Hadıd 29 Ayet Medine · الحديد
57

Hadıd

Demir · Medine
57
Demir · Medine
الحديد
29
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
سَبَّحَ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ ١
Sebbeha lillâhi mâ fîs semâvâti vel ard(ardı), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ı tesbih etmektedir, her şeye gücü yeten, hüküm ve hikmet sahibidir O!— O. Kuntman
57:1
2
لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٢
Lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), yuhyî ve yumît(yumîtu), ve huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Göklerin ve yerin mülk ve hükümranlığı O'nundur, diriltir ve öldürür, her şeye kâdirdir O!— O. Kuntman
57:2
3
هُوَ الْاَوَّلُ وَالْاٰخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ ٣
Huvel evvelu vel âhiru vez zâhiru vel bâtın(bâtınu), ve huve bi kulli şey’in alîm(alîmun).
3. Hem Evvel'dir, hem Âhir'dir O! (*) Hem Zâhirdir, hem Bâtın'dır O! (**) Her şeyi hakkıyle bilendir O!— O. Kuntman
57:3
4
هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِۜ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَٓاءِ وَمَا يَعْرُجُ ف۪يهَاۜ وَهُوَ مَعَكُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ ٤
Huvellezî halakas semâvâti vel ardafisitteti eyyâmin summestevâ alel arş(arşi), a’lemu mâ yelicu fîl ardı ve mâ yahrucu minhâ ve mâ yenzilu mines semâi ve mâ ya’rucu fîhâ, ve huve meakum eyne mâ kuntum, vallâhu bi mâ ta’melûne basîr(basîrun).
Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da Arş’a hükümrân olan O’dur. Yere gireni, oradan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni bilir. Nerede olursanız olun, sizinle beraberdir O. Allah, yaptığınız her şeyi görendir.— O. Kuntman
57:4
5
لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ ٥
Lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), ve ilâllâhi turceul umûr(umûru).
Göklerin ve yerin mülk ve hükümranlığı O'nundur, bütün işler O'na döndürülür.— O. Kuntman
57:5
6
يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۜ وَهُوَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ٦
Yûlicul leyle fîn nehâri ve yûlicun nehâre fîl leyl(leyli) ve huve alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Geceyi gündüze, gündüzü de geceye katar, kalplerde gizlenen her şeyi hakkıyle bilendir O!.— O. Kuntman
57:6
7
اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَاَنْفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَف۪ينَ ف۪يهِۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْكُمْ وَاَنْفَقُوا لَهُمْ اَجْرٌ كَب۪يرٌ ٧
Âminû billâhi ve resûlihî ve enfikû mimmâ cealekum mustahlefîne fîh(fîhi), fellezîne âmenû minkum ve enfekû lehum ecrun kebîr(kebîrun).
(Ey İslam kervanına katıldığı halde kuşkuda bulunan münafıklar) Allah'a ve Resulüne (gönülden) iman edin; (Rabbinizin) tasarrufta bulunmanız için size ihsan ettiği mal ve mülkten (Allah yolunda) harcayın, içinizden (böyle) iman edip de harcamada bulunanlara büyük mükâfat vardır.— O. Kuntman
57:7
8
وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِۚ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا بِرَبِّكُمْ وَقَدْ اَخَذَ م۪يثَاقَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ ٨
Ve mâ lekum lâ tu’minûne billâh(billâhi), ver resûlu yed’ûkum li tû’minû bi rabbikum ve kad e haze mîsâkakum in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Peygamber sizi, Rabbinize -gönülden- iman etmeye davet ettiği halde, niçin Allah'a inanmıyorsunuz? (Emrini yerine getirmiyorsunuz) Oysa O, (Elest gününde) sizden kesin söz de almıştı. Eğer -gerçekten- mümin oldu iseniz. (Emrini yerine getirirsiniz)— O. Kuntman
57:8
9
هُوَ الَّذ۪ي يُنَزِّلُ عَلٰى عَبْدِه۪ٓ اٰيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِۜ وَاِنَّ اللّٰهَ بِكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ ٩
Huvellezî yunezzilu alâ abdihî âyâtin beyyinâtin li yuhricekum minez zulumâti ilen nûr(nûri), ve innellâhe bikum le raûfun rahîm(rahîmun).
Sizi (küfür) karanlıklarından (iman) nuruna çıkarmak için, kuluna (Muhammed s.a.s.'e) apaçık ayetler indiren O'dur, şüphe yok ki Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.— O. Kuntman
57:9
10
وَمَا لَكُمْ اَلَّا تُنْفِقُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلِلّٰهِ م۪يرَاثُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ لَا يَسْتَو۪ي مِنْكُمْ مَنْ اَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذ۪ينَ اَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُواۜ وَكُلاًّ وَعَدَ اللّٰهُ الْحُسْنٰىۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَب۪يرٌ۟ ٠١
Ve mâ lekum ellâ tunfikû fî sebîlillâhi, ve lillâhi mîrâsus semâvâti vel ard(ardı), lâ yestevî minkum men enfeka min kablil fethi ve kâtel(kâtele), ulâike a’zamu dereceten minellezîne enfekû min ba’du ve kâtelû ve kullen ve adallâhul husnâ, vallâhu bi mâ ta’melûne habîr(habîrun).
Size ne oluyor ki, Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? (Gerçek mal mülk sizin değildir) Göklerin ve yerin mirası ancak Allah'ındır. İçinizden fetihten önce harcama yapanlar ve savaşanlar fetihten sonra yapıp savaşanlarla eşit değildir; onların (Rablerinin indindeki) dereceleri, fetihten sonra harcama yapan ve savaşanlardan daha büyüktür. Bununla beraber Allah onların her birine en güzel olanı (cenneti) va’d etti. (Sizler ise O'nun yolunda harcama yapmaktan kaçınıyorsunuz) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.— O. Kuntman
57:10
11
مَنْ ذَا الَّذ۪ي يُقْرِضُ اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُٓ اَجْرٌ كَر۪يمٌۚ ١١
Men zellezî yukridullâhe kardan hasenen fe yudâifehu lehu ve lehû ecrun kerîm(kerîmun).
Kim Allah'a güzel bir ödünç verirse (Allah rızası için hayırlı harcamalarda bulunursa) Allah ona karşılığını kat kat verir ve ona çok değerli bir mükâfat (cennet) da vardır.— O. Kuntman
57:11
12
يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعٰى نُورُهُمْ بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ وَبِاَيْمَانِهِمْ بُشْرٰيكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُۚ ٢١
Yevme terel mû’minîne vel mû’minâti yes’â nûruhum beyne eydîhim ve bi eymânihim buşrâkumul yevme cennâtun tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîh(fîhâ), zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).
(Ey Muhammed, iman edip Allah rızası için harcama yapan) Mümin erkeklerle, mümin kadınları, nurları??? önlerinden ve sağ yönlerinden koşarken görürsün. Onlara: (Melekler tarafından) "Bu gün sizin müjdeniz, ağaçlarının altından ırmaklar akan -sonsuza dek kalacağınız- cennetlerdir" diye nida olunur, işte bu en büyük murada ermenin ta kendisidir!— O. Kuntman
57:12
13
يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ ق۪يلَ ارْجِعُوا وَرَٓاءَكُمْ فَالْتَمِسُوا نُوراًۜ فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌۜ بَاطِنُهُ ف۪يهِ الرَّحْمَةُ وَظَاهِرُهُ مِنْ قِبَلِهِ الْعَذَابُۜ ٣١
Yevme yekûlul munâfikûne vel munâfikâtu lillezîne âmenûnzurûnâ naktebis min nûrikum, kîlerci’û verâekum fel temisû nûrâ(nûren), fe duribe beynehum bi sûrin lehu bâb(bâbun), bâtınuhu fîhir rahmetu ve zâhiruhu min kıbelihil azâb(azâbu).
O gün, münafık erkeklerle münafık kadınlar ise müminlere: "Biraz durun, bizi bekleyin de; nûrunuzdan yararlanalım (o sayede bir an olsun zulmetten kurtulalım) diye yalvarırlar. (Fakat onlara melekler tarafından) "Arkanıza dönün de nûru orada arayın. (Mümkünse dünyaya dönünüz de, nûru elde etmek için sâlih amellerde bulunun)" diye nida olunur. O sırada aralarına bir perde çekilir ki, onun iç tarafında rahmet, dış tarafında ise azap vardır. (Bir tarafı cennete, diğer tarafı ise cehenneme bakmaktadır)— O. Kuntman
57:13
14
يُنَادُونَهُمْ اَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْۜ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنَّكُمْ فَـتَنْتُمْ اَنْفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْاَمَانِيُّ حَتّٰى جَٓاءَ اَمْرُ اللّٰهِ وَغَرَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ ٤١
Yunâdûnehum e lem nekun meakum, kâlû belâ ve lâkinnekum fe tentum enfusekum ve terebbastum vertebtum ve garret kumul emâniyyu hattâ câe emrullâhi ve garrekum billâhil garûr(garûmu).
(Bunun üzerine münafıklar müminlere) "Biz sizinle beraber değil miydik? (Sizinle beraber namaz kılıp savaşlara katılmıyor muyduk)” diye serzenişte bulunurlar. Onlar da: "Evet beraberdik ama; başınızı siz belâya soktunuz. (Münafıklık yaptınız, müminlerin felâketini) gözettiniz. (Öldükten sonra dirilmekten) Hep kuşkuya düştünüz. Allah’ın emri (ölüm) gelinceye kadar, batıl şeyler boş hayaller peşinde koştunuz. Çünkü, o çok aldatıcı (şeytan) sizi Allah'a güvendirdi. (Adam sende; günahın zararı yoktur, Allah Gafûr ve Rahîm'dir affeder" diyerek peşinden sürükledi) İşte sonunda Allah’ın emri gelip çattı!" derler.— O. Kuntman
57:14
15
فَالْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنْكُمْ فِدْيَةٌ وَلَا مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ مَأْوٰيكُمُ النَّارُۜ هِيَ مَوْلٰيكُمْۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ ٥١
Fel yevme lâ yû’hazu minkum fîd yetun ve lâ minellezîne keferû, me’vâkumun nâr(nâru), hiye mevlâkum, ve bi’sel masîr(masîru).
(Ey Münafıklar biliniz ki) Bu gün (kıyâmet günü) artık ne sizden ne de kâfirlerden asla fidye kabul edilmez (karşılığında ne verseniz, azaptan kurtulamazsınız) Varacağınız yer cehennem ateşidir, size yaraşan da ancak odur, orası ne kadar kötü bir son duraktır.— O. Kuntman
57:15
16
اَلَمْ يَأْنِ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّۙ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْاَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْۜ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ٦١
E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
İman edenlerin, Allah'ı anma ve O'nun katından inen Kur'an ile kalplerinin ürperme zamanı gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar ki, onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan bir çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.— O. Kuntman
57:16
17
اِعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ٧١
İ’lemû ennellâhe yuhyil arda ba’de mevtihâ, kad beyyennâ lekumul âyâti leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).
Şu gerçeği bilin ki, Allah toprağa ölümünden sonra can veriyor. (Bunun gibi Rabbinizi anıp, Kur’an'ın hüküm emir ve yasaklarını tam manasıyla yerine getirdiğiniz takdirde tümünüz o gerçek müminlerden olursunuz) Umulur ki düşünüp ibret alırsınız.— O. Kuntman
57:17
18
اِنَّ الْمُصَّدِّق۪ينَ وَالْمُصَّدِّقَاتِ وَاَقْرَضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ اَجْرٌ كَر۪يمٌ ٨١
İnnel mussaddikîne vel mussaddikâti ve akradûllâhe kardan hasenen yudâafu lehum ve lehum ecrun kerîm(kerîmun).
Muhakkak ki, sadaka veren erkeklerin, sadaka veren kadınların ve Allah'a güzel bir ödünç verenlerin (Allah yolunda harcama yapanların) sevapları kat kat artırılır ve onlara değerli bir mükâfat (cennet) da vardır.— O. Kuntman
57:18
19
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِـه۪ٓ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصِّدّ۪يقُونَۗ وَالشُّهَدَٓاءُ عِنْدَ رَبِّهِمْۜ لَهُمْ اَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَٓا اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَح۪يمِ۟ ٩١
Vellezîne âmenû billâhi ve rusulihî ulâike humus sıddîkûne veş şuhedâu inde rabbihim, lehum ecruhum ve nûruhum, vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbul cahîm(cahîmi).
Ve o kimseler ki, Allah'a ve Onun peygamberine (gönülden) iman ettiler. (Allah yolunda savaştılar) İşte onlar, Rablerinin katında sıddıklık ve şehidlik mertebesine erenlerdir, onların hem mükâfatları hem de nûrları vardır. Ve o kimseler ki kâfir oldular ve ayetlerimizi yalan saydılar, işte onlar da cehennem yârânıdırlar. (Sonsuza dek orada kalacaklardır)— O. Kuntman
57:19
20
اِعْلَمُٓوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَز۪ينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِۜ كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَه۪يجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَراًّ ثُمَّ يَكُونُ حُطَاماًۜ وَفِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَد۪يدٌۙ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ ٠٢
İ’lemû ennemel hayâtud dunyâ leibun ve lehvun ve zînetun ve tefâhurun beynekum ve tekâsurun fîl emvâli vel evlâd(evlâdi), ke meseli gaysin a’cebel kuffâre nebâtuhu summe yehîcu fe terâhu musferren summe yekûnu hutâmâ(hutâmen), ve fîl âhıreti azâbun şedîdun ve magfiretun minallâhi ve rıdvân(rıdvânun), ve mel hayâtud dunyâ illâ metâul gurûr(gurûri).
Biliniz ki, dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, süslenme, aranızda öğünme ve daha çok mal ile evlat sahibi olmak isteğinden ibarettir. Bu arzu, (geçici bir) yağmurun bereketiyle gelişen ve ekicilerin hoşuna da giden bir bitkiye benzer ki, sonra (kuraklık başlayınca) onun sapsarı olduğunu görürsün, sonra da çerçöp olur. (Nitekim, dünya zevk ve sefasından başka bir şey düşünmeyen kimseler de hayatlarının ileriki safhalarında aynı duruma düşerler. Onlar için) Ahirette şiddetli azap vardır. (Oysa) Allah’ın rızası ve bağışlaması da vardır. (Fakat bu ni'met elbette dünya ile birlikte, ahireti de, göz önüne alan ve Rablerinin emir ve yasaklarını yerine getirenler içindir. Evet, bilin ki) Dünya hayatı aldatıcı bir geçinmeden başka bir şey değildir.— O. Kuntman
57:20
21
سَابِقُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۙ اُعِدَّتْ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرُسُلِه۪ۜ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُوالْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ١٢
Sâbikû ilâ magfiretin min rabbikum ve cennetin arduhâ keardıs semâi vel ardı uıddet lillezîne âmenû billâhi ve rusulih(rusulihî), zâlike fadlullâhi yû’tîhi men yeşâu, vallâhu zûl fadlil azîm(azîmi).
(O halde) Rabbinizden bir bağışlanmaya, Allah'a ve peygamberlerine iman edenler için hazırlanmış olup, genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun, işte bu Allah’ın lütfudur ki onu, dilediğine verir, Allah büyük lütuf sahibidir.— O. Kuntman
57:21
22
مَٓا اَصَابَ مِنْ مُص۪يبَةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَاۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌۚ ٢٢
Mâ esâbe min musîbetin fîl ardı ve lâ fî enfusikum illâ fî kitâbin min kabli en nebreehâ, inne zâlike alâllâhi yesîr(yesîrun).
Gerek yeryüzünde vuku bulan ve gerek başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan evvel kitapta (Levh-i Mahfuz'da) yazılı olmasın, Şüphe yok ki bu, Allah a göre kolaydır.— O. Kuntman
57:22
23
لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَٓا اٰتٰيكُمْۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍۙ ٣٢
Li keylâ te’sev alâ mâ fâtekum ve lâ tefrehû bi mâ âtâkum, vallâhu lâ yuhıbbu kulle muhtâlin fehûr(fehûrin).
(Kaderin daha evvel katımızda belirlenmesinin sebebi ise, kadere gönülden iman etmeniz) Kaybettiğinize üzülüp (Rabbinizin rahmetinden) umud kesmemeniz ve size verdiği nimetlerle gururlanıp (Rabbinize hamd ve) şükürden vazgeçmemeniz içindir. Allah, kendini beğenip böbürlenenleri sevmez.— O. Kuntman
57:23
24
اَلَّذ۪ينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِۜ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَاِنَّ اللّٰهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ ٤٢
Ellezîne yebhalûne ve ye’murûnen nâse bil buhl(buhli), ve men yetevelle feinnellâhe huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
Onlar ki, cimrilik ederler ve insanlara da cimriliği öğütlerler ve (Allah yolunda harcamaktan) yüz çevirirler. (Bunun zararı kendilerine olur) Şüphe yok ki Allah, ganî'dir. (Hiç bir şeye muhtaç değildir, her şey ise Ona muhtaçtır) ve hamd'e layık olan da ancak O'dur.— O. Kuntman
57:24
25
لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْم۪يزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِۚ وَاَنْزَلْنَا الْحَد۪يدَ ف۪يهِ بَأْسٌ شَد۪يدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ عَز۪يزٌ۟ ٥٢
Lekad erselnâ rusulenâ bil beyyinâti ve enzelnâ meahumul kitâbe vel mîzâne li yekûmen nâsu bil kıst(kıstı), ve enzelnel hadîde fîhi be’sun şedîdun ve menâfiu lin nâsi ve li ya’lemallâhu men yensuruhu ve rusulehu bil gayb(gaybi), innellâhe kavîyyun azîz(azîzun).
Andolsun ki biz peygamberlerimizi, açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti ayakta tutmaları için beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik, bir de demiri indirdik ki, onda çetin bir sertlik ve insanlar için yararlar vardır. (Allah yolunda savaş kılıçla yapılır, savaşın hikmeti ise) Allah’ın, dinine ve peygamberlerine gayba inanarak kimlerin yardım edeceğinin (halk tarafından) belli olması içindir, Şüphe yok ki Allah, eşsiz bir kuvvet sahibi ve her şeye gücü yetendir.— O. Kuntman
57:25
26
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً وَاِبْرٰه۪يمَ وَجَعَلْنَا ف۪ي ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ فَمِنْهُمْ مُهْتَدٍۚ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ٦٢
Ve lekad erselnâ nûhan ve ibrâhîme ve cealnâ fî zurriyyetihimen nubuvvete vel kitâbe fe minhum muhted(muhtedin), ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
Andolsun ki biz, Nuh’u ve İbrahim'i gönderdik, peygamberliği de kitabı da, onların nesillerine verdik. Onlardan (onların kavim terinden) kimi doğru yoldadır, bir çoğu da yoldan çıkmışlardır.— O. Kuntman
57:26
27
ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْج۪يلَ وَجَعَلْنَا ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةًۜ وَرَهْبَانِيَّةًۨ ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ رِضْوَانِ اللّٰهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَـتِهَاۚ فَاٰتَيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْهُمْ اَجْرَهُمْۚ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ ٧٢
Summe kaffeynâ alâ âsârihim bi rusulinâ ve kaffeynâ bi’îsebni meryeme ve âteynâhul incîle ve cealnâ fî kulûbillezînet tebeûhu re’feten ve rahmeh(rahmeten), ve rahbâniyyetenibtedeûhâ mâ ketebnâhâ aleyhim illebtigâe rıdvânillâhi fe mâ reavhâ hakka riâyetihâ, fe âteynellezîne âmenû minhum ecrehum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
Sonra onların izleri üzerinde, peygamberlerimizi ardarda gönderdik. Meryemoğlu İsa'yı da, arkalarından gönderdik. Ona İncil’i verdik ve ona uyanların kalblerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Onların uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. (Biz farz kılmadık) Ancak kendileri, Allah’ın rızasını kazanmak için yaptılar, fakat buna da, (hepsi) gereği gibi uymadılar.— O. Kuntman
57:27
28
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَاٰمِنُوا بِرَسُولِه۪ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُوراً تَمْشُونَ بِه۪ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌۙ ٨٢
Yâ eyyuhâllezîne âmenût tekûllâhe ve âminû bi resûlihî yû’tikum kifleyni min rahmetihî ve yec’al lekum nûren temşûne bihî ve yagfir lekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Ey iman edenler! ( Kitap ehlinden geçen peygamberlere iman edip de verdikleri sözlerini tutan ve böylece mükâfata hak kazanan müminler, şimdi) Allah'tan korkun (o fâsıkların durumuna düşmekten sakının da) Resulüne iman edin, ki size Rahmetinden iki pay versin. (Birisi, önceki peygamberlere imanın mükâfatı, birisi de, Muhammed s.a.s.'e imanın mükâfatı) Ve size ışığında yürüyeceğiniz bir nûr lütfetsin ve sizi bağışlasın. (Geçmişte yapmış olduğunuz günahlarınızı rahmetiyle örtsün) Allah çok bağışlayandır ve çok merhametli olandır!— O. Kuntman
57:28
29
لِئَلَّا يَعْلَمَ اَهْلُ الْكِتَابِ اَلَّا يَقْدِرُونَ عَلٰى شَيْءٍ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاَنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ ذُوالْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ ٩٢
Li ellâ ya’leme ehlul kitâbi ellâ yakdirûne alâ şey’in min fadlillâhi ve ennel fadle bi yedillâhi yû’tîhi men yeşâu, vallâhu zûl fadlil azîm(azîmi).
Artık kitap ehlinin bilmeleri gerekir ki onlar, Allah’ın lütfundan hiçbir şeye karşı güç yetiremezler! (Allah Teâlâ’nın fazlıyla peygamberlik ihsan buyurduğu Muhammed s.a.s.'i inkâr etmeye ne kadar uğraşsalar engel olamazlar ve ona iman etmedikçe va’ad buyurulan mükâfatları elde edemezler ve yine bilmeleri gerekir ki) Lütuf ve ihsân Allah’ın elindedir, onu da dilediğine verir. (Onun içindir ki, Muhammed s.a.s.'e Son Peygamber pâyesi vermiş ve ona iman edenleri mükâfat ve nûr ile üstün kılmıştır.) Allah çok büyük lütuf ve kerem sahibidir!..— O. Kuntman
57:29
Hadıd
—. Ayet
Sureler
1 Fatiha 7 ayet الفاتحة 2 Bakara 286 ayet البقرة 3 Al-i İmran 200 ayet آل عمران 4 Nisa 176 ayet النساء 5 Maide 120 ayet المائدة 6 Enam 165 ayet الأنعام 7 Araf 206 ayet الأعراف 8 Enfal 75 ayet الأنفال 9 Tevbe 129 ayet التوبة 10 Yunus 109 ayet يونس 11 Hud 123 ayet هود 12 Yusuf 111 ayet يوسف 13 Rad 43 ayet الرعد 14 İbrahim 52 ayet ابراهيم 15 Hicr 99 ayet الحجر 16 Nahl 128 ayet النحل 17 İsra 111 ayet الإسراء 18 Kehf 110 ayet الكهف 19 Meryem 98 ayet مريم 20 Ta Ha 135 ayet طه 21 Enbiya 112 ayet الأنبياء 22 Hac 78 ayet الحج 23 Müminun 118 ayet المؤمنون 24 Nur 64 ayet النور 25 Furkan 77 ayet الفرقان 26 Şuara 227 ayet الشعراء 27 Neml 93 ayet النمل 28 Kasas 88 ayet القصص 29 Ankebut 69 ayet العنكبوت 30 Rum 60 ayet الروم 31 Lokman 34 ayet لقمان 32 Secde 30 ayet السجدة 33 Ahzab 73 ayet الأحزاب 34 Sebe 54 ayet سبإ 35 Fatır 45 ayet فاطر 36 Yasin 83 ayet يس 37 Saffat 182 ayet الصافات 38 Sad 88 ayet ص 39 Zümer 75 ayet الزمر 40 Mümin 85 ayet غافر 41 Fussilet 54 ayet فصلت 42 Şura 53 ayet الشورى 43 Zuhruf 89 ayet الزخرف 44 Duhan 59 ayet الدخان 45 Casiye 37 ayet الجاثية 46 Ahkaf 35 ayet الأحقاف 47 Muhammed 38 ayet محمد 48 Fetih 29 ayet الفتح 49 Hucurat 18 ayet الحجرات 50 Kaf 45 ayet ق 51 Zariyat 60 ayet الذاريات 52 Tur 49 ayet الطور 53 Necm 62 ayet النجم 54 Kamer 55 ayet القمر 55 Rahman 78 ayet الرحمن 56 Vakıa 96 ayet الواقعة 57 Hadıd 29 ayet الحديد 58 Mücadele 22 ayet المجادلة 59 Haşr 24 ayet الحشر 60 Mümtehine 13 ayet الممتحنة 61 Saf 14 ayet الصف 62 Cuma 11 ayet الجمعة 63 Münafikun 11 ayet المنافقون 64 Tegabun 18 ayet التغابن 65 Talak 12 ayet الطلاق 66 Tahrim 12 ayet التحريم 67 Mülk 30 ayet الملك 68 Kalem 52 ayet القلم 69 Hakka 52 ayet الحاقة 70 Mearic 44 ayet المعارج 71 Nuh 28 ayet نوح 72 Cin 28 ayet الجن 73 Müzzemmil 20 ayet المزمل 74 Müddessir 56 ayet المدثر 75 Kıyame 40 ayet القيامة 76 İnsan 31 ayet الانسان 77 Mürselat 50 ayet المرسلات 78 Nebe 40 ayet النبإ 79 Naziat 46 ayet النازعات 80 Abese 42 ayet عبس 81 Tekvir 29 ayet التكوير 82 İnfitar 19 ayet الإنفطار 83 Mutaffifın 36 ayet المطففين 84 İnşikak 25 ayet الإنشقاق 85 Büruc 22 ayet البروج 86 Tarık 17 ayet الطارق 87 Ala 19 ayet الأعلى 88 Gaşiye 26 ayet الغاشية 89 Fecr 30 ayet الفجر 90 Beled 20 ayet البلد 91 Şems 15 ayet الشمس 92 Leyl 21 ayet الليل 93 Duha 11 ayet الضحى 94 İnşirah 8 ayet الشرح 95 Tin 8 ayet التين 96 Alak 19 ayet العلق 97 Kadir 5 ayet القدر 98 Beyyine 8 ayet البينة 99 Zilzal 8 ayet الزلزلة 100 Adiyat 11 ayet العاديات 101 Karia 11 ayet القارعة 102 Tekasür 8 ayet التكاثر 103 Asr 3 ayet العصر 104 Hümeze 9 ayet الهمزة 105 Fil 5 ayet الفيل 106 Kureyş 4 ayet قريش 107 Maun 7 ayet الماعون 108 Kevser 3 ayet الكوثر 109 Kafirun 6 ayet الكافرون 110 Nasr 3 ayet النصر 111 Tebbet 5 ayet المسد 112 İhlas 4 ayet الإخلاص 113 Felak 5 ayet الفلق 114 Nas 6 ayet الناس
⚙ Okuma Ayarları
Görünüm
Meal & Tefsir
Ses & Diğer
Canlı Önizleme
ÖNİZLEME
اللَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huve'l-hayyü'l-kayyûm.
Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O, Hay'dır, Kayyum'dur.
Arapça Boyutu
AA28px
Okunuş Boyutu
AA14px
Meal Boyutu
AA16px
Kelime Meali Boyutu
AA14px
Yabancı Dil Meali Boyutu
AA15px
Tefsir Boyutu
AA14px
Arapça Font Ailesi
Noto Naskh
Uthmani
Amiri
Lateef
Scheherazade
Reem Kufi
Noto Kufi
Kufam
Okunuşu göster
Okunuş kaynağı
Sayfa numarasını göster
Tema
☀ Açık
🌙 Koyu
📜 Sepia
⚙ Auto

Not Ekle