اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ مَا مِنْ شَف۪يعٍ اِلَّا مِنْ بَعْدِ اِذْنِه۪ۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٣
İnne rabbekumullâhullezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin summestevâ alel arşi yudebbirul emr(emre), mâ min şefîin illâ min ba'di iznih(iznihî), zâlikumullâhu rabbukum fa'budûh(fa'budûhu), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Rabb’iniz, o Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde [1] yarattı; sonra arşa istvâ [2] etti. Bütün işlere yasalarını koydu. O’nun izni olmadan [3] hiçbir şefaatçi olamaz. İşte bu Rabb’iniz olan Allah’tır. Öyleyse O’na kulluk edin. Hala düşünüp öğüt almaz mısınız? 1-Altı evrede, altı dönemde, altı zaman diliminde. 2-Arşa yöneldi, arşa yasalarını koydu, arşı yönetimi altına aldı. 3-Şefaatin olması için Allah’ın birilerine şefaat yetkisi/müsaadesi vermesi gerekir. Ayet, müşriklere cevaben, Allah’ın kimseye böyle bir yetki/izin vermediğini ifade etmektedir. Diğer bir anlatımla, Allah, kimseye iznin/ yetki vermemiş ki birileri şefaat edebilsin, denmektedir. Ayetten, birilerine şefaat izni verebileceği anlamını çıkarmak, Kur’an’ın birçok ayetine göre kesinlikle şirktir. (2/Bakara, 48, 123)— Erhan Aktaş