Hud 123 Ayet Mekke · هود
11

Hud

Hud · Mekke
11
Hud · Mekke
هود
123
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
الٓـرٰ۠ كِتَابٌ اُحْكِمَتْ اٰيَاتُهُ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِنْ لَدُنْ حَك۪يمٍ خَب۪يرٍۙ ١
Elif lâm râ kitâbun uhkimet âyâtuhu summe fussılet min ledun hakîmin habîr(habîrin).
Elif. Lam. Ra. (Bu öyle) Bir kitaptır ki ayetleri -hikmet sahibi ve herşeyden haberdar olan- Allah tarafından muhkem kılınmış sonra da açıklanmıştır.— O. Kuntman
11:1
2
اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنَّن۪ي لَكُمْ مِنْهُ نَذ۪يرٌ وَبَش۪يرٌۙ ٢
Ellâ ta’budû illallâh(illallâhe), innenî lekum minhu nezîrun ve beşîr(beşîrun).
(Ey Muhammed, insanlara de ki,) Allah'tan başkasına ibadet etmeyin. Şüphe yok ki ben O'nun tarafından, (sizin hepinize) gönderilen, (O'na ortak koşanları) azap ile uyaran (sadece O'na kulluk edenleri ise) cennet ile müjdeleyen- bir peygamberim.— O. Kuntman
11:2
3
وَاَنِ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُٓوا اِلَيْهِ يُمَتِّعْكُمْ مَتَاعاً حَسَناً اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى وَيُؤْتِ كُلَّ ذ۪ي فَضْلٍ فَضْلَهُۜ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ كَب۪يرٍ ٣
Ve enistagfirû rabbekum summe tûbû ileyhi yumetti’kum metâan hasenen ilâ ecelin musemmen ve yu’ti kulle zî fadlin fadleh(fadlehu), ve in tevellev fe innî ehâfu aleykum azâbe yevmin kebîr(kebîrin).
(Rabbinizin hak davetini kabul edin) Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra (gönülden) tevbe edin ki, sizi belli bir süreye kadar güzel bir nimet içinde yaşatsın ve fazlasını (salih ameller) yapan herkese (dünyada ve ahirette) mükafatını versin. Eğer (Rabbinizin hak davetinden) yüz çevirirseniz, ben sizin başınıza gelecek büyük bir günün azabından korkarım!— O. Kuntman
11:3
4
اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٤
İlâllâhi merciukum, ve huve alâ kulli şey'in kadîr(kadîrun).
Dönüşünüz ancak Allah’adır, herşeye kâdirdir O! (Peygamber'i vasıtasıyle yaptığı hak daveti kabul etmeyenlerin cezasını elbette verir)— O. Kuntman
11:4
5
اَلَٓا اِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا مِنْهُۜ اَلَا ح۪ينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْۙ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۚ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٥
E lâ innehum yesnûne sudûrehum li yestahfû minh(minhu), e lâ hîne yestagşûne siyâbehum ya'lemu mâ yusirrûne ve mâ yu'linûn(yu'linûne), innehu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
(Ey iman edenler) Haberiniz olsun ki, onlar (o münafıklar), Peygamber'den -düşmanlıklarını gizlemek- için sırtlarını dönerler. (Ona görünmek istemezler) Oysa onlar örtülerine büründükleri zaman dahi, hangi sırrı saklasalar ve neyi açıklasalar Allah hepsini bilir, çünkü O, kalplerin özünü bilir.— O. Kuntman
11:5
6
وَمَا مِنْ دَٓابَّةٍ فِي الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَاۜ كُلٌّ ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ ٦
Ve mâ min dâbbetin fil ardı illâ alâllâhi rızkuhâ ve ya'lemu mustekarrehâ ve mustevdeahâ, kullun fî kitâbin mubîn(mubînin).
Yeryüzünde yürüyen hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. (Hepsinin rızkını ancak O verir) Allah, onların (dünyada) duracakları yeri de (öldükten sonra) emaneten konulacakları yeri de (kabirdeki hallerini de) bilir. Onların hepsi (ve bütün halleri) o apaçık kitaptadır. (Levh-i Mahfuz’da yazılıdır)— O. Kuntman
11:6
7
وَهُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَٓاءِ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاًۜ وَلَئِنْ قُلْتَ اِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌ ٧
Ve huvellezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin ve kâne arşuhu alel mâi li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve le in kulte innekum meb’ûsûne min ba’dil mevti le yekûlennellezîne keferû in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).
(Ey insanlar) Allah, -hanginizin daha güzel amel işleyeceğini denemek için- Arş'ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. (Ey Muhammed, buna rağmen) Eğer sen onlara: "Ölümden sonra muhakkak yine dirileceksiniz" desen, kafir olanlar mutlaka "Bu apaçık bir büyüden (bir aldatmadan) başka birşey değildir" diyeceklerdir. (Onlar Peygamber ile "azap ne zaman, başımıza indir de görelim"? diye de alay ederler.)— O. Kuntman
11:7
8
وَلَئِنْ اَخَّرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ اِلٰٓى اُمَّةٍ مَعْدُودَةٍ لَيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُۜ اَلَا يَوْمَ يَأْت۪يهِمْ لَيْسَ مَصْرُوفاً عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟ ٨
Ve le in ahharnâ anhumul azâbe ilâ ummetin ma'dûdetin le yekûlunne mâ yahbisuh(yahbisuhu), e lâ yevme ye'tîhim leyse masrûfen anhum ve hâka bi him mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Andolsun ki biz o kafirlerden azabı belli bir süreye kadar erteleyecek olsak, bu kez onlar "O azabı engelleyen sebeb de ne? (Demek ki bize yapılan tehditler boş ve asılsız imiş)" derler. Haberiniz olsun ki, o azap başlarına geldiği gün asla geri çevrilecek (ertelenecek) değildir, alaya aldıkları o şey (o azap) onları çepeçevre kuşatacaktır.— O. Kuntman
11:8
9
وَلَئِنْ اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَاهَا مِنْهُۚ اِنَّهُ لَيَؤُ۫سٌ كَفُورٌ ٩
Ve le in ezaknal insâne minnâ rahmeten summe neza'nâhâ minh(minhu), innehu le yeûsun kefûr(kefûrun).
Şayet biz (kafir) insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırdıktan sonra onu, ondan çekip alırsak, andolsun ki o (evvelki nimetleri unutan) bir nankör ve (Rabbinin rahmetinden) umudunu kesen bir adam olur.— O. Kuntman
11:9
10
وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ نَعْمَٓاءَ بَعْدَ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّـَٔاتُ عَنّ۪يۜ اِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌۙ ٠١
Ve le in ezaknâhu na'mâe ba'de darrâe messethu le yekûlenne zehebes seyyiâtu annî, innehu le ferihun fahûr(fahûrun).
Şayet kendisine dokunan bir dertten sonra ona bir nimet tattıracak olursak, bu kez de: "Bütün kötülükler artık benden uzaklaşıp gitti" der, (Rabbine şükretmez de) şımarır, (halka karşı servetiyle) böbürlenen bir adam olur.— O. Kuntman
11:10
11
اِلَّا الَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ ١١
İllellezîne saberû ve amilûs sâlihât(sâlihâti), ûlâike lehum magfiretun ve ecrun kebîr(kebîrun).
Ancak (dertlere, sıkıntılara) sabredip salih ameller işleyenler elbet böyle değildir, onlar için bağışlanma ve büyük mükafat vardır.— O. Kuntman
11:11
12
فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَضَٓائِقٌ بِه۪ صَدْرُكَ اَنْ يَقُولُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ اَوْ جَٓاءَ مَعَهُ مَلَكٌۜ اِنَّـمَٓا اَنْتَ نَذ۪يرٌۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌۜ ٢١
Fe lealleke târikun ba'da mâ yûhâ ileyke ve dâikun bihî sadruke en yekûlû lev lâ unzile aleyhi kenzun ev câe meahu melek(melekun), innemâ ente nezîr(nezîrun), vallâhu alâ kulli şey'in vekîl(vekîlun).
(Ey Muhammed) Yoksa sen (müşriklerin) -Ona gökten bir hazine indirilseydi, yahut beraberinde bir de melek gelseydi- demelerinden ötürü -üzüntüye kapılarak- sana vahyolunan ayetlerin bir kısmını (onların aleyhinde olan azaba uğrayacaklarını bildiren ayetleri) onlara tebliğ etmeği erteleyecek misin? Oysa sen ancak bir uyarıcısın. (Onları, Allah’ın azabıyla korkutan bir peygambersin, onların yaptıklarından sorumlu değilsin) Allah ise herşeye vekil'dir. (Senin de onların da yaptıkları herşeyden haberdardır.)— O. Kuntman
11:12
13
اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُۜ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِه۪ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٣١
Em yekûlûnefterâh(yekûlûnefterâhu), kul fe'tû bi aşri suverin mislihî muftereyâtin ved'û menisteta'tum min dûnillâhi in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
Yoksa onlar: "Kur'an'ı kendisi uydurdu" mu diyorlar? (Ey Muhammed) De ki: "Eğer iddianızda sadık kimseler iseniz (Kur'an surelerine) benzer on sure getirin. Allah'tan başka güvendiğiniz kim varsa onları da yardımınıza çağırın.— O. Kuntman
11:13
14
فَاِلَّمْ يَسْتَج۪يبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اُنْزِلَ بِعِلْمِ اللّٰهِ وَاَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ فَهَلْ اَنْتُمْ مُسْلِمُونَ ٤١
Fe illem yestecîbû lekum fa'lemû ennemâ unzile bi ilmillâhi ve en lâ ilâhe illâ hû(huve), fe hel entum muslimûn(muslimûne).
Eğer onlar (bu teklife olumlu) cevap veremezlerse, (Kur’an'ın Peygamber'in sözü olduğunu iddia eden herkes) kabul etmelidir ki, bu Kur'an ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka ilah yoktur. (Ey müşrikler) Artık müslüman oluyor musunuz? (Müşrikler, ahirete inanmazlar dünya hayatının zevk ve sefasından başka birşey düşünmezler, oysa)— O. Kuntman
11:14
15
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا وَز۪ينَتَهَا نُوَفِّ اِلَيْهِمْ اَعْمَالَهُمْ ف۪يهَا وَهُمْ ف۪يهَا لَا يُبْخَسُونَ ٥١
Men kâne yurîdul hayâted dunyâ ve zînetehâ nuveffi ileyhim a'mâlehum fîhâ ve hum fîhâ lâ yubhasûn(yubhasûne).
Kim yalnız dünya hayatını ve onun süsü ve sefasını arzu ederse, amellerinin karşılığını dünyada tam olarak öderiz, onlar bu hususta hiçbir haksızlığa uğratılmazlar.— O. Kuntman
11:15
16
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ اِلَّا النَّارُۘ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا ف۪يهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٦١
Ulâikellezîne leyse lehum fil âhıreti illen nâr(nâru) ve habita mâ sanaû fîhâ ve bâtılun mâ kânû ya'melûn(ya'melûne).
Fakat ahirette onlar cehennem ateşinden başka birşey bulamazlar, çünkü dünyada yaptıkları (hayır da olsa) bütün amelleri heder olup gitmiştir. (Zira en büyük sevap imandır) Yaptıkları işler ise (hak uğruna yapılan salih ameller değil) batıl olan şeylerdir.— O. Kuntman
11:16
17
اَفَمَنْ كَانَ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّه۪ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنْ قَبْلِه۪ كِتَابُ مُوسٰٓى اِمَاماً وَرَحْمَةًۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِه۪ مِنَ الْاَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُۚ فَلَا تَكُ ف۪ي مِرْيَةٍ مِنْهُ اِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ ٧١
E fe men kâne alâ beyyinetin min rabbihî ve yetlûhu şâhidun minhu ve min kablihî kitâbu mûsâ imâmen ve rahmeh(rahmeten), ulâike yu'minûne bih(bihî), ve men yekfur bihî minel ahzâbi fen nâru mev'ıduh(mev'ıduhu), fe lâ teku fî miryetin minhu innehul hakku min rabbike ve lâkinne ekseren nâsi lâ yu'minûn(yu'minûne).
(Yalnız dünya hayatını arzu eden kimse) Rabbin tarafından gelmiş bir delile (Kur’an'a) dayanan ve kendisini Rabbinden bir şahidin (Cebrail a.s.'in) izlediği, ayrıca kendisinden önce, bir rehber ve bir rahmet olarak Musa'nın kitabı ile tasdik edilmiş kimse (Muhammed a.s.a.) ile eşit olabilir mi ki, o ve beraberindeki müminler Kur'an'a iman ederler. Hangi topluluk onu inkar ederse, onun varacağı yer cehennem ateşidir. (Ey Muhammed, onlar ne derlerse desinler aldırış etme) Sen de bundan kuşku etme, çünkü hak Rabbindendir. Fakat insanların çoğu bu gerçeğe inanmazlar.— O. Kuntman
11:17
18
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُعْرَضُونَ عَلٰى رَبِّهِمْ وَيَقُولُ الْاَشْهَادُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ الَّذ۪ينَ كَذَبُوا عَلٰى رَبِّهِمْۚ اَلَا لَعْنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظَّالِم۪ينَۙ ٨١
Ve men ezlemu mimmenifterâ alâllâhi kezibâ(keziben), ulâike yu'radûne alâ rabbihim ve yekûlul eşhâdu hâulâillezîne kezebû alâ rabbihim, e lâ lâ'netullâhi alâz zâlimîn(zâlimîne).
Allah'a karşı yalan uydurandan (Rabbine ortak koşandan) daha zalim kim olabilir? Ki onlar -kıyamet gününde- Rablerine arz edilecekler (huzuruna getirilecekler) ve şahitler (melekler) de: "İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdi" diyeceklerdir. (Ey insanlar) Haberiniz olsun ki, Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir.— O. Kuntman
11:18
19
اَلَّذ۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجاًۜ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ ٩١
Ellezîne yasuddûne an sebîlillâhi ve yebgûnehâ ivecâ(ivecen), ve hum bil âhıreti hum kâfirûn(kâfirûne).
Onlar ki, (halkı) Allah yolundan alıkoymaya çalışırlar, o yolu eğri büğrü göstermek isterler ve ahireti de inkar ederler.— O. Kuntman
11:19
20
اُو۬لٰٓئِكَ لَمْ يَكُونُوا مُعْجِز۪ينَ فِي الْاَرْضِ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ اَوْلِيَٓاءَۢ يُضَاعَفُ لَهُمُ الْعَذَابُۜ مَا كَانُوا يَسْتَط۪يعُونَ السَّمْعَ وَمَا كَانُوا يُبْصِرُونَ ٠٢
Ulâike lem yekûnû mu'cizîne fîl ardı ve mâ kâne lehum min dûnillâhi min evliyâ(evliyâe), yudâafu lehumul azâb(azâbu), mâ kânû yestetîûnes sem’a ve mâ kânû yubsirûn(yubsirûne).
Onlar (kıyamet günü) yeryüzünde (haşa, Allah’ı) aciz bırakacak değillerdir. (Onun azabından kaçıp kurtulamazlar) Onlar için Allah'tan gayrı bir yardımcı da yoktur. Onların azabı kat kat olacak gittikçe artacaktır. Çünkü onlar (hakkı) işitmeye tahammül edemiyorlardı ve (gerçeği) görmemekte direniyorlardı!— O. Kuntman
11:20
21
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ ١٢
Ulâikellezîne hasirû enfusehum ve dalle anhum mâ kânû yefterûn(yefterûne).
21.22. İşte onlar kendilerine yazık eden kimselerdir, uydurmakta oldukları şeyler (putlar) de kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuşlardır. Kuşkusuz onlar ahirette en çok zarara uğrayanların ta kendileridir, (sonsuza dek cehennemde kalacaklardır)— O. Kuntman
11:21
22
لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ ٢٢
Lâ cereme ennehum fil âhıreti humul ahserûn(ahserûne).
21.22. İşte onlar kendilerine yazık eden kimselerdir, uydurmakta oldukları şeyler (putlar) de kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuşlardır. Kuşkusuz onlar ahirette en çok zarara uğrayanların ta kendileridir, (sonsuza dek cehennemde kalacaklardır)— O. Kuntman
11:22
23
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَخْبَتُٓوا اِلٰى رَبِّهِمْۙ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٣٢
İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve ahbetû ilâ rabbihim ulâike ashâbul cenneh(cenneti), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
İman edip, salih amel işleyen ve Rablerine gönülden bağlananlara gelince, onlar cennetliktir ve orada sonsuza dek kalacaklardır.— O. Kuntman
11:23
24
مَثَلُ الْفَر۪يقَيْنِ كَالْاَعْمٰى وَالْاَصَمِّ وَالْبَص۪يرِ وَالسَّم۪يعِۜ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلاًۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ۟ ٤٢
Meselul ferîkayni kel a’mâ vel esammi vel basîri ves semî’(semîı) hel yesteviyâni meselâ(meselen) e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Bu iki zümrenin (kafirle müminin) durumu, kör ve sağır ile gören ve işitenin haline benzer ki, bunlar birbirine hiç denk olur mu? (Ey müşrikler) Hâlâ bundan ibret alıp imana gelmeyecek misiniz? (O halde evvelki kavimlerin kıssalarını can kulağı ile dinleyin de gereken ibreti alın)— O. Kuntman
11:24
25
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ۘ اِنّ۪ي لَكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۙ ٥٢
Ve lekad erselnâ nûhan ilâ kavmihî innî lekum nezîrun mubîn(mubînun).
25.26. Andolsun ki, Nuh'u kavmine (peygamber olarak) gönderdik de onları: "Ben sizin için (Allah’ın azabıyla korkutan) apaçık bir uyarıcıyım, Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Yoksa sizin başınıza gelecek çetin bir günün azabından endişe ediyorum" diyerek uyardı.— O. Kuntman
11:25
26
اَنْ لَا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ اِنّ۪ٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ اَل۪يمٍ ٦٢
En lâ ta’budû illallâh(illallâhe), innî ehâfu aleykum azâbe yevmin elîm(elîmin).
25.26. Andolsun ki, Nuh'u kavmine (peygamber olarak) gönderdik de onları: "Ben sizin için (Allah’ın azabıyla korkutan) apaçık bir uyarıcıyım, Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Yoksa sizin başınıza gelecek çetin bir günün azabından endişe ediyorum" diyerek uyardı.— O. Kuntman
11:26
27
فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا نَرٰيكَ اِلَّا بَشَراً مِثْلَنَا وَمَا نَرٰيكَ اتَّبَعَكَ اِلَّا الَّذ۪ينَ هُمْ اَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّأْيِۚ وَمَا نَرٰى لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ بَلْ نَظُنُّكُمْ كَاذِب۪ينَ ٧٢
Fe kâlel meleullezîne keferû min kavmihî mâ nerâke illâ beşeren mislenâ ve mâ nerâkettebeake illellezîne hum erâzilunâ bâdiyer re’y(re’yi), ve mâ nerâ lekum aleynâ min fadlin bel nezunnukum kâzibîn(kâzibîne).
Buna karşılık kavminin -küfürde ileri giden- elebaşıları: "Ey Nuh, biz seni kendimiz gibi bir insan olarak görüyoruz. (Sende bizden üstün bir meziyet bulamıyoruz) Ve sana içimizden -basit görüşle hareket eden- en aşağı tabakamızdan başkasının da tabi olduğunu görmüyoruz, sizde bize karşı bir üstünlük bulamıyoruz, aksine biz sizin yalancılar olduğunuzu sanıyoruz" dediler.— O. Kuntman
11:27
28
قَالَ يَا قَوْمِ اَرَاَيْتُمْ اِنْ كُنْتُ عَلٰى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبّ۪ي وَاٰتٰين۪ي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِه۪ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْۜ اَنُلْزِمُكُمُوهَا وَاَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ ٨٢
Kâle yâ kavmi e reeytum in kuntu alâ beyyinetin min rabbî ve âtânî rahmeten min indihî fe ummiyet aleykum, e nulzimukumûhâ ve entum lehâ kârihûn(kârihûne).
Nuh ise kavmini uyarmaya devam etti ve "Ey kavmim, ya ben (peygamberliğimin doğruluğuna şahit olmak üzere) Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem, O, bana kendi katından bir rahmet de bahşetmiş, fakat o deliller sizin kör gözlerinizden gizli bırakılmış ise, (sizler peygamberliğimin hak olduğunu belirten delilleri görmekten yoksun bırakılmış iseniz) ve siz hak davetimi hoş karşılamadınız diye onu kabul etmeniz için biz sizi zorlayacak mıyız, sanıyorsunuz?— O. Kuntman
11:28
29
وَيَا قَوْمِ لَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مَالاًۜ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ وَمَٓا اَنَا۬ بِطَارِدِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ اِنَّهُمْ مُلَاقُوا رَبِّهِمْ وَلٰكِنّ۪ٓي اَرٰيكُمْ قَوْماً تَجْهَلُونَ ٩٢
Ve yâ kavmi lâ es’elukum aleyhi mâlâ(mâlen), in ecriye illâ alâllâhi ve mâ ene bi târidillezîne âmenû, innehum mulâkû rabbihim ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).
Ey kavmim, bu tebliğime karşılık sizden herhangi bir mal mülk istemiyorum. benim mükafatım ancak Allah’a aittir. Ve ben (sizin arzunuza uyarak) iman edenleri kovacak da değilim. Şüphe yok ki onlar (o hakir gördüğünüz müminler) Rablerine kavuşacaklardır. (Ahiret hayatında muradlarına ereceklerdir) Fakat (ey kafirler) ben sizi cahilce davranan bir topluluk olarak görüyorum, (çünkü sizler dünyadan başka birşey görmüyorsunuz, ahireti ise inkar ediyorsunuz ve ahireti, başınıza gelecek azabı düşünmek bile istemiyorsunuz)— O. Kuntman
11:29
30
وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرُن۪ي مِنَ اللّٰهِ اِنْ طَرَدْتُهُمْۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٠٣
Ve yâ kavmi men yansurunî minallâhi in taredtuhum, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Ey kavmim, eğer ben onları (o müminleri huzurumdan) kovacak olursam, Allah'tan gelecek azaba karşı bana kim yardım edebilir? Bunu (Onların Rablerinin katında sizden çok daha hayırlı olduğunu) Hiç düşünmez misiniz? (Ey kavmim, siz benim peygamber olduğuma inanmak için elimde birçok kudretler olması gerektiğini sanıyorsunuz, oysa)— O. Kuntman
11:30
Yükleniyor...
Hud
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle