Fussilet 54 Ayet Mekke · فصلت
41

Fussilet

Ayrıntılı · Mekke
41
Ayrıntılı · Mekke
فصلت
54
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
حٰمٓۜ ١
Hâ mîm.
Ha. Mim.— O. Kuntman
41:1
2
تَنْز۪يلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۚ ٢
Tenzîlun miner rahmânir rahîm(rahîmi).
2,3,4. Bu; (manasını) bilip anlayacak (irfan ehli) herhangi bir kavim için, ayetleri (hükümleri ve öğütleri ) ayrıntılı olarak açıklanmış; (Rablerinin emir ve yasaklarını yerine getirenleri cennet ile) müjdeleyici, (onları hiçe sayanları ise başlarına inecek azap ile) uyarıcı Arapça Kur'an olarak; Rahman ve Rahîm (olan Allah) tarafından indirilmiş bir kitaptır!. (Ondan yararlanmak için sırf Arapça bilmek yeterli değildir.. O kavmin yaratılışta Rablerinin kalplerine aşılamış olduğu iman nurunu köreltmemiş olması da elzemdir!.. Nitekim Arap müşriklerinin) Çoğu ondan (Kur’an’dan) yüz çevirip onu dinlemek (bile) istemediler! (de.. Ey Muhammed)— O. Kuntman
41:2
3
كِتَابٌ فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَۙ ٣
Kitâbun fussilet âyâtuhu kur’ânen arabiyyen li kavmin ya’lemûn(ya’lemûne).
2,3,4. Bu; (manasını) bilip anlayacak (irfan ehli) herhangi bir kavim için, ayetleri (hükümleri ve öğütleri ) ayrıntılı olarak açıklanmış; (Rablerinin emir ve yasaklarını yerine getirenleri cennet ile) müjdeleyici, (onları hiçe sayanları ise başlarına inecek azap ile) uyarıcı Arapça Kur'an olarak; Rahman ve Rahîm (olan Allah) tarafından indirilmiş bir kitaptır!. (Ondan yararlanmak için sırf Arapça bilmek yeterli değildir.. O kavmin yaratılışta Rablerinin kalplerine aşılamış olduğu iman nurunu köreltmemiş olması da elzemdir!.. Nitekim Arap müşriklerinin) Çoğu ondan (Kur’an’dan) yüz çevirip onu dinlemek (bile) istemediler! (de.. Ey Muhammed)— O. Kuntman
41:3
4
بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۚ فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ ٤
Beşîren ve nezîrâ(nezîren), fe a’rada ekseruhum fehum lâ yesmeûn(yesmeûne).
2,3,4. Bu; (manasını) bilip anlayacak (irfan ehli) herhangi bir kavim için, ayetleri (hükümleri ve öğütleri ) ayrıntılı olarak açıklanmış; (Rablerinin emir ve yasaklarını yerine getirenleri cennet ile) müjdeleyici, (onları hiçe sayanları ise başlarına inecek azap ile) uyarıcı Arapça Kur'an olarak; Rahman ve Rahîm (olan Allah) tarafından indirilmiş bir kitaptır!. (Ondan yararlanmak için sırf Arapça bilmek yeterli değildir.. O kavmin yaratılışta Rablerinin kalplerine aşılamış olduğu iman nurunu köreltmemiş olması da elzemdir!.. Nitekim Arap müşriklerinin) Çoğu ondan (Kur’an’dan) yüz çevirip onu dinlemek (bile) istemediler! (de.. Ey Muhammed)— O. Kuntman
41:4
5
وَقَالُوا قُلُوبُنَا ف۪ٓي اَكِنَّةٍ مِمَّا تَدْعُونَٓا اِلَيْهِ وَف۪ٓي اٰذَانِنَا وَقْرٌ وَمِنْ بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ اِنَّـنَا عَامِلُونَ ٥
Ve kâlû kulûbunâ fî ekinnetin mimmâ ted’ûnâ ileyhi ve fî âzâninâ vakrun ve min beyninâ ve beynike hicâbun fa’mel innenâ âmilûn(âmilûne).
"Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır, kulaklarımızda da bir ağırlık vardır. (Ayrıca) seninle bizim aramızda, bir perde de bulunmaktadır. Sen istediğini yap. (Kendi dinine göre amel et) Biz de, dilediğimizi yapacağız.” (Putlara tapmakta devam edeceğiz) dediler.— O. Kuntman
41:5
6
قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُـكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَق۪يمُٓوا اِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُۜ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِك۪ينَۙ ٦
Kul innemâ ene beşerun mislukum yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhidun festekîmû ileyhi vestagfirûh(vestagfirûhu), ve veylun lil muşrikîn(muşrikîne).
(Ey Muhammed) De ki: "Ben de sizin gibi bir insanım (melek değilim) ancak, bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor, bundan sonra hepiniz (yalnız) O'na yönelin, O'ndan bağışlanma dileyin. Allah'a ortak koşanların vay haline!— O. Kuntman
41:6
7
اَلَّذ۪ينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ ٧
Ellezîne lâ yû’tûnez zekâte ve hum bil âhireti hum kâfirûn(kâfirûne).
Ki onlar zekât vermezler, ahireti de inkâr ederler. (Elbette azap onlarındır)— O. Kuntman
41:7
8
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ۟ ٨
İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum ecrun gayru memnûn(memnûnin).
İman edip, sâlih ameller işleyenlere ise, bitip tükenmeyen mükâfat vardır.— O. Kuntman
41:8
9
قُلْ اَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذ۪ي خَلَقَ الْاَرْضَ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَـهُٓ اَنْدَاداًۜ ذٰلِكَ رَبُّ الْعَالَم۪ينَۚ ٩
Kul e innekum le tekfurûne billezî halakal arda fî yevmeyni ve tec’alûne lehû endâdâ(endâden), zâlike rabbul âlemîn(âlemîne).
(Ey Muhammed) De ki: "Gerçekten siz mi, yeri iki günde yaratana karşı nankörlük ediyor da, O'na ortaklar koşuyorsunuz? Oysa O, Alemlerin Rabbidir!— O. Kuntman
41:9
10
وَجَعَلَ ف۪يهَا رَوَاسِيَ مِنْ فَوْقِهَا وَبَارَكَ ف۪يهَا وَقَدَّرَ ف۪يهَٓا اَقْوَاتَهَا ف۪ٓي اَرْبَعَةِ اَيَّامٍۜ سَوَٓاءً لِلسَّٓائِل۪ينَ ٠١
Ve ceale fîhâ revâsiye min fevkıhâ ve bâreke fîhâ ve kaddere fîhâ akvâtehâ fî erbeati eyyâm(eyyâmin), sevâen lis sâilîn(sâilîne).
Ki O, yeryüzünde sabit dağlar yerleştirdi, orada bereketler (denizler, ırmaklar vs.) yarattı. (İlerde geçim derdine düşüp rızık) Araştıracak olanlar (hayvanlar) için -eşit olmak üzere- (her biri geçimini sağlayabilsin diye) azıklarını (bitkileri, yerin yaratılması dahil) dört günde, takdir etti.— O. Kuntman
41:10
11
ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعاً اَوْ كَرْهاًۜ قَالَـتَٓا اَتَيْنَا طَٓائِع۪ينَ ١١
Summestevâ iles semâi ve hiye duhânun fe kâle lehâ ve lil ardı’tiyâ tav’an ev kerhâ(kerhen), kâletâ eteynâ tâiîn(tâiîne).
Sonra, -duman halinde olan- göğe yöneldi de, ona ve yerküreye "-ya isteyerek, ya da istemeyerek- gelin" emrini verdi, ikisi de "İsteyerek geldik" dediler.— O. Kuntman
41:11
12
فَقَضٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ ف۪ي يَوْمَيْنِ وَاَوْحٰى ف۪ي كُلِّ سَمَٓاءٍ اَمْرَهَاۜ وَزَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَۗ وَحِفْظاًۜ ذٰلِكَ تَقْد۪يرُ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِ ٢١
Fe kadâhunne seb’a semâvâtin fî yevmeyni ve evhâ fî kulli semâin emrehâ ve zeyyennes semâed dunyâ bi mesâbîha ve hıfzâ(hıfzen), zâlike takdîrul azîzil alîm(alîmi).
Ve "Yedi göğü" iki günde tamamladı ve her göğe görevini vahyetti. Dünya semasını biz, kandillerle (yıldızlarla) donattık ve (birbirine çarpıp ta yok olmasınlar diye, yıldızların seyrine nizam verdik) koruduk. İşte bu (yaratmalar) her şeye gücü yeten, her şeyi hakkıyle bilen Allah’ın takdiridir!— O. Kuntman
41:12
13
فَاِنْ اَعْرَضُوا فَقُلْ اَنْذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَۜ ٣١
Fe in a’radû fe kul enzertukum sâıkaten misle sâıkati âdin ve semûd(semûde).
(Ey Muhammed, hakk'ı kabul etmeyip) Eğer yüz çevirirlerse, "Sizi, Ad ve Semud kavimlerinin başına inen yıldırıma benzeyen bir azapla uyarıyorum" dersin.— O. Kuntman
41:13
14
اِذْ جَٓاءَتْهُمُ الرُّسُلُ مِنْ بَيْنِ اَيْد۪يهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ اَلَّا تَعْبُدُٓوا اِلَّا اللّٰهَۜ قَالُوا لَوْ شَٓاءَ رَبُّنَا لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً فَاِنَّا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ ٤١
İz câethumur rusulu min beyni eydîhim ve min halfihim ellâ ta’budû illallâh(illallâhe), kâlû lev şâe rabbunâ le enzele melâiketen fe innâ bimâ ursiltum bihî kâfirûn(kâfirûne).
Ki peygamberleri onlara, önlerinden ve arkalarından gelerek (geçmiş kıssalar ve gelecek azap ile uyararak) "Allah'tan başkasına asla kulluk etmeyin" dedikleri zaman, (onlar karşı geldiler ve) "Rabbimiz dileseydi, elbette melekler indirirdi, biz sizinle gönderilen şeyleri inkâr ediyoruz" dediler.— O. Kuntman
41:14
15
فَاَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ اَشَدُّ مِنَّا قُوَّةًۜ اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ الَّذ۪ي خَلَقَهُمْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَكَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ٥١
Fe emmâ âdun festekberû fîl ardı bi gayril hakkı ve kâlû men eşeddu minnâ kuvveh(kuvveten), e ve lem yerev ennellâhellezî halakahum huve eşeddu minhum kuvveh(kuvveten) ve kânû bi âyâtinâ yechadûn(yechadûne).
Ad kavmi, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar. "Bizden daha kuvvetli kimse mi var?" dediler. Onlar, kendilerini yaratan Allah’ın daha güçlü olduğunu bilmiyorlar mıydı? (Elbette biliyorlardı) Onlar, ayetlerimizi bile bile inkâr ettiler!— O. Kuntman
41:15
16
فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحاً صَرْصَراً ف۪ٓي اَيَّامٍ نَحِسَاتٍ لِنُذ۪يقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَخْزٰى وَهُمْ لَا يُنْصَرُونَ ٦١
Fe erselnâ aleyhim rîhan sarsaran fî eyyâmin nahisâtin li nuzîkahum azâbel hizyi fîl hayâtid dunyâ, ve le azâbul âhireti ahzâ ve hum lâ yunsarûn(yunsarûne).
Biz de onlara, dünya hayatında zillet azabını tattırmak için, uğursuz günlerde şiddetli bir rüzgar gönderdik. Ahiret azabı ise elbet daha horlayıcıdır, onlara yardım da edilmez.— O. Kuntman
41:16
17
وَاَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمٰى عَلَى الْهُدٰى فَاَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَۚ ٧١
Ve emmâ semûdu fe hedeynâhum festehabbûl amâ alel hudâ fe ehazethum sâıkatul azâbil hûni bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
Semud kavmine de, doğru yolu gösterdik. Fakat onlar körlüğü, hidayete tercih ettiler ve yaptıkları günahlar yüzünden, onları da horlayıcı azap, yıldırım çarptı.— O. Kuntman
41:17
18
وَنَجَّيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ۟ ٨١
Ve necceynellezîne âmenû ve kânû yettekûn(yettekûne).
İman edip, günahlardan sakınanları ise kurtardık.— O. Kuntman
41:18
19
وَيَوْمَ يُحْشَرُ اَعْدَٓاءُ اللّٰهِ اِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ ٩١
Ve yevme yuhşeru a’dâullâhi ilen nâri fe hum yûzeûn(yûzeûne).
Allah’ın düşmanları o gün, cehenneme sürüklenmek üzere bir araya getirileceklerdir.— O. Kuntman
41:19
20
حَتّٰٓى اِذَا مَا جَٓاؤُ۫هَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَاَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٠٢
Hattâ izâ mâ câûhâ şehide aleyhim sem’uhum ve ebsâruhum ve culûduhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Toplanma yerine vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri -işledikleri günahlara karşı- aleyhlerinde şahitlik edeceklerdir.— O. Kuntman
41:20
21
وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدْتُمْ عَلَيْنَاۜ قَالُٓوا اَنْطَقَنَا اللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَنْطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ ١٢
Ve kâlû li culûdihim lime şehidtum aleynâ, kâlû entakanallâhullezî entaka kulle şey’in ve huve halakakum evvele merretin ve ileyhi turceûn(turceûne).
Onlar derilerine: "Aleyhimize nasıl şahitlik ettiniz?" diye sorarlar. Derileri de: "Bizi, her şeyi konuşturan Allah konuşturdu, ilk defa sizi O yarattı, yine O’na döndürülüyorsunuz” derler.— O. Kuntman
41:21
22
وَمَا كُنْتُمْ تَسْتَتِرُونَ اَنْ يَشْهَدَ عَلَيْكُمْ سَمْعُكُمْ وَلَٓا اَبْصَارُكُمْ وَلَا جُلُودُكُمْ وَلٰكِنْ ظَنَنْتُمْ اَنَّ اللّٰهَ لَا يَعْلَمُ كَث۪يراً مِمَّا تَعْمَلُونَ ٢٢
Ve mâ kuntum testetirûne en yeşhede aleykum sem’ukum ve lâ ebsârukum ve lâ culûdukum ve lâkin zanentum ennellâhe lâ ya’lemu kesîren mimmâ ta’melûn(ta’melûne).
(Ey kâfirler) Sizler ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik edeceğini düşünmüyordunuz da, günahlardan sakınmıyordunuz! Yaptıklarınızın bir çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz!— O. Kuntman
41:22
23
وَذٰلِكُمْ ظَنُّكُمُ الَّذ۪ي ظَنَنْتُمْ بِرَبِّكُمْ اَرْدٰيكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٣٢
Ve zâlikum zannukumullezî zanentum bi rabbikum erdâkum fe asbahtum minel hâsirîn(hâsirîne).
Rabbiniz hakkında beslediğiniz o kötü zan!.. İşte sizi, o mahvetti de hüsrana uğrayanlardan oldunuz.— O. Kuntman
41:23
24
فَاِنْ يَصْبِرُوا فَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْۚ وَاِنْ يَسْتَعْتِبُوا فَمَا هُمْ مِنَ الْمُعْتَب۪ينَ ٤٢
Fe in yasbirû fen nâru mesven lehum ve in yesta’tibû fe mâ hum minel mu’tebîn(mu’tebîne).
Şimdi onlar (o kâfirler) eğer dayanabilirlerse (dayansınlar) işte onların son durağı, cehennem ateşidir. Eğer onlar ( dünyaya) geri dönmek isterlerse, elbet bu arzuları boşuna yalvarmadır!— O. Kuntman
41:24
25
وَقَيَّضْنَا لَهُمْ قُرَنَٓاءَ فَزَيَّنُوا لَهُمْ مَا بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْقَوْلُ ف۪ٓي اُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۚ اِنَّهُمْ كَانُوا خَاسِر۪ينَ۟ ٥٢
Ve kayyadnâ lehum kurenâe fe zeyyenû lehum mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve hakka aleyhimul kavlu fî umemin kad halet min kablihim minel cinni vel ins(insi), innehum kânû hâsirîn(hâsirîne).
Biz kâfirlere (şeytanlardan) yoldaşlar musallat ettik de, onlar kendilerine, hem önlerindekini hem de arkalarındakini (dünyada yaptıkları veya yapacakları kötü amelleri) hoş ve süslü gösterdiler. Kendilerinden önce helak olmuş, cin ve insan toplulukları için uygulanan azap hükmü, onlara da gerekli olmuştur. Çünkü onların hepsi (azabı hak ettiler) hüsrâna uğrayanlardan oldular. (Nitekim)— O. Kuntman
41:25
26
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَا تَسْمَعُوا لِهٰذَا الْقُرْاٰنِ وَالْغَوْا ف۪يهِ لَعَلَّكُمْ تَغْلِبُونَ ٦٢
Ve kâlellezîne keferû lâ tesmeû li hâzel kur’âni velgav fîhi leallekum taglibûn(taglibûne).
O kâfirler, "Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yaygara yapın, belki bastırırsınız" demekten de çekinmediler.— O. Kuntman
41:26
27
فَلَنُذ۪يقَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا عَذَاباً شَد۪يداً وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَسْوَاَ الَّذ۪ي كَانُوا يَعْمَلُونَ ٧٢
Fe le nuzîkannellezîne keferû azâben şedîden ve le necziyennehum esveellezî kânû ya’melûn(ya’melûne).
İşte o kâfirlere -dünyada- şiddetli bir azap tattıracağız ve -ahirette- işledikleri günahlardan ötürü de, azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.— O. Kuntman
41:27
28
ذٰلِكَ جَزَٓاءُ اَعْدَٓاءِ اللّٰهِ النَّارُۚ لَهُمْ ف۪يهَا دَارُ الْخُلْدِۜ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا بِاٰيَاتِنَا يَجْحَدُونَ ٨٢
Zâlike cezâu a’dâillâhin nâr(nârun), lehum fîhâ dârul huld(huldi), cezâen bimâkânû bi âyâtinâ yechadûn(yechadûne).
Ki bu ceza; Allah’ın, düşmanlarına karşı takdir ettiği bir cezadır, ateştir. Onlar ayetlerimizi, bilerek inkâr ettikleri için, onlara ahirette -sonsuza dek kalacakları- bir yurt cehennem ateşi vardır.— O. Kuntman
41:28
29
وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا رَبَّـنَٓا اَرِنَا الَّذَيْنِ اَضَلَّانَا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ نَجْعَلْهُمَا تَحْتَ اَقْدَامِنَا لِيَكُونَا مِنَ الْاَسْفَل۪ينَ ٩٢
Ve kâlellezîne keferû rabbenâ erinellezeyni edallânâ minel cinni vel insi nec’al humâ tahte akdâminâ li yekûnâ minel esfelîn(esfelîne).
O kâfirler cehennemde, "Ey Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bir göster de, onları ayaklarımızın altına alalım, o alçaklar aşağıların aşağısı olsunlar" derler.— O. Kuntman
41:29
30
اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَـتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ ٠٣
İnnellezîne kâlû rabbunâllâhu summestekâmû tetenezzelu aleyhimul melâiketu ellâ tehâfû ve lâ tahzenû ve ebşirû bil cennetilletî kuntum tûadûn(tûadûne).
Muhakkak ki, "Rabbimiz Allah'tır" deyip, sonra dosdoğru yolu takip edenlerin -ihlas ile amel edenlerin- üzerine melekler iner ve onlara: "Korkmayın, üzülmeyin, size va'dolunan cennet ile sevinin.”— O. Kuntman
41:30
Yükleniyor...
Fussilet
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle