Adını, birinci âyetinde geçen "el-mülk" kelimesinden almıştır. Ayrıca Tebâreke, Münciye, Mücâdele, Mâni'a, Vâkiye adları ile de anılır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Bu surenin nüzul zamanı ile ilgili olarak, kesin bir rivayet bulunmamaktadır. Ancak surenin üslup ve muhtevasından, onun Mekke dönemininin başlarında nazil olan surelerden biri olduğu anlaşılmaktadır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu surede bir yandan kısaca İslâm tanıtılırken, diğer yandan gaflet içindeki insanlar uyarılmışlardır. Zaten bu, Mekke'de ilk nazil olan surelerin özelliklerindendi. Bu surede de, İslâm'ın öğretisi ve Hz. Peygamber'in (s.a) gönderilmesinin amacı ayrıntılı olarak değil, kısa ve özet halinde verilmiştir. Çünkü İslâm'ın bu insanların zihinlerine tedricen yerleştirilmesi gayesi güdülüyordu. Bu bakımdan bu tür surelerin, üzerinde en yoğun olarak durduğu hususlar, gafilleri ısrarla uyarmak ve onları vicdanlarında düşünmeye zorlamaktır.
1-5 İnsanlara içinde yaşadıkları kainatın, muazzam ve muhkem bir düzen üzere kurulu olduğu ve bu düzende hiçbir bozukluk, eksiklik bulamayacakları anlatılmak isteniyor. Bu kainatı yoktan vareden Allah'tır. Kainatı O idare etmektedir, tüm yetkileri O'nun elindedir. Ve iktidarı da sınırsızdır. Ayrıca insanoğluna, bu dünyanın bir imtihan yeri olduğu ve burada salih ameller işlediği takdirde başarı elde edeceği bildirilmiştir.
6-11 İnkar etmenin, insanın öbür dünyada karşılaşmasına neden olduğu korkunç sonuçlar açıklanmıştır. Ayrıca Allah Teâlâ, bu sonuçtan sakınmaları için insanlara peygamberler gönderdiğini bildirmiştir.
"Şayet sizler, şimdi gönderilen peygamberlerin söylediklerini dinleyip, ıslah olmazsanız, ahirette bu yüzden cezaya çarptırıldığınızda, bu cezayı hakettiğinizi bizzat kendiniz itiraf edeceksiniz."
12-14 Yaratıcı olan Allah, yarattığı mahlukattan habersiz değildir. O sizlerin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir, hatta niyetleriniz ve düşüdüklerinizden de haberdardır. Bu bakımdan ahlâkın gerçek temeli, insanın Allah'ı görmediği halde, O'nun korkusuyla kötülükten sakınmasıdır. Dünyadaki beşerî güçler kendisini hesaba çekse de, çekmese de, yahut dünyada zarar görse de görmese de, sırf Allah korkusuyla kötülüklerden sakınan kimseler, ahirette kurtuluşa erecekler ve büyük mükafata hak kazanacaklardır.
15-23 İnsanın günlük hayatta karşılaştığı gerçekler üzerinde düşünmesi istenerek, şöyle buyurulmuştur: "Üzerinde serbestçe dolaştığınız ve kendisinden rızık elde ettiğiniz arzı bir düşünün! Arzı emrinize müsahhar kılan Allah'tır. Şayet bir zelzele meydana gelirse veyahut bir tufan koparsa, tümünüz helâk olursunuz. Bakın, kuşlar gökyüzünde nasıl uçmaktadırlar? Onlara gökyüzünde uçabilme şartlarını kim hazırlamıştır? Sizlere verdiğimiz onca imkan ve vasıtalar üzerinde bir düşünün! Şayet Allah sizlere azab gönderecek olsa, sizi ondan kim kurtarabilir veya Allah sizin rızık kapılarınızı kapatacak olsa, o kapıları kim açabilir? Tüm bu gerçekler, sizlere asıl hakikatı göstermiyor mu? Ancak sizler hayvanlar gibi bu gerçeklere bakıyor, ama ondan (hidayeti bulmanıza yarayacak) hiçbir sonuç çıkaramıyorsunuz. Çünkü sizler, Allah'ın size verdiği dinleme, görme ve düşünme yeteneklerini kullanmıyor ve bu yüzden hakikate ulaşamıyorsunuz.
24-27 Sonunda hepiniz kendinizi Allah'ın huzurunda bulacaksanız. Bu günün tarihini ve saatini bildirmek, Peygamber'in görevi değildir. O'nun görevi, sizleri önceden haberdar kılmaktır. Fakat siz, O'ndan bugünün vaktini sizlere bildirmesini istiyorsunuz. Oysa o vakit gelip, dehşet içinde kaldığınızda, sizlere "İşte sorduğunuz vakit bu zamandır" denecektir.
28-29 Mekke'deki kafirlerin Hz. Peygamber (s.a) ve ashabı ile ilgili söylediklerine cevap verilmiştir. Onlar, Hz. Peygamber (s.a) ve müminlerin helâk olması için beddua ediyorlardı. Bunun üzerine şöyle buyurulmuştur: "Sizleri doğru yola davet edenler helâk olsalar da, Allah onlara merhamet etse de sizlerin akibeti değişmeyecektir. Sizler, Allah'ın azabı geldiğinde sizleri kimin kurtaracağını düşünün. Allah'a inanıp, O'na tevekkül edenlerin dalâlette olduğunu söylüyorsunuz ama o vakit gelip hakikat ortaya çıktığında dalâlette asıl kimlerin olduğunu uanlayacaksınız.
30 Surenin sonunda, müşriklere şöyle bir soru sorularak, onlara düşünme fırsatı tanınmıştır. "Arabistan'da çöl ve dağların altından, sizlerin hayatının ona bağlı olduğu "su" çıkmaktadır. Şayet su, arzın altına çekilse, size o suyu tekrar kim geri getirebilir?
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
67
Yönetim · Mekke
الملك
30
Sure Adı Açıklaması
Adını, birinci âyetinde geçen "el-mülk" kelimesinden almıştır. Ayrıca Tebâreke, Münciye, Mücâdele, Mâni'a, Vâkiye adları ile de anılır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Bu surenin nüzul zamanı ile ilgili olarak, kesin bir rivayet bulunmamaktadır. Ancak surenin üslup ve muhtevasından, onun Mekke dönemininin başlarında nazil olan surelerden biri olduğu anlaşılmaktadır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu surede bir yandan kısaca İslâm tanıtılırken, diğer yandan gaflet içindeki insanlar uyarılmışlardır. Zaten bu, Mekke'de ilk nazil olan surelerin özelliklerindendi. Bu surede de, İslâm'ın öğretisi ve Hz. Peygamber'in (s.a) gönderilmesinin amacı ayrıntılı olarak değil, kısa ve özet halinde verilmiştir. Çünkü İslâm'ın bu insanların zihinlerine tedricen yerleştirilmesi gayesi güdülüyordu. Bu bakımdan bu tür surelerin, üzerinde en yoğun olarak durduğu hususlar, gafilleri ısrarla uyarmak ve onları vicdanlarında düşünmeye zorlamaktır.
1-5 İnsanlara içinde yaşadıkları kainatın, muazzam ve muhkem bir düzen üzere kurulu olduğu ve bu düzende hiçbir bozukluk, eksiklik bulamayacakları anlatılmak isteniyor. Bu kainatı yoktan vareden Allah'tır. Kainatı O idare etmektedir, tüm yetkileri O'nun elindedir. Ve iktidarı da sınırsızdır. Ayrıca insanoğluna, bu dünyanın bir imtihan yeri olduğu ve burada salih ameller işlediği takdirde başarı elde edeceği bildirilmiştir.
6-11 İnkar etmenin, insanın öbür dünyada karşılaşmasına neden olduğu korkunç sonuçlar açıklanmıştır. Ayrıca Allah Teâlâ, bu sonuçtan sakınmaları için insanlara peygamberler gönderdiğini bildirmiştir.
"Şayet sizler, şimdi gönderilen peygamberlerin söylediklerini dinleyip, ıslah olmazsanız, ahirette bu yüzden cezaya çarptırıldığınızda, bu cezayı hakettiğinizi bizzat kendiniz itiraf edeceksiniz."
12-14 Yaratıcı olan Allah, yarattığı mahlukattan habersiz değildir. O sizlerin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir, hatta niyetleriniz ve düşüdüklerinizden de haberdardır. Bu bakımdan ahlâkın gerçek temeli, insanın Allah'ı görmediği halde, O'nun korkusuyla kötülükten sakınmasıdır. Dünyadaki beşerî güçler kendisini hesaba çekse de, çekmese de, yahut dünyada zarar görse de görmese de, sırf Allah korkusuyla kötülüklerden sakınan kimseler, ahirette kurtuluşa erecekler ve büyük mükafata hak kazanacaklardır.
15-23 İnsanın günlük hayatta karşılaştığı gerçekler üzerinde düşünmesi istenerek, şöyle buyurulmuştur: "Üzerinde serbestçe dolaştığınız ve kendisinden rızık elde ettiğiniz arzı bir düşünün! Arzı emrinize müsahhar kılan Allah'tır. Şayet bir zelzele meydana gelirse veyahut bir tufan koparsa, tümünüz helâk olursunuz. Bakın, kuşlar gökyüzünde nasıl uçmaktadırlar? Onlara gökyüzünde uçabilme şartlarını kim hazırlamıştır? Sizlere verdiğimiz onca imkan ve vasıtalar üzerinde bir düşünün! Şayet Allah sizlere azab gönderecek olsa, sizi ondan kim kurtarabilir veya Allah sizin rızık kapılarınızı kapatacak olsa, o kapıları kim açabilir? Tüm bu gerçekler, sizlere asıl hakikatı göstermiyor mu? Ancak sizler hayvanlar gibi bu gerçeklere bakıyor, ama ondan (hidayeti bulmanıza yarayacak) hiçbir sonuç çıkaramıyorsunuz. Çünkü sizler, Allah'ın size verdiği dinleme, görme ve düşünme yeteneklerini kullanmıyor ve bu yüzden hakikate ulaşamıyorsunuz.
24-27 Sonunda hepiniz kendinizi Allah'ın huzurunda bulacaksanız. Bu günün tarihini ve saatini bildirmek, Peygamber'in görevi değildir. O'nun görevi, sizleri önceden haberdar kılmaktır. Fakat siz, O'ndan bugünün vaktini sizlere bildirmesini istiyorsunuz. Oysa o vakit gelip, dehşet içinde kaldığınızda, sizlere "İşte sorduğunuz vakit bu zamandır" denecektir.
28-29 Mekke'deki kafirlerin Hz. Peygamber (s.a) ve ashabı ile ilgili söylediklerine cevap verilmiştir. Onlar, Hz. Peygamber (s.a) ve müminlerin helâk olması için beddua ediyorlardı. Bunun üzerine şöyle buyurulmuştur: "Sizleri doğru yola davet edenler helâk olsalar da, Allah onlara merhamet etse de sizlerin akibeti değişmeyecektir. Sizler, Allah'ın azabı geldiğinde sizleri kimin kurtaracağını düşünün. Allah'a inanıp, O'na tevekkül edenlerin dalâlette olduğunu söylüyorsunuz ama o vakit gelip hakikat ortaya çıktığında dalâlette asıl kimlerin olduğunu uanlayacaksınız.
30 Surenin sonunda, müşriklere şöyle bir soru sorularak, onlara düşünme fırsatı tanınmıştır. "Arabistan'da çöl ve dağların altından, sizlerin hayatının ona bağlı olduğu "su" çıkmaktadır. Şayet su, arzın altına çekilse, size o suyu tekrar kim geri getirebilir?
Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve huvel azî zul gafûr(gafûru).
Hanginizin daha güzel amellerde bulunacağı belli olsun diye; ölümü ve hayatı yaratan (takdir eden) O'dur, her şeye gücü yeten, çok bağışlayandır O.— O. Kuntman
Ellezî halaka seb'a semâvâtin tibâkâ(tibâkan), mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut(tefâvutin), ferciıl basara hel terâ min futûr(futûrin).
Yedi göğü kat kat birbiriyle ahenkli olarak yaratan da O'dur. (Ey selim akıl sahibi) Rahman’ın yaratmasında sen hiç düzensizlik göremezsin. Gözünü çevir de (geceleyin gök kubbeye basiret gözü ile) bak, hiçbir aksaklık görebilir misin?— O. Kuntman
Summerciıl basara kerreteyni yenkalib lieykel basaru hâsien ve huve hasîr(hasîrun).
Sonra da gözünü tekrar gök kubbeye çevir. (de yıldızlar arasındaki ahenkli seyrin tüm inceliklerini ve gök kubbenin derinliklerini görmeye çalış) Gözün elbette umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun sana dönecektir.— O. Kuntman
Ve lekad zeyyennes semâed dunyâ bi mesâbîha ve cealnâhâ rucûmen liş şeyâtîni ve a’tednâ lehum azâbes saîr(saîri).
Andolsun ki biz, -dünyaya- en yakın göğü kandillerle donattık, bunları şeytanlara ateş taneleri yaptık (ki şeytanlar yüksek melekler topluluğunu dinleyemezler) ve onlara (ahirette) alevli ateş (cehennem) azabı da hazırladık.— O. Kuntman
(Cehennem) Öfkesinden neredeyse çatlayacak gibi olur, içine (kâfirlerden) bir topluluk atıldığında, bekçileri onlara: "Size (sonunda bu azaba uğrayacağınızı bildiren) bir uyarıcı -peygamber- gelmedi mi?" diye sorarlar.— O. Kuntman
Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).
Onlar da: "Evet, doğrusu bize bir peygamber geldi, ama biz yalan saydık ve onlara "Allah, hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz", dedik.— O. Kuntman
Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).
“Eğer (onların uyarılarına) kulak vermiş ve aklımızı kullanmış olsaydık, elbette şu çılgın ateşe düşenler içinde olmazdık" diye cevab verirler.— O. Kuntman
İnnellezîne yahşevne rabbehum bil gaybi lehum magfiretun ve ecrun kebîr(kebîrun).
Rablerinden gıyaben korkanlara, (peygamberlerinin uyarılarına kulak verip, sâlih ameller işleyenlere) gelince kuşkusuz onlar için hem bağışlanma hem de büyük mükâfat vardır.— O. Kuntman
Ve esirrû kavlekum evicherû bih(bihî), innehu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
(Ey insanlar) Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun, (bilmeniz gerekir ki hiç bir davranışınızı Rabbinizden gizleyemezsiniz, çünkü) O, Kalplerden geçenleri de bilir.— O. Kuntman
Huvellezî ceale lekumul arda zelûlen femşû fî menâkibihâ ve kulû min rızkıh(rızkıhî), ve ileyhin nuşûr(nuşûru).
Yeryüzünü (diğer yaratıklara değil) size boyun eğdiren O’dur. O halde onun (yeryüzünün) omuzunda (üzerinde) yürüyün. (*) Ve Allah’ın rızkından yeyin! (**) Dönüş ancak Onadır.— O. Kuntman
Em emintum men fîs semâi en yursile aleykum hâsıbâ(hâsiben) fe se ta’lemûne keyfe nezîr(nezîri).
Yoksa "Gökte Olan"ın üzerinize (dünyadayken) taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden de emin mi oldunuz? İşte bu tehdidimin ne demek olduğunu yakında başınıza gelince- anlayacaksınız. (Müşrikler azap başlarına çökmeden bu tehdidi hiçe sayarlar, gökten taş yağıp ta bir kavim toptan nasıl helak olur, derler)— O. Kuntman
Ve lekad kezzebellezîne min kablihim fe keyfe kâne nekîr(nekîri).
Andolsun ki onlardan öncekiler de, bunu yalan saymışlardı ama benim onları cezalandırışım ne korkunç oldu? (O ümmetlerin geride bıraktıkları harabeleri görüp de bundan ibret almazlar mı?)— O. Kuntman
E ve lem yerev ilet tayri fevkahum sâffâtin ve yakbıdn(yakbıdne), mâ yumsikuhunne iller rahmân(rahmânu), innehu bi kulli şey’in basîr(basîrun).
(Onlar nasıl olur da Rablerinin üzerlerine gökten taş yağdırabileceğine inanmıyorlar?) Üstlerinde kanat çırparak uçuşan kuşları da mı görmezler? Onları gökte ancak Rahman (Allah) tutuyor.— O. Kuntman
(Yoksa onlar böyle bir azabı önlemek için -Allah'ı bırakıp da ortak koştukları- ilahlarına mı güveniyorlar? Ey müşrikler) Rahmân'a karşı size yardım edecek askerleriniz varsa kimlerdir? (gösterin bakalım. Elbette gösteremezler) Kâfirler ancak derin bir gaflet, aldanış içindedirler.— O. Kuntman
Emmen hâzellezî yerzukukum in emseke rızkah(rızkahu), bel leccû fî utuvvin ve nufûr(nufûrın).
(Ey müşrikler, nasıl oluyor da, Rabbinize ortak koşabiliyorsunuz? Düşünün) Eğer O size verdiği rızkı kesecek olsa, sizi kim rızıklandırabilir? (Tapınıp hizmet ettiğiniz putlarınız sizin geçiminizi sağlayabilir mi? Elbette) Hayır! Kâfirler yine de azgınlık ve haktan uzaklaşma içinde direnip dururlar.— O. Kuntman
E fe men yemşî mukibben alâ vechihî ehdâ emmen yemşî seviyyen alâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
(Ey müşrikler düşünün, sizin gibi) Yüzükoyun sürünen mi hidâyet üzerindedir, yoksa doğru yolda başı dimdik -hedefine doğru- yürüyen mi? (İşte bu, dosdoğru yol, hak din olan tevhid yoludur)— O. Kuntman
Kul huvellezî enşeekum ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(ef’idete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
(Ey Muhammed) De ki: (Ey insanlar) Sizleri yaratan, size (hayvanlarda olmayan manevî) işitme duygusu, görme yeteneği -basiretler- ve gönüller veren O'dur. (Buna rağmen Rabbinizin bu nimetlerine) ne az şükrediyorsunuz. (İçinizden bu yeteneklerinizi kullanmayıp doğru yoldan sapanlar bulunuyor)— O. Kuntman
Kul huvellezî zereekum fîl ardı ve ileyhi tuhşerûn(tuhşerûne).
De ki, sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur. (Sizi başıboş bırakmamış sorumlu tutmuştur) Sonunda hepiniz toplanıp Onun huzuruna götürüleceksiniz. (Yaptığınız her şeyin hesabını vereceksiniz)— O. Kuntman
Ve yekûlûne metâ hâzel va’du in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
(Bu uyarılara rağmen müşrikler kıyâmete inanmazlar ve) "Doğru sözlü iseniz, söyleyin bakalım o tehdit (kıyâmet ve azab) ne zaman? (gerçekleşecek) derler.— O. Kuntman
Kul innemel ilmu indallâhi ve innemâ ene nezîrun mubîn(mubînun).
(Ey Muhammed) De ki: "O bilgi, ancak Allah’ın katındadır. (Kıyâmetin ne zaman kopacağını bilmem) Ben ancak (sizleri o korkunç günün azabından) sakınmanız gerektiğini bildiren apaçık bir uyarıcıyım.”— O. Kuntman
Fe lemmâ reevhu zulfeten sîet vucûhullezîne keferû ve kîle hâzellezî kuntum bihî teddeûn(teddeûne).
(Onlar şimdi inkâr ederler) Ama o azabı yakinen gördükleri zaman, o kâfirlerin yüzleri dehşetten kapkara kesilecek ve onlara: "İşte sizin, ne zaman ne zaman?” diye alay ettiğiniz azap budur" denilecek.— O. Kuntman
Kul ereeytum in ehlekeniyallâhu ve men maıye ev rahımenâ fe men yucîrul kâfirîne min azâbin elîm(elîmin).
(Ey Muhammed müşrikler senin için "Şu helâk oluverse de kurtulsak" derler, onlara) De ki: "Eğer Allah beni ve benimle beraber olan müminleri helak etse, yahut bizi esirgese (siz iman etmedikçe, bizim ölmemiz veya kalmamız size hiç yarar sağlar mı? O zaman) Kâfirleri o çetin azaptan kim kurtarabilir? (Elbette Rahmân’dan -merhametlilerin merhametlisi olan Allah Teâlâ’dan gayrı hiçbir ilah veya kuvvet kurtaramaz)— O. Kuntman
Kul huver rahmânu âmennâ bihî ve aleyhi tevekkelnâ, fe se ta’lemûne men huve fî dalâlin mubîn(mubînin).
De ki: İşte o Rahmân'dır ki biz Ona iman ettik, sadece O'na güvenip dayandık. Kimin sapıklık içinde bulunduğunu yakında (başınıza azap çökünce) öğreneceksiniz.— O. Kuntman
Kul e re’eytum in asbaha mâukum gavren fe men ye’tîkum bi maîn maîn(maînin).
De ki: "Eğer suyunuz yerin dibine çekiliverirse (hayat kaynağınız olan içecek bir su bulamazsınız) söyleyin bakalım, size kim bir su kaynağı sağlayabilir? (Âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ’dan başka... Ey Kâfirler, bu uyarılara rağmen imana gelmeyecek misiniz?)— O. Kuntman
67:30
Yardımcı
Site kullanımı hakkında sorun
Sitemiz, ziyaretçi sayısını ölçmek için tarayıcınıza rastgele bir numara içeren bir çerez bırakır.
Reklam çerezi kullanmıyoruz, verilerinizi kimseyle paylaşmıyoruz.
Ayrıntılar