Nahl 128 Ayet 14. Cüz النحل
16

Nahl

— Arı
128 Ayet 14. Cüz
النحل
16
Nahl
128 Ayet
النحل
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
اَتٰٓى اَمْرُ اللّٰهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ١
Etâ emrullâhi fe lâ testa’cilûh(testa’cilûhu), subhânehu ve teâlâ ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).
Allah’ın emri gelmiştir, (İslam Dini kemâle erdirilmiştir; hem kâfir zalimlere hem de mü’min mücahitlere va’ad olunan şeyler yaklaşıvermektedir.) Artık o konu (lar) da acele etmeyin (gerçekleşmesini hemen istemeyin) . O (Allah) , şirk koştukları şeylerden (ve her türlü eksiklikten) münezzehtir ve çok Yücedir.— A.Ahmet Akgül
16:1
2
يُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرُٓوا اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاتَّقُونِ ٢
Yunezzilul melâikete bir rûhi min emrihî alâ men yeşâu min ibâdihî en enzirû ennehu lâ ilâhe illâ ene fettekûn(fettekûni).
(Allah elçi seçtiği) Kullarından dilediklerine; melekleri, Kendi emrinden olan ruh (Hz. Cebrail ve vahiy) ile; “Benden başka İlah yoktur, şu halde ancak Benden korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakının, şeklinde uyarın” diye indirir.— A.Ahmet Akgül
16:2
3
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ تَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ ٣
Halakas semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), teâlâ âmmâ yuşrikûn(yuşrikûne).
(Allah) Gökleri ve yeri Hakk ile (Kendi varlığını ve muhteşem sanatını göstersin diye) yarattı; (O, cahil ve gafil insanların) şirk koştukları şeylerden Yücedir.— A.Ahmet Akgül
16:3
4
خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ ٤
Halakal insâne min nutfetin fe izâ huve hasîmun mubin(mubînun).
(Allah) İnsanı bir damla meniden yaratmıştır, buna rağmen (bir de bakarsın ki) o (Rabbine) açık bir hasım kesilmiştir.— A.Ahmet Akgül
16:4
5
وَالْاَنْعَامَ خَلَقَهَاۚ لَكُمْ ف۪يهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۖ ٥
Vel en’âme halakahâ, lekum fîhâ dif’un ve menâfiu ve minhâ te’kulûn(te’kulûne).
Ve (deve, sığır, koyun ve keçi gibi) hayvanları da yarattı; sizin için onlarda ısınma (yünlerini giyecek ve tezeklerini yakacak olarak kullanma ve daha başka) yararlar vardır ve onlardan (ürünlerinden) yemektesiniz.— A.Ahmet Akgül
16:5
6
وَلَكُمْ ف۪يهَا جَمَالٌ ح۪ينَ تُر۪يحُونَ وَح۪ينَ تَسْرَحُونَۖ ٦
Ve lekum fîhâ cemâlun hîne turîhûne ve hîne tesrehûn(tesrehûne).
Onları (hayvanları otlatmak için meralara) akşamları getirip, sabahları götürmeniz de, sizin için (ayrı) bir güzelliktir (ferahlık vesilesidir) .— A.Ahmet Akgül
16:6
7
وَتَحْمِلُ اَثْقَالَكُمْ اِلٰى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغ۪يهِ اِلَّا بِشِقِّ الْاَنْفُسِۜ اِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌۙ ٧
Ve tahmilu eskâlekum ilâ beledin lem tekûnû bâlıgîhi illâ bi şıkkıl enfus(enfusi), inne rabbekum le raûfun rahîm(rahîmun).
(Yolculukta) Kendisine ulaşmaya (çalıştığınız yerlere varmak konusunda, bedenlerinizin) nefislerinizin fazla meşakkat (büyük zorluklar) çekeceği şehirlere (giderken) , onlar (binek hayvanları) sizin ağırlıklarınızı taşımaktadırlar. Şüphesiz sizin Rabbiniz şefkatli ve merhametlidir.— A.Ahmet Akgül
16:7
8
وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَم۪يرَ لِتَرْكَبُوهَا وَز۪ينَةًۜ وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٨
Vel hayle vel bigâle vel hamîre li terkebûhâ ve zîneh(zîneten), ve yahluku mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Onlara binmeniz (yüklerinizi taşıyabilmeniz) ve süs (lenip sevinmeniz) için atları, katırları ve merkepleri (yarattı) . Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratacaktır. (Bu ayet; arabaları, uçakları, uzay araçlarını vb. haber vermektedir.)— A.Ahmet Akgül
16:8
9
وَعَلَى اللّٰهِ قَصْدُ السَّب۪يلِ وَمِنْهَا جَٓائِرٌۜ وَلَوْ شَٓاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ۟ ٩
Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).
Yolu doğrultmak (dini kurallar ve adaletli nizam koymak) Allah’a aittir, (ama) O’ndan ayrılan (kimi yollar) ise eğridir. (Böylece bazıları sapıtıp gitmektedir.) Eğer O dileseydi, sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi. (Ama imtihan gereği tercih hakkını size vermiştir.)— A.Ahmet Akgül
16:9
10
هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ ف۪يهِ تُس۪يمُونَ ٠١
Huvellezî enzele mines semâi mâen lekum minhu şarâbun ve minhu şecerun fîhi tusîmûn(tusîmûne).
Sizin için gökten (yağmur ve kar şeklinde) su indiren O’dur; içecek (leriniz) ondan (çıkmakta) , ağaç (lar) ondan (sulanmakta) dır (ki) hayvanlarınızı da onda (o suyla yeşeren meralarda) otlatmaktasınız. (Bunların hepsi Allah’ın nimetleridir.)— A.Ahmet Akgül
16:10
11
يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخ۪يلَ وَالْاَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ١١
Yunbitu lekum bihiz zer’a vez zeytûne ven nahîle vel a’nâbe ve min kullis semerât(semereti), inne fî zâlike le âyeten li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Onunla (indirdiğimiz yağmur ve kar suyuyla) sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden (Allah) bitirip yetiştirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır. (Artık gafletten uyanmanız ve ibret almanız gerekir.)— A.Ahmet Akgül
16:11
12
وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِاَمْرِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَۙ ٢١
Ve sehhara lekumul leyle ven nehâre veş şemse vel kamer(kamere), ven nucûmu musahharâtun bi emrih(emrihî), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
Geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı (yaşamanızı sağlayacak ve ihtiyaçlarınızı karşılayacak şekilde) sizin hizmetinize verdi; yıldızlar da O’nun emriyle istifadenize hazır haldedir. (Bu müjdeler, ileride gerçekleşecek uzay yolculuklarıyla, hayret verici nimet ve neticelere erişileceğine de işarettir.) Şüphesiz bütün bunlarda, aklını kullanabilen bir topluluk için nice ayetler ve ibretler (gizlidir.)— A.Ahmet Akgül
16:12
13
وَمَا ذَرَاَ لَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ ٣١
Ve mâ zerae lekum fîl ardı muhtelifen elvânuh(elvânuhu), inne fî zâlike le âyeten li kavmin yezzekkerûn(yezzekkerûne).
Yeryüzünde sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri (bitki ve hayvan türlerini) de (faydanıza verdi) . Şüphesiz bunlar, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler (ve hikmetler) içermektedir.— A.Ahmet Akgül
16:13
14
وَهُوَ الَّذ۪ي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْماً طَرِياًّ وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ ف۪يهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٤١
Ve huvellezî sehharel bahre li te’kulû minhu lahmen tariyyen ve testahricû minhu hilyeten telbesûnehâ, ve terel fulke mevâhira fîhi ve li tebtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Denizi de sizin istifadenize-emrinize veren O’dur, ondan (çıkardığınız balıklarla) taze et yemektesiniz ve ondan giyiminizde (yararlandığınız) süs-eşyaları (takılar) çıkarmaktasınız. Gemilerin onda, (suları) yara yara akıp gittiğini görürsünüz (de hayran kalırsınız. Bütün bunlar) O’nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir.— A.Ahmet Akgül
16:14
15
وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَاَنْهَاراً وَسُبُلاً لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۙ ٥١
Ve elkâ fîl ardı revâsiye en temîde bikum ve enhâren ve subulen leallekum tehtedûn(tehtedûne).
(Dünya kendi etrafında saatte 1670 km; Güneş’in etrafında ise saatte 108 bin km hızla dönerken) Sizi sarsıntıya uğratmasın diye, yer (küre) de (balans -ağırlık kurşunu- gibi) sağlam dağlar bıraktı; (ayrıca ulaşımda yararlanmanız için) ırmaklar ve yollar da (kıldı) . Umulur ki hidayet olunur (yolunuzu bulur) sunuz diye (bunları meydana getirmiştir) .— A.Ahmet Akgül
16:15
16
وَعَلَامَاتٍۜ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ ٦١
Ve alâmât(alâmatin), ve bin necmi hum yehtedûn(yehtedûne).
Ve (Allah daha başka) alâmet ve işaretler de (var etmiştir ki örneğin;) onlar “Necmi” ile (Din Yıldızı veya Resulüllah’ın izah ettiği Kur’an kuralları ile) hidayeti (Hakk Dini ve adalet düzenini) bulabileceklerdir.— A.Ahmet Akgül
16:16
17
اَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٧١
E fe men yahluku ke men lâ yahluk(yahluku), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
(Her şeyi böyle yoktan) Yaratan, hiç (bir şey) yaratamayan gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz?— A.Ahmet Akgül
16:17
18
وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ ٨١
Ve in teuddû ni’metallâhi lâ tuhsûhâ, innallâhe le gafûrun rahîm(rahîmun).
Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu (bir genelleme yaparak bile kavrayıp) sayamazsınız (ama yine de nankörlüğe kalkışırsınız!) ; gerçekten Allah, (bunca günahınıza rağmen) çok Bağışlayandır, pek Esirgeyendir.— A.Ahmet Akgül
16:18
19
وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ ٩١
Vallâhu ya’lemu mâ tusirrûne ve mâ tu’linûn(tu’linûne).
(Siz, yaptıklarınızın gizli kalacağını ve hesabının sorulmayacağını mı sanıyorsunuz?) Oysa Allah saklı tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilmektedir.— A.Ahmet Akgül
16:19
20
وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيْـٔاً وَهُمْ يُخْلَقُونَۜ ٠٢
Vellezîne yed’ûne min dûnillâhi lâ yahlukûne şey’en ve hum yuhlekûn(yuhlekûne).
Allah’tan başka yalvarıp yakardıkları (putlar ve şahıslar) hiçbir şeyi yaratamazlar, üstelik onlar (kendileri ve bütün hücreleri, sürekli) yaratılıp duran (aciz varlıklar ve kişilerdir) .— A.Ahmet Akgül
16:20
21
اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَٓاءٍۚ وَمَا يَشْعُرُونَۙ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ۟ ١٢
Emvâtun gayru ahyâ’(ahyâin), ve mâ yeş’urûne eyyâne yub’asûn(yub’asûne).
(Putlar ve tağutlar; onlar aslında) Ölüdürler, diri değildirler (bâtıl liderleriniz de ölüp gidecektir) ; ne zaman dirileceklerinin de şuuruna varamayan (şeylerdir) .— A.Ahmet Akgül
16:21
22
اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ قُلُوبُهُمْ مُنْكِرَةٌ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ ٢٢
İlâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fellezîne lâ yu’minûne bil âhirati kulûbuhum munkiretun ve hum mustekbirûn(mustekbirûne).
Sizin İlahınız tek (ve gerçek) bir İlahtır. (Herkesi ve her şeyi yaratan, rızası aranan, ibadet olunan, medet umulan, kulları için kanun koyan tek ve mutlak Allah’tır.) Ahirete inanmayanların kalpleri ise inkârcıdır ve onlar (kof bir gururla) müstekbir (boşuna büyüklenmekte) olan (kimselerdir) .— A.Ahmet Akgül
16:22
23
لَا جَرَمَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِر۪ينَ ٣٢
Lâ cereme ennallâhe ya’lemu mâ yusirrûne ve mâ yu’linûn(yu’linûne), innehu lâ yuhıbbul mustekbirîn(mustekbirîne).
Şüphesiz Allah, onların (kalplerinde) saklı tuttuklarını da ve açığa vurduklarını da (hepsini) bilir; gerçekten O, müstekbirleri (kibirli gafilleri) sevmez.— A.Ahmet Akgül
16:23
24
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۙ قَالُٓوا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَۙ ٤٢
Ve izâ kîle lehum mâ zâ enzele rabbukum kâlû esâtîrul evvelîn(evvelîne).
Onlara (inkârcılara) "Rabbiniz size (Kur’an ile) ne indirdi?" dendiğinde, (ne olacak) "Eskilerin masallarını" demektedirler.— A.Ahmet Akgül
16:24
25
لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ۟ ٥٢
Liyahmilû evzârehum kâmileten yevmel kıyâmeti ve min evzârillezîne yudıllûnehum bi gayri ilm(ilmin), e lâ sâe mâ yezirûn(yezirûne).
Bu onların (Kur’ani hüküm ve haberleri inkâr edip küçümsemeleri) kıyamet gününde kendi günahlarının tamamını ve (ayrıca) bilgisizce saptırdıklarının günahlarının bir kısmını yüklenmeleri için (yeterlidir) . Bak hele, ne kötü yük yüklenirler. (Çünkü bir şeye sebep olan ve kötü çığır açan, onu işleyenler gibi vebaldedir.)— A.Ahmet Akgül
16:25
26
قَدْ مَكَرَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّٰهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ ٦٢
Kad mekerellezîne min kablihim fe etallâhu bunyânehum minel kavâıdi fe harre aleyhimus sakfu min fevkıhim ve etâhumul azâbu min haysu lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Onlardan öncekiler de (böyle) , hileli-düzenler tertiplemişlerdi de, Allah (ın azap emri) gelip onların kurdukları (şeytani) yapıların temellerini (yıkıp geçti) , bunun üzerine üstlerindeki tavan tepelerine çöküverdi; böylece azap onlara hiç farkında ve şuurunda olmadıkları yerden gelmişti (ve işleri bitirilmişti) .— A.Ahmet Akgül
16:26
27
ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُخْز۪يهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّٓوءَ عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ ٧٢
Summe yevmel kıyâmeti yuhzîhim ve yekûlu eyne şurekâiyellezîne kuntum tuşâkkûne fîhim, kâlellezîne ûtul ilme innel hızyel yevme ves sûe alel kâfirîn(kâfirîne).
Sonra (Allah) kıyamet günü de onları aşağılık kılacak ve diyecek ki: "Onlar için (mü’minlere karşı) düşman kesildiğiniz ve münakaşa ettiğiniz (uydurma) ortaklarım (putlarınız, tağuti nizamlarınız, evliyamız ve kurtarıcımız diye tabulaştırdıklarınız) hani nerededir?" Kendilerine ilim verilen (mü’min) ler, diyecekler ki: "Bugün, gerçekten aşağılanma, kötülük ve azapla kuşatılma kâfirlerin üstünedir."— A.Ahmet Akgül
16:27
28
اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْۖ فَاَلْقَوُا السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُٓوءٍۜ بَلٰٓى اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٨٢
Ellezîne teteveffâhumul melâiketu zâlimî enfusihim fe elkavus seleme mâ kunnâ na’melu min sû’(sûin), belâ innallâhe alîmun bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Kendi nefislerine zulmetmiş kimseler olarak melekler onların canlarını aldıklarında ise, "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" diye (yalan mazeretler ileri sürüp çaresiz bir) teslimiyet (ve acziyet) içinde kıvranırlar. Hayır, şüphesiz Allah, sizin neler yaptığınızı Bilendir (denilecektir) .— A.Ahmet Akgül
16:28
29
فَادْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ ٩٢
Fedhulû ebvâbe cehenneme hâlidîne fîhâ fe lebi’se mesvel mutekebbirîn(mutekebbirîne).
Öyleyse (ey inkârcılar ve münafıklar, haydi) içinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların (İslam’a teslim olmayanların) konaklama yeri ne kötü ve çetindir.— A.Ahmet Akgül
16:29
30
وَق۪يلَ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۜ قَالُوا خَيْراًۜ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌۜ وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّق۪ينَۙ ٠٣
Ve kîle lillezînettekav mâ zâ enzele rabbukum, kâlû hayrâ(hayren), lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh(haseneten), ve le dârul âhıreti hayr(hayrun), ve le ni’me dârul muttekîn(muttekîne).
Takva sahiplerine (küfür ve kötülükten korkup çekinenlere) : ’Rabbiniz ne indirdi?’ dendiğinde ise, onlar (dinimiz baştan sona) ’Hayır’ (ve hakikattır) diyecekler. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara (elbette iyilik, huzur ve) güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu (olan cennet) ne güzeldir. (Ve zaten müttaki mü’minler, Allah’ın onlara indirdiği ve ruh ekranlarına gösterdiği her hali kendileri hakkında “hayır ve rahmet” olarak nitelendirmektedirler.)— A.Ahmet Akgül
16:30
Yükleniyor...
Nahl
. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 7 ayet البقرة 3 Al-i İmran 7 ayet آل عمران 4 Nisa 7 ayet النساء 5 Maide 7 ayet المائدة 6 Enam 7 ayet الأنعام 7 Araf 7 ayet الأعراف 8 Enfal 7 ayet الأنفال 9 Tevbe 7 ayet التوبة 10 Yunus 7 ayet يونس 11 Hud 7 ayet هود 12 Yusuf 7 ayet يوسف 13 Rad 7 ayet الرعد 14 İbrahim 7 ayet ابراهيم 15 Hicr 7 ayet الحجر 16 Nahl 7 ayet النحل 17 İsra 7 ayet الإسراء 18 Kehf 7 ayet الكهف 19 Meryem 7 ayet مريم 20 Ta Ha 7 ayet طه 21 Enbiya 7 ayet الأنبياء 22 Hac 7 ayet الحج 23 Müminun 7 ayet المؤمنون 24 Nur 7 ayet النور 25 Furkan 7 ayet الفرقان 26 Şuara 7 ayet الشعراء 27 Neml 7 ayet النمل 28 Kasas 7 ayet القصص 29 Ankebut 7 ayet العنكبوت 30 Rum 7 ayet الروم 31 Lokman 7 ayet لقمان 32 Secde 7 ayet السجدة 33 Ahzab 7 ayet الأحزاب 34 Sebe 7 ayet سبإ 35 Fatır 7 ayet فاطر 36 Yasin 7 ayet يس 37 Saffat 7 ayet الصافات 38 Sad 7 ayet ص 39 Zümer 7 ayet الزمر 40 Mümin 7 ayet غافر 41 Fussilet 7 ayet فصلت 42 Şura 7 ayet الشورى 43 Zuhruf 7 ayet الزخرف 44 Duhan 7 ayet الدخان 45 Casiye 7 ayet الجاثية 46 Ahkaf 7 ayet الأحقاف 47 Muhammed 7 ayet محمد 48 Fetih 7 ayet الفتح 49 Hucurat 7 ayet الحجرات 50 Kaf 7 ayet ق 51 Zariyat 7 ayet الذاريات 52 Tur 7 ayet الطور 53 Necm 7 ayet النجم 54 Kamer 7 ayet القمر 55 Rahman 7 ayet الرحمن 56 Vakıa 7 ayet الواقعة 57 Hadıd 7 ayet الحديد 58 Mücadele 7 ayet المجادلة 59 Haşr 7 ayet الحشر 60 Mümtehine 7 ayet الممتحنة 61 Saf 7 ayet الصف 62 Cuma 7 ayet الجمعة 63 Münafikun 7 ayet المنافقون 64 Tegabun 7 ayet التغابن 65 Talak 7 ayet الطلاق 66 Tahrim 7 ayet التحريم 67 Mülk 7 ayet الملك 68 Kalem 7 ayet القلم 69 Hakka 7 ayet الحاقة 70 Mearic 7 ayet المعارج 71 Nuh 7 ayet نوح 72 Cin 7 ayet الجن 73 Müzzemmil 7 ayet المزمل 74 Müddessir 7 ayet المدثر 75 Kıyame 7 ayet القيامة 76 İnsan 7 ayet الانسان 77 Mürselat 7 ayet المرسلات 78 Nebe 7 ayet النبإ 79 Naziat 7 ayet النازعات 80 Abese 7 ayet عبس 81 Tekvir 7 ayet التكوير 82 İnfitar 7 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 7 ayet المطففين 84 İnşikak 7 ayet الإنشقاق 85 Büruc 7 ayet البروج 86 Tarık 7 ayet الطارق 87 Ala 7 ayet الأعل 88 Gaşiye 7 ayet الغاشية 89 Fecr 7 ayet الفجر 90 Beled 7 ayet البلد 91 Şems 7 ayet الشمس 92 Leyl 7 ayet الليل 93 Duha 7 ayet الضحى 94 İnşirah 7 ayet الشرح 95 Tin 7 ayet التين 96 Alak 7 ayet العلق 97 Kadir 7 ayet القدر 98 Beyyine 7 ayet البينة 99 Zilzal 7 ayet الزلزلة 100 Adiyat 7 ayet العاديات 101 Karia 7 ayet القارعة 102 Tekasür 7 ayet التكاثر 103 Asr 7 ayet التكاثر 104 Hümeze 7 ayet الهمزة 105 Fil 7 ayet الفيل 106 Kureyş 7 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 7 ayet الماعون 109 Kafirun 7 ayet الكافرون 110 Nasr 7 ayet النصر 111 Tebbet 7 ayet المسد 112 İhlas 7 ayet الإخلاص 113 Felak 7 ayet الفلق 114 Nas 7 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle