Bakara 286 Ayet Medine · البقرة
2

Bakara

Sığır/İnek · Medine
2
Sığır/İnek · Medine
البقرة
286
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓمٓ ۚ ١
Elif, lâm, mim.
Elif. Lam. Mim.— O. Kuntman
2:1
2
ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ ٢
Zâlikel kitâbu lâ reybe fîh(fîhi), huden lil muttekîn(muttekîne).
(Ey insanlar) İşte (okuduğunuz) şu Kitap (Kur’an öyle bir kitaptır ki onda (onun, Allah katından gönderilmiş olduğunda) asla kuşku yoktur! (kitaplar içinde hak -kendisinde şüphe olmayan- Allah’ın kitabı olduğu bunun kadar kesinlik ve şüphesizlik ile bilinen ve doğru yolu bunun kadar gösteren hiçbir kitap yoktur. Bunun ne vahyinin niteliği ve inmesinde ve bir şüphe, ne de töhmet vardır.) O, Takva sahipleri (Rablerinin azabından sakınan, emir ve yasaklarını tam uygulayarak O'nun koruması altına girmeye hak kazanan kullar) için doğru yol rehberidir.— O. Kuntman
2:2
3
اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۙ ٣
Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Ki onlar gayba inanırlar, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızktan (Allah yolunda) harcarlar.— O. Kuntman
2:3
4
وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَۚ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ ٤
Vellezîne yu’minûne bi mâ unzile ileyke ve mâ unzile min kablik(kablike) ve bil âhireti hum yûkınûn(yûkınûne).
(Ey Muhammed) onlar hem sana indirilene (Kur'an'a) hem de senden önce indirilene (diğer semavi Kitaplara) inanırlar; ahirete de gönülden iman ederler.— O. Kuntman
2:4
5
اُو۬لٰٓئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ٥
Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).
İşte onlardır Rablerinden gelen bir hidayet üzerinde olanlar, işte onlar ancak kurtuluşa erenler!— O. Kuntman
2:5
6
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٦
İnnellezîne keferû sevâun aleyhim e enzertehum em lem tunzirhum lâ yu’minûn(yu’minûne).
(Ayetlerimizi ve ahireti) İnkar edenlere gelince; onları uyarsan da, uyarmasan da fark etmez, (ne kadar uğraşsan yine de) iman etmezler!— O. Kuntman
2:6
7
خَتَمَ اللّٰهُ عَلٰى قُلُوبِهِمْ وَعَلٰى سَمْعِهِمْۜ وَعَلٰٓى اَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌۘ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ۟ ٧
Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâveh(gışâvetun), ve lehum azâbun azîm(azîmun).
(Çünkü) Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözleri üzerinde de bir perde vardır. (Ahirette de) en büyük azap onlarındır. (Kalbin mühürlenmesinden murad; günah üstüne günah işlemekle kalp aynası görünmez hale gelmesi ve basiretin -manevi görme yeteneğinin- yitmesidir.)— O. Kuntman
2:7
8
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِن۪ينَۢ ٨
Ve minen nâsi men yekûlu âmennâ billâhi ve bil yevmil âhıri ve mâ hum bi mu’minîn(mu’minîne).
İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde "Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler.— O. Kuntman
2:8
9
يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚ وَمَا يَخْدَعُونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَۜ ٩
Yuhâdiûnallâhe vellezîne âmenû, ve mâ yahdeûne illâ enfusehum ve mâ yeş’urûn(yeş’urûne).
(Akıllarınca) Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar; oysa onlar ancak kendilerini aldatırlar da, bunun farkına varamazlar.— O. Kuntman
2:9
10
ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌۙ فَزَادَهُمُ اللّٰهُ مَرَضاًۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌۙ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ ٠١
Fî kulûbihim maradun, fe zâdehumullâhu maradâ(maradan) ve lehum azâbun elîmun bi mâ kânû yekzibûn(yekzibûne).
Onların kalplerinde (manevi bir) hastalık (iki yüzlülük, nifak hastalığı) vardır; (tevbe etmeyi hatırlarına bile getirmediklerinden) Allah da onların bu hastalığını artırmıştır. Söyledikleri yalanlara karşılık onlara şiddetli azap vardır.— O. Kuntman
2:10
11
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْاَرْضِۙ قَالُٓوا اِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ ١١
Ve izâ kîle lehum lâ tufsidû fîl ardı, kâlû innemâ nahnu muslihûn(muslihûne).
Onlara: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın!" denildiği zaman (suçlarını kabul etmezler de), "Biz ancak (bozulan düzeni) islah edicileriz" derler.— O. Kuntman
2:11
12
اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلٰكِنْ لَا يَشْعُرُونَ ٢١
E lâ innehum humul mufsidûne ve lâkin lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Haberiniz olsun ki, onlar bozguncuların ta kendileridir; fakat bunun bilinçinde değildirler, (kalplerindeki nifak hastalığı onlara herşeyi ters gösterir)— O. Kuntman
2:12
13
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ اٰمِنُوا كَمَٓا اٰمَنَ النَّاسُ قَالُٓوا اَنُؤْمِنُ كَمَٓا اٰمَنَ السُّفَـهَٓاءُۜ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ السُّفَـهَٓاءُ وَلٰكِنْ لَا يَعْلَمُونَ ٣١
Ve izâ kîle lehum âminû kemâ âmenen nâsu kâlû e nu’minu kemâ âmenes sufehâu, e lâ innehum humus sufehâu ve lâkin lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Onlara:" (servetiniz ve bilginizle böbürlenmeyin, gelin) İnsanların (cahil de olsa gönülleri saf olan müslümanların) inandığı gibi iman edin" denildiğinde; "Biz o beyinsizlerin inandığı gibi inanır mıyız hiç" derler. Haberiniz olsun ki, asıl beyinsiz (ahmak) olan kendileridir, fakat (ne yazık ki) bunun bilincinde değildirler, (kalplerindeki kin ve hased onlara herşeyi ters gösterir)— O. Kuntman
2:13
14
وَاِذَا لَقُوا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قَالُٓوا اٰمَنَّاۚ وَاِذَا خَلَوْا اِلٰى شَيَاط۪ينِهِمْۙ قَالُٓوا اِنَّا مَعَكُمْۙ اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُ۫نَ ٤١
Ve izâ lekûllezîne âmenû kâlû âmennâ, ve izâ halev ilâ şeyâtînihim, kâlû innâ meakum, innemâ nahnu mustehziûn(mustehziûne).
Onlar iman edenlere rastladıkları zaman: "İnandık" derler; fakat şeytanları ile (kendilerini azdıranlarla) başbaşa kaldıklarında: "Biz elbette sizinle beraberiz; Biz sadece (inandık diyerek) onlarla alay ediyoruz!" derler.— O. Kuntman
2:14
15
اَللّٰهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ ف۪ي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ ٥١
Allâhu yestehziu bihim ve yemudduhum fî tugyânihim ya’mehûn(ya’mehûne).
(Asıl) Allah onlarla istihza eder de; azgınlıkları içinde serseri olarak dolaşmalarına mühlet verir.— O. Kuntman
2:15
16
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدٰىۖ فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُوا مُهْتَد۪ينَ ٦١
Ulâikellezîneşterevûd dalâlete bil hudâ, fe mâ rabihat ticâretuhum ve mâ kânû muhtedîn(muhtedîne).
İşte onlar (bu gibi kimseler) hidayete karşılık sapıklığı satın alanlardır; ancak onların bu ticareti kar sağlamamış ve onlar doğru yolu da bulamamışlardır. (küfür karanlığında bocalayıp dururlar)— O. Kuntman
2:16
17
مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَاراًۚ فَلَمَّٓا اَضَٓاءَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللّٰهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ ف۪ي ظُلُمَاتٍ لَا يُبْصِرُونَ ٧١
Meseluhum ke meselillezistevkade nârâ(nâren), fe lemmâ edâet mâ havlehu zeheballâhu bi nûrihim ve terekehum fî zulumâtin lâ yubsirûn(yubsirûne).
Onların durumu; (karanlık bir gecede yolu göstermek için) bir ateş yakan kimsenin haline benzer ki o ateş, çevresindekileri aydınlatınca; Allah onların (münafıkların, göz) nurlarını gidermiş (gözlerini kamaştırmış ve onları bu kez ışığın parlaklığının verdiği) karanlık (körlük) içinde, hiç bir şeyi göremez halde bırakmıştır! (nitekim Resulullah [s.a.s.]ın hak daveti karşısında Cenab-ı Hak münafıkları, -küfürleri yüzünden- hak güneşini göremez hale getirmiştir)— O. Kuntman
2:17
18
صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَۙ ٨١
Summun bukmun umyun fe hum lâ yerciûn(yerciûne).
Onlar; sağırlar, dilsizler ve körler (sürüsü) gibidirler. Artık (Küfrü terk edip hakka) dönemezler! (çünkü Cenab-ı Hak onların kalplerini mühürlemiştir, tevbe hatırlarına bile gelmez)— O. Kuntman
2:18
19
اَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَٓاءِ ف۪يهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌۚ يَجْعَلُونَ اَصَابِعَهُمْ ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِۜ وَاللّٰهُ مُح۪يطٌ بِالْكَافِر۪ينَ ٩١
Ev ke sayyibin mines semâi fîhi zulumâtun ve ra’dun ve berk(berkun), yec’alûne esâbiahum fî âzânihim mines savâiki hazaral mevt(mevti), vallâhu muhîtun bil kâfirîn(kâfirîne).
Yahut (onların Kur’an'ı dinlerken takındıkları davranış) gökten sağanak halinde yağmur boşanan, -içinde yoğun karanlıklar, gök gürlemesi ve şimşek çakışı bulunan- fırtınaya tutulmuş kimselerin haline benzer ki; ölüm korkusuyla (şaşırıp) yıldırımdan (cehennem azabından kurtulacaklarını sanarak azab haberlerini işitmemek için) parmaklarını kulaklarına tıkarlar... Allah, (kafirleri) çepeçevre kuşatandır!— O. Kuntman
2:19
20
يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ اَبْصَارَهُمْۜ كُلَّمَٓا اَضَٓاءَ لَهُمْ مَشَوْا ف۪يهِۙ وَاِذَٓا اَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُواۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ۟ ٠٢
Yekâdul berku yahtafu ebsârehum kullemâ edâe lehum meşev fîhi, ve izâ azleme aleyhim kâmû ve lev şâellâhu le zehebe bi sem’ihim ve ebsârihim innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
O esnada; şimşek -neredeyse- gözlerini kapacakmış (kör edecekmiş) gibi çakıp da önlerini aydınlatınca (müjde ayetlerini işitince doğru yola girmek için) birkaç adım atarlar; (fakat şimşeğin parıltısı geçip de) karanlık üzerlerine çöktü mü, (sıra azab ayetlerine gelince) oldukları yerde (dona) kalırlar! Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Şüphe yok ki Allah her şeye kadirdir.— O. Kuntman
2:20
21
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ ١٢
Yâ eyyuhen nâsu’budû rabbekumullezî halakakum vellezîne min kablikum leallekum tettekûn(tettekûne).
Ey insanlar (yalnız) sizi de, sizden öncekileri de yaratan Rabbinize kulluk edin (O'nun azabından korunun) ki, Takva sahibi (kullardan) olabilesiniz!.— O. Kuntman
2:21
22
اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءًۖ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَكُمْۚ فَلَا تَجْعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَاداً وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ ٢٢
Ellezî ceale lekumul arda firâşen ves semâe binââ(binâen), ve enzele mines semâi mâen fe ahrece bihî mines semarâti rızkan lekum, fe lâ tec’alû lillâhi endâden ve entum ta’lemûn(tâ’lemune).
O; yeryüzünü sizin için bir döşek, göğü de bir tavan yaptı; gökten su indirip onunla (topraktan) çeşitli ürünlerden sizin için birçok rızık çıkardı! (bu eşsiz nimetleri başka bir güç size sağlayabilir mi?) O halde bile bile Allah'a asla ortak koşmayın!..— O. Kuntman
2:22
23
وَاِنْ كُنْتُمْ ف۪ي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِه۪ۖ وَادْعُوا شُهَدَٓاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٣٢
Ve in kuntum fî reybin mimmâ nezzelnâ alâ abdinâ fe’tû bi sûretin min mislihî, ved’û şuhedâekum min dûnillâhi in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).
Eğer kulumuza (Muhammed s.a.s.’e) indirdiğimizden (Kur'an ayetlerinden) şüphe ediyorsanız ve iddianızda sadık kimselerseniz; haydi siz de onun benzeri bir sure (meydana) getirin, Allah'tan başka şahitlerinizi de (taptığınız putları ve bilginlerinizi de yardım için) çağırın.— O. Kuntman
2:23
24
فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّت۪ي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُۚ اُعِدَّتْ لِلْكَافِر۪ينَ ٤٢
Fe in lem tef’alû ve len tef’alû fettekûn nârelletî vakûduhân nâsu vel hicâratu, uiddet lil kâfirîn(kâfirîne).
Fakat yapamazsanız (ki asla yapamazsanız), artık kafirler için hazırlanan, yakıtı (sizler gibi) insanlarla (taptığınız putlar) taşlar olan o ateşten (cehennemden) sakının.— O. Kuntman
2:24
25
وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقاًۙ قَالُوا هٰذَا الَّذ۪ي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَاُتُوا بِه۪ مُتَشَابِهاًۜ وَلَهُمْ ف۪يهَٓا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٥٢
Ve beşşirillezîne âmenû ve amilûs sâlihâti enne lehum cennâtin tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), kullemâ ruzikû minhâ min semeretin rızkan kâlû hâzellezî ruzıknâ min kabl(kablu) ve utû bihî muteşâbihâ(muteşâbihan), ve lehum fîhâ ezvâcun mutahharatun ve hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
(Ey Muhammed) İman edip salih ameller işleyenlere ise müjde ver ki, (ağaçlarının) altından ırmaklar akan cennetler onlarındır!.. Kendilerine o cennetlerden ne zaman bir meyva sunulsa, her defasında "bu evvelce de dünyada yediğimiz şeydi!" diyecekler. (Evet) Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmiştir! (fakat aynısı değildir, dünyadaki saf olmayan, ahiretteki ise saftır, dünyadakiler posa bırakır, ahirettekiler ise tenden geçer ruha şevk ve haz verir, dünyadakiler bir müddet geçince çürür ve kokar, ahirettekiler ise, saflığını sonsuza dek korur) Orada onlar için tertemiz eşler de vardır! (ki o eşler de dünyadakilerden farklıdır, nurludurlar, saftırlar ki, dünyadaki şehvetlerin ahirette hiç yeri yoktur) Ve onlar cennetlerde sonsuza dek kalıcıdırlar!... (Kafirler verilen örnekleri ve bu teşbihleri hoş karşılamazlar da "temsiller, teşbihler Allah kelamına hiç yakışır mı?" derler)— O. Kuntman
2:25
26
اِنَّ اللّٰهَ لَا يَسْتَحْـي۪ٓ اَنْ يَضْرِبَ مَثَلاً مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَاۜ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۚ وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلاًۢ يُضِلُّ بِه۪ كَث۪يراً وَيَهْد۪ي بِه۪ كَث۪يراًۜ وَمَا يُضِلُّ بِه۪ٓ اِلَّا الْفَاسِق۪ينَۙ ٦٢
İnnallâhe lâ yestahyî en yadribe meselen mâ beûdaten fe mâ fevkahâ fe emmellezîne âmenû fe ya’lemûne ennehul hakku min rabbihim, ve emmellezîne keferû fe yekûlûne mâzâ erâdallâhu bi hâzâ meselâ(meselen), yudıllu bihî kesîran ve yehdî bihî kesîrâ(kesîran) ve mâ yudıllu bihî illel fâsıkîn(fâsıkîne).
Gerçek şu ki Allah (kullarını uyarmak için) bir sivrisineği, hatta (ondan değersiz veya) üstün olan bir şeyi misal getirmekten çekinmez; iman edenler onun Rablerinden gelen bir hak (hikmeti gereği) olduğunu bilirler, (o meseldeki hikmeti anlamaya çalışırlar) kafirler ise; "Allah bu misali vermekle ne demek istemiş?" derler, (de ayetlerinin gerçek olduğundan kuşkuya kapılırlar) Allah onunla (böyle örnekler vermekle insanlardan) bir çoğunu saptırır; bir çoğunu da doğru yola yöneltir. Allah ancak fasıkları şaşırtır! Bunlar birer imtihandır iman edenler kazanır, fasıklarsa kaybeder)— O. Kuntman
2:26
27
اَلَّذ۪ينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ م۪يثَاقِه۪ۖ وَيَقْطَعُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ ٧٢
Ellezîne yenkudûne ahdallâhi min ba’di mîsâkıh(mîsâkıhî), ve yaktaûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yufsidûne fîl ard(ardı) ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).
O (fasıklar) ki; Allah'a verdikleri sözü yerine getirmezler! (Ezelde Rablerinin huzurunda; "elestü birabbiküm- Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” ilahi hitabını "bela- Evet!" diyerek tasdik ettikleri halde bu ilahi antlaşmayı bozmaya-ayetlerini yalan saymaya- kalkışırlar) Allah'ın birleşmesini emrettiği şeyi keserler, (güzel amel yapmazlar, emirlerinin tersine hareket ederler) Yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; işte onlar (dünyada ve ahirette) en büyük zarara uğrayanlardır!— O. Kuntman
2:27
28
كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللّٰهِ وَكُنْتُمْ اَمْوَاتاً فَاَحْيَاكُمْۚ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يُحْي۪يكُمْ ثُمَّ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ٨٢
Keyfe tekfurûne billâhi ve kuntum emvâten fe ahyâkum, summe yumîtukum summe yuhyîkum summe ileyhi turceûn(turceûne).
(Ey kafirler) Nasıl oluyor da Allah'ı (Onun varlığını ve birliğini) inkar ediyorsunuz? (oysa) Siz ölüler halinde iken, sizleri O diriltti!... (Dünyaya gelmeden önce siz nerede idiniz?.. İlkin toprakta, sonra besin maddelerinde, sonra da baba ile ananızın döl hücrelerinde idiniz., ölüden farkınız yoktu! onların birleşmesiyle "fekonde hücre" oldunuz, ananızın karnında cenin haline, sonra bebek olup dünyaya geldiniz) Sonra da (eceliniz geldiğinde) sizi O öldürecek; tekrar sizi diriltecek ve sonunda (hesab vermek üzere) O'na (huzuruna) döndürüleceksiniz! (Evet, hesap vereceksiniz!... çünkü)— O. Kuntman
2:28
29
هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاً ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍۜ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ۟ ٩٢
Huvellezî halaka lekum mâ fîl ardı cemîan summestevâ iles semâi fe sevvâhunne seb’a semâvât(semâvâtin), ve huve bi kulli şey’in alîm(alîmun).
O, yeryüzünde ne varsa -hepsini-sizin için yarattı! (sizleri halife kıldı; diğer yaratıklarından farklı olarak- yaptığmız şeylerden sizleri sorumlu tuttu) Sonra (yaratma kudretini, iradesini) gökyüzüne yöneltti; onu yedi gök (ruhani yükselme durakları) olarak tanzim etti! (sizin Rabbinizin emir ve yasaklarına uyarak o duraklardan geçerek halifelik şerefini korumanızı diledi) O, herşeyi hakkıyle bilendir!— O. Kuntman
2:29
30
وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَل۪يفَةًۜ قَالُٓوا اَتَجْعَلُ ف۪يهَا مَنْ يُفْسِدُ ف۪يهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَٓاءَۚ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۜ قَالَ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٠٣
Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî câilun fîl ardı halîfeh(halîfeten), kâlû e tec’alu fîhâ men yufsidu fîhâ ve yesfikud dimâ(dimâe), ve nahnu nusebbihu bi hamdike ve nukaddisu lek(leke), kâle innî a’lemu mâ lâ tâ’lemûn(tâ’lemûne).
(Ey Muhammed, onları bu konuda uyar) Hani Rabbin meleklere (onları sınamak için): "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım!" deyince onlar (şaşırdılar da) "Biz seni hamd ile tesbih edip dururken; yeryüzünde bozgunculuk yapacak, orada kan dökecek birini mi (halife olarak) yaratacaksın!" dediler. Rabbin de onlara: "Ben sizin bilmediklerinizi de herhalde bilirim!'' buyurdu.— O. Kuntman
2:30
Yükleniyor...
Bakara
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle