Kalem 52 Ayet 29. Cüz القلم
68

Kalem

— Kalem
52 Ayet 29. Cüz
القلم
68
Kalem
52 Ayet
القلم
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
نٓ وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَۙ ١
Nûn vel kalemi ve mâ yesturûn(yesturûne).
Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun ki;— A.Ahmet Akgül
68:1
2
مَٓا اَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍۚ ٢
Mâ ente bi ni’meti rabbike bi mecnûn(mecnûnin).
Sen, Rabbinin nimetiyle (O’nun hidayet ve inayeti sayesinde) bir mecnun (cinnlenmiş ve şeytani çevrelerin güdümüne girmiş birisi) değilsin.— A.Ahmet Akgül
68:2
3
وَاِنَّ لَكَ لَاَجْراً غَيْرَ مَمْنُونٍۚ ٣
Ve inne leke le ecren gayre memnûn(memnûnin).
Gerçekten Senin için (asla tükenmeyen ve hiç) kesintisi olmayan (temenni ve memnuniyetin çok ötesinde şerefli ve izzetli) bir ecir verilecektir.— A.Ahmet Akgül
68:3
4
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ ٤
Ve inneke le alâ hulukın azîm(azîmin).
(Ey Resulüm!) Gerçekten Sen, pek yüce ve ulu bir ahlâk üzerindesin.— A.Ahmet Akgül
68:4
5
فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَۙ ٥
Fe se tubsıru ve yubsırûn(yubsırûne).
(Ey Nebim, sabırla bekle ve görevine devam et.) Artık yakında Sen de göreceksin ve onlar da göreceklerdir.— A.Ahmet Akgül
68:5
6
بِاَيِّكُمُ الْمَفْتُونُ ٦
Bi eyyikumul meftûn(meftûnu).
Sizden, hanginizin fitneye tutulup çıldırdığını (kimin meftun ve mecnun halini aldığını ve kimleri gizli güçlerin kullandığını Allah ortaya dökecektir) .— A.Ahmet Akgül
68:6
7
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۖ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ ٧
İnne rabbeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bil muhtedîn(muhtedîne).
Elbette Senin Rabbin, kimin Kendi yolundan şaşırıp-saptığını daha iyi Bilendir; ve kimin hidayete erdiğini de daha iyi Bilendir.— A.Ahmet Akgül
68:7
8
فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّب۪ينَ ٨
Fe lâ tutııl mukezzibîn(mukezzibîne).
Şu halde (Seni ve tebliğ ettiklerini) yalanlayanlara itaat (ve itibar) etme. (Haklı olman ve Cenab-ı Hakkın himayesinde bulunman yeterlidir.)— A.Ahmet Akgül
68:8
9
وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ ٩
Veddû lev tudhinu fe yudhinûn(yudhinûne).
Onlar, Senin kendilerine yanaşıp yaranmanı (yağcılık yapıp uzlaşmanı) arzu etmişlerdi; o zaman (güya) onlar da Sana (karşı) yumuşayıp (yaklaşıvereceklerdi) .— A.Ahmet Akgül
68:9
10
وَلَا تُطِـعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَه۪ينٍۙ ٠١
Ve lâ tutı’ kulle hallâfin mehîn(mehînin).
(Ey Nebim!) Şunların hiçbirine itaat etme (yüz verme) : Çokça yemin edip duran, aşağılık (tiplere) ,— A.Ahmet Akgül
68:10
11
هَمَّازٍ مَشَّٓاءٍ بِنَم۪يمٍۙ ١١
Hemmâzin meşşâin bi nemîm(nemîmin).
Alabildiğine (herkesi) ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (lere de güvenme ve değer verme) .— A.Ahmet Akgül
68:11
12
مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ اَث۪يمٍۙ ٢١
Mennâın lil hayri mu’tedin esîm(esîmin).
Hayrı engellemeyi sürdüren saldırgan ve olabildiğince günahkâr (kişilere de iltifat etme) .— A.Ahmet Akgül
68:12
13
عُتُلٍّ بَعْدَ ذٰلِكَ زَن۪يمٍۙ ٣١
Utullin ba’de zâlike zenîm(zenîmin).
Zorba, saygısız, sütü bozuk, ayrıca vicdanı çürük kimselere de kıymet verme! (Rezilliği bir marifet ve meslek haline getirenlere de kulak asıp bu tiplerin peşine gitme.)— A.Ahmet Akgül
68:13
14
اَنْ كَانَ ذَا مَالٍ وَبَن۪ينَۜ ٤١
En kâne zâ mâlin ve benîn(benîne).
Mal (servet ve imkân) ve çocuklar (cemaat ve teşkilat) sahibi oldu diye (azgınlaşıp böbürlenen) .— A.Ahmet Akgül
68:14
15
اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا قَالَ اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ ٥١
İzâ tutlâ aleyhi âyâtunâ kâle esâtîrul evvelîn(evvelîne).
Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: " (Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır (Kur’ani hükümler, günümüzde gereksiz ve geçersiz olan çağ dışı kurallardır) " diyen (kişilere de yüz verme ve üzülme) .— A.Ahmet Akgül
68:15
16
سَنَسِمُهُ عَلَى الْخُرْطُومِ ٦١
Se nesimuhu alel hurtûm(hurtûmi).
Yakında Biz onun hortumu (burnu) üzerine (zillet ve rezalet) damgası vurup (bu kötü gidişatı değiştireceğiz; bunların kinlerini ve kirli yönlerini herkese göstereceğiz) .— A.Ahmet Akgül
68:16
17
اِنَّا بَلَوْنَاهُمْ كَمَا بَلَوْنَٓا اَصْحَابَ الْجَنَّةِۚ اِذْ اَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِح۪ينَۙ ٧١
İnnâ belevnâhum ke mâ belevnâ ashâbel cenneh(cenneti), iz aksemûle yasri munnehâ musbihîn(musbihîne).
Gerçek şu ki, Biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik (vereceğiz) . Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.— A.Ahmet Akgül
68:17
18
وَلَا يَسْتَثْنُونَ ٨١
Ve lâ yestesnûn(yestesnûne).
(Bu konuda) Hiçbir istisna yapmamış (ve temkinli davranmaya gerek görmemişlerdi.) [Yani, kendi kudret ve güçlerine o kadar güveniyorlardı ki, "Allah’ın izniyle" demeden, "kendi bağlarımızın meyvelerini toplayacağız" diye kesinlikle yemin etme gafletine düşmüşlerdi.]— A.Ahmet Akgül
68:18
19
فَطَافَ عَلَيْهَا طَٓائِفٌ مِنْ رَبِّكَ وَهُمْ نَٓائِمُونَ ٩١
Fe tâfe aleyhâ tâifun min rabbike ve hum nâimûn(nâimûne).
Fakat onlar uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp-gelen bir bela-afet onun (bahçesinin, çiftliğinin, atölyesinin, ticarethanesinin ve partisinin-hükümetinin) üstünü sarıp-kuşatıvermişti.— A.Ahmet Akgül
68:19
20
فَاَصْبَحَتْ كَالصَّر۪يمِ ٠٢
Fe asbahat kes sarîm(sarîmi).
Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup-kapkara kesilmişti. (Böbürlenip hıyanete yöneldikleri tüm imkânları ve istismar teşkilatları ellerinden gitmişti.)— A.Ahmet Akgül
68:20
21
فَتَنَادَوْا مُصْبِح۪ينَۙ ١٢
Fe tenâdev musbihîn(musbihîne).
(Ama onlar bundan habersizdi.) Nihayet sabah vakti birbirlerine (şöyle) seslenmişlerdi:— A.Ahmet Akgül
68:21
22
اَنِ اغْدُوا عَلٰى حَرْثِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَارِم۪ينَ ٢٢
Enıgdû alâ harsikum in kuntum sârımîn(sârımîne).
“Haydin, ekin (leri) nizi ve ürünlerinizi kesecek (devşirecek) seniz (bahçenizin) üzerine erkence ve acelece koşup yetişin” demişlerdi. (Onu ekin biçer gibi kesip bitirmek niyetiyle ve tüm yoksul kesimlerden ve muhtaç kimselerden kaçırmak gayretiyle bahçelerine gittiler, çünkü ondan kimseye bir şey bırakmak istemediklerinden son derece hırslı hareket ettiler.)— A.Ahmet Akgül
68:22
23
فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَۙ ٣٢
Fentalekû ve hum yetehâfetûn(yetehâfetûne).
Derken, aralarında fısıldaşarak (başka zaman kendi hizmetlerini gören ve onların sırtından saltanat sürülen yoksul ve halk kesimlerinden gizlice kaçışarak) çıkıp-gitmişlerdi.— A.Ahmet Akgül
68:23
24
اَنْ لَا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْك۪ينٌ ٤٢
En lâ yedhulennehel yevme aleykum miskîn(miskînun).
"Bugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın." (Ürünlerimizin az bir kısmına dahi kimse ortak olmasın, diye düşünmüşlerdi.)— A.Ahmet Akgül
68:24
25
وَغَدَوْا عَلٰى حَرْدٍ قَادِر۪ينَ ٥٢
Ve gadev alâ hardin kâdirîn(kâdirîne).
(İstemedikleri her şeyi) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden yola düşmüşlerdi.— A.Ahmet Akgül
68:25
26
فَلَمَّا رَاَوْهَا قَالُٓوا اِنَّا لَضَٓالُّونَۙ ٦٢
Fe lemmâ reevhâ kâlû innâ le dâllûn(dâllûne).
Ama onu (bahçeleri tarumar edilmiş) görünce: "Muhakkak biz (gideceğimiz yeri ve yolu) şaşırmışız ve yanlış gelmişiz" demişlerdi.— A.Ahmet Akgül
68:26
27
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ٧٢
Bel nahnu mahrûmûn(mahrûmûne).
(Derken gerçeği anlayıp) "Hayır, biz (her şeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık" (diye pişman ve perişan vaziyette çöküvermişlerdi) .— A.Ahmet Akgül
68:27
28
قَالَ اَوْسَطُهُمْ اَلَمْ اَقُلْ لَـكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ ٨٢
Kâle evsatuhum e lem ekul lekum levlâ tusebbihûn(tusebbihûne).
(İçlerinde en makul) Mutedil (insaf ehli ve adaletli, orta halli) olan biri şunları söylemişti: "Ben size dememiş miydim? (Allah’ı) tesbih edip yüceltmeniz (bunca nimet ve fazilete karşı Allah’ın ve yoksul kulların hakkını vermeniz) gerekmez miydi?"— A.Ahmet Akgül
68:28
29
قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَٓا اِنَّا كُنَّا ظَالِم۪ينَ ٩٢
Kâlû subhâne rabbinâ innâ kunnâ zâlimîn(zâlimîne).
(Sonunda artık faydasız bir nedametle:) "Rabbimiz Seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz" deyip (dizlerini dövmeye girişmişlerdi.)— A.Ahmet Akgül
68:29
30
فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ ٠٣
Fe akbele ba’duhum alâ ba’dın yetelâvemûn(yetelâvemûne).
Şimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başlamışlardı (ama iş işten geçmişti.)— A.Ahmet Akgül
68:30
Yükleniyor...
Kalem
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle