Adını, 9. âyette geçen ve aldanma, kâr-zarar manasına gelen "teğâbün" kelimesinden alır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Mukatil ve Kelbî'nin bu surenin bir kısmının Mekke'de diğer bir kısmının da Medine'de nazil olduğunu söylemelerine karşılık, İbn Abbas ve Ata bin Yessar ise, 13 ayetin Mekke'de, geri kalan ayetlerin ise, Medine'de nazil olduğunu söylemektedirler. Fakat müfessirlerin çoğu, bu sureyi Medeni olarak nitelemişlerdir. Surenin nüzul zamanını tayin etmemize yarayacak hiçbir ipucu bulunmamasına karşı, muhtevasından onun Medine'nin başlangıç dönemlerinde nazil olduğu anlaşılabilir. Bu bakımdan surenin uslûbu hem Mekki hem de Medeni ayetlerin uslûbuna benzemektedir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu surenin konusu, iman ve itaat etmeye çağrı ve güzel ahlâkın esasları ile ilgilidir. İlk dört ayette tüm insanlara seslenilirken, 5. ayetten 10. ayete kadar Kur'an'ın davetini reddeden kimselere, buradan surenin sonuna kadar da İslâm'ı kabul edenlere seslenilmiştir.
Tüm insanlara hitap edilirken, birkaç cümleyle şu 4 temel hakikat anlatılmıştır.
a) İçinde yaşamakta olduğunuz bu kainat sahipsiz değildir. Onun yaratıcısı ve idare edeni Mutlak Kadir olan Allah'tır. O'nun her tür noksanlıktan münezzeh olduğuna, kainattaki her zerre şehadet etmektedir.
b) Bu kainat amaçsız yaratılmamıştır, bilakis onun varlığı bir hikmete dayanmaktadır. Bu kainatın bir eğlence için yaratılmış olduğu ve böylece son bulacağı şeklindeki bir yanlış zanna sakın kapılmayın.
c) Allah sizleri en güzel şekilde yaratmış, küfür ve imanı seçmede serbest bırakmıştır. Elbette bu, maksatsız yapılmamıştır. Küfrü veya imanı seçtiğinizde sonuç farklı olacaktır. Allah size bu seçme hürriyetini vermek suretiyle bu hürriyeti nasıl kullanacağınızı, hakkı mı, batılı mı seçeceğinizi denemektedir.
d) Sizler, başıboş ve sorumsuz bırakıldığınızı zannetmeyin. En sonunda Allah'a dönecek ve o herşeyi Bilen'in huzuruna geleceksiniz. Hiçbir şeyiniz O'ndan gizli değildir. O sizin niyet ve hayallerinizi dahi bilir.
Kainat ve insan hakkında bu 4 temel hakikat beyan edildikten sonra, hitap, kafirlere çevrilmiştir. Onların dikkati insanlık tarihi üzerine çekilerek, dünyaya gelip, yükselen ve sonunda helak olan toplumlara değinilmiştir. İnsan aklı bu vakıayı nasıl açıklamaya çalışırsa çalışsın, Allah Teâlâ bunun iki temel nedene dayandığını beyan eder.
a) O toplumlara peygamberler gönderilmiş ve peygamberler onları doğru yola davet etmelerine rağmen, onlar bu daveti reddetmişlerdir. Bu inatçılıkları neticesinde, Allah onları kendi başlarına bırakmış ve onlar da kendi felsefelerine dayanarak bir dalâletten, diğerine sürüklenip durmuşlardır.
b) O toplumlar, hayatın dünyaya mahsus olduğunu ve hesap verecekleri başka bir dünyanın olmadığını sanarak, ahiret inancını reddetmişlerdir. Bu düşünceleri nedeniyle, tüm hayatları fesad olmuş ve dünyayı ancak Allah'ın, azabıyla temizleyebileceği bir pislikle doldurmuşlardır.
İnsanlık tarihindeki bu iki temel gerçeğin beyan edilmesi sonrasında kafirler, "Şayet sizler de kendi akibetinizin, önceki toplumlar gibi olmasını istemiyorsanız, Allah'ın 'Kur'an' olarak peygamberine inzal ettiği yol göstericiye tabi olun" denilerek uyarılmışlardır. Ayrıca önceki ve sonrakilerin bir araya toplanarak, herkesin yaptıklarının ortaya döküleceği o günün mutlaka geleceği konusunda da ikaz edilmişlerdir. Herkesin gelecekteki hayatı, dünyada yaptıkları dikkate alınarak takdir edilecektir. İman edip salih amel işleyenler ebedi Cennet hayatına hak kazanırlarken, inkar edip fesad işleyenler daimi Cehennem azabına müstehak olacaklardır.
Bu bölümden sonra, iman edenlere seslenilerek bazı talimatlar verilmiştir.
a) Dünyada hiçbir musibet Allah'ın izni olmaksızın insanın başına gelemez. Kötü şartlarda müminler sabırlı olmalı, sebat göstermelidirler. Allah sabredenleri kendi yoluna iletecektir. Bir kimse korku nedeniyle imanından dönse bile, Allah'ın izni olmaksızın kendine gelen musibetten kurtulamaz. Üstelik o kimse kendisini en büyük musibete sokmuş olur. En büyük musibet ise, Allah'ın hidayetinden mahrum olmaktan başka bir şey değildir.
b) Mümin iman etmekle herşeyin bittiğini sanmamalıdır. İman edildikten sonra Allah'a ve Rasulü'ne de itaat edilmesi gerekir. Allah'a itaatten yüz çeviren kimse, gelecek zararla ilgili tüm sorumluluğu üstüne almış demektir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a) , hakkı tebliğ ettikten sonra sorumluluğu o kimseye vermiştir.
c) Mümin kimse, sadece kendisine ve bir başkasının gücüne itimat etmez. O yalnızca Allah'a güvenir.
d) Bir mümin için mal, evlat, eş önemli birer imtihan sebebidirler. Çünkü bir mümini iman ve itaatten çoğunlukla bunlar alıkoyar. Bu bakımdan onlar, doğrudan veya dolaylı bunların kendilerini imandan ayırmaması için hassas olmaları gerektiği konusunda uyarılmışlardır. Yine müminler nefislerini mala tapma fitnesinden koruyabilmek için mallarını Allah yolunda sarf etmelidirler.
e) Her insan, gücü nisbetinde sorumluluk taşır. Allah hiçbir insandan gücü üstünde bir işi gerçekleştirmesini istemez. Ancak müminler, güçleri yettiğinde Allah korkusu içinde yaşamaya, söz, davranış ve münasebetlerinde, zaafları dolayısıyla Allah'ın hududunu çiğnememeye gayret göstermelidirler.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
64
Aldanış · Medine
التغابن
18
Sure Adı Açıklaması
Adını, 9. âyette geçen ve aldanma, kâr-zarar manasına gelen "teğâbün" kelimesinden alır.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Nüzul Zamanı
Mukatil ve Kelbî'nin bu surenin bir kısmının Mekke'de diğer bir kısmının da Medine'de nazil olduğunu söylemelerine karşılık, İbn Abbas ve Ata bin Yessar ise, 13 ayetin Mekke'de, geri kalan ayetlerin ise, Medine'de nazil olduğunu söylemektedirler. Fakat müfessirlerin çoğu, bu sureyi Medeni olarak nitelemişlerdir. Surenin nüzul zamanını tayin etmemize yarayacak hiçbir ipucu bulunmamasına karşı, muhtevasından onun Medine'nin başlangıç dönemlerinde nazil olduğu anlaşılabilir. Bu bakımdan surenin uslûbu hem Mekki hem de Medeni ayetlerin uslûbuna benzemektedir.
Kaynak: Ebu'l A'lâ Mevdûdî · Tefhîmu'l-Kur'an
Surenin Konusu
Bu surenin konusu, iman ve itaat etmeye çağrı ve güzel ahlâkın esasları ile ilgilidir. İlk dört ayette tüm insanlara seslenilirken, 5. ayetten 10. ayete kadar Kur'an'ın davetini reddeden kimselere, buradan surenin sonuna kadar da İslâm'ı kabul edenlere seslenilmiştir.
Tüm insanlara hitap edilirken, birkaç cümleyle şu 4 temel hakikat anlatılmıştır.
a) İçinde yaşamakta olduğunuz bu kainat sahipsiz değildir. Onun yaratıcısı ve idare edeni Mutlak Kadir olan Allah'tır. O'nun her tür noksanlıktan münezzeh olduğuna, kainattaki her zerre şehadet etmektedir.
b) Bu kainat amaçsız yaratılmamıştır, bilakis onun varlığı bir hikmete dayanmaktadır. Bu kainatın bir eğlence için yaratılmış olduğu ve böylece son bulacağı şeklindeki bir yanlış zanna sakın kapılmayın.
c) Allah sizleri en güzel şekilde yaratmış, küfür ve imanı seçmede serbest bırakmıştır. Elbette bu, maksatsız yapılmamıştır. Küfrü veya imanı seçtiğinizde sonuç farklı olacaktır. Allah size bu seçme hürriyetini vermek suretiyle bu hürriyeti nasıl kullanacağınızı, hakkı mı, batılı mı seçeceğinizi denemektedir.
d) Sizler, başıboş ve sorumsuz bırakıldığınızı zannetmeyin. En sonunda Allah'a dönecek ve o herşeyi Bilen'in huzuruna geleceksiniz. Hiçbir şeyiniz O'ndan gizli değildir. O sizin niyet ve hayallerinizi dahi bilir.
Kainat ve insan hakkında bu 4 temel hakikat beyan edildikten sonra, hitap, kafirlere çevrilmiştir. Onların dikkati insanlık tarihi üzerine çekilerek, dünyaya gelip, yükselen ve sonunda helak olan toplumlara değinilmiştir. İnsan aklı bu vakıayı nasıl açıklamaya çalışırsa çalışsın, Allah Teâlâ bunun iki temel nedene dayandığını beyan eder.
a) O toplumlara peygamberler gönderilmiş ve peygamberler onları doğru yola davet etmelerine rağmen, onlar bu daveti reddetmişlerdir. Bu inatçılıkları neticesinde, Allah onları kendi başlarına bırakmış ve onlar da kendi felsefelerine dayanarak bir dalâletten, diğerine sürüklenip durmuşlardır.
b) O toplumlar, hayatın dünyaya mahsus olduğunu ve hesap verecekleri başka bir dünyanın olmadığını sanarak, ahiret inancını reddetmişlerdir. Bu düşünceleri nedeniyle, tüm hayatları fesad olmuş ve dünyayı ancak Allah'ın, azabıyla temizleyebileceği bir pislikle doldurmuşlardır.
İnsanlık tarihindeki bu iki temel gerçeğin beyan edilmesi sonrasında kafirler, "Şayet sizler de kendi akibetinizin, önceki toplumlar gibi olmasını istemiyorsanız, Allah'ın 'Kur'an' olarak peygamberine inzal ettiği yol göstericiye tabi olun" denilerek uyarılmışlardır. Ayrıca önceki ve sonrakilerin bir araya toplanarak, herkesin yaptıklarının ortaya döküleceği o günün mutlaka geleceği konusunda da ikaz edilmişlerdir. Herkesin gelecekteki hayatı, dünyada yaptıkları dikkate alınarak takdir edilecektir. İman edip salih amel işleyenler ebedi Cennet hayatına hak kazanırlarken, inkar edip fesad işleyenler daimi Cehennem azabına müstehak olacaklardır.
Bu bölümden sonra, iman edenlere seslenilerek bazı talimatlar verilmiştir.
a) Dünyada hiçbir musibet Allah'ın izni olmaksızın insanın başına gelemez. Kötü şartlarda müminler sabırlı olmalı, sebat göstermelidirler. Allah sabredenleri kendi yoluna iletecektir. Bir kimse korku nedeniyle imanından dönse bile, Allah'ın izni olmaksızın kendine gelen musibetten kurtulamaz. Üstelik o kimse kendisini en büyük musibete sokmuş olur. En büyük musibet ise, Allah'ın hidayetinden mahrum olmaktan başka bir şey değildir.
b) Mümin iman etmekle herşeyin bittiğini sanmamalıdır. İman edildikten sonra Allah'a ve Rasulü'ne de itaat edilmesi gerekir. Allah'a itaatten yüz çeviren kimse, gelecek zararla ilgili tüm sorumluluğu üstüne almış demektir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a) , hakkı tebliğ ettikten sonra sorumluluğu o kimseye vermiştir.
c) Mümin kimse, sadece kendisine ve bir başkasının gücüne itimat etmez. O yalnızca Allah'a güvenir.
d) Bir mümin için mal, evlat, eş önemli birer imtihan sebebidirler. Çünkü bir mümini iman ve itaatten çoğunlukla bunlar alıkoyar. Bu bakımdan onlar, doğrudan veya dolaylı bunların kendilerini imandan ayırmaması için hassas olmaları gerektiği konusunda uyarılmışlardır. Yine müminler nefislerini mala tapma fitnesinden koruyabilmek için mallarını Allah yolunda sarf etmelidirler.
e) Her insan, gücü nisbetinde sorumluluk taşır. Allah hiçbir insandan gücü üstünde bir işi gerçekleştirmesini istemez. Ancak müminler, güçleri yettiğinde Allah korkusu içinde yaşamaya, söz, davranış ve münasebetlerinde, zaafları dolayısıyla Allah'ın hududunu çiğnememeye gayret göstermelidirler.
Huvellezî halakakum fe minkum kâfiru ve minkum mû'min(mû'minun), vallâhu bimâ ta’melûne basîr(basîrun).
O, sizi (selim bir fıtrat üzere) yaratandır. Böyle iken kiminiz kâfir, kiminiz de mümin oluyor! (*) Allah, her ne yaparsanız hepsini hakkıyle görendir.— O. Kuntman
Halakas semâvâti vel arda bil hakkı ve savverekum fe ahsene suverekum ve ileyhil masîr(masîru).
Gökleri ve yeri hak ve hikmetle yarattı. (Sizin yaratılışınız da hikmet üzeredir) Size suret verdi, suretlerinizi de en güzel şekilde yaptı. (Ruhundan üfleyerek sizi şerefli mahlûk yaptı, -diğer yaratıklarından farklı olarak- size cüz'i de olsa hür bir irade ihsan buyurdu, sizi yaptıklarınızdan sorumlu tuttu) Dönüş ancak O'nadır. (Yaptıklarınızın hesabını mutlaka vereceksiniz)— O. Kuntman
E lem ye’tikum nebeûllezîne keferû min kablu fe zâkû ve bâle emrihim ve lehum azâbun elîm(elîmun).
(Ey müşrikler, bu uyarılardan hâlâ ibret almayacak mısınız) Sizden önce (peygamberlerini) inkâr eden ümmetlerin haberi size erişmedi mi? Onlar -dünyada- yaptıklarının cezasını tattılar, onlara -ahirette de- çetin bir azap vardır.— O. Kuntman
Zâlike bi ennehu kânet te'tîhim rusuluhum bil beyyinâti fe kâlû e beşerun yehdûnenâ fe keferû ve tevellev vestagnâllâh(vestagnâllâhu), vallâhu ganiyyun hamîd(hamîdun).
Çünkü onlar -peygamberleri apaçık deliller getirdiği halde- "Bizi bir beşer mi doğru yola götürecekmiş?" dediler. Küfürde direndiler -imandan- yüz çevirdiler. Allah da hiç bir şeye muhtaç olmadığım gösterdi! (Onların ne imanlarına ne de kendilerine ihtiyacı olmadığını bildirdi, hepsini helâk etti, çünkü) Allah ganî'dir, (hiçbir şeye muhtaç değildir.) ve hamd'e layık olan da ancak O'dur.— O. Kuntman
Zeamellezîne keferû en len yub’asû, kul belâ ve rabbî le tub’asunne summe le tunebbeunne bimâ amiltum, ve zâlike alâllâhi yesîr(yesîrun).
O kâfirler, öldükten sonra asla diriltilmeyeceklerini de ileri sürdüler. (Ey Muhammed) De ki: "Hayır!.. (Gerçek öyle değildir) "Rabbime andolsun ki, muhakkak diriltileceksiniz sonra da, yaptıklarınız size bildirilecek ve cezasını çekeceksiniz; bu, Allah’a göre pek kolaydır."— O. Kuntman
Fe âmınû billâhi ve resûlihî ven nûrillezî enzelnâ, vallâhu bimâ ta’melûne habîr(habîrun).
(Ey müşrikler, bu uyarılardan ibret alın) Allah'a, peygamberine ve indirdiğimiz nûra (Kur’an’a) iman edin, Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.— O. Kuntman
Yevme yecmeukum li yevmil cem’i zâlike yevmut tegâbun(tegâbuni), ve men yû’min billâhi ve ya’mel sâlihan yukeffir anhu seyyiâtihî ve yudhılhu cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden), zâlikel fevzul azîm(azîmu).
(Biliniz ki) Mahşerde sizi topladığı gün, işte o gün, kimin aldandığının açığa çıkacağı gündür. Kim Allah'a inanır ve sâlih amel işlerse, Allah onun kötülüklerini örter ve onu, ağaçlarının altından ırmaklar akan- içinde sonsuza dek kalacakları- cennetlere sokar, işte en büyük kurtuluş budur!— O. Kuntman
Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbun nâri hâlidîne fîhâ ve bi’sel masîr(masîru).
Hakk’ı inkâr edip de ayetlerimizi yalan sayanlara gelince, işte onlardır cehennemlik olanlar. Sonsuza dek orada kalacaklardır, orası ne kadar kötü bir son duraktır.— O. Kuntman
Mâ esâbe min musîbetin illâ bi iznillâh(bi iznillâhi), ve men yu'min billâhi yehdi kalbeh(kalbehu), vallâhu bikulli şey'in alîm(alîmun).
(Ey iman edenler, Rabbinizin takdirine boyun eğin, başınıza bir bela gelse bile üzülmeyin çünkü) Allah’ın izni olmadıkça hiçbir musibet isabet etmez. (Her musibet ceza değildir. Rabbiniz, -kadere iman hususunda- sizleri sınamış olabilir) Kim Allah’a (gönülden) iman ederse, (başına bir musibet geldiğinde bunun, Rabbinin kaza ve kaderiyle olduğunu bilip sabreder, hükmüne teslim olursa) Allah onun kalbini doğruya götürür! Allah her şeyi hakkıyle bilendir.— O. Kuntman
Ve etîûllâhe ve etîûr resûl(resûle), fe in tevelleytum fe innemâ alâ resûlinel belâgul mubîn(mubînu).
Allah’a itaat edin, (hüküm, emir ve yasaklarına riayet edin) Peygambere de itaat edin. (Ona karşı gelmeyin, onun izinden gidin) Eğer yüz çevirirseniz, (itaat etmezseniz) Peygamberimize düşen görev, şüphe yok ki apaçık bir uyarmadır! (O halde itaatten ayrılmayın)— O. Kuntman
Yâ eyhuhellezîne âmenû inne min ezvâcikum ve evlâdikum aduvven lekum fahzerûhum, ve in ta’fû ve tasfehû ve tagfirû fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ey iman edenler, eşlerinizden ve evlatlarınızdan size düşmanlık edenler (din ve dünya işlerinde sizinle tartışanlar) da vardır, onlardan sakının. (Tedbirli bulunun, fazla zorlamayın) Eğer affeder, kusurlarını başlarına kakmaz bağışlarsanız, biliniz ki Allah çok bağışlayandır ve çok merhametli olandır!— O. Kuntman
İnnemâ emvalukum ve evlâdukum fitneh(fitnetun), vallâhu indehû ecrun azîm(azîmun).
Gerçek şu ki, mallarınız ve evlatlarınız sizin için bir imtihandır. (Sizi kendilerine tutkun edip, bir takım hayırlardan ve itaatlerden alıkoyan bir sınamadır, bunu hakkıyle başarırsanız) Allah katında elbette büyük bir mükâfat vardır.— O. Kuntman
Fettekûllâhe mesteta’tum vesmeû ve etîû ve enfikû hayren li enfusikum, ve men yûka şuhha nefsihî fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
O halde gücünüz yettiği kadar Allah'tan korkun! (Hüküm, emir ve yasaklarını) can kulağıyla dinleyin, itaat edin ve kendinizin hayrına olarak (Allah rızası için) harcamalarda bulunun. Kim böyle nefsinin cimriliğinden sakınırsa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.— O. Kuntman
Eğer Allah'a (gönül hoşluğuyla) ödünç verirseniz, (rızasını elde etmek için malınızı hayırlı işlerde harcarsanız) Allah onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar, Allah çok lütufta bulunan ve cezalandırmakta acele etmeyendir.— O. Kuntman
Gaybı ve aşikarı bilendir; hüküm ve hikmet sahibidir O!.— O. Kuntman
64:18
Yardımcı
Site kullanımı hakkında sorun
Sitemiz, ziyaretçi sayısını ölçmek için tarayıcınıza rastgele bir numara içeren bir çerez bırakır.
Reklam çerezi kullanmıyoruz, verilerinizi kimseyle paylaşmıyoruz.
Ayrıntılar