Enfal 75 Ayet Medine · الأنفال
8

Enfal

Ganimetler · Medine
8
Ganimetler · Medine
الأنفال
75
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَنْفَالِۜ قُلِ الْاَنْفَالُ لِلّٰهِ وَالرَّسُولِۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْۖ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ١
Yes’elûneke anil enfâl(enfâli), kulil enfâlu lillâhi ver resûl(resûli), fettekullâhe ve aslihû zâte beynikum ve etîûllâhe ve resûlehû in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
(Resulüm!) Sana, enfâlden (meşru müdafaa savaşı olmaksızın elde edilen bağış ve gelirlerin hükmünü) soruyorlar. De ki: “Enfâl (bu tür gelirler) Allah ve elçisi (kamu) içindir. O hâlde eğer (gerçekten) inanıyorsanız Allah’a karşı gelmekten sakının ve aranızı düzeltin, Allah’a ve (tebliğ ettiği mesajlar hususunda) elçiye itaat edin.*— İ. Aktaş
8:1
2
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ ٢
İnnemâl mu'minûnellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum ve izâ tuliyet aleyhim âyâtuhu zâdethum îmânen ve alâ rabbihim yetevekkelûn(yetevekkelûne).
İman edenler, ancak öyle kimselerdir ki, Allah anıldığında yürekleri (gönül, duygu ve vicdanları) ürperir, yanlarında Allah’ın ayetleri (mesajları) okunduğu zaman bu ayetler imanlarını arttırır (pekiştirir) ve yalnız Rablerine dayanırlar.*— İ. Aktaş
8:2
3
اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۜ ٣
Ellezîne yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Onlar (o gerçek mü’minler) ki; (bir arınma ibadeti olan) namazı (dosdoğru) kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (halkın yararına, toplumun yoksul, fakir, muhtaç ve işsizlerine) infak ederler.*— İ. Aktaş
8:3
4
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَـقاًّۜ لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌۚ ٤
Ulâike humul mu’minûne hakkâ(hakkan), lehum deracâtun inde rabbihim ve magfiratun ve rızkun kerîm(kerîmun).
İşte onlar (o vasıfları anlatılanlar) gerçek mü’minlerdir. Onlar için Rableri katında nice dereceler, bağışlanma, değerli (ve tükenmez) bir rızık vardır.— İ. Aktaş
8:4
5
كَمَٓا اَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَيْتِكَ بِالْحَقِّۖ وَاِنَّ فَر۪يقاً مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ لَكَارِهُونَۙ ٥
Kemâ ahraceke rabbuke min beytike bil hakkı ve inne ferîkan minel mu’minîne le kârihûn(kârihûne).
Nitekim, Rabbin seni hak uğruna (size saldıranlara karşı meşru müdafaa hakkınızı kullanmak üzere) evinden (Medine’den) çıkarmıştı. Mü’minlerden bir grup ise bu konuda (saldıran müşriklere karşılık verme hususunda) kesinlikle isteksiz idiler.*— İ. Aktaş
8:5
6
يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَ مَا تَبَيَّنَ كَاَنَّمَا يُسَاقُونَ اِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَۜ ٦
Yucadilûneke fîl hakkı ba'de mâ tebeyyene ke ennemâ yusâkûne ilâl mevti ve hum yanzurûn(yanzurûne).
(Bunun böyle olduğuna dair) hakîkat ortaya çıktıktan sonra bile, (o saldırgan müşriklere karşılık vermeyi tehlikeli görerek), bakar oldukları hâlde sanki ölüme sürükleniyorlarmış gibi, o hak konusunda seninle tartışıp duruyorlardı.*— İ. Aktaş
8:6
7
وَاِذْ يَعِدُكُمُ اللّٰهُ اِحْدَى الطَّٓائِفَتَيْنِ اَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ اَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه۪ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِر۪ينَۙ ٧
Ve iz yaıdukumullâhu ihdât tâifeteyni ennehâ lekum, ve teveddûne enne gayra zâtiş şevketi tekûnu lekum, ve yurîdullâhu en yuhıkkal hakka bi kelimâtihî ve yaktaa dâbiral kâfirîn(kâfirîne).
(Ey inananlar!) Vaktiyle Allah (saldırı hazırlığı yapan) iki (müşrik) taifesinden birisini (mağlup etmeyi) size va’ad etmişti; siz ise, güçsüz olanıyla karşılaşmayı istiyordunuz; oysa Allah, kelimeleriyle hakkın (vahiy ile vaat ettiği başarı ve zaferin) gerçekleşmesini ve (hakkı) inkâr edenlerin arkalarının (güçlerinin) kesilmesini istiyordu.*— İ. Aktaş
8:7
8
لِيُحِقَّ الْحَقَّ وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَۚ ٨
Li yuhıkkal hakka ve yubtılel bâtıle ve lev kerihel mucrimûn(mucrimûne).
Ki suçlular (saldırganlar) hoşlanmasa da hakkı gerçekleştirsin, batılı da (gerçek olmayanları da hep) geçersiz kılsın.— İ. Aktaş
8:8
9
اِذْ تَسْتَغ۪يثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ اَنّ۪ي مُمِدُّكُمْ بِاَلْفٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُرْدِف۪ينَ ٩
İz testegîsûne rabbekum festecâbe lekum ennî mumiddukum bi elfin minel melâiketi murdifîn(murdifîne).
Hani o (zor durumda kaldığınız) vakit siz (o saldırgan düşman ordusuna karşı) Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da: "Ben size peş peşe gelecek meleklerden oluşan (manevi) bir yardımla size imdat edeceğim" diye duanızı kabul etmişti. *— İ. Aktaş
8:9
10
وَمَا جَعَلَهُ اللّٰهُ اِلَّا بُشْرٰى وَلِتَطْمَئِنَّ بِه۪ قُلُوبُكُمْۚ وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ۟ ٠١
Ve mâ cealehullâhu illâ buşrâ ve li tatmainne bihî kulûbukum ve mân nasru illâ min indillâh(indillâhi), innallâhe azîzun hakîm(hakîmun).
Allah onu (manevi yardımı) yalnızca, bir müjde olsun diye ve onunla (gönüllerinizin) yatışması için yapmıştı. Zaten (o manevi) yardım yalnız Allah katındandır. Şüphesiz Allah (her zaman) mutlak galiptir, (her konuda) doğru hüküm verendir.— İ. Aktaş
8:10
11
اِذْ يُغَشّ۪يكُمُ النُّعَاسَ اَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِه۪ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الْاَقْدَامَۜ ١١
İz yugaşşîkumun nuâse emeneten minhu ve yunezzilu aleykum mines semâi mâen li yutahhirakum bihî ve yuzhibe ankum riczeş şeytâni ve li yarbıta alâ kulûbikum ve yusebbite bihil akdâm(akdâme).
O zaman (Allah) kendi katından (gelen ve tüm korkuları, endişeleri yüreğinizden söküp atan) bir (cesaret ve) güven duygusu olarak, (bir iç huzuru, ruhunuzu okşayan tatlı) bir uyku ile sizi (sarıp) bürüyordu. (Hemen ardından da) gökten (bulutlardan) üzerinize, (hem susuzluğunuzu gideren hem de kumluk araziyi pekiştirerek harekete elverişli hâle getiren beklenmedik) bir yağmur yağdırmıştı ki, böylece sizi (bedensel ve ruhsal kirlerden arındırarak) tertemiz kılsın, şeytanın (susuzluktan perişan olacağınız yolundaki) pisliğini (verdiği uyuşukluğu, tembelliği ve umutsuzluğu) sizden gidersin, yüreklerinizi (güven ve kararlılık duygusu ile güçlendirip birbirine) bağlasın ve ayaklarınızı yere sağlam bastırsın.*— İ. Aktaş
8:11
12
اِذْ يُوح۪ي رَبُّكَ اِلَى الْمَلٰٓئِكَةِ اَنّ۪ي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ سَاُلْق۪ي ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْاَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍۜ ٢١
İz yûhî rabbuke ilâl melâiketi ennî meakum fe sebbitûllezîne âmenû, se ulkî fî kulûbillezîne keferûr ru'be fadribû fevkal a'nâkı vadribû minhum kulle benân(benânin).
O zaman, Rabbin (inanmış olanların yüreklerine ilham edilmek üzere) meleklere: Şüphesiz sizinle beraberim, (müşriklerin saldırılarına uğrayan) inanmış olanları da (savunma savaşında benim şu sözlerimle) yüreklendirin: O inkâr etmiş (ve buna şartlanmış saldırgan güç)lerin yüreklerine korku salacağım mesajını vahyediyordu. Öyleyse (ey saldırıya uğrayanlar!) Siz de (savaş meydanında) boyunların üstünü (o saldırgan güçlerin lider, komutan ve üst düzeydekilerini) vurun, (etkisiz kılın) onlardan (size karşı silah kullanan, size silah doğrultan) bütün parmak uçlarını (elleriyle silah kullanan, size silah doğrultan astlarını) da. *— İ. Aktaş
8:12
13
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ شَٓاقُّوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُۚ وَمَنْ يُشَاقِقِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ٣١
Zâlike bi ennehum şâkkullâhe ve resûlehu, ve men yuşâkıkıllâhe ve resûlehu fe innallâhe şedîdul ıkâb(ıkâbi).
Bu, elbette onların (saldırgan olması) Allah’a ve elçisine (dolayısıyla yurtlarını terk edip başka yerlere iltica etmek zorunda kalan mustaz’af Müslüman halka) karşı baş kaldırmış olmaları sebebiyledir. Kim Allah’a ve elçisine (Allah’ın kullarına ve onun meşru hak düzenine) karşı baş kaldırırsa, (bilsin ki) şüphesiz Allah cezası çok çetin olandır.— İ. Aktaş
8:13
14
ذٰلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَاَنَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابَ النَّارِ ٤١
Zâlikum fe zûkûhu ve enne lil kâfirîne azâben nâr(nâri).
İşte (ey zalim ve saldırgan müşrikler! Bu yenilgi size Allah’ın dünyadaki azabı), onu tadın! Ve şüphesiz (bu saldırgan) inkârcılar için (ahirette) ateş azabı da vardır.— İ. Aktaş
8:14
15
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا لَق۪يتُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا زَحْفاً فَلَا تُوَلُّوهُمُ الْاَدْبَارَۚ ٥١
Yâ eyyuhâllezîne âmenû izâ lekîtumullezîne keferû zahfen fe lâ tuvellûhumul edbâr(edbâra).
Ey iman etmiş olanlar! (Savunma savaşı yapmak üzere) toplu hâlde o inkâr etmiş olan (saldırgan)larla (savaş meydanında) karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönüp kaçmayın.*— İ. Aktaş
8:15
16
وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُٓ اِلَّا مُتَحَرِّفاً لِقِتَالٍ اَوْ مُتَحَيِّزاً اِلٰى فِئَةٍ فَقَدْ بَٓاءَ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ وَمَأْوٰيهُ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ٦١
Ve men yuvellihim yevme izin duburahû illâ muteharrifen li kıtâlin ev mutehayyizen ilâ fietin fe kad bâe bi gadabin minallâhi ve me’vâhu cehennem(cehennemu), ve bi’sel masîr(masîru).
Ve kim, o gün (o savunma savaşında), bir savaş taktiği gözetmeksizin, ya da bir başka mü’minler grubuyla birleşme amacı gütmeksizin, (mazeretsiz) arkasını dönüp kaçarsa, mutlaka o, Allah’ın azabına dönmüş (uğramış) olur. (Pişmanlık duyup tövbe etmezse) Onun varacağı yer de cehennemdir. Oysa ne kötü bir varış yeridir orası. *— İ. Aktaş
8:16
17
فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ قَتَلَهُمْۖ وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمٰىۚ وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِن۪ينَ مِنْهُ بَلَٓاءً حَسَناًۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ ٧١
Fe lem taktulûhum ve lâkinnallâhe katelehum, ve mâ rameyte iz rameyte ve lâkinnallâhe ramâ, ve li yubliyel mu’minîne minhu belâen hasenâ(hasenen), innallâhe semîun alîm(alîmun).
(Ey iman edenler!) Onları (size saldıranları) siz (kendi arzu ve kuvvetinizle) öldürmediniz, fakat (onlar size saldırdıkları için) Allah (size yardım etmekle ellerinizle) onları öldürdü. Ve (Resulüm! Sana saldırmak isteyene de oku) attığın zaman (aslında) sen değildin atan (oku hedefe isabet ettiren). Lakin atan (oku hedefe isabet ettiren) Allah’tı. Ve (o bütün bunları) kendi belirlediği güzel bir sınava tabi tutmak (sabır ve metanet konusunda eğitmek) iman edenleri sınamak için yaptı. Şüphesiz Allah (her şeyi) işiten, (her şeyi hakkıyla) bilendir! (*)— İ. Aktaş
8:17
18
ذٰلِكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِر۪ينَ ٨١
Zâlikum ve ennallâhe mûhinu keydil kâfirîn(kâfirîne).
İşte bu böyledir. Ve şüphesiz Allah (her zaman) inkârcıların tuzaklarını (ve bütün tedbirlerini) zayıf düşüren (işe yaramaz hâle getiren)dir.— İ. Aktaş
8:18
19
اِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَٓاءَكُمُ الْفَتْحُۚ وَاِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَعُودُوا نَعُدْۚ وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْـٔاً وَلَوْ كَـثُرَتْۙ وَاَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَ۟ ٩١
İn testeftihû fe kad câekumul fethu, ve in tentehû fe huve hayrun lekum, ve in teûdû naud, ve len tugniye ankum fietukum şey'en ve lev kesuret ve ennallâhe meal mu'minîn(mu'minîne).
(Ey inkârcılar! Zaferi kim kazanırsa haklı taraf odur diyerek, Allah’ın hükmünü vermesini istiyordunuz;) İşte muhakkak beklediğiniz zafer ve hüküm (sizin aleyhinize) gelmiştir. Eğer (insanlara saldırmaktan, zulüm, haksızlık ve kötülüklerden) vazgeçerseniz bu sizin için daha hayırlı olur. Ve eğer (yine zulüm ve saldırganlığa) dönerseniz, biz de döneriz (mağlup olmanıza hüküm veririz). Topluluğunuz çok da olsa sizden (yine) hiçbir şeyi savamaz. Şüphesiz Allah (gerçekten) inananlarla beraberdir.*— İ. Aktaş
8:19
20
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَاَنْتُمْ تَسْمَعُونَۚ ٠٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû etîullâhe ve resûlehu ve lâ tevellev anhu ve entum tesmeûn(tesmeûne).
Ey inanmış olanlar! Allah’a ve (mesajlarını tebliğ etme hususunda) elçisine itaat edin (bağlılığınızı gösterin); artık (onun mesajını) işitmiş olduğunuz hâlde ondan yüz çevirmeyin.— İ. Aktaş
8:20
21
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ ١٢
Ve lâ tekûnû kellezîne kâlû semi’nâ ve hum lâ yesmeûn(yesmeûne).
Ve (Kur’an’ın buyruklarını) dinlemedikleri hâlde,“dinledik” diyenler (ikiyüzlüler) gibi de olmayın.*— İ. Aktaş
8:21
22
اِنَّ شَرَّ الدَّوَٓابِّ عِنْدَ اللّٰهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذ۪ينَ لَا يَعْقِلُونَ ٢٢
İnne şerred devâbbi indallâhis summul bukmullezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
Şüphesiz, Allah katında (nazarında) yeryüzünde dolaşan canlı varlıkların en şerlisi akıllarını kullanmayan (düşünmeyen, gelişmeyen, cehaletten kurtulmayan, çevresinde olup bitenlere, hak ve hakikate ilgi konusunda) sağır ve dilsiz kesilenrdir. *— İ. Aktaş
8:22
23
وَلَوْ عَلِمَ اللّٰهُ ف۪يهِمْ خَيْراً لَاَسْمَعَهُمْۜ وَلَوْ اَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ ٣٢
Ve lev alimallâhu fî him hayran le esmeahum, ve lev esmeahum le tevellev ve hum mu'ridûn (mu'ridûne).
Ve şayet Allah onlarda (o aklını kullanmayıp hakka karşı adeta sağır ve dilsiz kesilenlerde) bir hayır (hakka yöneliş) olduğunu bilseydi (inanmak istediklerini görseydi) elbette onlara (hakkı) işittirirdi. Ve eğer onlara (o hakka yönelişleri olmayanlara hakkı) işittirmiş olsaydı bile; (inanmaya niyetleri olmadığından inatçı inkârlarıyla) yine de yüz çevirirlerdi.— İ. Aktaş
8:23
24
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ وَاَنَّـهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ٤٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenûstecîbû lillâhi ve lir resûli izâ deâkum limâ yuhyîkûm, va'lemû ennallâhe yehûlu beynel mer'i ve kalbihî ve ennehû ileyhi tuhşerûn (tuhşerûne).
Ey iman etmiş olanlar! Size (manen) hayat verecek (sizi canlandıracak, sizi islah edip düzeltecek) şeylere (Kur’an daki hayat verici mesajlara) çağırdığında, Allah ve elçisinin (bireysel, toplumsal, kültürel, ekonomik, siyasi, ahlâkî yönlerden dirilişinizi sağlayacak her konuda) çağrısına icabet edin. Ve bilin ki Allah, (kendi ilmiyle) kişi ile kalbi (akıl, idrak, düşünme ve karar verme merkezi olan beyni) arasına girer (yani Allah, kişinin aklından, içinden geçen her şeyi de bilir). Ve siz (hesaba çekilmek üzere) mutlaka O’na doğru toplanacaksınız.*— İ. Aktaş
8:24
25
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُص۪يبَنَّ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَٓاصَّةًۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ ٥٢
Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zalemû minkum hâssah (hâssaten), va'lemû ennallâhe şedîdul ıkâb(ıkâbi).
Bir de, (samimi olanı samimi olmayandan ayıracak imtihan niteliğinde) öyle bir fitneden, (öyle bir kaos hâlinden) sakının ki, içinizde yalnızca zulmetmiş olanlara dokunmakla kalmaz. (Yani zulme karşı çıkmayıp seyirci kalanlara da dokunabilir.) Ve bilin ki Allah, şüphesiz azabı çetin olandır.*— İ. Aktaş
8:25
26
وَاذْكُـرُٓوا اِذْ اَنْتُمْ قَل۪يلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْاَرْضِ تَخَافُونَ اَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَاٰوٰيكُمْ وَاَيَّدَكُمْ بِنَصْرِه۪ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٦٢
Vezkurû iz entum kalîlun mustad'afûne fîl ardı tehâfûne en yetehattafekumun nâsu fe âvâkum ve eyyedekum bi nasrihî ve razakakum minet tayyibâtî leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Hem hatırlayın; bir zaman siz yeryüzünde azınlıkta olup güçsüz ve zayıf idiniz ve (hiç önemsenmiyor, baskıya ve zulme maruz kalıyor,) insanların sizi kapıp (esir) götürmesinden, ezip geçivermesinden korkuyordunuz. Siz bu hâlde iken Allah size sığınacağınız bir yurt nasip buyurdu, sizi bizzat yardımıyla destekleyip güçlendirdi ve sizi temiz (helal ve sağlıklı) şeylerden rızıklandırdı ki şükredesiniz.*— İ. Aktaş
8:26
27
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَخُونُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُٓوا اَمَانَاتِكُمْ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٧٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tehûnûllâhe ver resûle ve tehûnû emânâtikum ve entum ta'lemûn(ta'lemûne).
Ey iman etmiş olanlar! Sakın (size tebliğ edilen ilahi öğretilerle ters düşerek) Allah’a ve resule ihanet etmeyin ve bile bile kendi (aranızdaki) emanetlerinize de hainlik etmeyin.*— İ. Aktaş
8:27
28
وَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ۟ ٨٢
Va'lemû ennemâ emvâlukum ve evlâdukum fitnetun ve ennallâhe indehû ecrun azîm(azîmun).
Ve bilin ki, mallarınız ve evlatlarınız (imanınızı ölçmek ve kemâle ermeniz için) birer imtihan vesilesidir. Ve şüphesiz büyük mükâfat (ahirette) Allah katındadır. *— İ. Aktaş
8:28
29
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَتَّقُوا اللّٰهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَاناً وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُوالْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ٩٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey iman etmiş olanlar! Eğer (kötü işleri yapmamak suretiyle) Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; (Allah’ın buyruklarına içtenlikle uyarak; o buyruklarla, kötü ve zararlı şeylere karşı kendisini korumaya, güvenceye alırsanız) O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi de örter ve sizi bağışlar. Ve (bilin ki) Allah, büyük lütuf sahibidir.— İ. Aktaş
8:29
30
وَاِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ اَوْ يَقْتُلُوكَ اَوْ يُخْرِجُوكَۜ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ ٠٣
Ve iz yemkuru bikellezîne keferû li yusbitûke ev yaktulûke ev yuhricûke ve yemkurûne ve yemkurullâh(yemkurullâhu), vallâhu hayrul mâkirîn(mâkirîne).
(Resulüm!) Hani bir zaman inkâr etmiş olanlar seni tutuklamak (hapsetmek), öldürmek ya da (öz yurdun olan Mekke’den) sürmek amacı ile senin aleyhinde tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarken Allah da tuzaklarına karşılık veriyordu (tuzaklarını boşa çıkarıyordu). Hiç kuşkusuz Allah tuzak kuranlara karşılık verenin en iyisidir.*— İ. Aktaş
8:30
Yükleniyor...
Enfal
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle