Adını 25. ayetinden almıştır. Arapça'da demir anlamına gelen "hadid" kelimesiyle isimlenmiş ve demirin önemine işaret ettiği için bu adı almıştır
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Bu surenin "Medeni" olduğuna dair görüş birliği vardır. Nitekim muhtevasından, surenin Uhud Savaşı ile Hudeybiye Antlaşması arasında bir dönemde nazil olduğu anlaşılmaktadır. Civardaki tüm kafirlerin tehdidi altında bulunan Medine'deki küçük İslâm toplumu, zayıf olmasına rağmen çevresindeki müşrik Arap güçlerine karşı sürekli teyakkuz halindeydi. İşte böyle bir ortamda İslâm, kendi davetine icabet edenlerden canları ve malları konusunda fedakarlıklar istemektedir. Bu yüzdendir ki, surede müminlerden canları ve malları konusunda yapacakları fedakarlıklar teşvik ve talep edilmektedir. Nitekim 10. ayette de teyid edildiği gibi Allah müminlere seslenerek "Zaferden sonra İslâm'ı yayma yolunda mallarını sarfedip, canlarıyla savaşanlar elbette zaferden önce mal ve canlarıyla savaşanlarla bir değildir." buyurulmaktadır. Hz. Enes 6. ayetin açıklamasını yaparken "Kur'an'ın nazil oluşundan itibaren geçen 17 sene içerisinde ilk kez müminlere böylesine şiddetli bir ikazda bulunulmuştur" demektedir. (İbn Merduye) . Bu rivayete dayanarak Hadid Suresi'nin hicretin 4. ve 5. yıllarında nazil olduğu söylenebilir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu sure, Allah yolunda infak (sarfetmek-harcamak) konusunda yapılan telkin ve teşvikleri ihtiva eder. İslâm tarihinin, İslâm ile cahiliyenin kıyasıya birbirleriyle ölüm kalım savaşı yaptığı o nazik dönemde, bu sure müminleri mâlî fedakarlıklar yapmaları hususunda teşvik etmiştir.
Ayrıca İslâm'ın, sadece bir şahsın Müslüman olduğunu iddia etmesi, bir takım sathî ve zahirî ibadetlerde bulunması olmadığı belirtilerek Allah'a iman etmede ihlasın önemi vurgulanmıştır. Ki zaten bu da İslâm'ın gerçek ruhudur. Şayet bir kimse imanında ihlas sahibi değilse, can, mal ve çıkarlarına Allah'ın dininden daha çok önem veriyorsa bu kimsenin müminlik iddiası yalandır ve Allah indinde hiç bir değeri yoktur.
Bu sebepten ötürü öncelikle, muhatapların kendilerine seslenen yaratıcı beyan edilmiş ve daha sonra aşağıda zikredilen konular işlenmiştir.
Allah yolunda infak etmekten kaçınmamak İslâm davasının ve imanın gereğidir. Aksine davranmak sadece iman olgusuna değil, gerçeğe de ters düşer. Çünkü mal, insana Allah tarafından geçici olarak verilmiş bir nimettir. "Sizlerin bu gün sahip olduğunuz mal ve mülk yarın elinizden alınıp bir başkasına verilebilir; zira onun asıl sahibi Allah'tır. O Allah ki, kainattaki her şey O'nun emri altındadır. Allah'ın, tasarrufunuz altına vermiş olduğu mal ve mülkü kendi isteğiniz ile Allah rızası için kullandığınızda ancak bir yarar sağlamış olursunuz."
Allah yolunda bir kimsenin canını ve malını ortaya koyması her ne kadar hüsn-ü kabul görürse de, bu davranışın kıymeti, can ve maldan geçildiği şartlar nazarı dikkate alınarak değerlendirilecektir. Sözgelimi İslâm'ın tehlikede olduğu ve her an kafirlerin gücü karşısında yenilme ihtimalinin bulunduğu bir zamanda, canlarını ve mallarını verenler ile; İslâm'ın muzaffer, Müslümanların güçlü olduğu bir zamanda canlarını ve mallarını verenler arasında, elbette derece itibariyle bir farklılık olacaktır. Hak yolunda infak edilen bir mal Allah'a "Karzı-Hasen" (güzel bir borç) vermek gibidir, Allah bu karz-ı hasenin karşılığını kat kat verecektir.
Ahirette Allah'ın nuru ancak Allah yolunda mallarını ve canlarını sarfedenlere nasip olacaktır. Dünyada hakkın veya batılın hüküm süreceğine aldırış bile etmeyen münafıklar, burada her ne kadar Müslümanların saflarında gözüküyorlarsa da, ahirette Müslümanlardan ayrılarak Allah'ın nurundan mahrum kalacak ve mahşer meydanında kafirlerle birlikte olacaklardır.
Müslümanlar, hayatlarını dünyanın peşinden koşarak tüketmiş ve gaflet dolayısıyla kalpleri katılaşmış Ehli Kitap gibi olmamalıdırlar. Onlar (Ehli Kitap) nasıl mümin olabilirler ki, Allah'ın zikrini işittiklerinde kalpleri yumuşamaz ve Allah'ın indirdiği hakka boyun eğmezler?
Allah indindeki şehid ve sıddıklar, ancak Allah yolunda mallarını ve canlarını hiç gösteriş yapmadan feda eden müminlerdir.
Dünya hayatı, geçici ve aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir. Elinizdeki zinetler, aranızdaki övünme, mal ve evlat yarışı hepsi de geçicidir. Bu, tıpkı yemyeşil bir tarlanın misaline benzer: Önce sararır, sonra kurur ve çürür, sonunda da yok olup gider. Asıl kalıcı olan Cennet hayatıdır. O halde ne yapacaksanız, Cennet hayatı için yapın. Dünyada sıkıntı veya ferahlık, Allah'ın takdirine bağlıdır. Müminler, bir musibetle karşılaştıklarında meyus olmayan, zenginlik ve refah elde ettiğinde kibirlenmeyen bir karaktere sahip olmalıdırlar. Çünkü kafir ve münafıklar, Allah kendilerine nimet verdikçe kibirlenip şımaran, Allah'ın bağışladığı nimeti O'nun rızası için sarfetmeyen ve hatta başkalarını da sarfetmekten alıkoyan bir özelliğe sahiptirler.
Allah, peygamberlerini apaçık işaretlerle göndererek, adaleti tesis etmeleri için beraberlerinde Kitap ve Mizan'ı indirmiş ve hakkı ikame edip batıl güçleri ezmeleri için de, bunlarla birlikte Demir'i yaratmıştır. Böylece Allah, kimlerin dinini ikâme edeceğini ve kendine yardımda bulunacağını görecektir. "Bu imtihan ilerlemeniz ve bir üst makama yükselmeniz içindir. Yoksa Allah kendi dinini ikâme etmek için sizlere muhtaç değildir."
Daha önce de Allah tarafından peygamberler gönderilmiştir. Onların davetine icabet edenler olduğu gibi, tekrar fıska dalanlar da oldu. Hz. İsa peygamber olarak gönderildiğinde, bir çoğu iyiliğin yoluna girmişlerdi ama, ondan sonra ümmeti, ruhbanlık bid'atine saplanıverdi. Şimdi ise Hz. Muhammed (s.a) , Allah tarafından peygamber olarak gönderilmiştir. O'nun peygamberliğine iman edip Allah'tan korkarak hayatlarını sürdürenler, Allah'ın rahmetinden iki kat hak alırlar ve bu dünyada hak ve batılı açıkça görebilmeleri için kendilerine basiret bahşedilir. Ehl-i Kitap, Allah'ın lütfunu kendi tekellerinde sanmaktadırlar, sanmaya da devam etsinler. Allah'ın fazl ve rahmeti kendi elindedir ve bunu dilediğine verir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
57
Demir · Medine
الحديد
29
Sure Adı Açıklaması
Adını 25. ayetinden almıştır. Arapça'da demir anlamına gelen "hadid" kelimesiyle isimlenmiş ve demirin önemine işaret ettiği için bu adı almıştır
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Bu surenin "Medeni" olduğuna dair görüş birliği vardır. Nitekim muhtevasından, surenin Uhud Savaşı ile Hudeybiye Antlaşması arasında bir dönemde nazil olduğu anlaşılmaktadır. Civardaki tüm kafirlerin tehdidi altında bulunan Medine'deki küçük İslâm toplumu, zayıf olmasına rağmen çevresindeki müşrik Arap güçlerine karşı sürekli teyakkuz halindeydi. İşte böyle bir ortamda İslâm, kendi davetine icabet edenlerden canları ve malları konusunda fedakarlıklar istemektedir. Bu yüzdendir ki, surede müminlerden canları ve malları konusunda yapacakları fedakarlıklar teşvik ve talep edilmektedir. Nitekim 10. ayette de teyid edildiği gibi Allah müminlere seslenerek "Zaferden sonra İslâm'ı yayma yolunda mallarını sarfedip, canlarıyla savaşanlar elbette zaferden önce mal ve canlarıyla savaşanlarla bir değildir." buyurulmaktadır. Hz. Enes 6. ayetin açıklamasını yaparken "Kur'an'ın nazil oluşundan itibaren geçen 17 sene içerisinde ilk kez müminlere böylesine şiddetli bir ikazda bulunulmuştur" demektedir. (İbn Merduye) . Bu rivayete dayanarak Hadid Suresi'nin hicretin 4. ve 5. yıllarında nazil olduğu söylenebilir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu sure, Allah yolunda infak (sarfetmek-harcamak) konusunda yapılan telkin ve teşvikleri ihtiva eder. İslâm tarihinin, İslâm ile cahiliyenin kıyasıya birbirleriyle ölüm kalım savaşı yaptığı o nazik dönemde, bu sure müminleri mâlî fedakarlıklar yapmaları hususunda teşvik etmiştir.
Ayrıca İslâm'ın, sadece bir şahsın Müslüman olduğunu iddia etmesi, bir takım sathî ve zahirî ibadetlerde bulunması olmadığı belirtilerek Allah'a iman etmede ihlasın önemi vurgulanmıştır. Ki zaten bu da İslâm'ın gerçek ruhudur. Şayet bir kimse imanında ihlas sahibi değilse, can, mal ve çıkarlarına Allah'ın dininden daha çok önem veriyorsa bu kimsenin müminlik iddiası yalandır ve Allah indinde hiç bir değeri yoktur.
Bu sebepten ötürü öncelikle, muhatapların kendilerine seslenen yaratıcı beyan edilmiş ve daha sonra aşağıda zikredilen konular işlenmiştir.
Allah yolunda infak etmekten kaçınmamak İslâm davasının ve imanın gereğidir. Aksine davranmak sadece iman olgusuna değil, gerçeğe de ters düşer. Çünkü mal, insana Allah tarafından geçici olarak verilmiş bir nimettir. "Sizlerin bu gün sahip olduğunuz mal ve mülk yarın elinizden alınıp bir başkasına verilebilir; zira onun asıl sahibi Allah'tır. O Allah ki, kainattaki her şey O'nun emri altındadır. Allah'ın, tasarrufunuz altına vermiş olduğu mal ve mülkü kendi isteğiniz ile Allah rızası için kullandığınızda ancak bir yarar sağlamış olursunuz."
Allah yolunda bir kimsenin canını ve malını ortaya koyması her ne kadar hüsn-ü kabul görürse de, bu davranışın kıymeti, can ve maldan geçildiği şartlar nazarı dikkate alınarak değerlendirilecektir. Sözgelimi İslâm'ın tehlikede olduğu ve her an kafirlerin gücü karşısında yenilme ihtimalinin bulunduğu bir zamanda, canlarını ve mallarını verenler ile; İslâm'ın muzaffer, Müslümanların güçlü olduğu bir zamanda canlarını ve mallarını verenler arasında, elbette derece itibariyle bir farklılık olacaktır. Hak yolunda infak edilen bir mal Allah'a "Karzı-Hasen" (güzel bir borç) vermek gibidir, Allah bu karz-ı hasenin karşılığını kat kat verecektir.
Ahirette Allah'ın nuru ancak Allah yolunda mallarını ve canlarını sarfedenlere nasip olacaktır. Dünyada hakkın veya batılın hüküm süreceğine aldırış bile etmeyen münafıklar, burada her ne kadar Müslümanların saflarında gözüküyorlarsa da, ahirette Müslümanlardan ayrılarak Allah'ın nurundan mahrum kalacak ve mahşer meydanında kafirlerle birlikte olacaklardır.
Müslümanlar, hayatlarını dünyanın peşinden koşarak tüketmiş ve gaflet dolayısıyla kalpleri katılaşmış Ehli Kitap gibi olmamalıdırlar. Onlar (Ehli Kitap) nasıl mümin olabilirler ki, Allah'ın zikrini işittiklerinde kalpleri yumuşamaz ve Allah'ın indirdiği hakka boyun eğmezler?
Allah indindeki şehid ve sıddıklar, ancak Allah yolunda mallarını ve canlarını hiç gösteriş yapmadan feda eden müminlerdir.
Dünya hayatı, geçici ve aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir. Elinizdeki zinetler, aranızdaki övünme, mal ve evlat yarışı hepsi de geçicidir. Bu, tıpkı yemyeşil bir tarlanın misaline benzer: Önce sararır, sonra kurur ve çürür, sonunda da yok olup gider. Asıl kalıcı olan Cennet hayatıdır. O halde ne yapacaksanız, Cennet hayatı için yapın. Dünyada sıkıntı veya ferahlık, Allah'ın takdirine bağlıdır. Müminler, bir musibetle karşılaştıklarında meyus olmayan, zenginlik ve refah elde ettiğinde kibirlenmeyen bir karaktere sahip olmalıdırlar. Çünkü kafir ve münafıklar, Allah kendilerine nimet verdikçe kibirlenip şımaran, Allah'ın bağışladığı nimeti O'nun rızası için sarfetmeyen ve hatta başkalarını da sarfetmekten alıkoyan bir özelliğe sahiptirler.
Allah, peygamberlerini apaçık işaretlerle göndererek, adaleti tesis etmeleri için beraberlerinde Kitap ve Mizan'ı indirmiş ve hakkı ikame edip batıl güçleri ezmeleri için de, bunlarla birlikte Demir'i yaratmıştır. Böylece Allah, kimlerin dinini ikâme edeceğini ve kendine yardımda bulunacağını görecektir. "Bu imtihan ilerlemeniz ve bir üst makama yükselmeniz içindir. Yoksa Allah kendi dinini ikâme etmek için sizlere muhtaç değildir."
Daha önce de Allah tarafından peygamberler gönderilmiştir. Onların davetine icabet edenler olduğu gibi, tekrar fıska dalanlar da oldu. Hz. İsa peygamber olarak gönderildiğinde, bir çoğu iyiliğin yoluna girmişlerdi ama, ondan sonra ümmeti, ruhbanlık bid'atine saplanıverdi. Şimdi ise Hz. Muhammed (s.a) , Allah tarafından peygamber olarak gönderilmiştir. O'nun peygamberliğine iman edip Allah'tan korkarak hayatlarını sürdürenler, Allah'ın rahmetinden iki kat hak alırlar ve bu dünyada hak ve batılı açıkça görebilmeleri için kendilerine basiret bahşedilir. Ehl-i Kitap, Allah'ın lütfunu kendi tekellerinde sanmaktadırlar, sanmaya da devam etsinler. Allah'ın fazl ve rahmeti kendi elindedir ve bunu dilediğine verir.
Huvellezî halakas semâvâti vel ardafisitteti eyyâmin summestevâ alel arş(arşi), a’lemu mâ yelicu fîl ardı ve mâ yahrucu minhâ ve mâ yenzilu mines semâi ve mâ ya’rucu fîhâ, ve huve meakum eyne mâ kuntum, vallâhu bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).
Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da Arş’a hükümrân olan O’dur. Yere gireni, oradan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni bilir. Nerede olursanız olun, sizinle beraberdir O. Allah, yaptığınız her şeyi görendir.— O. Kuntman
Âminû billâhi ve resûlihî ve enfikû mimmâ cealekum mustahlefîne fîh(fîhi), fellezîne âmenû minkum ve enfekû lehum ecrun kebîr(kebîrun).
(Ey İslam kervanına katıldığı halde kuşkuda bulunan münafıklar) Allah'a ve Resulüne (gönülden) iman edin; (Rabbinizin) tasarrufta bulunmanız için size ihsan ettiği mal ve mülkten (Allah yolunda) harcayın, içinizden (böyle) iman edip de harcamada bulunanlara büyük mükâfat vardır.— O. Kuntman
Ve mâ lekum lâ tu’minûne billâh(billâhi), ver resûlu yed’ûkum li tû’minû bi rabbikum ve kad e haze mîsâkakum in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Peygamber sizi, Rabbinize -gönülden- iman etmeye davet ettiği halde, niçin Allah'a inanmıyorsunuz? (Emrini yerine getirmiyorsunuz) Oysa O, (Elest gününde) sizden kesin söz de almıştı. Eğer -gerçekten- mümin oldu iseniz. (Emrini yerine getirirsiniz)— O. Kuntman
Huvellezî yunezzilu alâ abdihî âyâtin beyyinâtin li yuhricekum minez zulumâti ilen nûr(nûri), ve innellâhe bikum le raûfun rahîm(rahîmun).
Sizi (küfür) karanlıklarından (iman) nuruna çıkarmak için, kuluna (Muhammed s.a.s.'e) apaçık ayetler indiren O'dur, şüphe yok ki Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.— O. Kuntman
Ve mâ lekum ellâ tunfikû fî sebîlillâhi, ve lillâhi mîrâsus semâvâti vel ard(ardı), lâ yestevî minkum men enfeka min kablil fethi ve kâtel(kâtele), ulâike a’zamu dereceten minellezîne enfekû min ba’du ve kâtelû ve kullen ve adallâhul husnâ, vallâhu bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).
Size ne oluyor ki, Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? (Gerçek mal mülk sizin değildir) Göklerin ve yerin mirası ancak Allah'ındır. İçinizden fetihten önce harcama yapanlar ve savaşanlar fetihten sonra yapıp savaşanlarla eşit değildir; onların (Rablerinin indindeki) dereceleri, fetihten sonra harcama yapan ve savaşanlardan daha büyüktür. Bununla beraber Allah onların her birine en güzel olanı (cenneti) va’d etti. (Sizler ise O'nun yolunda harcama yapmaktan kaçınıyorsunuz) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.— O. Kuntman
Men zellezî yukridullâhe kardan hasenen fe yudâifehu lehu ve lehû ecrun kerîm(kerîmun).
Kim Allah'a güzel bir ödünç verirse (Allah rızası için hayırlı harcamalarda bulunursa) Allah ona karşılığını kat kat verir ve ona çok değerli bir mükâfat (cennet) da vardır.— O. Kuntman
Yevme terel mû’minîne vel mû’minâti yes’â nûruhum beyne eydîhim ve bi eymânihim buşrâkumul yevme cennâtun tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîh(fîhâ), zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).
(Ey Muhammed, iman edip Allah rızası için harcama yapan) Mümin erkeklerle, mümin kadınları, nurları??? önlerinden ve sağ yönlerinden koşarken görürsün. Onlara: (Melekler tarafından) "Bu gün sizin müjdeniz, ağaçlarının altından ırmaklar akan -sonsuza dek kalacağınız- cennetlerdir" diye nida olunur, işte bu en büyük murada ermenin ta kendisidir!— O. Kuntman
Yevme yekûlul munâfikûne vel munâfikâtu lillezîne âmenûnzurûnâ naktebis min nûrikum, kîlerci’û verâekum fel temisû nûrâ(nûren), fe duribe beynehum bi sûrin lehu bâb(bâbun), bâtınuhu fîhir rahmetu ve zâhiruhu min kıbelihil azâb(azâbu).
O gün, münafık erkeklerle münafık kadınlar ise müminlere: "Biraz durun, bizi bekleyin de; nûrunuzdan yararlanalım (o sayede bir an olsun zulmetten kurtulalım) diye yalvarırlar. (Fakat onlara melekler tarafından) "Arkanıza dönün de nûru orada arayın. (Mümkünse dünyaya dönünüz de, nûru elde etmek için sâlih amellerde bulunun)" diye nida olunur. O sırada aralarına bir perde çekilir ki, onun iç tarafında rahmet, dış tarafında ise azap vardır. (Bir tarafı cennete, diğer tarafı ise cehenneme bakmaktadır)— O. Kuntman
Yunâdûnehum e lem nekun meakum, kâlû belâ ve lâkinnekum fe tentum enfusekum ve terebbastum vertebtum ve garret kumul emâniyyu hattâ câe emrullâhi ve garrekum billâhil garûr(garûmu).
(Bunun üzerine münafıklar müminlere) "Biz sizinle beraber değil miydik? (Sizinle beraber namaz kılıp savaşlara katılmıyor muyduk)” diye serzenişte bulunurlar. Onlar da: "Evet beraberdik ama; başınızı siz belâya soktunuz. (Münafıklık yaptınız, müminlerin felâketini) gözettiniz. (Öldükten sonra dirilmekten) Hep kuşkuya düştünüz. Allah’ın emri (ölüm) gelinceye kadar, batıl şeyler boş hayaller peşinde koştunuz. Çünkü, o çok aldatıcı (şeytan) sizi Allah'a güvendirdi. (Adam sende; günahın zararı yoktur, Allah Gafûr ve Rahîm'dir affeder" diyerek peşinden sürükledi) İşte sonunda Allah’ın emri gelip çattı!" derler.— O. Kuntman
Fel yevme lâ yû’hazu minkum fîd yetun ve lâ minellezîne keferû, me’vâkumun nâr(nâru), hiye mevlâkum, ve bi’sel masîr(masîru).
(Ey Münafıklar biliniz ki) Bu gün (kıyâmet günü) artık ne sizden ne de kâfirlerden asla fidye kabul edilmez (karşılığında ne verseniz, azaptan kurtulamazsınız) Varacağınız yer cehennem ateşidir, size yaraşan da ancak odur, orası ne kadar kötü bir son duraktır.— O. Kuntman
E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
İman edenlerin, Allah'ı anma ve O'nun katından inen Kur'an ile kalplerinin ürperme zamanı gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar ki, onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan bir çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.— O. Kuntman
Şu gerçeği bilin ki, Allah toprağa ölümünden sonra can veriyor. (Bunun gibi Rabbinizi anıp, Kur’an'ın hüküm emir ve yasaklarını tam manasıyla yerine getirdiğiniz takdirde tümünüz o gerçek müminlerden olursunuz) Umulur ki düşünüp ibret alırsınız.— O. Kuntman
İnnel mussaddikîne vel mussaddikâti ve akradûllâhe kardan hasenen yudâafu lehum ve lehum ecrun kerîm(kerîmun).
Muhakkak ki, sadaka veren erkeklerin, sadaka veren kadınların ve Allah'a güzel bir ödünç verenlerin (Allah yolunda harcama yapanların) sevapları kat kat artırılır ve onlara değerli bir mükâfat (cennet) da vardır.— O. Kuntman
Vellezîne âmenû billâhi ve rusulihî ulâike humus sıddîkûne veş şuhedâu inde rabbihim, lehum ecruhum ve nûruhum, vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbul cahîm(cahîmi).
Ve o kimseler ki, Allah'a ve Onun peygamberine (gönülden) iman ettiler. (Allah yolunda savaştılar) İşte onlar, Rablerinin katında sıddıklık ve şehidlik mertebesine erenlerdir, onların hem mükâfatları hem de nûrları vardır. Ve o kimseler ki kâfir oldular ve ayetlerimizi yalan saydılar, işte onlar da cehennem yârânıdırlar. (Sonsuza dek orada kalacaklardır)— O. Kuntman
İ’lemû ennemel hayâtud dunyâ leibun ve lehvun ve zînetun ve tefâhurun beynekum ve tekâsurun fîl emvâli vel evlâd(evlâdi), ke meseli gaysin a’cebel kuffâre nebâtuhu summe yehîcu fe terâhu musferren summe yekûnu hutâmâ(hutâmen), ve fîl âhıreti azâbun şedîdun ve magfiretun minallâhi ve rıdvân(rıdvânun), ve mel hayâtud dunyâ illâ metâul gurûr(gurûri).
Biliniz ki, dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, süslenme, aranızda öğünme ve daha çok mal ile evlat sahibi olmak isteğinden ibarettir. Bu arzu, (geçici bir) yağmurun bereketiyle gelişen ve ekicilerin hoşuna da giden bir bitkiye benzer ki, sonra (kuraklık başlayınca) onun sapsarı olduğunu görürsün, sonra da çerçöp olur. (Nitekim, dünya zevk ve sefasından başka bir şey düşünmeyen kimseler de hayatlarının ileriki safhalarında aynı duruma düşerler. Onlar için) Ahirette şiddetli azap vardır. (Oysa) Allah’ın rızası ve bağışlaması da vardır. (Fakat bu ni'met elbette dünya ile birlikte, ahireti de, göz önüne alan ve Rablerinin emir ve yasaklarını yerine getirenler içindir. Evet, bilin ki) Dünya hayatı aldatıcı bir geçinmeden başka bir şey değildir.— O. Kuntman
Sâbikû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ keardıs semâi vel ardı uıddet lillezîne âmenû billâhi ve rusulih(rusulihî), zâlike fadlullâhi yû’tîhi men yeşâu, vallâhu zûl fadlil azîm(azîmi).
(O halde) Rabbinizden bir bağışlanmaya, Allah'a ve peygamberlerine iman edenler için hazırlanmış olup, genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun, işte bu Allah’ın lütfudur ki onu, dilediğine verir, Allah büyük lütuf sahibidir.— O. Kuntman
Mâ esâbe min musîbetin fîl ardı ve lâ fî enfusikum illâ fî kitâbin min kabli en nebreehâ, inne zâlike alâllâhi yesîr(yesîrun).
Gerek yeryüzünde vuku bulan ve gerek başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan evvel kitapta (Levh-i Mahfuz'da) yazılı olmasın, Şüphe yok ki bu, Allah a göre kolaydır.— O. Kuntman
Li keylâ te’sev alâ mâ fâtekum ve lâ tefrehû bi mâ âtâkum, vallâhu lâ yuhıbbu kulle muhtâlin fehûr(fehûrin).
(Kaderin daha evvel katımızda belirlenmesinin sebebi ise, kadere gönülden iman etmeniz) Kaybettiğinize üzülüp (Rabbinizin rahmetinden) umud kesmemeniz ve size verdiği nimetlerle gururlanıp (Rabbinize hamd ve) şükürden vazgeçmemeniz içindir. Allah, kendini beğenip böbürlenenleri sevmez.— O. Kuntman
Ellezîne yebhalûne ve ye’murûnen nâse bil buhl(buhli), ve men yetevelle feinnellâhe huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
Onlar ki, cimrilik ederler ve insanlara da cimriliği öğütlerler ve (Allah yolunda harcamaktan) yüz çevirirler. (Bunun zararı kendilerine olur) Şüphe yok ki Allah, ganî'dir. (Hiç bir şeye muhtaç değildir, her şey ise Ona muhtaçtır) ve hamd'e layık olan da ancak O'dur.— O. Kuntman
Lekad erselnâ rusulenâ bil beyyinâti ve enzelnâ meahumul kitâbe vel mîzâne li yekûmen nâsu bil kıst(kıstı), ve enzelnel hadîde fîhi be’sun şedîdun ve menâfiu lin nâsi ve li ya’lemallâhu men yensuruhu ve rusulehu bil gayb(gaybi), innellâhe kavîyyun azîz(azîzun).
Andolsun ki biz peygamberlerimizi, açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti ayakta tutmaları için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik, bir de demiri indirdik ki, onda çetin bir sertlik ve insanlar için yararlar vardır. (Allah yolunda savaş kılıçla yapılır, savaşın hikmeti ise) Allah’ın, dinine ve peygamberlerine gayba inanarak kimlerin yardım edeceğinin (halk tarafından) belli olması içindir, Şüphe yok ki Allah, eşsiz bir kuvvet sahibi ve her şeye gücü yetendir.— O. Kuntman
Ve lekad erselnâ nûhan ve ibrâhîme ve cealnâ fî zurriyyetihimen nubuvvete vel kitâbe fe minhum muhted(muhtedin), ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
Andolsun ki biz, Nuh’u ve İbrahim'i gönderdik, peygamberliği de kitabı da, onların nesillerine verdik. Onlardan (onların kavim terinden) kimi doğru yoldadır, bir çoğu da yoldan çıkmışlardır.— O. Kuntman
Summe kaffeynâ alâ âsârihim bi rusulinâ ve kaffeynâ bi’îsebni meryeme ve âteynâhul incîle ve cealnâ fî kulûbillezînet tebeûhu re’feten ve rahmeh(rahmeten), ve rahbâniyyetenibtedeûhâ mâ ketebnâhâ aleyhim illebtigâe rıdvânillâhi fe mâ reavhâ hakka riâyetihâ, fe âteynellezîne âmenû minhum ecrehum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
Sonra onların izleri üzerinde, peygamberlerimizi ardarda gönderdik. Meryemoğlu İsa'yı da, arkalarından gönderdik. Ona İncil’i verdik ve ona uyanların kalblerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Onların uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. (Biz farz kılmadık) Ancak kendileri, Allah’ın rızasını kazanmak için yaptılar, fakat buna da, (hepsi) gereği gibi uymadılar.— O. Kuntman
Yâ eyyuhâllezîne âmenût tekûllâhe ve âminû bi resûlihî yû’tikum kifleyni min rahmetihî ve yec’al lekum nûren temşûne bihî ve yagfir lekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Ey iman edenler! ( Kitap ehlinden geçen peygamberlere iman edip de verdikleri sözlerini tutan ve böylece mükâfata hak kazanan müminler, şimdi) Allah'tan korkun (o fâsıkların durumuna düşmekten sakının da) Resulüne iman edin, ki size Rahmetinden iki pay versin. (Birisi, önceki peygamberlere imanın mükâfatı, birisi de, Muhammed s.a.s.'e imanın mükâfatı) Ve size ışığında yürüyeceğiniz bir nûr lütfetsin ve sizi bağışlasın. (Geçmişte yapmış olduğunuz günahlarınızı rahmetiyle örtsün) Allah çok bağışlayandır ve çok merhametli olandır!— O. Kuntman
Li ellâ ya’leme ehlul kitâbi ellâ yakdirûne alâ şey’in min fadlillâhi ve ennel fadle bi yedillâhi yû’tîhi men yeşâu, vallâhu zûl fadlil azîm(azîmi).
Artık kitap ehlinin bilmeleri gerekir ki onlar, Allah’ın lütfundan hiçbir şeye karşı güç yetiremezler! (Allah Teâlâ’nın fazlıyla peygamberlik ihsan buyurduğu Muhammed s.a.s.'i inkâr etmeye ne kadar uğraşsalar engel olamazlar ve ona iman etmedikçe va’ad buyurulan mükâfatları elde edemezler ve yine bilmeleri gerekir ki) Lütuf ve ihsân Allah’ın elindedir, onu da dilediğine verir. (Onun içindir ki, Muhammed s.a.s.'e Son Peygamber pâyesi vermiş ve ona iman edenleri mükâfat ve nûr ile üstün kılmıştır.) Allah çok büyük lütuf ve kerem sahibidir!..— O. Kuntman
57:29
Yardımcı
Site kullanımı hakkında sorun
Sitemiz, ziyaretçi sayısını ölçmek için tarayıcınıza rastgele bir numara içeren bir çerez bırakır.
Reklam çerezi kullanmıyoruz, verilerinizi kimseyle paylaşmıyoruz.
Ayrıntılar