"Nisâ" kadınlar demektir. Bu sûrede daha çok kadından, cemiyet içinde kadınların hukukî ve içtimaî yer ve değerlerinden bahsedildiği için adına "Nisâ" denmiştir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Bu sure, muhtemelen H. 3. yılın sonları ile H. 4. yılın sonları veya H. 5. yılın başları arasında geçen dönem boyunca nazil olan birçok bölümden oluşmaktadır. Nüzul tarihlerini kesin olarak belirlemek oldukça zor olmasına rağmen, ayetlerde verilen emirler, zikredilen olaylar ve bu ayetlerle ilgili hadisler sayesinde doğru olması muhtemel bir nüzul dönemi belirlemek mümkündür. Bunu birkaç örnek olayla açıklayabiliriz.
1-Şehitlerin miraslarının paylaştırılması ve yetimlerin haklarının korunması ile ilgili emirlerin, 70 müslümanın şehid edildiği Uhud savaşından sonra verildiğini biliyoruz. O zaman tabiî olarak Medine'deki birçok ailede şehitlerin mirasının paylaştırılması ve yetimlerin haklarının korunmasıyla ilgili sorunlar ortaya çıkmıştı. Bundan yola çıkarak 1-28. ayetlerin bu dönemde indirildiği sonucuna varabiliriz.
2-Hadislerden öğrendiğimize göre savaşta namazla (korku namazı) ilgili emirler H. 4. yılda yapılan Zatü'r-Rika seferi sırasında verilmiştir. O halde 102. ayeti içeren bölümün bu sefer sırasında nazil olduğunu söyleyebiliriz.
3-Yahudilere yapılan son uyarı (47. ayet) , Beni Nadir kabileleri H. 4. yılın Rebiü'l-Evvel ayında Medine'den çıkarılmadan önce yapılmıştır. Bu nedenle 47. ayeti içeren bölümün bu olaydan bir müddet önce indirildiğini söylememizde hiçbir sakınca yoktur.
4-Teyemmümle (su bulunmadığında, temiz toprak kullanarak abdest alma) ilgili izin, H. 5. yılda Beni Mustalık'a karşı yapılan seferde verilmiştir. O halde 43. ayeti içeren bölümün H. 5. yılda nazil olması muhtemeldir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Konular ve Surenin Arka-planı:
Şimdi de sureyi anlayabilmek için o dönemin sosyal ve tarihî durumuna bir göz atalım.
Bu suredeki bütün bölümler, Hz. Peygamber'in (s.a) o dönemde karşılaştığı üç temel meseleyle ilgilidir. İlk olarak, Hz. Peygamber (s.a) , Medine'ye hicret ettikten sonra oluşan İslâm topluluğunun düzenlenmesi ve gelişmesi ile uğraşıyordu. Bu amaçla, İslâm-öncesi dönemdeki değerlerin yerine ahlakî, kültürel, sosyal, ekonomik ve politik yeni değerler ortaya koyuyordu. O'nun dikkat ve çabasını yönelttiği bir diğer sorun da kendi davetini reddeden müşrik Araplar, Yahudi kabileleri ve münafıklarla, müslüman topluluk arasındaki savaştı. Üçüncüsü, her şeyin ötesinde, O, kötü güçlerin tüm karşı çıkışlarına rağmen İslâm'ı yaymak ve gün geçtikçe daha çok kişiyi İslâm'a kavuşturmak zorundaydı.
Bu nedenle, bu surede Bakara suresinde verilenlerin devamı niteliğinde, İslâm toplumunu güçlendiren ve birbirine bağlama işlevini gören, ayrıntılı emir ve tavsiyeler yer alır. Aile kurumunun iyi işlemesi ve aile kavgalarını çözümlenmesini sağlayan prensipler öğretilir. Evlilik kuralları, karı ve kocanın karşılıklı ve eşit hakları belirlenir. Kadının toplumdaki statüsü ortaya konur ve yetimlerin haklarının ne olması gerektiği bildirilir; mirasın paylaştırılması için gerekli olan kanun ve düzenlemeler ortaya konur ve ekonomik faaliyetleri yeniden düzenleyen emirler verilir. Ceza hukukunun temelleri kurulur; içki içmek yasaklanır, temizlik ve paklıkla ilgili emirler verilir. Müslümanlara, salih bir insanın Allah'la ve diğer insanlarla nasıl bir ilişki içinde olması gerektiği öğretilir. İslâm toplumunda disiplinin sağlanması ve devam ettirilmesi için gerekli olan emirler verilir.
Müslümanlara ders vermek ve onların Ehli Kitabı takip etmemeleri konusunda uyarmak için, Ehli Kitabın ahlâkî ve dinî durumu tekrarlanır. Münafıkların durumu eleştirilir ve müslümanların onları gerçek müslümanlardan ayırdedebilmesini sağlamak için münafıklık ile gerçek imanın belirgin özellikleri anlatılır.
Uhud savaşı sonrasında ortaya çıkan durumu düzeltmek için, müslümanları düşmanlara karşı cesurca savaşmaya teşvik eden bölümler indirilmiştir. Çünkü savaştaki yenilgi, müşrik Arap kabilelerini, komşu Yahudi kabilelerini ve münafıkları çok cesaretlendirmişti ve bu düşman kabileler, müslümanları her taraftan tehdit ediyorlardı. Bu kritik durumda Allah müslümanlara cesaret verdi ve onlara bu tip savaş rüzgarları eserken gerekli olan emir ve tavsiyelerde bulundu.
Münafıklar ve imanı zayıf olan müslümanlar tarafından yayılan korkunç söylentilerin etkisini hafifletmek için, müminlere bu söylentilerin kaynağını iyice araştırmaları ve bunları sorumlu ve yetkili kişilere haber vermeleri tavsiye edilmektedir. Bunun yanısıra müminler, bazı seferler sırasında abdest almak vs. için gereken suyu bulamadıklarından dolayı namazlarını eda etmekte güçlük çekiyorlardı. Burada, bu gibi durumlarda temiz toprakla abdest almalarına (teyemmüm) ve namazı kısaltmalarına veya herhangi bir tehlikeyle karşı karşıya kaldıklarında "korku namazı" kılmalarına izin verilmektedir. Ayrıca surede kâfir ve çoğunlukla da düşman Arap kabileleri arasında yaşayan müminlerin problemleriyle ilgili çözümler ve emirler de getirilmektedir. Onlara, İslâm yurdu olan Medine'ye hicret etmeleri tavsiye edilmektedir.
Bu sure aynı zamanda, müslümanlarla yaptıkları barış anlaşmalarına rağmen, düşmanca ve haince davranışlarda bulunan Beni Nadir kabilesinin durumunu da ele alır. Bu Yahudi kabilesi açıkça İslâm düşmanlarının safında yer alıyor ve hatta Medine'de bile Hz. Peygamber'e (s.a) ve İslâm toplumuna karşı tuzaklar kuruyordu. Adı geçen kabile halkı bu tür haince davranışlarından dolayı sorguya çekilmiş ve tutumlarını değiştirmeleri için kendilerine son bir uyarı yapılmıştır. En sonunda da anlayışsızlık ve itaatsizlikleri nedeniyle Medine'den sürülmüşlerdir.
O dönemde çok belirgin olan münafıklar sorunu, müminleri çok meşgul ediyor ve onları zorluklar içinde bırakıyordu. Bu nedenle müslümanların onlarla uğraşmasını kolaylaştırmak için belirli kategorilere sokulmuşlardır.
Surede, kendileriyle savaş halinde olunmayan kabilelere karşı takınılması gereken tavır hakkında da, gereken direktifler açıkça gözler önüne serilmiştir. O dönemde gereken en önemli şey, müslümanları İslâm düşmanlarına karşı yapılan savaşa hazırlamaktı. Bu amaçla müslümanların şahsiyetlerinin oluşturulmasına çok büyük önem verilmiştir. Gerçek şu ki; küçücük İslâm toplumu ancak çok yüksek bir ahlâkî karaktere sahip olduğu zaman başarılı olabilir ve hayatını idame ettirebilirdi. Bu nedenle onlar çok yüksek bir ahlâkî karaktere sahip olmaları konusunda eğitiliyorlar ve herhangi bir manevî zayıflık gösterdiklerinde derhal uyarılıyorlardı.
Bu surede ahlâki ve sosyal düzenlemeler ele alınmış olmasına rağmen, İslâm'ın tebliğ edilmesine de gereken önem verilmiştir. Bir taraftan İslâm ahlâk ve kültürünün, Yahudi, Hıristiyan ve müşriklerin ahlâk ve kültüründen daha yüce olduğu ortaya konulurken, diğer taraftan da onları doğru yola davet ortamını hazırlamak için, yanlış dinî düşünceleri, hatalı ahlâk anlayışları ve kötü davranışları anlatılmaktadır.
ÖZET Konu: İslâm Toplumu'nun Takviye Edilmesi.
Bu surenin en önemli amacı, müslümanlara, bir topluluğu birleştirip güçlü ve küçük birimini oluşturan ailenin istikrarı için, gereken tavsiye ve direktifler verilmektedir. Daha sonra müminler kendilerini savunmaları konusunda teşvik edilmektedirler. Bunlarla birlikte onlara İslâm'ı tebliğ etmenin önemi de öğretilmektedir. Her şeyin ötesinde, en çok toplumu takviye etme ve birleştirme teması altında, ahlâkî karakterin yüksek ve güçlü olması gerektiği vurgulanmaktadır.
Konular ve Aralarındaki Bağlantı:
1-35 Karı ve koca için, aile hayatının düzenli ve güzel bir şekilde devam etmesini sağlayan dengeli, adil ve eşitlikçi kanun ve düzenlemeler ortaya konuyor. Mirasın paylaştırılmasıyla ilgili ayrıntılı belirlemeler yapılıyor ve yetimlerin hakkının korunmasına özel bir önem veriliyor.
36-42 Bu kanun ve düzenlemelere kolaylıkla uymayı sağlayacak olan ruhsal yapıyı oluşturmak için müslümanlara etraflarındaki herkese cömertlik göstermeleri ve bencillik, cimrilik ve hasislikten sakınmaları emrediliyor. Çünkü toplumun birbirine sımsıkı bağlanmasını ancak bu sağlayabilir ve aynı zamanda İslâm'ın tebliğini de kolaylaştırır.
43-Namazı eda etmeden önce yapılması gereken ruh ve beden temizliğinin yolları öğretiliyor. Çünkü namaz, ahlâkî ve sosyal düzenlemelerde en önemli rolü oynayan bir ibadettir.
44-57 Ahlâkî yönden hazırlandıktan sonra müslümanlara savunma ile ilgili emirler veriliyor. Öncelikle müslümanlar, bu yeni harekete karşı olan komşu Yahudi kabilelerinin düşmanca faaliyetleri ve gizli tuzaklarına karşı hazırlıklı olmaları bakımından uyarılıyorlar. İslâm'dan önce Medine halkı ile Yahudiler arasında varolan anlaşmanın ortaya çıkarabileceği bazı yanlış anlamalara meydan vermemek için böyle bir uyarı ve dikkat çekmek çok gerekliydi.
58-72 Daha sonra güven ve emanetlerini şerefli ve ehil kişilere vermeleri, doğru ve adil olanı işlemeleri, Allah'a, Rasûlü'ne (s.a) ve kendi içlerinden işlerini yapmak üzere seçtikleri kişilere itaat etmeleri ve anlaşmazlıklarının çözümü için Allah ve Rasûlü'ne (s.a) başvurmaları emrediliyor.Çünkü sadece bu tür bir davranış toplumun birlik ve bütünlüğünü sağlayabilir. Müminler bu yoldan saparlarsa ayrılık ve çözülme ile karşılaşacakları konusunda da uyarılmaktadırlar.
73-100 Bu ön hazırlığın sağlanmasından sonra, müminler yurtlarını savunmaya ve hiçbir korku ve zayıflık göstermeksizin Allah yolunda cesurca savaşmaya teşvik ediliyorlar. Aynı zamanda münafıklara karşı temkinli olmaları konusunda da uyarılıyorlar. Ard niyetli hilekârlarla çaresiz ve samimi müminleri ayıran kesin bir sınır çizgisi çekiliyor.
101-103 Burada tekrar, askeri seferler ve savaş sırasında namazın nasıl eda edileceği konusunda direktifler veriliyor, tehlike ve korku anında bile namazın önemini vurgulanıyor.
104 Diğer konuya geçmeden önce müslümanlar, savaşta hiçbir zayıflık göstermeksizin sebat etmeye teşvik ediliyorlar.
105-135 İslâm toplumunu güven içinde güçlü ve emin kılmak için müslümanlara adaleti çok iyi korumaları emrediliyor. Müslümanların, savaş halinde oldukları düşmanlar söz konusu olduğunda bile kesinlikle adil olmaları gerekmektedir. Karı ile koca arasındaki anlaşmazlıklar da adilce çözümlenmeli. Bunu becerebilmek için müminler inanç ve amellerini her türlü pisliklerden temizlemeli ve adaletin gerçek koruyucuları olmalıdırlar.
136-175 Savunma konusu tekrar ele alınarak, müslümanlar düşmanlarına karşı temkinli olmaları konusunda uyarılıyor. Onlara münafıkların, kâfirlerin ve Ehli Kitabın tuzaklarına karşı gerekli önlemleri almaları tavsiye ediliyor. Allah'a, vahye ve ölümden sonra dirilişe inanmak, her tür düşmana karşı kişiyi koruyacak tek silah olduğu için, müminler Allah'ın Rasûlü Hz. Muhammed'e (s.a) samimiyetle inanmalı ve O'na uymalıdırlar.
176 Bu ayette de 1-35. ayetlerde ele alınan aile hukukuna değinilse de, surenin sonuna sadece ilâve olarak eklenmiştir. Çünkü bu ayet, Nisa Suresi tam bir sure olarak vahyolunmadan çok ... önce nazil olmuştur.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
4
Kadınlar · Medine
النساء
176
Sure Adı Açıklaması
"Nisâ" kadınlar demektir. Bu sûrede daha çok kadından, cemiyet içinde kadınların hukukî ve içtimaî yer ve değerlerinden bahsedildiği için adına "Nisâ" denmiştir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Bu sure, muhtemelen H. 3. yılın sonları ile H. 4. yılın sonları veya H. 5. yılın başları arasında geçen dönem boyunca nazil olan birçok bölümden oluşmaktadır. Nüzul tarihlerini kesin olarak belirlemek oldukça zor olmasına rağmen, ayetlerde verilen emirler, zikredilen olaylar ve bu ayetlerle ilgili hadisler sayesinde doğru olması muhtemel bir nüzul dönemi belirlemek mümkündür. Bunu birkaç örnek olayla açıklayabiliriz.
1-Şehitlerin miraslarının paylaştırılması ve yetimlerin haklarının korunması ile ilgili emirlerin, 70 müslümanın şehid edildiği Uhud savaşından sonra verildiğini biliyoruz. O zaman tabiî olarak Medine'deki birçok ailede şehitlerin mirasının paylaştırılması ve yetimlerin haklarının korunmasıyla ilgili sorunlar ortaya çıkmıştı. Bundan yola çıkarak 1-28. ayetlerin bu dönemde indirildiği sonucuna varabiliriz.
2-Hadislerden öğrendiğimize göre savaşta namazla (korku namazı) ilgili emirler H. 4. yılda yapılan Zatü'r-Rika seferi sırasında verilmiştir. O halde 102. ayeti içeren bölümün bu sefer sırasında nazil olduğunu söyleyebiliriz.
3-Yahudilere yapılan son uyarı (47. ayet) , Beni Nadir kabileleri H. 4. yılın Rebiü'l-Evvel ayında Medine'den çıkarılmadan önce yapılmıştır. Bu nedenle 47. ayeti içeren bölümün bu olaydan bir müddet önce indirildiğini söylememizde hiçbir sakınca yoktur.
4-Teyemmümle (su bulunmadığında, temiz toprak kullanarak abdest alma) ilgili izin, H. 5. yılda Beni Mustalık'a karşı yapılan seferde verilmiştir. O halde 43. ayeti içeren bölümün H. 5. yılda nazil olması muhtemeldir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Konular ve Surenin Arka-planı:
Şimdi de sureyi anlayabilmek için o dönemin sosyal ve tarihî durumuna bir göz atalım.
Bu suredeki bütün bölümler, Hz. Peygamber'in (s.a) o dönemde karşılaştığı üç temel meseleyle ilgilidir. İlk olarak, Hz. Peygamber (s.a) , Medine'ye hicret ettikten sonra oluşan İslâm topluluğunun düzenlenmesi ve gelişmesi ile uğraşıyordu. Bu amaçla, İslâm-öncesi dönemdeki değerlerin yerine ahlakî, kültürel, sosyal, ekonomik ve politik yeni değerler ortaya koyuyordu. O'nun dikkat ve çabasını yönelttiği bir diğer sorun da kendi davetini reddeden müşrik Araplar, Yahudi kabileleri ve münafıklarla, müslüman topluluk arasındaki savaştı. Üçüncüsü, her şeyin ötesinde, O, kötü güçlerin tüm karşı çıkışlarına rağmen İslâm'ı yaymak ve gün geçtikçe daha çok kişiyi İslâm'a kavuşturmak zorundaydı.
Bu nedenle, bu surede Bakara suresinde verilenlerin devamı niteliğinde, İslâm toplumunu güçlendiren ve birbirine bağlama işlevini gören, ayrıntılı emir ve tavsiyeler yer alır. Aile kurumunun iyi işlemesi ve aile kavgalarını çözümlenmesini sağlayan prensipler öğretilir. Evlilik kuralları, karı ve kocanın karşılıklı ve eşit hakları belirlenir. Kadının toplumdaki statüsü ortaya konur ve yetimlerin haklarının ne olması gerektiği bildirilir; mirasın paylaştırılması için gerekli olan kanun ve düzenlemeler ortaya konur ve ekonomik faaliyetleri yeniden düzenleyen emirler verilir. Ceza hukukunun temelleri kurulur; içki içmek yasaklanır, temizlik ve paklıkla ilgili emirler verilir. Müslümanlara, salih bir insanın Allah'la ve diğer insanlarla nasıl bir ilişki içinde olması gerektiği öğretilir. İslâm toplumunda disiplinin sağlanması ve devam ettirilmesi için gerekli olan emirler verilir.
Müslümanlara ders vermek ve onların Ehli Kitabı takip etmemeleri konusunda uyarmak için, Ehli Kitabın ahlâkî ve dinî durumu tekrarlanır. Münafıkların durumu eleştirilir ve müslümanların onları gerçek müslümanlardan ayırdedebilmesini sağlamak için münafıklık ile gerçek imanın belirgin özellikleri anlatılır.
Uhud savaşı sonrasında ortaya çıkan durumu düzeltmek için, müslümanları düşmanlara karşı cesurca savaşmaya teşvik eden bölümler indirilmiştir. Çünkü savaştaki yenilgi, müşrik Arap kabilelerini, komşu Yahudi kabilelerini ve münafıkları çok cesaretlendirmişti ve bu düşman kabileler, müslümanları her taraftan tehdit ediyorlardı. Bu kritik durumda Allah müslümanlara cesaret verdi ve onlara bu tip savaş rüzgarları eserken gerekli olan emir ve tavsiyelerde bulundu.
Münafıklar ve imanı zayıf olan müslümanlar tarafından yayılan korkunç söylentilerin etkisini hafifletmek için, müminlere bu söylentilerin kaynağını iyice araştırmaları ve bunları sorumlu ve yetkili kişilere haber vermeleri tavsiye edilmektedir. Bunun yanısıra müminler, bazı seferler sırasında abdest almak vs. için gereken suyu bulamadıklarından dolayı namazlarını eda etmekte güçlük çekiyorlardı. Burada, bu gibi durumlarda temiz toprakla abdest almalarına (teyemmüm) ve namazı kısaltmalarına veya herhangi bir tehlikeyle karşı karşıya kaldıklarında "korku namazı" kılmalarına izin verilmektedir. Ayrıca surede kâfir ve çoğunlukla da düşman Arap kabileleri arasında yaşayan müminlerin problemleriyle ilgili çözümler ve emirler de getirilmektedir. Onlara, İslâm yurdu olan Medine'ye hicret etmeleri tavsiye edilmektedir.
Bu sure aynı zamanda, müslümanlarla yaptıkları barış anlaşmalarına rağmen, düşmanca ve haince davranışlarda bulunan Beni Nadir kabilesinin durumunu da ele alır. Bu Yahudi kabilesi açıkça İslâm düşmanlarının safında yer alıyor ve hatta Medine'de bile Hz. Peygamber'e (s.a) ve İslâm toplumuna karşı tuzaklar kuruyordu. Adı geçen kabile halkı bu tür haince davranışlarından dolayı sorguya çekilmiş ve tutumlarını değiştirmeleri için kendilerine son bir uyarı yapılmıştır. En sonunda da anlayışsızlık ve itaatsizlikleri nedeniyle Medine'den sürülmüşlerdir.
O dönemde çok belirgin olan münafıklar sorunu, müminleri çok meşgul ediyor ve onları zorluklar içinde bırakıyordu. Bu nedenle müslümanların onlarla uğraşmasını kolaylaştırmak için belirli kategorilere sokulmuşlardır.
Surede, kendileriyle savaş halinde olunmayan kabilelere karşı takınılması gereken tavır hakkında da, gereken direktifler açıkça gözler önüne serilmiştir. O dönemde gereken en önemli şey, müslümanları İslâm düşmanlarına karşı yapılan savaşa hazırlamaktı. Bu amaçla müslümanların şahsiyetlerinin oluşturulmasına çok büyük önem verilmiştir. Gerçek şu ki; küçücük İslâm toplumu ancak çok yüksek bir ahlâkî karaktere sahip olduğu zaman başarılı olabilir ve hayatını idame ettirebilirdi. Bu nedenle onlar çok yüksek bir ahlâkî karaktere sahip olmaları konusunda eğitiliyorlar ve herhangi bir manevî zayıflık gösterdiklerinde derhal uyarılıyorlardı.
Bu surede ahlâki ve sosyal düzenlemeler ele alınmış olmasına rağmen, İslâm'ın tebliğ edilmesine de gereken önem verilmiştir. Bir taraftan İslâm ahlâk ve kültürünün, Yahudi, Hıristiyan ve müşriklerin ahlâk ve kültüründen daha yüce olduğu ortaya konulurken, diğer taraftan da onları doğru yola davet ortamını hazırlamak için, yanlış dinî düşünceleri, hatalı ahlâk anlayışları ve kötü davranışları anlatılmaktadır.
ÖZET Konu: İslâm Toplumu'nun Takviye Edilmesi.
Bu surenin en önemli amacı, müslümanlara, bir topluluğu birleştirip güçlü ve küçük birimini oluşturan ailenin istikrarı için, gereken tavsiye ve direktifler verilmektedir. Daha sonra müminler kendilerini savunmaları konusunda teşvik edilmektedirler. Bunlarla birlikte onlara İslâm'ı tebliğ etmenin önemi de öğretilmektedir. Her şeyin ötesinde, en çok toplumu takviye etme ve birleştirme teması altında, ahlâkî karakterin yüksek ve güçlü olması gerektiği vurgulanmaktadır.
Konular ve Aralarındaki Bağlantı:
1-35 Karı ve koca için, aile hayatının düzenli ve güzel bir şekilde devam etmesini sağlayan dengeli, adil ve eşitlikçi kanun ve düzenlemeler ortaya konuyor. Mirasın paylaştırılmasıyla ilgili ayrıntılı belirlemeler yapılıyor ve yetimlerin hakkının korunmasına özel bir önem veriliyor.
36-42 Bu kanun ve düzenlemelere kolaylıkla uymayı sağlayacak olan ruhsal yapıyı oluşturmak için müslümanlara etraflarındaki herkese cömertlik göstermeleri ve bencillik, cimrilik ve hasislikten sakınmaları emrediliyor. Çünkü toplumun birbirine sımsıkı bağlanmasını ancak bu sağlayabilir ve aynı zamanda İslâm'ın tebliğini de kolaylaştırır.
43-Namazı eda etmeden önce yapılması gereken ruh ve beden temizliğinin yolları öğretiliyor. Çünkü namaz, ahlâkî ve sosyal düzenlemelerde en önemli rolü oynayan bir ibadettir.
44-57 Ahlâkî yönden hazırlandıktan sonra müslümanlara savunma ile ilgili emirler veriliyor. Öncelikle müslümanlar, bu yeni harekete karşı olan komşu Yahudi kabilelerinin düşmanca faaliyetleri ve gizli tuzaklarına karşı hazırlıklı olmaları bakımından uyarılıyorlar. İslâm'dan önce Medine halkı ile Yahudiler arasında varolan anlaşmanın ortaya çıkarabileceği bazı yanlış anlamalara meydan vermemek için böyle bir uyarı ve dikkat çekmek çok gerekliydi.
58-72 Daha sonra güven ve emanetlerini şerefli ve ehil kişilere vermeleri, doğru ve adil olanı işlemeleri, Allah'a, Rasûlü'ne (s.a) ve kendi içlerinden işlerini yapmak üzere seçtikleri kişilere itaat etmeleri ve anlaşmazlıklarının çözümü için Allah ve Rasûlü'ne (s.a) başvurmaları emrediliyor.Çünkü sadece bu tür bir davranış toplumun birlik ve bütünlüğünü sağlayabilir. Müminler bu yoldan saparlarsa ayrılık ve çözülme ile karşılaşacakları konusunda da uyarılmaktadırlar.
73-100 Bu ön hazırlığın sağlanmasından sonra, müminler yurtlarını savunmaya ve hiçbir korku ve zayıflık göstermeksizin Allah yolunda cesurca savaşmaya teşvik ediliyorlar. Aynı zamanda münafıklara karşı temkinli olmaları konusunda da uyarılıyorlar. Ard niyetli hilekârlarla çaresiz ve samimi müminleri ayıran kesin bir sınır çizgisi çekiliyor.
101-103 Burada tekrar, askeri seferler ve savaş sırasında namazın nasıl eda edileceği konusunda direktifler veriliyor, tehlike ve korku anında bile namazın önemini vurgulanıyor.
104 Diğer konuya geçmeden önce müslümanlar, savaşta hiçbir zayıflık göstermeksizin sebat etmeye teşvik ediliyorlar.
105-135 İslâm toplumunu güven içinde güçlü ve emin kılmak için müslümanlara adaleti çok iyi korumaları emrediliyor. Müslümanların, savaş halinde oldukları düşmanlar söz konusu olduğunda bile kesinlikle adil olmaları gerekmektedir. Karı ile koca arasındaki anlaşmazlıklar da adilce çözümlenmeli. Bunu becerebilmek için müminler inanç ve amellerini her türlü pisliklerden temizlemeli ve adaletin gerçek koruyucuları olmalıdırlar.
136-175 Savunma konusu tekrar ele alınarak, müslümanlar düşmanlarına karşı temkinli olmaları konusunda uyarılıyor. Onlara münafıkların, kâfirlerin ve Ehli Kitabın tuzaklarına karşı gerekli önlemleri almaları tavsiye ediliyor. Allah'a, vahye ve ölümden sonra dirilişe inanmak, her tür düşmana karşı kişiyi koruyacak tek silah olduğu için, müminler Allah'ın Rasûlü Hz. Muhammed'e (s.a) samimiyetle inanmalı ve O'na uymalıdırlar.
176 Bu ayette de 1-35. ayetlerde ele alınan aile hukukuna değinilse de, surenin sonuna sadece ilâve olarak eklenmiştir. Çünkü bu ayet, Nisa Suresi tam bir sure olarak vahyolunmadan çok ... önce nazil olmuştur.
Yâ eyyuhân nâsuttekû rabbekumullezî halakakum min nefsin vâhidetin ve halaka minhâ zevcehâ ve besse minhumâ ricâlen kesîran ve nisââ(nisâen), vettekûllâhellezî tesâelûne bihî vel erhâm(erhâme). İnnallâhe kâne aleykum rakîbâ(rakîben).
Ey insanlar, sizi bir tek nefis'ten (Adem'den) yaratan, ondan da eşini (Havva'yı) var eden ve ikisinden de, birçok erkekler ve kadınlar (Ademoğulları) türeten Rabbinizden korkun. (O'nun emirlerine ve yasaklarına karşı gelmekten, azabından sakının) Adını anarak birbirinizden dileklerde bulunduğunuz Allah'tan korkun, ve akrabalık bağlarını kırmaktan sakının! (Çünkü hepiniz bir babadan gelme kardeşlersiniz, kardeşlik haklarına saygı gösteriniz, haksızlık etmeyiniz, birbirinizle münasebetleri kesmeyiniz, konuşup anlaşınız, adaleti ayakta tutunuz., biliniz ki) Allah (kullarını her an) gözetleyendir! (Hepinizin işlediği amellerden haberdardır, O, amellerinize göre sizlere mükafat veya ceza verecektir)— O. Kuntman
Ve âtûl yetâmâ emvâlehum ve lâ tetebeddelûl habîse bit tayyîb(tayyîbi), ve lâ te’kulû emvâlehum ilâ emvâlikum. İnnehu kâne hûben kebîrâ(kebîran).
Yetimlere (ergenlik çağma eriştiklerinde) mallarını verin, temizi murdarla değişmeyin, (yetimlerden helal ve iyi şeyleri alıp, onlara haram ve kötü şeyleri vermeyin) ve onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Kuşkusuz böyle bir davranış büyük bir günahtır.— O. Kuntman
Ve in hıftum ellâ tuksitû fîl yetâmâ fenkihû mâ tâbe lekum minen nisâi mesnâ ve sulâse ve rubâa, fe in hıftum ellâ ta’dilû fe vâhideten ev mâ meleket eymânukum. Zâlike ednâ ellâ teûlû.
Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetim kızların haklarına riayet (mehirlerini verme, idarelerini temin) hususunda endişe ederseniz, (onların yerine) sizin için helal olan diğer kadınlardan, ikişer üçer veya dörder olmak üzere nikah edin. Şayet (bu suretle de) adaletli davranacağınızdan endişe ederseniz, bir tane ile yahut malik olduğunuz cariye ile yetinin. Böyle bir davranış adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.— O. Kuntman
Ve âtûn nisâe sadukâtihinne nıhleh(nıhleten). Fe in tıbne lekum an şey’in minhu nefsen fe kulûhu henîen merîâ(merîan).
(Aldığınız) Kadınların mehirlerini gönül hoşluğuyla verin, eğer onlar, ondan bir miktarını kendi arzularıyla size bağışlar ise onu (ev halkının geçimini sağlayan siz olduğunuz için) hiç çekinmeden afiyetle yeyin! (dilediğiniz şekilde sarfedin)— O. Kuntman
Ve lâ tu’tûs sufehâe emvâlekumulletî cealallâhu lekum kıyâmen verzukûhum fîhâ veksûhum ve kûlû lehum kavlen ma’rûfâ(ma’rûfen).
Allah'ın geçiminize ve idaresine memur kıldığı mallarınızı (çocuklarınızdan ve yetimlerden olsun) aklı zayıf olanlara vermeyin, o mallarla onları besleyin, giydirin, onlara güzel nasihatlarda bulunun.— O. Kuntman
Vebtelûl yetâmâ hattâ izâ belagûn nikâh(nikâha), fe in ânestum minhum ruşden fedfeû ileyhim emvâlehum, ve lâ te’kulûhâ isrâfen ve bidâren en yekberû. Ve men kâne ganiyyen felyesta’fif, ve men kâne fakîran felye’kul bil ma’rûf(ma’rûfi). Fe izâ defa’tum ileyhim emvâlehum fe eşhidû aleyhim. Ve kefâ billâhi hasîbâ(hasîben).
Yetimleri, evlilik çağma gelinceye kadar (gözetip) deneyin, eğer kendilerinde bir olgunluk (sorumluluk yüklenebilecek gelişme) görürseniz, o zaman mallarını kendilerine derhal teslim edin! Büyüyecekler (de mallarını elimizden alacaklar) diye o malları çar çur edip, tez elden yemeyin. (Velilerden) zengin olanı (yetimin malına muhtaç değilse, onun hissesini sarf etmekten) kaçınsın, fakir olanı ise (yetimin malından, zaruret miktarı kadar geçim için) harcasın. Yetimlere mallarım teslim edeceğiniz zaman da, onlara karşı şahit bulundurun, (böyle bir tedbir velileri töhmetten kurtarır) Hesap sorucu olarak (ise) Allah yeter.— O. Kuntman
Lir ricâli nasîbun mimmâ terakel vâlidâni vel akrabûne, ve lin nisâi nasîbun mimmâ terakel vâlidâni vel akrabûne mimmâ kalle minhu ev kesur(kesura). Nasîben mefrûdâ(mefrûdan).
Ana-baba ile yalan hısımların bıraktıklarından, erkeklere bir pay, kadınlara da (aynı şekilde) bir pay vardır, onların bırakılandan (mirastan) az olsun, çok olsun farz kılınmış birer nasipleri (payları) vardır, (hiçbiri bundan yoksun bırakılamaz)— O. Kuntman
Ve izâ hadaral kısmete ulûl kurbâ vel yetâmâ vel mesâkînu ferzukûhum minhu ve kûlû lehum kavlen ma’rûfâ(ma’rûfen).
Miras taksim olunurken, (varislerden olmayan) uzak hısımlar, yetimler ve yoksullar da (taksim esnasında) hazır bulunurlarsa, onlrın da (gönüllerini alarak) rızıklandırın (onlara münasip miktar yardımda bulunun) ve onlara güzel sözler söyleyin! (vereceğiniz malı nezaketle verin, azlığından dolayı özür dileyin)— O. Kuntman
Velyahşellezîne lev terakû min halfihim zurriyeten dıâfen hâfû aleyhim, felyettekûllâhe velyekûlû kavlen sedîdâ(sedîdan).
(Miras taksiminde kendilerine söz düşenler de) Arkalarında küçük, zayıf çocuklar bırakmış olsalardı onların hali nice olurdu? diye düşünerek (yetimlere haksızlık etmekten) çekinsinler, (yürekleri sızlasın da) Allah'tan korksunlar ve sözü doğru söylesinler.— O. Kuntman
İnnellezîne ye’kulûne emvâlel yetâmâ zulmen innemâ ye’kulûne fî butûnihim nârâ(nâran). Ve se yaslevne seîrâ(seîran).
Kuşkusuz, yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler ancak, karınlarını ateşle doldurmuş olurlar, (çünkü) onlar cehennemin, alevler saçan ateşine sokulacaklardır.— O. Kuntman
Yûsîkumullâhu fî evlâdikum liz zekeri mislu hazzıl unseyeyn(unseyeyni), fe in kunne nisâen fevkasneteyni fe lehunne sulusâ mâ terak(terake), ve in kânet vâhideten fe lehân nısf(nısfu). Ve li ebeveyhi li kulli vâhidin min humâs sudusu mimmâ terake in kâne lehu veled(veledun), fe in lem yekun lehu veledun ve varisehû ebevâhu fe li ummihis sulus(sulusu), fe in kâne lehû ıhvetun fe li ummihis sudusu, min ba’di vasiyyetin yûsî bihâ ev deyn(deynin). Âbâukum ve ebnâukum, lâ tedrûne eyyuhum akrabu lekum nef’â(nef’en), farîdaten minallâh(minallâhi). İnnallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen).
(Ey iman edenler) Allah size -miras hükümlerini- şöyle emreder: Çocuklarınız hakkında, oğula, kızın payının iki misli pay vardır. Eğer kız evlat ikiden fazla ise, terekenin üçte ikisi onlara aittir. Eğer bir tek kız ise ona da terekenin yarısı verilir, (ölenin) çocuğu varsa, ana ve babasından her birine terekenin altıda biri verilir. Çocuğu olmayıp da ona, ana ve babası mirasçı olduysa üçte biri anasınındır (geri kalanı da babasınındır, fakat) Bu hükümler ölenin vaktiyle yapmış olduğu vasiyetin yerine getirilmesinden ve onun borcunun ödenmesinden sonradır. Sizler babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin, fayda bakımından kendinize daha yakın olduğunu bilmezsiniz, (bu hüküm ve hisseler) Allah tarafından (üzerinize) farz kılınmıştır, şüphe yok ki Allah herşeyi hakkıyle bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.— O. Kuntman
Ve lekum nısfu mâ terake ezvâcukum in lem yekun lehunne veled(veledun), fe in kâne lehunne veledun fe lekumur rubuu mimmâ terakne min ba’di vasıyyetin yûsîne bihâ ev deyn(deynin). Ve lehunner rubuu mimmâ teraktum in lem yekun lekum veled(veledun), fe in kâne lekum veledun fe lehunnes sumunu mimmâ teraktum min ba’di vasıyyetin tûsûne bihâ ev deyn(deynin). Ve in kâne raculun yûrasu kelâleten ev imraetun ve lehû ahun ev uhtun fe li kulli vâhidin min humâs sudus(sudusu), fe in kânû eksera min zâlike fe hum şurakâu fîs sulusi min ba’di vasiyyetin yûsâ bihâ ev deynin gayra mudârr(mudârrin), vasıyyeten minallâh(minallâhi). Vallâhu alîmun halîm(halîmun).
(Vefat eden) Eşlerinizin çocuğu yoksa, terekenin yansı sizindir, eğer onların çocuğu varsa, size terekenin dörtte biri düşer, (fakat bu hisse) onların yapmış oldukları vasiyetten ve borcun ödemesinden sonradır. (Vefat eden siz iseniz ve) Eğer sizin çocuğunuz yoksa terekenin dörtte biri zevcelerinizindir, eğer çocuğunuz varsa -vasiyet ve borcun edasından sonra- terekenin sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkeğin veya kadının "Kelale" cihetinden mirasına konuluyor da (yani o kimsenin sağ olarak ne çocuğu ne de babası yok da) bir erkek veya kız kardeşi bulunuyorsa, onların her birine altıda bir hisse vardır, eğer daha fazla iseler (terekenin) üçte birinde ortaktırlar! (Bu taksim) Yapılmış olan ve borçtan sonra, kimse zarara uğramaksızın yapılacaktır. Bu hükümler Allah'tan size bir tavsiyedir, (mutlaka yerine getirilmelidir) Allah herşeyi hakkıyle bilendir ve ceza vermekte acele etmeyendir.— O. Kuntman
Tilke hudûdullâh(hudûdullâhi). Ve men yutııllâhe ve resûlehu yudhılhu cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ. Ve zâlikel fevzul azîm(azîmu).
İşte bunlar Allah'ın (koyduğu) sınırlardır! (Bu sınırların aşılmaması, emir ve yasaklarına uyulması gerekir) Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse (hükümlerine, emirlerine ve yasaklarına harfiyyen riayet ederse) Allah onu (ağaçlarının) altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, işte büyük kurtuluş budur.— O. Kuntman
Ve men ya’sıllâhe ve resûlehu ve yeteadde hudûdehu yudhılhu nâran hâliden fîhâ.Ve lehu azâbun muhîn(muhînun).
Kim de Allah'a ve Peygamberine isyan eder, (takdir buyurduğu) sınırları aşarsa, onu da (Allah Teala) -içinde sonsuza dek kalacağı- cehennem ateşine sokar ki, onun için alçaltıcı bir azap vardır.— O. Kuntman
Vellâtî ye’tînel fâhişete min nisâikum festeşhidû aleyhinne erbaaten minkum, fe in şehidû fe emsikûhunne fîl buyûti hattâ yeteveffâhunnel mevtu ev yec’alallâhu lehunne sebîlâ(sebîlen).
Eşlerinizden zina edenlere karşı aranızdan dört şahit getirin, eğer onlar şahitlik yaparlarsa, onları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlara bir yol açıncaya (Cenab-ı Hak'tan onlara ait cezayı hafifletir bir hüküm ininceye) kadar evlerde göz altında tutun! (İnsanlarla ihtilattan engelleyin nitekim Nur suresinin 2. ayeti inince bu hafifletme tahakkuk elmiş, bu ayetin hükmü nesh edilmiştir)— O. Kuntman
Vellezâni ye’tiyânihâ minkum fe âzûhumâ, fe in tâbâ ve aslehâ fe a’rıdû anhumâ. İnnallâhe kâne tevvâben rahîmâ(rahîmen).
İçinizden iki erkek zina (livata) yaparsa, her ikisine de eziyet veriniz (döğünüz) eğer tevbe edip, islah olurlarsa artık onlara eziyet etmekten vazgeçin. Allah, tevbeleri kabul eden ve merhametli olandır.— O. Kuntman
İnnemât tevbetu alâllâhi lillezîne ya’melûnes sûe bi cehâletin summe yetûbûne min karîbin fe ulâike yetûbullâhu aleyhim. Ve kânallâhu alîmen hakîmâ(hakîmen).
Ancak Allah'ın kabul edeceği tevbe, cahillik ile kötülük işleyip de (farkına vardığında) hemen tövbekar olanların tevbesidir; işte Allah o kimselerin tevbesini kabul eder. Allah, her şeyi hakkıyle bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.— O. Kuntman
Ve leysetit tevbetu lillezîne ya’melûnes seyyiât(seyyiâti), hattâ izâ hadara ehadehumul mevtu kâle innî tubtul’âne ve lâllezîne yemûtûne ve hum kuffâr(kuffârun). Ulâike a’tednâ lehum azâben elîmâ(elîmen).
Yoksa günah işleyip de, ancak kendisine ölüm gelip çattığı zaman: "Ben şimdi gerçekten tevbe ettim!" diyen kimselerin tevbesi kabul edilmez. (Aynı şekilde Firavun gibi) Kafirlerin son nefeslerinde ("imana geldim" diyerek) yaptığı tevbe de asla kabul edilmez. Biz onlar için çok çetin bir azap hazırlamışızdır.— O. Kuntman
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ yahıllu lekum en terisûn nisâe kerhâ(kerhen). Ve lâ ta’dulûhunne li tezhebû bi ba’dı mâ âteytumûhunne illâ en ye’tîne bi fâhışetin mubeyyineh(mubeyyinetin), ve âşirûhunne bil ma’rûf(ma’rûfi), fe in kerihtumûhunne fe asâ en tekrahû şey’en ve yec’alallâhu fîhi hayran kesîrâ(kesîran).
Ey iman edenler, kadınlara zorla varis olmaya kalkışmanız size helal değildir, apaçık bir hayasızlık etmedikçe, onlara verdiğiniz mehrin bir kısmını ele geçirmek için, onları sıkıştırmanız da helal değildir. Onlarla iyi geçinin, eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız ama, Allah onda -sizin için- birçok hayır takdir etmiş olur. (Size salih bir evlat nasip eder de, aranızda muhabbet doğurur)— O. Kuntman
Ve in eradtumustibdâle zevcin mekâne zevcin, ve âteytum ihdâhunne kıntâren fe lâ te’huzû minhu şey’â(şey’en). E te’huzûnehu buhtânen ve ismen mubînâ(mubînen).
Şayet bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, evvelkine yüklerle mehir vermiş olsanız bile ondan hiçbir şeyi geri almayın, (kendisine hem) Bir iftira ve açık günah yükler (hem de mehri) geri alır mısınız? (Bu size yakışır mı ki?)— O. Kuntman
Ve keyfe te’huzûnehu ve kad efdâ ba’dukum ilâ ba’dın ve ehazne minkum mîsâkan galîzâ(galîzan).
Vaktiyle siz birbirinizle kaynaşmıştınız (mutlu anlarınız olmuştu) ve onlar sizden kuvvetli bir teminat almıştı. Nasıl olur da verdiğinizi geri alabilirsiniz?— O. Kuntman
Ve lâ tenkihû mâ nekaha âbâukum minen nisâi, illâ mâ kad selef(selefe). İnnehu kâne fâhışeten ve maktâ(maktan). Ve sâe sebîlâ(sebîlen).
(Cahiliyet devrinde) Olanlar hariç, babalarınızın nikahladığı kadınlarla evlenmeyin, şüphe yok ki o, pek çirkindi, iğrenç idi, çok fena bir yoldu.— O. Kuntman
Hurrimet aleykum ummehâtukum ve benâtukum ve ehavâtukum ve ammâtukum ve halâtukum ve benâtul ahi ve benâtul uhti ve ummehâtukumullâtî erdâ’nekum ve ehavâtukum miner radâati ve ummehâtu nisâikum ve rabâibukumullâtî fî hucûrikum min nisâikumullâtî dehaltum bihinn(bihinne), fe in lem tekûnû dehaltum bihinne fe lâ cunâha aleykum, ve halâilu ebnâikumullezîne min aslâbikum, ve en tecmeû beynel uhteyni illâ mâ kad selef(selefe). İnnallâhe kâne gafûran rahîmâ(rahîmen).
(Ey iman edenler) Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, biraderinizin kızları, hemşirenizin kızları, sizi emziren süt analarınız, süt hemşireleriniz, eşlerinizin anaları ve zifafa girdiğiniz eşlerinizden olup, himayeniz altında bulunan üvey kızlarınızla evlenmeniz size haram kılındı, eğer üvey kızlarınızın analarıyle- henüz- zifafa girmemişseniz, onlarla evlenmenizde beis yoktur. Öz oğullarınızın eşleri ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi (bir nikahta birleştirerek) almanız da, aynı şekilde size haram kılındı, ancak cahiliye devrinde olan geçmiştir, şüphe yok ki Allah çok bağışlayandır ve çok merhametli olandır!— O. Kuntman
Vel muhsanâtu minen nisâi illâ mâ meleket eymânukum, kitâballâhi aleykum, ve uhille lekum mâ varâe zâlikum en tebtegû bi emvâlikum muhsinîne gayra musâfihîn(musâfihîne). Fe mâstemta’tum bihî minhunne fe âtûhunne ucûrehunne farîdah(farîdaten). Ve lâ cunâha aleykum fîmâ terâdaytum bihî min ba’dil farîdah(farîdati). İnnallâhe kâne alîmen hakîmâ(hakîmen).
Bir de -harp esiri olarak sahibi bulunduğunuz cariyeler hariç- evli kadınlarla evlenmeniz size haram kılındı, bütün bunlar Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların dışında kalanlar ile ise -iffetli olarak, zina etmeksizin yaşamak ve mallarınızla mehirlerini vermek- şartıyla evlenmek istemeniz size helal kılındı. O halde onlardan nikah ve faydalanmanıza karşılık, mehirlerini verin, o mehri takdir edip kesinleştikten sonra, (bir miktar indirim için) birbirinizi razı ederek anlaşmanızda üzerinize bir günah yoktur. Şüphe yok ki Allah, herşeyi hakkıyle bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.— O. Kuntman
Ve men lem yestetı’ minkum tavlen en yenkıhal muhsanâtil mu’minâti fe min mâ meleket eymânukum min feteyâtikumul mu’minât(mu’minâti). Vallâhu a’lemu bi îmânikum. Ba’dukum min ba’d(ba’dın), fenkihûhunne bi izni ehlihinne ve âtûhunne ucûrehunne bil ma’rûfi muhsanâtin gayra musâfihâtin ve lâ muttehızâti ahdân(ahdânin), fe izâ uhsinne fe in eteyne bi fâhışetin fe aleyhinne nısfu mâ alâl muhsanâti minel azâb(azâbi). Zâlike li men haşiyel anete minkum. Ve en tasbirû hayrun lekum. Vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
İçinizden biri (mehrini verip de) hür olan bir mümin kadını nikah etmeye yetecek bir zenginliğe sahip değilse, sahibi olan mümin bir cariyeyi, efendisinin rızasını alarak nikahlasın. (Çünkü cariyenin masrafı azdır, cariye nikahını bir zül telakki etmesin) Allah kullarının imanını (elbette) hakkıyle bilendir. Hepiniz aynı köktensiniz! (İnsanlık açısından aranızda bir fark yoktur, iyi niyetle onlarla evlenmek bir erkek için alçaklık sayılmaz, zina tehlikesi daha büyük bir alçaklıktır. Bazan bir cariyenin imanı zayıf olabileceği gibi, bazan kuvvetli de olabilir. Ancak, cariyeleri hür kadınlara tercih etmek de hür kadınların haklarına bir tecavüz sayılır. Onun için, hür bir kadınla evlenebilme gücüne sahip bir kimsenin, cariye ile evlenmesi de mekruh veya haramdır.) O halde -iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartıyla- sahiplerinin iznini alarak ve mehirlerini örfe göre vermek suretiyle onları nikahlayıp alın. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, o vakit hür kadınlar hakkında gerekli olan cezanın yansı kendilerine uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni) içinden, fazla mehir vermeye gücü yetmeyen ve (zina işleyerek) günaha girmekten korkanlar içindir, (metres ve dost tutma zinanın başka çeşididir) sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır ve çok merhametli olandır.— O. Kuntman
Yurîdullâhu li yubeyyine lekum ve yehdîyekum sunenellezîne min kablikum ve yetûbe aleykum. Vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Allah size (bilmediğiniz hükümleri) açıklamak, sizi, sizden evvelkilerin (peygamberlerine tabi olan salihlerin) yolunu göstermek ve tevbelerinizi kabul etmek ister. Allah, herşeyi hakkıyle bilendir hüküm ve hikmet sahibidir.— O. Kuntman
Vallâhu yurîdu en yetûbe aleykum ve yurîdullezîne yettebiûneş şehevâti en temîlû meylen azîmâ(azîmen).
Allah sizin tevbelerinizi kabul etmek ister, (oysa) şehvetlerine uyanlar, (kendileri gibi) sizin de büyük bir meyil ile (haram amellerde bulunarak, selamet ve hidayet yolundan) sapmanızı arzu ederler.— O. Kuntman
Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ te’kulû emvâlekum beynekum bil bâtılı, illâ en tekûne ticâraten an terâdın minkum, ve lâ taktulû enfusekum. İnnallâhe kâne bikum rahîmâ(rahîmen).
Ey iman edenler mallarınızı aranızda, -karşılıklı bir rızadan doğan ticaret hariç- batıl (haksızlık ve haram) yollarla yemeyin ve birbirinizi öldürmeyin, şüphe yok ki, Allah sizlere karşı çok merhametlidir.— O. Kuntman
Ve men yef’al zâlike udvânen ve zulmen fe sevfe nuslîhi nârâ(nâran). Ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîran).
Kim bunu (bu yasakları hiçe sayıp, haram yemeyi ve adam öldürmeyi) düşmanlık ve haksızlık ile yaparsa (bilmeli ki) ilerde biz onu cehenneme sokacağız, bu ise elbette Allah için çok kolaydır.— O. Kuntman
Sitemiz, ziyaretçi sayısını ölçmek için tarayıcınıza rastgele bir numara içeren bir çerez bırakır.
Reklam çerezi kullanmıyoruz, verilerinizi kimseyle paylaşmıyoruz.
Ayrıntılar