Casiye 37 Ayet Mekke · الجاثية
45

Casiye

Diz Çöküş · Mekke
45
Diz Çöküş · Mekke
الجاثية
37
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
حٰمٓۜ ١
Hâ mîm.
Ha. Mim.— O. Kuntman
45:1
2
تَنْز۪يلُ الْـكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ ٢
Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil hakîm(hakîmi).
Bu Kitab'ın indirilmesi, her şeye gücü yeten, hüküm ve hikmet sahibi Allah katındandır.— O. Kuntman
45:2
3
اِنَّ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِلْمُؤْمِن۪ينَۜ ٣
İnne fîs semâvâti vel ardı le âyâtin lil mû’minîn(mû’minîne).
Şüphe yok ki göklerde ve yerde, müminler için ayetler vardır,— O. Kuntman
45:3
4
وَف۪ي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَٓابَّةٍ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَۙ ٤
Ve fî halkıkum ve mâ yebussu min dâbbetin âyâtun li kavmin yûkınûn(yûkınûne).
Sizin yaratılışınızda ve (Allah'ın yaratıp) yeryüzüne yaydığı canlılarda yakînen inanan bir toplum için ayetler vardır.— O. Kuntman
45:4
5
وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ رِزْقٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ ٥
Vahtilâfil leyli ven nehâri ve mâ enzelallâhu mines semâi min rızkın fe ahyâ bihil arda ba’de mevtihâ ve tasrîfir rîyâhı âyâtun li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah’ın gökten rızık (yağmur) indirip onunla yeryüzüne, ölümden sonra can vermesinde, rüzgarları (bir yönden bir yöne) çevirmesinde aklını kullanan bir toplum için ayetler vardır.)— O. Kuntman
45:5
6
تِلْكَ اٰيَاتُ اللّٰهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّۚ فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَ اللّٰهِ وَاٰيَاتِه۪ يُؤْمِنُونَ ٦
Tilke âyâtullahi netlûhâ aleyke bil hakk(hakk‎ı), fe bi eyyi hadîsin ba’dallâhi ve âyâtihî yû’minûn(yû’minûne).
İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir. (Bütün insanları uyaran bildirilerdir. Ey Muhammed) Onları sana hak olarak okuyoruz. Artık -o müşrikler- Allah'a (Onun vahdaniyetine) ve O'nun ayetlerine -iman etmedikten sonra, hangi söze inanacaklar? (Elbette hiçbir söze inanmazlar)— O. Kuntman
45:6
7
وَيْلٌ لِكُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ ٧
Veylun li kulli effâkin esîm(esîmin).
(Böylece) Yalancı, günahkar olan her kişinin vay haline!— O. Kuntman
45:7
8
يَسْمَعُ اٰيَاتِ اللّٰهِ تُتْلٰى عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِراً كَاَنْ لَمْ يَسْمَعْهَاۚ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ ٨
Yesmeu âyâtillâhi tutlâ aleyhi summe yusırru mustekbiren ke en lem yesma’hâ, fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).
Ki o kimse, Allah’ın kendisine okunan ayetlerini işittiği halde, büyüklük taslayarak duymamazlıktan gelir. (Şirk ve küfründe) direnir. (Ey Muhammed) işte böylelerini çetin azap ile müjdele!— O. Kuntman
45:8
9
وَاِذَا عَلِمَ مِنْ اٰيَاتِنَا شَيْـٔاًۨ اتَّخَذَهَا هُزُواًۜ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُه۪ينٌۜ ٩
Ve izâ alime min âyâtinâ şey’enittehazehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).
(O kimse ki) Ayetlerimizden bir şey öğrendiği zaman onlarla alay eder, işte böylelerine alçaltıcı bir azap vardır.— O. Kuntman
45:9
10
مِنْ وَرَٓائِهِمْ جَهَنَّمُۚ وَلَا يُغْن۪ي عَنْهُمْ مَا كَسَبُوا شَيْـٔاً وَلَا مَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْلِيَٓاءَۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۜ ٠١
Min verâihim cehennem(cehennemu), ve lâ yugnî anhum mâ kesebû şey’en ve lâ mattehazû min dûnillâhi evliyâe, ve lehum azâbun azîm(azîmun).
(Bu azap dünyada olanıdır) ötelerinde de cehennem vardır. Ne kazandıkları şeyler (mallar evlatlar ve ameller) ne de Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar, kendilerini cehennem azabından kurtaramaz, onlar için çok şiddetli bir azap vardır.— O. Kuntman
45:10
11
هٰذَا هُدًىۚ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ اَل۪يمٌ۟ ١١
Hâzâ hudâ(huden), vellezîne keferû bi âyâti rabbihim lehum azâbun min riczin elîm(elîmun).
Bu (Kur'an) bir hidâyet rehberidir. (Kendisine tabi olanları doğru yola iletir) Rablerinin ayetlerini inkâr edenlere gelince onlar için en dehşetli azap vardır.— O. Kuntman
45:11
12
اَللّٰهُ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ ف۪يهِ بِاَمْرِه۪ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَۚ ٢١
Allâhullezî sahhare lekumul bahre li tecriyel fulku fîhi bi emrihî ve li tehtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Allah, emreder (de rüzgâr vasıtasıyle yelkenli) gemiler suda akıp gider, böylece deryaları hizmetinize sunar ki (ticaret ve kazanç yolları) O'nun size lütfettiği rızıkları arayıp bulasınız ve O’na şükredesiniz.— O. Kuntman
45:12
13
وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاً مِنْهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ ٣١
Ve sahhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minh(minhu), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
O, (bununla yetinmemiş) göklerde ve yerde ne varsa hepsini de, katından (bağış olarak) sizin hizmetinize sunmuştur. Elbette bu nimetlerde düşünen bir toplum için ibretler vardır. (Ki onlar Rablerine her zaman şükrederler, büyüklük taslamazlar)— O. Kuntman
45:13
14
قُلْ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يَغْفِرُوا لِلَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ اَيَّامَ اللّٰهِ لِيَجْزِيَ قَوْماً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ ٤١
Kul lillezîne âmenû yagfirû lillezîne lâ yercûne eyyâmallâhi li yecziye kavmen bi mâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
(Ey Muhammed) İman edenlere bildir. (Rablerinin ihsan buyurduğu nimetlere nankörlük ettiklerinden dolayı başlarına) Allah’ın -azap- günlerinin geleceğini ummayan kimseleri bağışlasınlar. (Onları hoş görsünler ve yaptıkları eziyetlere katlansınlar)— O. Kuntman
45:14
15
مَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ اَسَٓاءَ فَعَلَيْهَاۘ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ ٥١
Men amile sâlihan fe li nefsih(nefsihî), ve men esâe fe aleyhâ summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne).
Kim (Rabbine şükrederse) sâlih amel işlerse, kendi yararınadır; Kim de (verdiği nimetlere rağmen nankörlükte bulunup) Kötü amel işlerse kendi zararınadır! (Nasıl olsa) sonunda Rabbinize döndürüleceksiniz! (Nankörlükte bulunanlar bundan ibret alsınlar)— O. Kuntman
45:15
16
وَلَقَدْ اٰتَيْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪ـلَ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى الْعَالَم۪ينَۚ ٦١
Ve lekad âteynâ benî isrâîlel kitâbe vel hukme ven nubuvvete ve rezaknâhum minet tayyibâti ve faddalnâhum alel âlemîn(âlemîne).
(Nitekim) Andolsun biz, İsrailoğullarına da, kitap, hüküm ve peygamberlik vermiştik. Onları temiz şeylerden rızıklandırmış, âlemlere (o zamanki diğer kavimlere) de üstün kılmıştık. (Buna rağmen Rablerine nankörlükte bulundular)— O. Kuntman
45:16
17
وَاٰتَيْنَاهُمْ بَيِّنَاتٍ مِنَ الْاَمْرِۚ فَمَا اخْتَلَفُٓوا اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُۙ بَغْياً بَيْنَهُمْۜ اِنَّ رَبَّكَ يَقْض۪ي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ ف۪يمَا كَانُوا ف۪يهِ يَخْتَلِفُونَ ٧١
Ve âteynâhum beyyinâtin minel emr(emri), fe mahtelefû illâ min ba’di mâ câehumul ilmu bagyen beynehum, inne rabbeke yakdî beynehum yevmel kıyâmeti fî mâ kânû fîhi yahtelifûn(yahtelifûne).
(Her peygamber geldiğinde) Din konusunda onlara açık deliller vermiştik. (Herkes hakkına razı olsun, Rablerinin nimetlerine nankörlük edip başkasının hakkına tecavüz etmesin, harama yönelmesin diye emretmiştik) Ama onlar, kendilerine bu ilim (ve emirler) geldikten sonra, aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Şüphe yok ki Rabbin ayrılığa düştükleri şeyler hakkında, kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir.— O. Kuntman
45:17
18
ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلٰى شَر۪يعَةٍ مِنَ الْاَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِـعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ ٨١
Summe cealnâke alâ şerîatin minel emri fettebi’ hâ ve lâ tettebi’ ehvâellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
(Ey Muhammed) sonra seni de apaçık bir şeriat sahibi kıldık, o halde sen O’na tabi ol (müşriklerden yüz çevir) o kendini bilmezlerin hevâ heveslerine iltifat etme.— O. Kuntman
45:18
19
اِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۚ وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُتَّق۪ينَ ٩١
İnnehum len yugnû anke minallâhi şey’â(şey’en), ve innez zâlimîne ba’duhum evliyâu ba’d(ba’din), vallâhu veliyyul muttekîn(muttekîne).
Kuşkusuz onlar, Allah’tan gelecek yardımı senden uzaklaştıramazlar. Muhakkak ki zalimler birbirinin dostudur. (Onun için onlara ancak, zalim olanlar uyar) Allah ise takva sahiplerinin dostudur. (Zulümden, haksızlıktan korunanları sever, onlara yardım eder)— O. Kuntman
45:19
20
هٰذَا بَصَٓائِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ ٠٢
Hâzâ basâiru lin nâsi ve huden ve rahmetun li kavmin yûkınûn(yûkınûne).
Bu (Kur'an) insanların kalp gözünü açan (basiret kazandıran) bir nurdur, kesin olarak inanan bir toplum için de, bir hidayet rehberi ve bir rahmettir. (Onları doğru yola iletir ve gerçek mutluluğa erdirir)— O. Kuntman
45:20
21
اَمْ حَسِبَ الَّذ۪ينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ سَوَٓاءً مَحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ۟ ١٢
Em hasibellezînecterahûs seyyiâti en nec’alehum kellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti sevâen mahyâhum ve memâtuhum, sâe mâ yahkumûn(yahkumûne).
Yoksa o kötülükleri (şirk ve küfrü) kazananlar, ölümlerinde ve sağlıklarında (ahirette ve bu dünyada) Kendilerini, iman edip sâlih amel işleyenlerle eşit tutacağımızı mı sandılar? Onlar ne kadar saçma bir hüküm veriyorlar! (Yoksa onlar da, -hak etmedikleri halde- cennete gireceklerini mi zannediyorlar?— O. Kuntman
45:21
22
وَخَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ وَلِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٢٢
Ve halakallâhus semâvâti vel arda bil hakkı ve li tuczâ kullu nefsin bimâ kesebet ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).
(Oysa) Allah gökleri ve yeri, hak üzre yaratmıştır ki herkes kazandığı ne ise (işlediği ameller iyi-kötü ne ise) onun karşılığını -hiç haksızlığa uğratılmadan- görsün.— O. Kuntman
45:22
23
اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ وَاَضَلَّهُ اللّٰهُ عَلٰى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلٰى سَمْعِه۪ وَقَلْبِه۪ وَجَعَلَ عَلٰى بَصَرِه۪ غِشَاوَةًۜ فَمَنْ يَهْد۪يهِ مِنْ بَعْدِ اللّٰهِۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٣٢
E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
(Ey Muhammed) Hevâ ve hevesini ilah edinen (nefsinin güzel gördüğü her- şeyin peşinde koşan, çirkin gördüğü şeyi -hak daveti- ise reddeden) şu kimseye bak.. ki Allah onu (hak davete ulaştıktan sonra bile bile şirk ve küfürde direndiği için) doğru yoldan saptırmış kulağını, kalbini mühürlemiş ve gözünün üstüne de bir perde çekmiştir. Şimdi onu, Allah'tan başka kim hidayete erdirebilir? (Ey müşrikler bu uyarılardan da) hâlâ ibret almayacak mısınız? (Kalbleriniz mühürlenmeden tevbe edip imana gelmiyecek misiniz)?— O. Kuntman
45:23
24
وَقَالُوا مَا هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَٓا اِلَّا الدَّهْرُۚ وَمَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍۚ اِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَ ٤٢
Ve kâlû mâ hiye illâ hayâtuned dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ yuhlikunâ illed dehr(dehru), ve mâ lehum bi zâlike min ilm(ilmin), in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).
Onlar (aynı zamanda) "Bizim için ne varsa bu dünya hayatıdır. (Kimimiz) ölür gider, (kimimiz de dünyaya gelir) dirilir. Bizi ancak (durmadan akıp giden) zaman yıpratır, helak eder" de derler. Oysa onların bu konuda - zaman hakkında- hiçbir bilgisi yoktur, sadece zanna göre hayali saçma hüküm verirler. (Zamanı da yaratan Allah Teâlâ’dır, O, dilerse zamanı da durdurur helak eder ki O, hem Evvel'dir hem de Ahir'dir"-Hadîd/3)— O. Kuntman
45:24
25
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَا كَانَ حُجَّتَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ٥٢
Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin mâ kâne huccetehum illâ en kâlû’tû bi âbâinâ in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).
Onlara ayetlerimiz okunduğunda; "Doğru sözlü iseniz, atalarımızı getirin" derler de, (ahiretin yokluğuna güya) kuvvetli bir delil getirirler.— O. Kuntman
45:25
26
قُلِ اللّٰهُ يُحْي۪يكُمْ ثُمَّ يُم۪يتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِ لَا رَيْبَ ف۪يهِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ۟ ٦٢
Kulillâhu yuhyîkum summe yumîtukum summe yecmeukum ilâ yevmil kıyâmeti lâ reybe fîhi ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
(Ey Muhammed) De ki: Sizi Allah diriltiyor, (eceliniz gelince) sonra O öldürüyor. Sonunda -hakkında kuşku götürmeyen- o kıyamet gününde ise hepinizi bir araya toplayacaktır! (Her şeye gücü yeten Rabbiniz elbette ahirette sizi yeniden diriltmeye de kâdirdir. Ne var ki) İnsanların çoğu bilmezler. (Ahirete iman etmezler de gaflet uçurumuna sürüklenip sapıklığa düşerler)— O. Kuntman
45:26
27
وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ ٧٢
Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard(ardı), ve yevme tekûmus sâatu yevme izin yahserul mubtılûn(mubtılûne).
Göklerin ve yerin mülk ve hükümranlığı sadece Allah’ındır!.. Kıyametin kopacağı gün, işte o gün bâtıla saplananlar hüsrâna uğrayacaklardır.— O. Kuntman
45:27
28
وَتَرٰى كُلَّ اُمَّةٍ جَاثِيَةً۠ كُلُّ اُمَّةٍ تُدْعٰٓى اِلٰى كِتَابِهَاۜ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٨٢
Ve terâ kulle ummetin câsiyeh(câsiyeten), kullu ummetin tud’â ilâ kitâbihâ, el yevme tuczevne mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
(Ey Muhammed) O gün her ümmeti diz çökmüş olarak görürsün. (Rablerinin huzurunda hesap için toplanmışlardır) Her ümmet kendi kitabına (herkes amel defterine) çağırılır. Onlara: "Bu gün -dünyadayken-yapmış olduğunuz amellerin karşılığı verilecektir.— O. Kuntman
45:28
29
هٰذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٩٢
Hâzâ kitâbunâ yentıku aleykum bil hakk(hakkı), innâ kunnâ nestensihu mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Karşınızda gerçeği söyleyen (sizin hakkınızda şahitlik eden) kitap bizim kitabımızdır, şüphe yok ki, her ne yapıyor idiyseniz hepsini (meleklere) yazdırıyorduk" diye nida olunur.— O. Kuntman
45:29
30
فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُب۪ينُ ٠٣
Fe emmellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe yudhıluhum rabbuhum fî rahmetih(rahmetihî), zâlike huvel fevzul mubîn(mubînu).
O kimseler ki iman edip sâlih amellerde bulundular, Rableri onları rahmetine (cennetine) sokacaktır. İşte apaçık kurtuluş budur.— O. Kuntman
45:30
Yükleniyor...
Casiye
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle