ağırlıklar (dağlar) yerleştirip nehirler oluşturmuştur ve (yine) orada her türlü üründen/bitkiden (döllenip çoğalmaları için) iki cins kılmıştır; O, (yerkürenin kendi ekseni etrafında dönmesini sağlayarak) geceyi gündüzün üzerine bürümektedr. Hiç kuşkusuz bunlarda düşünen (bilimsel araştırma yapan) kimseler için (Allah’ın varlığını, birliğini ve kudretini gösteren) ayetler (belgeler) vardır.*— İ. Aktaş
13:3
4
وَفِي الْاَرْضِ قِطَعٌ مُتَجَاوِرَاتٌ وَجَنَّاتٌ مِنْ اَعْنَابٍ وَزَرْعٌ وَنَخ۪يلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقٰى بِمَٓاءٍ وَاحِدٍ۠ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلٰى بَعْضٍ فِي الْاُكُلِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٤
Ve fîl ardı kıtaun mutecâvirâtun ve cennâtun min a’nâbin ve zer’un ve nahîlun sınvânun ve gayru sınvânin yuskâ bi mâin vâhid(vâhidin), ve nufaddılu ba’dehâ alâ ba’dın fîl ukul(ukuli), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
Ve yeryüzünde birbirine komşu (fakat bitki örtüsü ve doğal zenginlik bakımından birbirinden farklı) olan kıtalar (kara parçaları) vardır; üzüm bağları, ekinler, bir kökten sürgün verip küme hâlinde ya da tek başına boy veren hurma ağaçları vardır ki, hepsi de aynı suyla sulanırlar. Hâl böyleyken yemişlerinde (ki verimde, kalitede ve lezzette) bazısını bazısına üstün kılıyoruz. Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan bir topluluk için (Allah’ın varlığını ve sınırsız kudretini gösteren) nice deliller vardır. *— İ. Aktaş
13:4
5
وَاِنْ تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ ءَاِذَا كُنَّا تُرَاباً ءَاِنَّا لَف۪ي خَلْقٍ جَد۪يدٍۜ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ الْاَغْلَالُ ف۪ٓي اَعْنَاقِهِمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٥
Ve in ta’ceb fe acebun kavluhum e izâ kunnâ turâben e innâ le fî halkın cedîd(cedîdin), ulâikellezîne keferû bi rabbihim, ve ulâikel aglâlu fî a’nâkıhim, ve ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Ve eğer şaşacaksan, onların şu sözlerine şaşmak lazım: Biz toza toprağa karıştıktan sonra (yeniden hayata dönmek üzere) bir kez daha mı yaratılacağız? İşte (bunu söyleyen kimseler) Rablerini inkâr etmiş kimselerdir; işte onlar (ahiret günü) boyunlarında halkalar (gibi kötü amellerini) taşıyan kimselerdir ve işte onlar, (Allah’ın dilediği vakte kadar) yerleşip kalmak üzere ateşe girecek olan kimselerdir. *— İ. Aktaş
13:5
6
وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُلَاتُۜ وَاِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلٰى ظُلْمِهِمْۚ وَاِنَّ رَبَّكَ لَشَد۪يدُ الْعِقَابِ ٦
Ve yesta’cilûneke bis seyyieti kablel haseneti ve kad halet min kablihimul mesulât(mesulâtu), ve inne rabbeke lezû magfiretin lin nâsi alâ zulmihim, ve inne rabbeke le şedîdul ıkâb(ıkâbi).
Bir de onlar, (müşrikler) iyilikten önce hemen senden (alay yollu) kötülüğün (azabın dünyada iken) gelmesini isterler (bizi korkuttuğun azab nerede? Gelse ya, derler). Oysa onlardan önce nice örnekler gelip geçmiştir. Ve doğrusu Rabbin, zulümlerine (şirk, inkâr, azgınlık ve isyanlarına) rağmen insanlara karşı (yine) bağışlayıcıdır. Ama Rabbinin cezası da (zalim ve azgınlar için) çetindir.— İ. Aktaş
13:6
7
وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ اِنَّـمَٓا اَنْتَ مُنْذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ۟ ٧
Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihî), innemâ ente munzirun ve li kulli kavmin hâd(hâdin).
Ve (doğruları) inkâr etmiş olanlar (Mademki Muhammed, Peygamber olduğunu iddia ediyor, o hâlde) ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilmesi gerekmez miydi? diyorlar. Oysa (Resulüm!) Sen yalnızca bir uyarıcı ve her toplum (bütün insanlık) için doğru yolu gösteren birisin.*— İ. Aktaş
13:7
8
اَللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ اُنْثٰى وَمَا تَغ۪يضُ الْاَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُۜ وَكُلُّ شَيْءٍ عِنْدَهُ بِمِقْدَارٍ ٨
Allâhu ya’lemu mâ tahmilu kullu unsâ ve mâ tegîdul erhâmu ve mâ tezdâd(tezdâdu), ve kullu şey’in indehu bi mıkdâr(mıkdârin).
Allah, her bir dişinin neye gebe olduğunu ve rahimlerin neyi ne kadar erken bırakacağını, neyi ne kadar (olağan süresinden) fazla bekleteceğini bilmektedir. Ve O’nun katında her şey koyduğu bir ölçüye (düzene) göre işlemektedir— İ. Aktaş
13:8
9
عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَب۪يرُ الْمُتَعَالِ ٩
Âlimul gaybi veş şehâdetil kebîrul muteâl(muteâli).
O, gaybı (yaratılmışların duyu ve tasavvurlarının ötesinde olanları) da, müşahede edileni (onların görüp gözleyebildikleri şeyleri) de tam olarak bilmektedir. O, mutlak büyüktür, her şeyden üstündür.— İ. Aktaş
13:9
10
سَوَٓاءٌ مِنْكُمْ مَنْ اَسَرَّ الْقَوْلَ وَمَنْ جَهَرَ بِه۪ وَمَنْ هُوَ مُسْتَخْفٍ بِالَّيْلِ وَسَارِبٌ بِالنَّهَارِ ٠١
Sevâun minkum men eserrel kavle ve men cehere bihî ve men huve mustahfin bil leyli ve sâribun bin nehâr(nehâri).
Sizden sözü (düşüncesini) saklı tutmuş olan da, onu açığa vurmuş olan da; geceleyin gizlenen de ve gündüzün ortalıkta gezen de (O’nun katında bilinme bakımından) aynıdır (hepsini görür ve bilir).*— İ. Aktaş
13:10
11
لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ يَحْفَظُونَهُ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْۜ وَاِذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِقَوْمٍ سُٓوءاً فَلَا مَرَدَّ لَهُۚ وَمَا لَهُمْ مِنْ دُونِه۪ مِنْ وَالٍ ١١
Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh(emrillâhi), innallâhe lâ yugayyiru mâ bi kavmin hattâ yugayyirû mâ bi enfusihim, ve izâ erâdallâhu bi kavmin sûen fe lâ meredde leh(lehu), ve mâ lehum min dûnihî min vâl(vâlin).
Onu (insanı) önünden ve arkasından takip eden (görevli melek)ler vardır; Allah’ın emriyle onu (onun gizli, açık bütün hâllerini, iyi ve kötü amellerini) gözetirler (bütün amellerini kayıt altına alırlar). Kuşkusuz herhangi bir toplum, tutumunu (kendi iç dünyasını) değiştirmedikçe Allah ta o toplumun konumunu (kendiliğinden) değiştirmez. Ve Allah, bir topluma (kendi kötülüklerinin bir sonucu olarak) ceza vermeyi dilediği zaman, artık onu geri çevirecek (kimse) yoktur. Onlar için Allah’tan başka velileri (sahip, koruyucu ve yardımcıları) da yoktur. *— İ. Aktaş
13:11
12
هُوَ الَّذ۪ي يُر۪يكُمُ الْبَرْقَ خَوْفاً وَطَمَعاً وَيُنْشِئُ السَّحَابَ الثِّقَالَۚ ٢١
Huveellezî yurîkumul berka havfen ve tamean ve yunşius sehâbes sikâl(sikâle).
O, (Allah) ki, size hem korku (bazı felaket ve ürküntülerin sebebi,) hem umut (rahmet ve bereket müjdesi) olarak (bulutları oluşturan su moleküllerinin, atmosferde yol alırken diğer hava molekülleriyle sürtünmesi neticesinde) şimşeği (oluşturup) gösterir ve (yağmur dolu) ağır bulutları meydana getirir.*— İ. Aktaş
13:12
13
وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِه۪ وَالْمَلٰٓئِكَةُ مِنْ خ۪يفَتِه۪ۚ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُص۪يبُ بِهَا مَنْ يَشَٓاءُ وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللّٰهِۚ وَهُوَ شَد۪يدُ الْمِحَالِۜ ٣١
Ve yusebbihur ra’du bi hamdihî vel melâiketu min hîfetih(hîfetihî), ve yursilus savâıka fe yusîbu bihâ men ye?âu ve hum yucâdilûne fillâh(fillâhi), ve huve ?edîdul mihâl(mihâli).
Ve (Allah’ın koyduğu doğa kanunları gereği) gök gürlemesi, (işleyişiyle, hâl diliyle) O’nu hamd ile tesbihte bulunur (bütün atmosfer hadiselerinin O’nun emri ile meydana geldiğini ve icraatında O’na hiçbir şeyin, hiçbir “tabiî” kanun ve cismin ortak olamayacağını ilan eder). Melekler de duydukları saygıdan dolayı O’nun sınırsız kudretini övgüyle anarlar. O (Allah, bulutla yer arasındaki elektriksel boşalma olayı olan) yıldırımları gönderip onlarla dilediğini de çarpabilir. (Hâl böyleyken) onlar (inanmayanlar) hâlâ Allah hakkında birbirleriyle tartışıp, ileri geri konuşurlar. Oysa Allah, (ilâhî plân gereğince, zalim ve azgınların hilelerini başlarına geçirip onları cezalandırmada) müthiş bir kudrete sahiptir.*— İ. Aktaş
13:13
14
لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّۜ وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ لَا يَسْتَج۪يبُونَ لَهُمْ بِشَيْءٍ اِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ اِلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِه۪ۜ وَمَا دُعَٓاءُ الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ ٤١
Lehu da’vetul hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehum bi şey’in illâ kebâsitı keffeyhi ilâl mâi li yebluga fâhu ve mâ huve bi bâligıhî, ve mâ duâul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).
Hak dua (ve davet) ancak O’nadır. Allah’ın yanı sıra yakardıkları şeyler (putlar) ise, kendilerine hiçbir şekilde cevab veremezler; (onlar) ancak ağzına erişsin diye suya doğru iki avucunu açan kimse gibidir; hâlbuki (elini suya doğru açmakla) o (su, onun ihtiyacını anlayıp da) ona ulaşıcı değildir. İnkârcıların (kendi putlarına olan) duası da (böyle) sapıklık içinde kalmaktan başka bir şey değildir. *— İ. Aktaş
13:14
15
Secde
وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعاً وَكَرْهاً وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ ۩ ٥١
Ve lillâhi yescudu men fis semâvâti vel ardı tav’an ve kerhen ve zilâluhum bil guduvvi vel âsâl(âsâli). (SECDE ÂYETİ)
Göklerde ve yeryüzünde var olan herkes (her şey) ister istemez Allah’ın emrine (Allah’ın varlık âlemi için koymuş olduğu kanunlara) boyun eğmektedirler. Ve sabah akşam (ilahi yasaya bağlı olarak yerkürenin kendi ekseni etrafında dönmesiyle oluşan) gölgeleri de.*— İ. Aktaş
13:15
16
قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ قُلِ اللّٰهُۜ قُلْ اَفَاتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءَ لَا يَمْلِكُونَ لِاَنْفُسِهِمْ نَفْعاً وَلَا ضَراًّۜ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۙ اَمْ هَلْ تَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُۚ اَمْ جَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِه۪ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْۜ قُلِ اللّٰهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ ٦١
Kul men rabbus semâvâti vel ard(ardı), kulillâh(kulillâhu), kul e fettehaztum min dûnihî evliyâe lâ yemlikûne li enfusihim nef’an ve lâ darrâ(darren), kul hel yestevil a’mâ vel basîru em hel testevîz zulumâtu ven nûr(nûru), em cealû lillâhi şurekâe halakû ke halkıhî fe teşâbehel halku aleyhim, kulillâhu hâliku kulli şey’in ve huvel vâhidul kahhâr(kahhâru).
(Şirk koşanlara)"Göklerin ve yerkürenin (evrenin) Rabbi (yaratıcısı) kimdir?"de! (Onlar cevaben Allah’tır diyeceklerdir, sen de onlara evet kesinlikle) Allah’tır" de! (Yine) De ki: Artık"onun yanı sıra kendilerine (bile) fayda ya da zarar verme gücüne sahip olmayan veliler mi (koruyucu ve yardımcılar mı) edindiniz?" (Hem yine) De ki:"Körle gören (gerçeği görmeyenle gören) bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık aynı olur mu?"(Hayır!) Yoksa Allah’a, O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar kıldılar da, kendilerince bu yaratma (Allah’ın yaratmasıyla) birbirine benzer mi oldu? (Yine onlara) De ki: "Her şeyin yaratıcısı yalnızca Allah’tır: Ve (tüm varlıklara boyun eğdirecek) mutlak otorite sahibi sadece O’dur. *— İ. Aktaş
13:16
17
اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَسَالَتْ اَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَداً رَابِياًۜ وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِي النَّارِ ابْتِغَٓاءَ حِلْيَةٍ اَوْ مَتَاعٍ زَبَدٌ مِثْلُهُۜ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَۜ فَاَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَٓاءًۚ وَاَمَّا مَا يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الْاَرْضِۜ كَذٰلِكَ يَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَۜ ٧١
Enzele mines semâi mâen fe sâlet evdiyetun bi kaderihâ fahtemeles seylu zebeden râbiyâ(râbiyen), ve mimmâ yûkıdûne aleyhi fîn nâribtigâe hılyetin ev metâın zebedun misluh(misluhu), kezâlike yadribullâhul hakka vel bâtıl(bâtıle), fe emmez zebedu fe yezhebu cufâ’(cufâen), ve emmâ mâ yenfaun nâse fe yemkusufîl ard(ardı), kezâlike yadrıbullâhul emsâl(emsâle).
(Hak ile batıl mukayesesi şuna benzer: Allah,) gökten (bulutlardan) bir su indirdi de vadiler kendi ölçülerince sel oldu; ardından sel, üste çıkan köpüğü taşır hâle geldi. Bir süs eşyası veya alet yapmak isteğiyle ateşte körükledikleri şeylerde (madenlerde) de benzeri bir köpük (posa) vardır. Allah hakla bâtılı işte böyle örneklendiriyor: Ama köpüğe gelince atılır gider (bâtıl da böyledir). İnsanlara faydası olan (öz kısım) ise yerde kalır (hak buna benzer). İşte Allah (hak ile batılın daha iyi anlaşılması için) böyle misaller verir.— İ. Aktaş
13:17
18
لِلَّذ۪ينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمُ الْحُسْنٰىۜ وَالَّذ۪ينَ لَمْ يَسْتَج۪يبُوا لَهُ لَوْ اَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاً وَمِثْلَهُ مَعَهُ لَافْتَدَوْا بِه۪ۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ سُٓوءُ الْحِسَابِۙ وَمَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمِهَادُ۟ ٨١
Lillezînestecâbû li rabbihimul husnâ, vellezîne lem yestecibû lehu lev enne lehum mâ fîl ardı cemîan ve mislehu meahu leftedev bih(bihî), ulâike lehum sûul hısâbi ve me’vâhum cehennem(cehennemu), ve bi’sel mihâd(mihâdu).
Rablerinin çağrısına icabet etmiş olanlara, (ahirette) en güzel ödül (olan cennet) vardır. O’na icabet etmemiş olanlara gelince, şayet yeryüzünde bulunan her şey ve bir katı daha onların olsa, (kurtulmak için) hepsini feda ederlerdi. Hesabın (sorgulamanın) en kötüsü (ve ürkütücüsü) işte onlar içindir. Onların barınma yerleri cehennemdir, o ne kötü bir barınma yeridir! *— İ. Aktaş
13:18
19
اَفَمَنْ يَعْلَمُ اَنَّـمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ كَمَنْ هُوَ اَعْمٰىۜ اِنَّمَا يَتَذَكَّرُ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِۙ ٩١
E fe men ya’lemu ennemâ unzile ileyke min rabbikel hakku ke men huve a’mâ, innemâ yetezekkeru ûlul elbâb(elbâbi).
(Ey Resul!) Rabbinden sana indirilenin (Kur’an’ın mutlak) doğru olduğunu bilen kimse, (bunu kabul etmeyen ve gerçeği görmeyen) kör ile bir olur mu? Bu gerçeği yalnızca akıl (ve sağduyu) sahipleri düşünebilirler.— İ. Aktaş
13:19
20
اَلَّذ۪ينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْم۪يثَاقَۙ ٠٢
Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).
Onlar ki (o akıl ve sağduyu sahipleri ki), Allah’a verdikleri söze (her zaman) bağlı kalan ve (insanlarla yaptıkları) antlaşmalarını bozmayan (ihanet etmeyen) kimselerdir.— İ. Aktaş
13:20
21
وَالَّذ۪ينَ يَصِلُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُٓوءَ الْحِسَابِۜ ١٢
Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).
Ve onlar ki, (insanların din, inanç, renk, milliyet ve dillerine bakılmaksızın herkesin hak ve hukuku konusunda) Allah’ın birleştirilmesini (kurulmasını) emrettiği şeyleri (bütün sosyal bağları) birleştirirler (gözetip korurlar). Ayrıca, (her konuda) Rableri karşısında saygıyla ürperir ve pek kötü bir hesaptan korkarlar. (*)— İ. Aktaş
13:21
22
وَالَّذ۪ينَ صَبَرُوا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً وَيَدْرَؤُ۫نَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِۙ ٢٢
Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri).
Ve yine onlar ki, Rablerinin rızasını arzu ederek her türlü güçlüklere göğüs germişlerdir, namazlarını dosdoğru kılmışlar, kendilerine rızık olarak verdigimiz şeylerden gizli ve açık (yoksul, işsiz ve muhtaçlara) infakta bulunmuşlar ve (daima) kötülükleri iyiliklerle savarlar. İşte onlar (var ya), bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir.— İ. Aktaş
13:22
23
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ اٰبَٓائِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالْمَلٰٓئِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ بَابٍۚ ٣٢
Cennâtu adnin yedhulûnehâ ve men salaha min âbâihim ve ezvâcihim ve zurriyyâtihim vel melâiketu yedhulûne aleyhim min kulli bâb(bâbin).
(O mutlu sonuç) Adn cennetleri (ebedî huzur ve mutluluk diyarı olan bahçeleri)dir ki; oraya babalarından, eşlerinden ve çocuklarından sâlih olanlarla beraber girecekler, melekler de her kapıdan onların yanına varacaklardır. *— İ. Aktaş
13:23
24
سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِۜ ٤٢
Selâmun aleykum bi mâ sabertum fe ni’me ukbed dâr(dâri).
(Melekler:) Sabretmiş olmanız (Allah’ın yolundan gitmek için kararlılık göstermeniz, dayanıp direnmeniz, sıkıntılara göğüs germeniz) sebebiyle selâm sizlere. Dünya yurdunun sonucu (olan cennet) ne güzeldir!” (derler.)— İ. Aktaş
13:24
25
وَالَّذ۪ينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ م۪يثَاقِه۪ وَيَقْطَعُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِۙ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُٓوءُ الدَّارِ ٥٢
Vellezîne yankudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıhi ve yaktaûne mâ emerallâhu bihi en yûsale ve yufsidûne fîl ardı ulâike lehumul la’netu ve lehum sûud dâr(dâri).
Oysa (mesajlarımızı tebliğ eden elçilerimiz vasıtasıyla) Allah’a verdikleri âhdi (sözü), pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’ın (kendi aralarında ve diğer insanlar arasında) birleştirilmesini (kurulmasını ve korunmasını) emrettiği şeyleri (bütün sosyal bağları)da kesip koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar, işte dışlanma (rahmetten kovulma) onlaradır, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır.*— İ. Aktaş
13:25
26
اَللّٰهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَقْدِرُۜ وَفَرِحُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا مَتَاعٌ۟ ٦٢
Allâhu yebsutur rızka li men yeşâu ve yakdir(yakdiru), ve ferihû bil hayâtid dunyâ, ve mal hayâtud dunyâ fîl âhıreti illâ metâ’u(metâun).
Allah dileyen (kâinatta geçerli tabii kanunlarını gözeterek, çalışıp, çabalayan ve rızkı kazanmak için sebeplere sarılan) kimse için rızkını yayıp bir ölçüye göre takdir eder (verir). Onlar ise, (bu gerçeğin farkında ve şuurunda olmayanlar) dünya hayatıyla sevinip şımarmaya durdular. Oysa dünya hayatı ahirete göre ancak az bir geçimlik ve çok az bir yararlanmadan ibarettir. *— İ. Aktaş
13:26
27
وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ اَنَابَۚ ٧٢
Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve o inkâr etmiş olanlar: ‘’Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilmesi gerekmez miydi?’’ diyorlar. (Ey Resulüm!) De ki: ’Şüphesiz Allah, dileyeni (inkâr edip sapıklığı tercih edeni) sapıklıkta bırakır ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir. *— İ. Aktaş
13:27
28
اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ ٨٢
Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
Onlar (o Allah’a yönelenler) ki, inanmış olup Allah’ın zikriyle (Kur’an’la) gönülleri huzur ve doyum bulan (şüphelerden arınan, inkâr ve nifak hastalıklarından, ruhsal çalkantılardan kurtulan) kimselerdir. Dikkat edin, gönüller, ancak Allâh’ın zikriyle (Kur’an’la) huzur bulur.*— İ. Aktaş
13:28
29
اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُوبٰى لَهُمْ وَحُسْنُ مَاٰبٍ ٩٢
Ellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti tûbâ lehum ve husnu meâb(meâbin).
Onlar ki, iman etmişler ve salih ameller işlemişlerdir (her zaman dürüst ve erdemli davranmışlardır), ne mutlu onlara, varacakları yer de ne güzeldir!— İ. Aktaş
13:29
30
كَذٰلِكَ اَرْسَلْنَاكَ ف۪ٓي اُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهَٓا اُمَمٌ لِتَتْلُوَ۬ا عَلَيْهِمُ الَّـذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمٰنِۜ قُلْ هُوَ رَبّ۪ي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ مَتَابِ ٠٣
Kezâlike erselnâke fî ummetin kad halet min kablihâ umemun li tetluve aleyhimullezî evhaynâ ileyke ve hum yekfurûne bir rahmân(rahmâni), kul huve rabbî lâ ilâhe illâ hû(hûve), aleyhi tevekkeltu ve ileyhi metâb(metâbi).
(Ey Resul!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete (elçi olarak) gönderdik ki, sana vahyettiğimizi (Kur’an’ı) onlara okuyasın. Onlar ise Rahman’ı (merhameti sınırsız olan Allah’ı) inkâr etmektedirler. De ki: O benim Rabbimdir. O’ndan başka ilah yoktur. Sadece ona tevekkül ettim (ona güvenip dayandım) ve dönüş sadece onadır.— İ. Aktaş
13:30
Yükleniyor...
Rad
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle